YAZAN Ömer Akdağ

Deli işi.

 Bolca övgüsünü duydum, oynayanların bağımlısı oluşuna şahit oldum, özellikle Japonya’da nasıl bir fenomen haline geldiğini şaşkınlıkla izledim ama daha önce hiç Monster Hunter oynamadım. Ancak şimdi… Rüyalarında bile paso canavar kesen, bu satırları yazarken bile hangi silahın hangi versiyonu için nelerin lazım olduğunun hesap kitabını yapan biri olarak… anlıyorum. Tam bir hastalık, bir bağımlılık bu oyun. Uzak durunuz. Hayati tehlike mevcuttur.

Tabii dolayısıyla en baştan söyleyeyim ki önceki oyunlara göre neler değişmiş, neler farklı gibi şeylere pek değinemeyeceğim, seriye yeni bulaşmış birinin yorumlarını bulacaksınız aşağıda. Seri ilk kez bu derece global bir kitle hedefliyorken böylesi de daha iyi belki.

Olaya yabancı olanlar için bir “Nedir bu Monster Hunter?” girişi yapmak istiyorum. Kendisi bir aksiyon-RYO. Daha doğrusu RYO sosu bol bir aksiyon oyunu. RYO deyince çetrefilli bir hikâye, bolca diyalog gibi şeyler gelmiş olabilir aklınıza, öyle değil. Bir hikâyemiz mevcut, kendince hoş ama kahve kupası altlığı gibi daha çok, kendi halinde bir şey yani. Kompleks bir hikâye yok diye şikâyet etmeyeceğim ilginç bir oyun yalnız MHW. Bilakis, nasıl diyeyim, istediğiniz aksiyona istediğiniz şekilde istediğiniz zaman girebildiğiniz özgür bir yapıya sahip olduğu için, oyunu götüren şeyin hikâye olması yakışmazdı diye düşünüyorum. Böylesi daha iyi.

Olay aksiyon

MHW’nin aksiyonunun ne kadar tatmin edici olduğunu ve ne kadar büyük bir çeşitlilik barındırdığını sabaha kadar övebilirim. Bir kere kullandığınız silahın oynanışı bu derece direkt etkilediği bir oyun daha ben görmedim. Hafif silahla ağır silah arasındaki alışıldık “ağır ama güçlü, hızlı ama zayıf” mantığından çok daha başka bir şey buradaki. 14 silah var ve her biriyle stratejileriniz ve aldığınız hissiyat değişiyor. Ve silah kullanım hissiyatı mesela birçok aksiyon oyunundan temel olarak farklı. Atıyorum DMC’de, GoW’da vs. saldırılarınız tuşa bastığınız anda gerçekleşir veya kombolarınızı bölebilirsiniz malum. Silahlar uzvunuz gibidir yani, refleksler birincil derecede önemlidir. MHW’de öyle değil, silaha hükmedebilmek için çaba sarf etmeli, pratik yapmalısınız. Strateji refleksten daha ön planda.

Elbette kimi silahlar daha basit ama her birinin kendine has oynanış sunuyor oluşunu boşu boşuna tekrarlamıyorum. Aslında “şu tuşa basınca şöyle oluyor” falan filan gibi inceleme yazıları yazmayı sevmem ama bu oyun için özellikle öyle yapmam ve birkaç örnek vererek anlatmaya çalışmam şart: Mesela çift kılıç. Düz dalmanın dışında etkili kullanabilmek için Demon ve Archdemon modlarına alışmanız gerek. R2’ye bastığınızda Demon moduna giriyorsunuz, bu sırada dayanıklılığınız azalırken Archdemon barınız doluyor, o bar dolduğunda tekrar R2’ye basarak Archdemon modunu açıyorsunuz ve kombolarınızı iki mod arasında geçişler yaparak diziyorsunuz.

Veya ok-yay. Yani yayı çekersiniz, oku salarsınız, değil mi? Hepsi o değil işte burada. L2’yle nişan alıp R2’ye basılı tuttuğunuzda şarjlı vuruş gerçekleştiriyorsunuz öncelikle. Ama onun yerine R2’ye tekrar tekrar basıp ikinci ve üçüncü atışlarınızın giderek daha şarjlı olmasını da sağlayabilirsiniz. Şarjınızı kaybetmeden yuvarlakla enlemesine hasar veren bir saldırı daha yapmak, onu da havaya taş yağdıran bir balon atarak tamamlamak da mantıklı olabilir. Ha bir de nüansı daha var ok-yayın, nişan almış vaziyetteyken dodge yaparsanız hem dodge’unuz çok etkili oluyor hem de bir şarj kazanıyorsunuz. Bunları duruma göre birleştirebildiğinizdeyse, işte o zaman silahın keyfi çıkmaya başlıyor.

Ve bu bahsettiklerim en az komplike olanlardan. Mesela size bir de Insect Blade’den söz edeyim. Çok komplike, çok uzmanlık ve pratik istiyor ki çok istedim uğraşayım öğreneyim diye ama bir dahaki sefere artık. Kafayı yedim zaten MHW’yle, kenarda Dissidia ve Total War DLC’si bekliyor daha, onları da oynamak ister bu gönül (Rise of the Tomb Kings’i oyna Ömeeeeer! -Utku)

Insect Blade, Darth Maul’un kılıcı gibi iki ucu keskin bir değnek ve yerden güzel güzel komboları var. Ancak X’e bastığınızda havaya sıçrıyorsunuz ve havada ister yere inmemenizi sağlayan kombolarla dalın ve bu sayede canavarın saldırılarından daha kolay kaçının, ister canavarın üstüne binerek nevrini döndürün. Bu hava saldırıları ve manevraları yeterince zor değilmiş gibi bir de böcek olayı var silahın adından anlayabileceğiniz üzere. Canavarın üst, orta ve alt kısımlarına böcek atıp bu böcekleri geri çağırıp çeşitli buff’lar kazanabiliyorsunuz ve üç buff’ı da alırsanız özel moda girip coşuyorsunuz. Bir de bunun üstüne her attığınız böceğin kendi geliştirme ağacı olduğunu ekleyeyim mi? Sırf Insect Blade kadar gelişmiş ve ilginç bir silah kullanabildiğiniz komple başka bir oyun çıksa oynanışıyla övgü toplardı, öyle söyleyeyim.

Silahların özel vuruşlarını kullanmanın da özellikle çok çok tatlı olduğunu ekleyip silah övmeyi artık bırakayım bence. Ama cidden… Ok-yayla yaptığınız Dragon Piercer var mesela. Delici bir saldırı ve canavarın eline koluna yaparsanız pek anlamı yok. Ama mesela canavarın tam karşısındasınız diyelim. Karakteriniz okunu çıkarıyor, yere sürterek, kıvılcım çıkartarak süper şekil bir şekilde yaya takıyor, 3-4 saniye şarj ediyor ve oku bir salıyor, canavarın başından kuyruğuna kadar PATAPATAPATAPATA! Of o sesi duymak, o hasar puanlarını görmek ne kadar güzel bir his anlatamam… Çift kılıçla yerde kıvranan canavarın dibine geçip kılıç dansı yapmak, çekiçle şarj olup döne döne saldırıp kombonun yukarı doğru olan son vuruşunu canavarın çenesine geçirmek… Of ki ne of…

Avcılık iz sürmeyi de gerektirir

Silahlardan girdim bir gazla ama oyunun genel yapısından hiç bahsetmedim. MHW arada yaptığınız beş milyon tane şeyi saymazsanız sırayla boss kestiğimiz bir oyun. Birkaç hayli geniş haritamız var, bu haritalarda hedefimizin avını sürüyoruz, yolda bitki-maden falan topluyoruz, kurbanımızı bulup dalıyoruz, biraz kesiştikten sonra canavar kaçıyor, biraz daha iz sürüyoruz, tekrar buluyoruz, 1-2 posta dayaktan sonra bileti kesip eve dönüyoruz. Arada ufak tefek hayvanlar da var haritalarda ama özellikle onlarla ilgili bir göreviniz yoksa veya üzerlerinden düşen materyaller lazım değilse yanlarından yardırıp geçiyorsunuz. Olay oyunun içindeki 30 boss canavar yani.

Haritalar görsel olarak müthiş, canavarlar daha da müthiş. Böylesine detaylı tasarlanmış kudretli düşmanlarla kapışmanın verdiği keyif zaten bence teknolojinin ilerlemesinin oyunlara kattığı en önemli güzelliklerden. Bu arkadaşlarla ilgili tek eleştirebileceğim nokta: Sondaki birkaç canavarı saymazsak saldırı kalıpları birbirlerine fazla benziyor. Düzlemesine şarjlı saldırı, kuyrukla vurma, öndekini ısırma, etrafında dönme gibi gibi birkaç saldırı kalıbına alışınca başka canavarlar da tanıdık geliyor. Hani tabii mesela bir Dark Souls’lardaki gibi abartamaz MHW işi, kesiğimiz şeyler aşırı fantastik olmayan canavarlar, bir nevi hayvanlar nihayetinde. Ama mesela çaprazlamasına veya zigzag saldıranlar, diken atanlar vs. de olabilirdi, daha bir ciddi analiz etmemiz gerekirdi sıradaki düşmanı.

Bunun dışında şu iz sürme kısımlarında canımı sıkan şeyler oldu ama aslında uğraşana ilacı olan dertler bunlar. Mesela bazı canavarların çok fazla kaçması ve dakikalarca onları kovalamak can sıkıcı olabiliyor. Ama canavarı agrolayan bir kıyafet giyip kaçmasını engelleyebilir veya hava akımlarında süzülmeyi sağlayan bir başka kıyafetle haritada çok daha hızlı yol alabilirdim. Veya canavarlar haritalarda birbirleriyle de karşılaşabiliyorlar ve cidden çok epik oluyor iki (veya daha fazla) canavarın birbirine daldığı sahneler. En azından ilk 5-10 seferinde. Sonrasında hadi biri çekip gitse de işime baksam diye kenarda bekliyorsunuz. Araya dalmak da pek mantıklı değil takdir edersiniz ki. Ha orada da ne yapılabilir? Gitmesini istediğiniz düşmanın suratına dışkı atarsınız, kaçar gider. Oyun aslında canınızı sıkan noktaları kendinizce çözüme kavuşturma olanağı sunuyor bir şekilde genelde.

Alet edevat kullanımının da ayrı bir sürü stratejiye kapı açtığını da not etmiş olayım arada. Tuzaklar, menzilli silahlar için farklı mühimmat biçimleri, patlayıcılar, özel iksirler falan derken en zor savaşları bile doğru alet edevat kullanımıyla bayağı bir kolaylaştırmak mümkün. Veya en azından kazanılabilir seviyelere indirmek diyeyim, oyun bazen cidden zorlaşıyor çünkü. Özellikle oyunu solo bitirmek isteyen dostlara saygılarımı sunuyorum, ben zorlandığım an yardıma insan çağırdım. 4 kişi olunca canavarın canı belki biraz artıyor ama savaşların çok daha kolaylaştığı bir gerçek ki Capcom oyunu çoklu oyuncu oynansın diye tasarlamış, oyunun her yerinden belli oluyor bu. Ha, solocu cengaverler için imkânsız mı? Bizim Eren E. bitirdi solo valla, uğraşınca oluyor demek ki.

Bir ufak eleştirimi daha iliştireyim, oyunda görevler dışında diğer oyuncularla bir arada olup kaynaşmamız için hazırlanmış bir alan var, bayağı da tatlı bir yer ama hem buraya gitmek yükleme ekranı demek olduğundan, hem de şehirde yapabileceğimiz çoğu şeyi burada yapamadığımızdan kimse uğramıyor. Şehrin bizzat içinde oyuncularla karşılaşsak çok daha mantıklı olurdu. Belki ileri bir gündeki bir güncellemeye artık.