Dark Souls Serisinden Zorluklarıyla Ünlü 10 Boss

YAZAN Eser Güven

You died

 

5 - Lothric & Lorian

Özellikle de yüksek NG seviyelerinde bu ikiz prensleri Nameless King haricindeki diğer bosslardan daha zor bulduğumu söylemek zorundayım. Lothric Kalesinin tepesinde karşılaştığımız bu prenslerden Lothric alevlerde yanarak Ateş Çağı'nı devam ettirme görevini yerine getirmemiş, çünkü Kor Lordu olma fikrinden nefret ediyor ve bunu bir lanet olarak görüyor. Ama bu yüzden kardeşiyle birlikte lanetleniyorlar ve ayrılamaz hale geliyorlar.

İkilinin iyileşme yetenekleri, ışınlanmaları ve seri saldırıları benim diyen oyuncuya bile kök söktürebilecek zorlukta bir dövüş olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki aşamalı dövüşte ilk olarak Lorian'a karşı mücadele ediyor ve bizi tek vuruşta öldürebilen ışınına hedef olmamaya çalışıyoruz. İkinci aşamada ise devreye Lothric de giriyor ve ortada tam anlamıyla can pazarı yaşanıyor. From Software, Smough ve Ornstein'in başarısından sonra çeşitli defalar bu ikili boss mantığını denedi ve bence İkiz Prensler bunlar arasında en başarılı olanlardan biri.

4 - Darkeater Midir

Bence Ringed City DLC'sinin asıl boss'u budur. Tamam Slave Knight Gael de kolay bir dövüş sayılmaz ama ikisini yan yana koyduğumuzda Midir adamı canlı canlı yer diyorum, Gael Mael tanımaz yani. Darkeater Midir ile ilk önce normal biçimde karşılaşıyorduk. Tabi kafamızın üzerinden geçerken alevlerine kurban olduğumuz seferleri saymıyorum, bu ilk karşılaşmada da kayanın arkasında çok fazla saklanırsak alev kusan nefesiyle ayrıca tanışıyorduk. Buradaki galibiyetimiz aslında hiçbir şeydi, çünkü Midir aslında inine düşüyordu.

Archdragonların soyundan gelen ve bizzat Tanrıların elinde büyümüş olan Darkeater Midir'e ulaşmak kolay değildi. Gizli bir geçit sayesinde kendisine ulaştığımızda ise Dark Souls 3'ün en fazla sağlığa sahip olan boss'unun karşısında buluyorduk kendimizi. Üstelik normal hasar aldığı tek yeri kafasıydı, başka taraflarına vurmak kayaya vurmaktan farksızdı. Buna bir de son derece güçlü saldırılarını, devasa boyutu yüzünden kameranın pek işbirliğine yanaşmadığı anları ve dövüş ilerledikçe Abyss'in gücünü kullanarak kazandığı yeni yetenekleri eklediğimizde belki de DLC'de öldürmeyip pes edebileceğiniz tek boss bu olabilir diyorum.

3 - Fume Knight

Aslında Dark Souls 2 tam bir Şövalye cennetiydi ama aralarında biri vardı ki yanında diğerlerinin esamesi okunmaz: Crown of the Old Iron King DLC'sinin son bossu olan Fume Knight. Hatta öyle ki, bu DLC yayınlandığında herkesin ortak görüşü Dark Souls 2'nin en zor bossuyla karşı karşıya kaldıkları şeklindeydi. Sis kapısından içeri girmeden önce arenanın dışındaki heykelleri kırmayı akıl edemezseniz zaten imkansız bir boss ile karşılaşıyordunuz, çünkü olur da kendisini öldürecek kadar yaralamayı başarırsanız bu Ashen Idol heykelleri kendisini iyileştiriyordu.

Heykeller olmadan da zorluğu farklı değildi Fume Knight'ın. Dövüşün ilk aşaması zaten yeterince zor, oldukça sert vuran bir boss. Bu aşamada Long Sword ve Ultra Greatsword kullanarak bize ecel terleri döktüren Fume Knight'ın sağlığını yarıya indirdiğimizde Greatsword'unu karanlık büyüsüyle kaplıyor, arenanın çevresinde karanlık orblar oluşturabiliyor ve bu yeni yetenekleri sayesinde de zaten savuşturması zor olan saldırılarını bloklamanızın da önüne geçiyordu (hem ateş, hem karanlığa direnç göstermek zor iş). En ufak zamanlama hatasının ölümle eş anlamlı olduğu bu dövüş bence sonunda en büyük başarı hissini yaşatan dövüşlerin başında geliyor.

2 - Nameless King

Dark Souls 3'ün beni en çok heyecanlandıran kısmı Archdragon Peak'teki çanı çalıp karşımda Nameless King'i gördüğüm andı. Dark Souls lore'una ne büyük ilgi duyduğumu tarihçe yazılarımdan biliyorsunuz. Daha ilk oyunda bahsi geçen Gwyn'in adı bilinmeyen ilk oğluyla karşılaşmak ve bir gizemin çözülüğüne tanık olmak harika bir duyguydu. Ama bundan da iyisi, Nameless King'in adına yakışır zorluğuydu. Düşüncem hala daha değişmedi, iki DLC'nin ardından bile Nameless King'in Dark Souls 3'teki en zor boss olduğunu düşünüyorum.

Kendisiyle kapışmamızın ilk aşamasında bir ejderhanın üzerinde olduğu için aslında en büyük düşmanımız kamera açılarıydı desem yalan olmaz. Ejderhayı indirdikten sonra ise Nameless King'in asıl halini görüyorduk, öfkeden deliye dönmüş halini. Çok hızlı bir boss olmasa da vuruşlarının gücü aşırı kuvvetliydi, en ufak hatanızı affetmiyor, hatta tek hamlede işinizi bitirebiliyordu. Yıldırım saldırılarını saymıyorum bile. Kendisini Sunlight Medal toplamak için kullandığımdan bu dövüşü o kadar çok tekrarladım ki artık her hamlesini ezbere biliyorum, ama her seferinde de sunduğu zorluktan aynı derecede keyif aldığımı söylemek zorundayım.

1 - Ornstein & Smough

Dragonslayer Ornstein ve Executioner Smough sanırım bu serinin en çok bilinen, en ikonik bosslarından biri, daha doğrusu ikisi. Elbette şimdi bu ikilinin zorluk bakımından listede adı geçen bazı diğer bosslardan daha kolay olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama bu ikiliyi sona saklamamın nedenini açıklayayım.

Seriyi baştan beri oynuyorsanız zaten aslında boss mantığına alışmış oluyorsunuz. Dolayısıyla Dark Souls 2 veya Dark Souls 3'teki bosslar her ne kadar mekanik olarak yine çok zorlayıcı olsa da tekniği bildiğiniz için çözmeniz daha kolay oluyor. Ha tabi iş uygulamaya gelince aynı kolaylık olmuyor, o ayrı. Ama şimdi bugüne kadar edindiğiniz tecrübeleri bir kenara bırakın, ilk kez Dark Souls oynadığınızı düşünün. O sis kapısından geçiyor ve karşınızda Ornstein ve Smough'u buluyorsunuz: Karşılaştığımız ilk gerçek zor boss. Bu ikiliyle karşılaşınca ne olduğumuzu şaşırmıştık, buraya ulaşan tüm yeni oyuncuları anında yerin dibine gömüyorlardı çünkü.

Karşılaştığımız ilk gerçek 2'ye karşı 1 dövüş buydu (Bell Gargoyles'u saymıyorum çünkü sonuçta birbirlerinden farklı yeteneklere sahip değildiler). Ornstein hızlı ve çevik, Smough ise yavaş ama vurdu mu oturtan cinstendi. Bu ikiliyi çözmek yalnızca yetenek değil, sabır da gerektiriyordu. Bu dövüşün en unutulmaz yanı ise birisini öldürüp de işinizi kolaylaştırdığını düşündüğünüz anda diğerinin ölen dostunun güçlerini absorbe edişiydi. Bir anlık dikkat dağınıklığı sizi geldiğiniz bonfire'a geri postalayıverirdi. Benim için daima bir numara olacak dövüş bu işte.