Red Dead Redemption 2 İnceleme - Rockstar'ın Yeni Başyapıtı

YAZAN Engin Vural

Bu hikayede herkese yetecek kadar kan ve gözyaşı var!

Kültür, sanat ve eğlence endüstrisi ilk gününden itibaren sürekli bir gelişim içerisinde şüphesiz. Bu gelişimi en yakından takip ettiğimiz alan görsel ürünlerin ortaya konulduğu alanlar oluyor büyük oranda. Haliyle sinema ve dizi sektörü bu konuda lokomotif vazifesini üstleniyor. En azından son yıllara kadar durum böyleydi. Burada bir değişimin işaretlerini almaya başladık. Henüz tahta oturduğunu söylemek için erken olsa da öncü rolüne ortaklığını ilan eden bir oyun sektörü var artık karşımızda. Nihayetinde "çocuk oyuncağı" sıfatından sıyrılıp zaman zaman "eğlence aracı", bazı anlarda da bir "sanat eseri" haline gelebilmeyi başaran oyunlar ile rüştünü ispat etti oyun sektörü. İşini iyi yapan şirketlerin ellerindeki imkanları azami ölçüde kullanıp ortaya koyduğu yapımlar, artık film ve diziler gibi "efsane" haline gelebiliyor, "başyapıt" olarak değerlendirilebiliyorlar. Filmler ile oyunlar arasındaki sınırı yıkıp endüstrinin en iyi anlatı örneklerinden birisi olmaya aday oyunlar görmeye başlıyoruz gün geçtikçe.

Bu kadar uzun bir girişi neden yaptım? Çünkü bu sıfatları bünyesinde taşıdığına ve oyun sektörünün yükseliş dönemi yıldızlarından birisi olduğuna en ufak bir şüphemin kalmadığını açık yüreklilikle söyleyebileceğim bir oyun var karşımızda. Red Dead Redemption 2, "başyapıt" olarak adlandırılacak bir oyunda yer alması gereken pek çok şeyi üst düzeyde, birkaç şeyi ise olması gerektiği kadar yapan, bir iki ufak sıkıntısı bulunmasına karşın filmin sonunda kendisini ayakta alkışlatacak bir usta işi. Üzerine konuşulacak, yazılacak, çizilecek tonlarca konu var ve ne yazık ki bu yazı bunların ancak çok kısıtlı bir kısmına değinebilecek. Umarım bu "tadımlık" değerlendirmeler, uzun zaman boyunca üzerine konuşacağımız konular için bir başlangıç olur.

O zaman buyurun hikayesiyle, karakterleriyle, sunduğu oyun tecrübesiyle RDR 2 yolculuğumuz başlasın! Yalnız baştan söyleyeyim, bu sefer daha farklı bir yolculuk söz konusu...

May I stand unshaken amidst a clash of worlds?

"New York Çeteleri"ni izlemiş miydiniz? Amerika bir dönüşümden geçmekte, bu dönüşüm New York'ta da tüm ağırlığıyla hissedilmekte ve şehrin sokaklarına hükmeden çetelerin iktidarları yavaş yavaş sarsılmaktadır. Bu çetelerden birisinin lideri karizmatik Bill "Kasap" Cutting'dir -ki bu rolü Daniel Day Lewis canlandırmıştır ve tek kelimeyle muhteşem bir oyunculuk sunar bizlere. Cutting; değişimin kaçınılmaz olduğunu görür, ama yine de kabullenmez, kabullenemez. Çetesini ayakta tutmak, krallığını korumak için elinden geleni yapmak niyetinde ve gayretindedir. "Yeni" ile "eski"nin çarpıştığı bu dünyada, kimin ayakta kalacağını belirleyecek çatışmada var gücüyle mücadele eder.

RDR 2'de de benzer bir tabloyla karşı karşıya kalmış bir çete lideri rolünde Dutch Van Der Linde'yi görürüz. 19. Yüzyıl sona ererken, Vahşi Batı ehlileştirilmekte, çetelerin dönemi yavaş yavaş kapanmaktadır. Ama Dutch, çetesini ayakta tutabilmek için her şeyi ama her şeyi yapmaya niyetli ve isteklidir. Yaklaşık 40 ila 50 saat sürecek bu macera boyunca, Van Der Linde çetesinin hayatta kalma mücadelesine ve üyelerinin yaşam öykülerine şahitlik ederiz. Amerika kendini yeniden tanımlarken, o büyük makinanın dişlileri arasında çiğnenip gidecekler mi yoksa hayatta kalıp geleceklerini hayal ettikleri gibi inşa edebilecekler midir? Oyunun etkileyici ara sahnelerinden birisine eşlik eden parçanın sözlerinde de dediği gibi, "Dünyalar çarpışırken sarsılmadan durabilecek, ayakta kalabilecek miyim?" hem hikayemizin esas oğlanı Arthur Morgan'ın hem de çetenin diğer üyelerinin cevabını aradıkları en temel soru olacak.

Yeni Dünyanın Eski Karakterleri

Sinema diline selam çakan bir hikâye anlatımı ile karşımıza çıkıyor RDR 2. O muhteşem Western filmlerine nazire yaparcasına hem "oyunculuklar" hem seslendirme ve müzikler kendine hayran bırakacak cinsten. Dünyası ve sunulan atmosfer de muazzam. Karakterlerin her birisi gerçekten de "karakter" sahibi gibi görünüyor ve hissettiriyorlar. Yolculuk boyunca bu karakterlerdeki değişimi de gözlemliyor, yol hikayesinin bir de dönüşüm hikayesi olduğuna şahitlik ediyorsunuz.

Başrolümüz, Van Der Linde Çetesi'nin usta silahşorlerinden Arthur Morgan ile ilk tanıştığınızda davranışlarını yadırgayabilir/yargılayabilir, düz adam sıfatını yapıştırabilirsiniz sorgusuz sualsiz (Çok insafsızsınız çünkü, sizi bilmem mi!). Ama bir süre sonra onu daha iyi anlamaya, duygularına ortak olmaya başladıkça, hikayesini öğrendikçe aranızda kuvvetli bir bağ kurulacak ve filmin esas adamına yolculuğu boyunca bazen gerilerek, bazen gülümseyerek, bazen hırslanarak, bazen de hüzünlenerek eşlik edeceksiniz. Başrolümüz, rolünün hakkını ziyadesiyle veriyor yani.

Duygu yoğunluğu üst düzeyde bir deneyim sunuyor RDR 2. Ve bu durum sadece yönettiğimiz karakter ile alakalı da değil üstelik. Çete üyeleriyle veya hikâyenin bir yerinde yolunuzun kesiştiği diğer kişilerle alakalı da benzer duygu ve düşüncelere kapıldığınızı göreceksiniz. Bu oyunun içerisinde yaşam var, o yaşamı sonuna kadar hissedip onun bir parçası haline gelmeniz işten bile değil.

 

Belki oyunu kısa bir süreye sığdırdığım için daha yoğun bir şekilde tecrübe etmiş olabilirim bu deneyimi. Ama ister 3 gün ister 3 hafta ister 3 ay sürsün, oyun tecrübeniz boyunca sizlerin de benzer hisleri yaşayacağınızı düşünüyorum. Çevrenize dikkatle baktığınızda, iyi izlediğinizde ana hikayenize çok dahil olmayan karakterlerde bile görebileceğiniz çok şey olacaktır. Reverend'ın sallantıda giden hayatı ve pişmanlığını, Molly'nin gözlerinde onu beklediği gibi sevmeyecek bir adama duyduğu karşılıksız sevgisinin içini nasıl kemirdiğini ve onu nasıl bir felakete sürüklemekte olduğunu, Charles'ın çifte dışlanmışlığını ve kendini ait hissedebileceği bir yere duyduğu özlemi, Micah'ın sizi çok defa ateşe sürükleyen, çeteyi felaketin sınırlarına taşıyan hırsı, açgözlülüğü ve düşüncesizliğini, Hosea'nın yılların getirdiği tecrübeyle çete için daha güvenli hareket yolları aramak konusundaki gayretini, Abigail'in oğlu Jack için duyduğu endişeyi ve çok daha fazlasını bulacaksınız. Dutch ise başlı başına ayrı bir hikâye olarak çıkacak karşınıza. Yolculuk boyunca ona karşı duygularınız çok dalgalı seyredebilir; ona saygı duyabilir, kızabilir, sempati besleyebilir, zaman zaman da kendisinden nefret edebilirsiniz. Ama oyuna ağırlığını koyan karakterlerden birisi olduğu bir gerçek.

Göğe Bakma Durağı...

Çevreye dikkatli baktığınızda fark edeceğiniz tek şey karakterlerimizin hikayeleri de olmayacak tabii ki. O uçsuz bucaksız görünen dağlar, tepeler, ovalar, ormanlar boyunca akıp giden doğal bir yaşam da var. Ayılar ve kurtlar baş belanız olabilir veya akşam yemeğiniz olacak bir geyik ya da tavşan çıkıverebilir karşınıza. Avladığınız bu hayvanların derisini satıp para kazanabilirsiniz, yenilebilir olanlarla açlığınızı dindirebilirsiniz. Hiç olmadı bir göl veya nehir kıyısında çıkartıp oltanızı, balık avlayabilir, kampınızın stoklarına bir de böyle katkı sunabilirsiniz. Tropik bir bölgeye misafir olduğunuzda papağanları, iguanaları görebilir, dağ tepelerine çıktığınızda yırtıcı kuşların yuvalarına denk gelebilir veya havada süzülen bir kartalı izleyerek manzaranın tadını çıkartabilirsiniz.

Manzara dediğimiz anda da bir başka konuyu açmış oluyoruz haliyle. Oyunun görsel yönden ne kadar kuvvetli bir yapım olduğunu görebileceğiniz alanlardan birisi de bu muhteşem manzaralar. İster bir tepeden önünüzde uzanan ovaya bakın, ister bir göl kenarında kendinizi suyun durgunluğuna verip kafanızı dağıtın, ister ormanda sisler içerisinde ilerleyin, ister at sırtında uzun yollar kat ederken sinematik görünüme geçip çevrenizdeki tarlalar, çöller, kasabalar, şehirler, dağlar, tepeler ne kadar manzara varsa bir film izler gibi izleyin. Böylece uzun yolculukların sıkıcı havasını üzerinizden atabilir, yeri geldiğinde çok güzel müziklerin eşlik ettiği karelerden kendi RDR2 klipinizi çıkartabilirsiniz!

 

Laf lafı açıyor işte, müzikler demişken oyunun sesler konusunda da başarılı bir performans ortaya koyduğunu belirtmeden geçmemek gerekir. Çatışma anlarında sizi gaza getirebilecek, gizli ilerlediğiniz anlarda gerilime katkı sunabilecek, duygu yoğunluğunun yüksek olduğu anlarda bu hislerinizi besleyecek müziklerle gayet başarılı bir iş ortaya konulmuş. Çevre sesleri konusunda da benzer bir performans ortaya konulduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Hayvan sesleri, suyun akışı, çatışmalar sırasında kurşunlar, etrafta kırılan, dökülen nesneler veya aklınıza gelebilecek herhangi bir ses efekti için tam olarak ne gerekiyorsa o yapılmış. Özellikle belirtilmesi gereken seslendirmeler var bir de. Karakterlerin seslendirmeleri tam olması gerektiği gibi, bir western filminde olduğunuzu hissettiriyor, atmosfere gerektiği gibi bir katkı sunuyor.

Bir Zamanlar Batı'da...

Tekrar başa dönmüş olduk; bu oyunun en güçlü olduğu yön tam olarak burası işte. Sizi bir western filminin içerisine yerleştiriyor, o filmde başroldesiniz ve tam anlamıyla o dünyanın bir parçası haline geliyorsunuz. Banka ve tren soygunları, kelle avcısı olmak veya kelle avcılarından kaçmak, çetelerle mücadeleler, düellolar, kavgalar, Vahşi Batı'nın olmazsa olmazı salonlarda yaşananlar, Kızılderililer, çeşit çeşit silahlar ve aklınıza gelebilecek daha ne kadar detay varsa oyunda mevcut. Bir western filminin olmazsa olmazı bazı sahnelere de yer verilmiş; 3 tarafın birbirine silah doğrulttuğu, tarafların kısık gözlerle diğerlerini süzdükleri ve sonunda silahların patlayıp ortalığın savaş alanına döndüğü sahneler gibi ("İyi, Kötü ve Çirkin" mi dedi birileri?)

 

Ve atlar tabii ki, RDR 2 hakkında konuşurken atlardan bahsetmezsek olmaz. Oyunun en çok konuşulan yönlerinden birisi oldu malumunuz hem detaylarına harcanan özenle hem de oyun içindeki rolleriyle. Normalde atlar hikâyenin öznesi gibi görülmeyebilir. Ama Vahşi Batı'da iseniz, bu filmin vazgeçilmezlerinden olduklarını da bilirsiniz. Nitekim oyunda da ulaşımın bir aracı olmanın ötesine taşınıyorlar. Atınız bir yol arkadaşı haline geliyor, aranızda bir bağ oluşuyor zamanla. Onunla ilgilendikçe size güveni ve bağlılığı artıyor, zor anlarınızda, mesela bir çatışmanın ortasında kaldığınızda bu bağın yansımalarını görebiliyorsunuz. Onun başına bir şey gelmesinden endişe ettiğiniz anlar da olacak, ona harcadığınız emeğin karşılığını aldığınız anlar da. Bu arada hangi atı seçeceğiniz de size kalmış. İster satın aldığınız bir at, ister bir çatışma sonrasında boşta gezdiğini gördüğünüz ve üzerine atlayıp kampa götürdüğünüz bir at, isterseniz ehlileştireceğiniz bir vahşi at ile devam edebilirsiniz yolunuza; tercih size kalmış. Ama ona dikkat etmeyi unutmayın, bakımını eksik etmeyin, biraz zaman harcayın onunla; karşılığını illa ki alacaksınız. Ve en sonunda bir kovboy için, Vahşi Batı'da bir silahşor için atının ne kadar değerli olabileceğini siz de tecrübe edeceksiniz.

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Oyunun içerisinde vurgulamak istediğim o kadar çok detay mevcut ki, bu yazının çok ama çok ötesine geçiyor. Bunları artık, sağda solda eş dost sohbetlerinde anlatıp içimi boşaltmaya çalışacağım:) Sokakta tanımadığınız biri sizi çevirip, "RDR 2 de şöyle de bir detay vardı, biliyor muydunuz?" diye sorarsa, bilin ki o benimdir:) Hikâye akışı içerisinde denk geleceğiniz "advertising" meselesi ve reklam dünyasına ilişkin yorumlar, alışveriş broşürlerinde yazılanlar, kadın hakları için yapılan yürüyüş, Romeo ve Juliet benzetmesi, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri hakkındaki ufak diyalog, "-Atsız araba yapılacakmış -Yıllardır hep söylenir, zor o biraz. Tekerlek icat edildiğinden beri hep aynı teraneler" benzeri konuşmalar, başarısız uçuş denemeleri (!), Amerikan İç Savaşı ve Kızılderili Savaşları ile ilgili bilgi kırıntıları gibi onlarca detay bulunuyor; hepsinin bir anlamı, hepsinin anlattığı bir şeyler var muhakkak. Mesele, bu anlatıya kulak vermekte.