YAZAN Utku Çakır

The 2: Crew’in laneti.

 Lafı gevelemeye gerek yok, ilk The Crew inanılmaz tırt bir oyundu. Lise piyesi tadındaki hikâyesini bir kenara bırakıp, oynanışa ve dünya mühendisliğine odaklanmaya çalışsam da ne arabaları kullanmak zevkliydi, ne de açık dünyada bir yerden bir yere gitmek. Ama yine de Ubisoft’un The Crew 2’yi yaptığını duyduğumda heyecanlanmadım değil. Zira biliyorsunuz, Ubisoft son 3-4 yıldır çıkardığı oyunların arkasını toparlamasını bilen (The Division, Rainbow Six) ve ilk denemesinde batırdığı serileri ikinci denemesinde toparlayan (Watch Dogs) bir şirket oldu. Buna ek olarak bir de The Crew 2’nin kâğıt üzerinde verdiği sözlerin yerine getirilebilir kalibrede olduğunu düşündüğümde, ikinci oyuna umutlu bakmamak için hiçbir sebep yoktu.

İlk oyundaki hikâyeyi hatırlayanlar, bir üst paragrafta ‘tırt’ derken ne demek istediğimi iyi bilecektir. Yapımcı Ivory Tower da bunu farkında olacak ki The Crew 2’yi olabildiğince ‘orta’, kimseye laf etmeyen, hiçbir şeye karışmayan bir hikâye ile süslemiş. İsimsiz bir yarışçı olarak GoPro, pardon, LIVE kameralarının sponsorluğunda düzenlenen büyük yarış etkinliklerine katılmaya çalışıyoruz. Fakat modern dünyanın kralı artık Facebook, Twitter ve Instagram. Takipçisi olmayana ekmek vermiyorlar. Oyunun hikâyesi de burada dönüyor. Amacınız çeşitli disiplinlerde, onlarca farklı yarışı kazanarak ‘sosyal medyalarda’ (bir diğer adıyla, “facebook ve instagram’ para vermek istemedik”) takipçi kasmak. Her takipçi eşiğini geçtiğinizde az önce bahsettiğim büyük yarışlardan birini açıyorsunuz.

Oyunda; Street, Off-Road, Freestyle ve Pro Racing olmak üzere dört farklı ana disiplin var. Bunların altında da Drag, Hypercar, Powerboat, Drift de dâhil toplam 14 alt disiplin yer almakta. The Crew 2’de haritayı sadece araba içinde kat etmiyorsunuz. Elinizin altında akrobasi uçakları ve botlar da var. Oyunun en yenilikçi özelliği de bu üç araç türü arasında kesintisiz geçiş yapabilmeniz. Şöyle düşünün, oyun küçültülmüş bir A.B.D. haritasında geçiyor. Siz arabanızla bir şehirden diğerine giderken, karşınıza bir nehir çıkıyor. İsterseniz oyunun açık dünyasının getirdiği özgürlüğü kullanarak bu nehrin etrafından dolaşabilirsiniz. Ama esas zevkli olan, bu nehre tam hız dalmak ve son anda tek bir hareketle aracınızı bir bota çevirmek. Herhangi bir yükleme ekranı yok, her şey milisaniyeler içinde gerçekleşiyor. Ya da aynı şekilde uçağınızla havada süzülürken birden motosiklete geçiş yaparak yüzlerce metre öteden şehrin göbeğine düşebilirsiniz. Bu özgürlük, özellikle de açık dünyada çok işinize yarıyor.

Alt disiplinlerin çeşitliliği sağ olsun, her tür yarış sever The Crew 2'de zevk alacak bir şey bulabilir. Ben en çok Stret kategorisi altındaki disiplinlerden zevk alsam da, diğer üç kategoride de sevdiğim disiplinlere denk geldim. En nefret ettiklerimse akrobasi uçakları ve bot yarışları oldu. Yahu, uçuş simülatörleri hayranları dışında, herhangi bir oyunda uçak kullanmayı seven var mı? Bana çok gereksiz bir uğraş gibi geliyor. Hele bir de uçak kontrol etmeye hiç yatkın olmayan gamepad'lerle cebelleşmek tam bir zevk öldürücü. 

Eskiden Gran Turismo oyunları için ‘sanki hastanede yapılmış havası var’ derdim. Çünkü o seri bana her zaman çok steril gelirdi. Bu sözümü şimdi The Crew 2’ye emanet etmek istiyorum. Menülerinden, anlamsız hikâyesine; sabaha kadar boş yapan karakterlerinden, sanat tasarımına The Crew 2 bir tutku oyunundan çok, market araştırma anketlerinden çıkan sonuçlara göre tasarlanmış bir oyun havasına sahip. Hiçbir köşesi yok, hiçbir tarafı rakiplerinden önde değil. The Crew 2’yi özetlemek için diyebileceğim tek cümle ‘bu bir yarış oyunu’ olur. Ne eksik, ne fazla.

Tamam ince detayları geçelim, hikâyesini umursamayalım ve bir yarış oyununun %95’ini oluşturan yarış mekanikleri ve genel sürüş hissini bakalım o halde. Eğer aklınızda başka bir düşünce varsa diye en baştan söylüyorum, The Crew 2 safkan bir arcade oyunu. Bu oyunun simülasyonla ya da gerçekçi sürüş dinamikleriyle en ufak bir alakası yok. Eh, en nihayetinde bir parmak şaklatmasıyla uçaktan motosiklete dönüştüğünüzüz bir oyundan da farklı bir şey beklenmezdi herhalde.

Az önce bahsettiğim gibi, The Crew 2 farklı disiplinleriyle her oyuncuya farklı bir deneyim sunuyor. Fakat bu disiplinlerden birkaç tanesi hiç ilginizi çekmiyorsa, seviye atlamak için mecburen yapmak zorunda kalacağınız için canınız sıkılabilir. Yok eğer onlarla uğraşmayacağım diyorsanız, haritaya dağılmış hız tuzakları ya da yavaş yavaş büyüyen halkadan kaçış gibi farklı aktivitelere göz atabilirsiniz. Bunlar her ne kadar yarışlar kadar fazla kullanıcı kazandırtmasalar da emin olun, beşinci uçak yarış görevini yapmaktan bin kat daha iyilerdir.

Farklı arabalar, botlar ve uçakların hepsi birkaç ufak değişiklik dışında sürüş hissi anlamında birbirlerine benziyorlar. Motosikletler biraz sıkıntılı, onları kullanmak sanki yağda kayıyormuşsunuz hissi veriyor. Ama onun dışında herhangi bir sorun yok. The Crew 2’nin geneline yayılmış ‘sıradan’ ve ‘ortalama’ hissiyat, sürüş mekanikleri için de aynı şekilde geçerliliğini sürdürüyor.

Her yarışın kendi zorluk seviyesi var ve ideal olarak, o yarışa sokacağınız arabanın en azından o seviye ile eşit olması gerekiyor ama ben bir süre sonra arabalarımdan çok daha üst seviyedeki yarışları da kolaylıkla kazanmaya başladım. Eğer arabanız güçlü değilse galerilerden bir üst modellerini alabilirsiniz. Ama esas olarak yapacağınız şey, her ilk üçe girdiğiniz yarış sonrası kazandığınız parçalarla arabalarınızı güçlendirmek olacak. Bu parçaların seviyeleri, genel araba seviyenize oranlanıyor ve bazıları saf hız gibi özelliklerin yanında, ‘havada durduğunuz sürece nitronuz dolar’, ‘toprak pistte tutuş daha yüksek olur’ gibi ekstra özellikler de veriyor.

Kendi başınıza olduğunuz drift ya da rallyrush gibi yarışlar oldukça zevkli olsalar da Ivory Tower normal yarışlarda eşeğin kulağına su kaçırmış. Rubber-banding denilen, yarış oyunlarında farkı çok açtığınızda hile ve hurda ile yapay zekâ araçlarına birden 500 bastırıp yanınıza getiren rezil sistem, The Crew 2’nin yarışlarını da mahvediyor. Yarışlarda rakiplere erken fark atsınız da aynı şey oluyor, tampon tampona gitseniz de. Bu özellikle de pist yarışlarında çok belli olmakta. Daha açık yollara sahip ve kestirmeden gidebileceğiniz yarışlarda rakiplerinizi kesebiliyorsunuz. Ben bir yarışta, aynı zıplama platformunda arka arkaya üç defa birbirinin aynısı senaryo ile karşılaşınca e yuh artık dedim. Rubber-banding’e ek olarak ayrıca bot yarışlarında sizin botunuzu engelleyen ve hızınızı kıran yüksek dalgalar, yapay zekâyı hiçbir şekilde etkilemiyor. Yine aynı şekilde botla bir platformdan zıpladığınızda rakipleriniz hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ederken sizin botunuz yarım saniyelik hız kaybına uğruyor. Böyle çakallıklara ne gerek vardı sevgili Ivory Tower?

Ayrıca bir arcade oyunda, son 10-15 saniyeyi geri sarma özelliğinin olmamasını pek iyi karşılamam mümkün değil ama hadi buna geliştirici tercihi diyelim, çok umursamayalım fakat bu sefer de tam 35 dakika süren ve her bir saniyesini önde götürdüğüm bir yarışın son düzlüğünde betondan yapılma incecik bir ağaca çarpmam sonucu yarım saatten fazla emeğimin çöpe gitmesine ne diyeceğim?

En komiği ne biliyor musunuz, The Crew 2 sizden sisteminizin her daim online olmasını istiyor. Siz açık dünyada gezerken o sırada diğer oyuncuları da görebiliyorsunuz. Fakat internetten koptuğunuz anda, o an 35 dakikalık bir yarışta olun ya da olmayın, anında ana menüye geri atılıyorsunuz. Bu oyunun online olması zaten oyun deneyimine en ufak bir katkı sağlamıyor, bir de anında yarıştan atılmanız gerçekten küfür gibi. Eğer güvenilmez bir bağlantınız varsa The Crew 2’ye sakın bulaşmayın.

Ben oyunu Xbox One X'te oynadım. The Crew 2 orada 3200x1800 çözünürlüğünde, 30 fps'de çalışmaktaydı. PS4 Pro sahipleriyse oyunu biraz daha düşük 2816x1584 çözünürlüğüyle oynayabiliyor. Oyun her ne kadar grafik kalitesi açısından tatmin edici gözükse de sanat tasarımının çok tekdüze ve plastik.

Aslında eğer hem daha önce çıkan, hem de yakın zamanda çıkacak benzer oyunlar olmasa The Crew 2’yi bazı yarış severlere önerebilirdim ama Onrush, Wrechfest, Forza Horizon gibi oyunların olduğu bir markette The Crew 2’ye yüzlerce lira vermek biraz çılgınlık gibi sanki. Ama belli olmaz, biliyorsunuz Ubisoft oyunlarına çıkış sonrası destek vermeyi seven bir dağıtımcı, bakarsınız 1-1.5 sene sonrası The Crew 2 şu anki konumundan çok daha iyi bir yere gelebilir. Siz yine de şimdilik uzak durun.

Artılar:

  • Grafik kalitesi harika.
  • Bolca farklı disiplin var.
  • Araba ve özellikle ralli yarışları başarılı.

Eksiler:

  • Sanat tasarımı çok düz, şehirler plastik gibi.
  • Her zaman online olma zorunluğu saç baş yoldurtuyor.
  • Yapay zeka ve rubber-banding evlere şenlik.
  • Arcade yarış oyununda zamanı geri sarma olmaması nedir?
  • Oyunda ruh yok ruh!
NOT: 5

Son Karar: The Crew 2 kötü bir oyun değil ama ona yapacağınız maddi ve manevi yatırımı hak etmiyor. Bunu alacağınıza Wreckfest’i alın, Onrush’ı alın. Hatta en iyisi Forza Horizon 4’ü bekleyin.

 

Oyunu, Türk Telekom faturanıza 12 ay taksit ile, Playstore'dan satın alabilirsiniz.

İLGİLİ BÖLÜMLER