YAZAN Utku Çakır

Farklı dünyalar, farklı roller.

Deus Ex: Mankind Divided (Utku)

Adam “Metal Popo” Jansen’in, beyine bıçak sokmalı, havalandırma menfezlerinden çıkmalı maceralarının ikinci ayağı Mankind Divided son zamanlarda oynayabileceğiniz en iyi FPS/RYO deneyimlerinden birini sunmakta. 

Mankind Divided, ilk oyundaki olaylardan sonra, dünyanın geliştirilmiş ve geliştirilmemiş insanlar arasında bölündüğü bir zamanda geçmekte. Hikaye tam olarak ilk oyunun devamı olmasa da, seriye Mankind’la başlayacak oyuncular oyunun dünyası ve arka plan hikayesini anlamakta güçlük çekebilir. Fakat, hikaye falan umrumda değil ya da ilk oyunu oynadım zaten diyorsanız o halde Mankind Divided’a bir şans verin. Hikaye ilk oyun kadar iyi olmasa da, Jensen’ın zımpara kağıdı kalitesindeki ses tonuyla maceradan maceraya atlamak eskisi gibi zevkli.

Legend of Grimrock 2 (Eser)

Çocukluğunu benim gibi Dungeon Master'lar, Eye of the Beholder'lar gibi oyunlarla geçiren yaşlıları bu devirde bile eski günlere götürebilen bir türü, "dancın kurovlır da nesi" diye soracak oyunculara sevdirebilecek bir dungeon crawler oyunu yapmak muhtemelen çok zor işti ama Almost Human 2012 yılında Legend of Grimrock ile tam olarak bunu yaptı. Bununla da yetinmedi, ilk oyundan sadece iki sene sonra daha da güzel, daha da büyük, aynı Lands of Lore'u anımsatacak şekilde daha renkli ve daha açık bir oyunla karşımıza çıktı.

Dungeon crawler türünü diğer RYO'lardan ayıran en büyük özellik kare kare ilerliyor oluşumuz. Öyle etrafta 360 derece gezineyim diye bir şansımız yok, zaten türün tüm zevki de burada. Legend of Grimrock 2'de Nex ismindeki bir adadayız ve maceracılara birbirinden pis tuzaklar, bulmacalar ve yaratıklarla işkence yapmayı seven Island Master tarafından yönetilen bu adayı yenmeye çalışıyoruz. Üstelik bu türün en güzel yanlarından biri olan bulmacaların kalitesi de hayli yüksek. Ben de dungeon crawler türüyle tanışmak istiyorum derseniz bundan iyisini bulamazsınız, zaten hemen ardından eski oyunlara da bir göz atmak isteyeceksiniz.

Dragon Age: Inquisition (Utku)

Her ne kadar ilk Dragon Age hayranları için... İlginç bir oyun olsa da, seriye Inquisition’la merhaba diye oyuncular karşılarında kaliteli bir oyun bulacaklardır.

Dragon Age serisinin Inquisiton’la geldiği, aksiyon odaklı oynanış, zaten ikinci oyunda sinyallerini veriyordu. İlk oyunun hardcore-ryo yapısı, ardından geçen yıllar sonrası yerini taktiksel/bam güm arasında bir yerde duran Inquisiton’a bıraktı. Serinin tüm oyunlarında olduğu gibi kendine ait bir hikayeye sahip olduğu için rahatlıkla önceki oyunları oynamadan dalabileceğiniz Inquisition, beş tavşan kuyruğu, topla kafasındaki yan görevlerle biraz DVO yapısını andırsa da, en nihayetinde bir Dragon Age oyunu: Bolca aksiyon, onlarca saatlik diyalog, birbirinden farklı takım arkadaşları ve tabii ki bolca flört.

Tyranny (Eser)

Bu oyunun ismini bolca duyduğunuza eminim, hatta aklınızda "kötüyü oynadığımız oyun" olarak kalmış bile olabilir. Nasıl olmasın ki, oyunun neredeyse tüm duyuruları bu cümleyi kullandı. Hep düşündük ki kötülerin ordusundaki birini canlandıracağız, zalim olacağız, yaşasın kötülük nıhahaha. Belki o yüzden kanınız ısınmadı, uzak durdunuz.

Durun, gitmeyin, yanılıyorsunuz! Tyranny kötüyü oynamak zorunda olduğunuz bir oyun değil, Tyranny incecik detaylarla süslenmiş muazzam bir hikayeye sahip, sonlarına geldiğinde bitmemesini isteyeceğiniz bir Obsidian şaheseri. Kim demiş kötülük kazanıyor diye, dilerseniz iyi adam olabilir, kötülere isyan bayrağı kaldırabilirsiniz. İsterseniz tek mutlak gücün kendiniz olduğuna inanabilir, koskoca orduları birbirine düşürebilirsiniz. Ben bu oyunu rahatça bir CRPG klasiği olarak tanımlayabilirim çünkü Tyranny şimdiye kadar gördüğümüz en orijinal evrenlerden birine sahip olmakla kalmıyor, bunu aklınıza bile gelmeyecek ayrıntılar ve mekaniklerle süsleyerek ağzınızı açık bırakıyor.

Şu kadar söyleyeyim. Aralıksız Tyranny oynadığım iki haftanın ardından oyunu bitirince dört beş gün başka bir oyun açmak içimden gelmedi, kendimi oyunun dünyasına ve oynanışına o kadar kaptırmıştım yani. Gülmeyin, sizin de başınıza aynı şey gelecek.

Fallout 4 (Utku)

Aah Fallout 4, hop durun kaçmayın! Yine “New Vegas mı döver Fallout 3 mü?”, “Bethesda RYO yapmayı bilmiyor yav,” muhabbeti yapmayacağım söz. Fallout 4 bu listede çünkü o bir Fallout oyunu. Evet aslında iş bu kadar basit. Bu serinin herhangi bir oyununu oynadığınız zaman deneyimleyeceğiniz şeylerin hepsi Fallout 4’te de mevcut. Bethesda’nın yarattığı devasa dünyada kaybolmak ve her attığınız adımda farklı bir terk edilmiş mekan keşfetmek Fallout 4’te geçireceğiniz vaktin büyük bir kısmın kapsayacak.

Bu sefer Amerika Birleşik Devletleri’nin Boston şehrine gittiğimiz Fallout 4’te kendimizi The Institute, Brotherhood of Steel, The Railroad ve Minutemen adlarındaki dört fraksiyonun arasında buluyoruz. Klasik bir intikam alma hikayesi olan senaryonun esas parladığı noktaysa yan görevler ve NPC’lerin anlattığı hikayler oluyor tabii ki. E tabi bir Bethesda oyununu konuşuyorsak, kolay modlanabilir oluşundan bahsetmemek olmaz. Yayınlanan binlerce moddan kendinize bir potpuri yaratıp Fallout 4’ü baştan aşağıya değiştirebilirsiniz. Fakat modlamaya giriş yapmadan önce, Fallout 4’ün en iyi modlarından PILGRIM’in yapımcılarıyla gerçekleştirdiğimiz röportajı da okumayı unutmayın.

The Witcher 3

The Witcher 3’süz en iyi rol yapma oyunları listesi mi olur? Tabii ki olmaz. CD Projekt RED’in şaheseri, en güncel RYO’ları geçtim, gelmiş geçmiş en iyi oyunlar listesine bile girebilecek bir mirasa sahip.

The Witcher 3’le ilgili, daha önce söylenmemiş ne söyleyebilirim ki? Az önce baktım, Steam’e göre bu muhteşem oyuna 513 saatimi görmüşüm. Bu da demek oluyor ki hayatımın 21 tam gününü Temeria ve Skellige arasında mekik dokuyarak geçirmişim. Pişman mıyım? Tabii ki de hayır. Single-player oyunları teker teker oynayan biri değilim, daha önce yaptığım görevleri, öldürdüğüm düşmanları ve dinlediğim diyalogları tekrardan deneyimlemek canımı sıkıyor. Ama The Witcher 3’ün yan görevlerini ne kadar oynasam, Skellige’de Roach’un üstünde muhteşem müziklerin eşliğinde yavaş yavaş ne kadar yol alsam, Ciri’yle ne kadar kafa-kol kessem bıkmıyorum.

CD Projekt bizi Witcher’ın dünyasına ne zaman tekrar davet edecek kestirmek mümkün değil (Geralt’sız Witcher oynamak çok can yakacak…) ama kaliteli dünya inşası ve hikâye için önümüzde Cyberpunk 2077 var. 

İLGİLİ BÖLÜMLER