YAZAN Eser Güven

Bir vampir var benden içeri

Vampyr’de aynı Witcher 3’ü anımsatan bir rol yapma / araştırma yapısı var. Vampir görüşü moduna geçince kan lekelerini takip edebiliyor, insanların sağlıklarını ve bilgilerini görebiliyor, sizden bir şey saklıyorlarsa fark edebiliyorsunuz. Kişilerin hikayeleri, verdikleri görevler ve birbirleriyle aralarındaki ilişkileri ortaya çıkardığımız ‘vampir etkileyiciliğini kullanarak ağızdan laf alma’ kısımları çok iyi. Başta hiç sevmediğiniz birinin işlediği suçları oğlunun iyiliği için yaptığını öğreniyorsunuz mesela, ya da savaşa birlikte katılmış iki adamın aralarındaki duygusal ilişki suratınıza tokat gibi çarpıyor. Zevk için cinayet işleyeninden, masumların yakılmasını doğal karşılayan din adamlarına o kadar farklı karakterler var ki. Bunların hikayelerini tamamen ortaya çıkarmak oyunun en keyif veren yanlarından biri olmuş.

Oyunda karakterimizi geliştirmenin maalesef en etkili yolu insan öldürüp kan emmek. Zaten oyun da aralardaki ipuçlarında bunu söylüyor, bir vampir olarak güçlenmek istiyorsan iyiliği falan bir kenara bırakıp beslenmelisin. Şöyle ki mesela oyundaki bir bossu öldürünce 800xp alıyorsunuz, hikayesini tamamen bildiğiniz bir kişi ise öldürdüğünüz taktirde 4800xp kazandırabiliyor. Elbette hikayede ilerleyip görevler tamamladıkça da xp kazanıyoruz ama insan öldürmenin yanında bunların miktarı cidden az kalıyor. Oyunun sunduğu bu tercih olayını da sevdim ama ben, bir bölgedeki işim tamamen bittiğinde halk için iyi olmadığını düşündüğüm tipleri öldürdüm sadece. Örneğin ilk bölgedeki Clay Cox’u ancak her şeyini ortaya çıkardıktan sonra çektim kuytuya, doya doya içtim kanını. Bölgedeki işleriniz bitmeden cinayet işine girerseniz bölge sağlığı ciddi zarar görüyor ve o kaostan kurtulmak zorlaşıyor zaten.

Bu noktaya kadar oldukça parlak bir tablo çizdim, Vampyr tüm zamanların en iyi vampir oyunlarından biriymiş gibi oldu. Aslında olabilirdi de, ama maalesef Dontnod’un şu dövüş olaylarını becerebildiğini düşünmüyorum ben. Remember Me’nin de en çok eleştiri alan yanı dövüş mekanikleriydi, aynı sıkıntı ne yazık ki Vampyr’de de karşımıza çıkıyor.

Aslında dövüş mantığı hiç fena sayılmaz. Souls ekolünden gelen düşman odaklayarak ona saldırma mekaniğini ben gayet seviyorum. Düşmanlarla bire bir kapışırken de sorunları görmezden gelmek biraz daha mümkün. Eldeki silahla saldırma, sis olarak saldırılardan kaçma, o sırada diğer eldeki silah veya kazıkla düşmanın dayanıklılığını indirip kanını emme, dolan kan deposuyla özel vampir güçlerini kullanma vs derken aslında dövüşler teoride çok hoş bir koreografi gibi gerçekleşecek gibinize geliyor. Ancak dayanıklılık (stamina) o kadar ön planda ki, koreografiniz en güzel yerinde pat diye kesiliyor ve bu teklemeler tempoyu ciddi ölçüde yaralıyor.

Bu sıkıntı özellikle de karşıda 3-4 tane düşman varken iyice ayyuka çıkıyor. Hedeflemedeki başarısızlıklar, kameranın odaklanma sorunları, vuruş hissiyatının zayıflığı ve isabetsizliği ve çeşitli buglar dövüş anlarından keyif almayı ciddi biçimde etkileyen faktörler. Öyle ki bir süre sonra herkesi koşarak geçmeye çalışıyorsunuz, ‘hiç uğraşamam şimdi bunlarla dövüşmeye’ fikri ağır basıyor çünkü. Dontnod işin dövüş kısmını da becerseydi unutulmaz bir oyun olacaktı, ama bu haliyle dövüşler eğlenceden çok sıkıntı veriyor. Boss dövüşlerinin de pek orijinal olduğunu söyleyemeyeceğim.

Bunun dışında hiç mi sıkıntı yok? Olmaz olur mu? Beni en çok rahatsız eden diyalogdaki cümlelerin tamamını ekranda görememek oldu mesela. Cümleler (daha doğrusu altyazılar) ekranda ufak parçalar halinde yer alıyor ve hızlı okuyan biriyseniz ‘düğmeye basayım, bir sonraki cümleye geçeyim’ diye bir şansınız yok. Düğmeye bastığınız an ekranda henüz görmediğiniz altyazı da dahil olmak üzere tüm diyalog atlanıyor, en azından bir sonraki parçaya geçilmesi gerekirdi. Ayrıca oyunu gamepad dışında yollarla oynamak da sıkıntılı. Mesela diyalog sırasında gamepad kullanarak kamerayı oynatabiliyorsunuz, ama fare kullanarak bunu yapamıyorsunuz. Neden ki? En azından saklanma yerleri arasında hızlı-seyahat imkanı olmaması da çoğu zaman uzun mesafeleri tekrar tekrar kat etmeyi gerektiriyor ve hikayenin temposunu düşürüyor. Bunlar düzeltilmeyecek şeyler değil ama Dontnod’ın bunları baştan düşünmesi gerekirdi bence. Oyunda tek bir kayıt yapılması da farklı seçenekleri denemek isteyen oyuncuları üzecek muhtemelen.

Teknik sorunları bir kenara bıraktığınız taktirde karşınızda çok iyi bir oyun olduğunu tekrar etmeme gerek yok. Vampyr oyuncuya tam bir vampir fantazisi yaşatıyor. Yukarıda hızlıca bir araya getirdiğimz tarz sorunları olmasa gözü kapalı önerirdim, hatta daha da ileri giderek Vampyr’i kült bir oyun olarak da tanımlardım. Hikaye ve anlatım olarak oyunun harika olduğunu düşünüyorum ama iş oynanış mekaniklerine gelince benim diyen oyuncuyu bile soğutabilecek eksikliklerinin olduğunu görmezden gelmek maalesef zor. Buna bir de yüksek fiyatına ekleyince “gözüm kapalı öneriyorum” deme sorumluluğu biraz ağır olur, ama indirimde yakalarsanız o çok özlediğiniz vampirlik hissini yaşama fırsatını kaçırmayın derim.

İkinci Görüş - Utku

Eser'in yazdıklarına tamamı ile katılıyorum. Vampyr'i ben de kendisine hayran kalarak oynadım. Oyunda teknik sorunlar var ama AA oyunlar da tam bu işte. Vampyr, ne deli gibi bir bütçeye sahip, ne de iki kafadarın bodrum katlarında 4 yılda kodladıkları bir oyun. Ama finansal olarak kendini kurtarması için 6 milyon satma zorunluluğunun olmaması, geliştirici Dontnod'a hikâye anlamında deney yapacak cesareti vermiş. Her ne kadar oyun dünyasını 10 milyonlarca satan Call of Dutyler, GTAlar ayakta tutuyor olsa da ruhunu bu gibi orta karar oyunlar veriyor.

Vampyr'e ilk başladığımda kafamda beliren beklentilerimin karşılığını oyunun sonunda tam olarak aldım. Fakat beni en çok şaşırtan, oyunun alt metinleri ve teknik olarak 'önemsiz' olan karakterlerin hikâyeleri oldu. Vampyr dertleri ve anlatmak istedikleri olan bir oyun. Oyunun geçtiği 1918, belki şu an bizlere çok uzak gelse de aslında günümüzdeki problemlerin aynılarının yaşandığı bir yıl. Kadınların toplumdaki yeri ve oy verme hakları, gaylerin toplum tarafından afaroz edilmeleri, mültecilere köpek gibi davranılması, iş yerinde ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı gibi konular, Vampyr'in kafanıza kafanıza vurarak anlatmadığı (sana bakıyorum Detroit) ama sizden üzerlerinde düşünmenizi istediği sorunlardan sadece bazıları. Karakterlerle konuştukça, Londra'da yaşayan bu 30 küsür insanın her birinin hayatlarında farklı sorunlarla mücadele ettiklerini ve bazılarının bu sorunlara yenik düştüklerini göreceksiniz. Fakat siz bu hikâyeleri kendi hızınızda keşfedecek hatta çok derine inmezseniz kaçıracaksınız bile. İşte bana kalırsa Vampyr'i özel kılan da bu.

Artılar:

  • Jonathan Reid hikayesi ve iç çatışmalarıyla çok iyi bir ana karakter olmuş
  • Kendimizi gerçekten bir vampir gibi hissediyoruz
  • Vermek zorunda kaldığımız kararlar oldukça anlamlı
  • Bölge halkı menüsü ve aralarındaki ilişkiler yumağı çok iyi hazırlanmış
  • Gerek alt metinleri, gerek yan hikayeleri merak uyandırıcı

Eksiler:

  • Dövüş mekanikleri oyunun en zayıf yanı olarak karşımıza çıkıyor
  • Bazı yerlerde dudak senkronu bozuk, grafiksel bazı hatalar var
  • Hızlı seyahat olmaması biraz sıkıcı olmuş
  • Diyalogları parça parça geçmek mümkün değil
NOT: 8.2

 

Son Karar: Vampyr uzun zamandır hasretini çektiğimiz vampir temasını büyük bir başarıyla kullanan, yılın hit RYO'larından biri. Keşke Dontnod Entertainment dövüş mekaniklerini de daha iyi hale getirebilseydi, o zaman gerçek anlamda bir klasikle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirdim.

 

Oyunu, Türk Telekom faturanıza 12 ay taksit ile, Playstore'dan satın alabilirsiniz.