YAZAN Emir Ataç

Geleceğimiz başlıyor.

Aynı oranda merak ve endişe ile beklenen Fallout 76 sonunda görücüye çıktı. Herkesi ters köşeye yatıran, kendisinden ne beklenmesi gerektiği tam olarak kestirilemeyen bir oyun Fallout 76. Haliyle de herkesin kafası biraz karışık, akıllar soru işaretleri ile dolu. Kısacası girişi kısa kesmekte fayda var, ne de olsa konuşacak çok şeyimiz var.

Take Me Home, Country Roads

Tüm ülkelerin, birbirleri üzerine nükleer bomba yağdırmasından sadece 25 yıl sonra, yani 2102 yılında başlıyor oyun. Diğer tüm Fallout oyunlarından da eski bir dönemi konu alan Fallout 76, Fallout 3 ve Fallout 4’un yaklaşık olarak iki yüzyıl kadar öncesinde geçiyor. Yine bir Bethesda oyunu olan The Elder Scrolls: Online’da da olduğu gibi sevilen rol yapma oyunlarının online versiyonlarında görmeye alışık olduğumuz bir tablo bu.

Bu durum sadece hikayeye değil, oyunun görselliğine de etki ediyor. Diğer Fallout oyunları sayesinde, yeryüzünün hem nükleer patlamalar hem de zamandan dolayı tahrip olmuş hallerini görmeye alışmıştık. Fallout 76 ise sadece patlamaların etkilerinin görülebildiği bir dünyada geçiyor, ortada zamanın çokça aşındırdığı tabiat yok. Bu anlaşılır bir durum, zira yıkılmış binalar sadece 25 yıldır o şekilde duruyorlar, diğer oyunlardaki gibi yüzyıllardır değil. Bizleri en son Fallout 4 ile Massachusetts’e götüren Bethesda, bu sefer West Virginia’yı kendine mesken seçmiş. Todd Howard, Fallout 76’in harita büyüklüğünün Fallout 4’un dört katı kadar olduğunu söylemişti. Her oyunsever gibi Howard’ın sözlerine temkinli yaklaşmayı uzun zaman önce öğrendiğim için bu sözlerden çok da etkilenmemiştim. Dört katı mı, üç katı mı bilemeyeceğim ancak Fallout 76’in haritası gerçekten de çok büyük. Oyun West Virginia’nın Appalachia bölgesinde geçtiği için haritanın büyük bir kısmını ormanlık alanlar kaplıyor. Bu durum ve oyunun geçtiği dönem nedeniyle, daha önceki oyunlardan hatırladığımız soluk renkli coğrafyalar bu sefer yerini biraz daha renkli bir dünyaya bırakmış. Renkli diyorum ancak maalesef canlı diyemiyorum. Coğrafya ne kadar renkli ise, bir o kadar da ölü. Bu durumun temel nedeni ise NPC yokluğu. Hatta NPC yokluğu sadece bu durumun değil, az sonra değineceğim gibi oyundaki birçok problemin de temel nedeni.

Fallout 4’da en eski sığınaklardan biri olarak bahsi geçen, Amerika’nın en parlak ve en iyi beyinlerinin toplandığı Vault 76’in bir sakini olarak başlıyoruz oyuna. Amacımız ise 25 yıllık bir aradan sonra kapılarını açan Vault 76’den çıkıp, harabeye dönmüş olan Amerika’yı yeniden medeniyete kavuşturmak. Ortamımız böyle. Oyun içerisindeki ana görevimiz ise Vault-Tec’ten aldığı direkt emir ile West Virginia’da bulunan üç nükleer bomba fırlatma tesisini ele geçirmeye çalışan Overseer’i bulup, ona yardım etmek.

Tipik bir Fallout oyunu başlangıcına sahip olduğunu söyleyebiliriz Fallout 76’in. Ayrıca daha önce işlenmemiş bir dönemde geçtiği için, oyunun hikayesi de kağıt üzerinde oldukça güzel duruyor. Özellikle de savaşın nasıl başladığı ile ilgili yeni detaylar keşfetmek Fallout meraklılarının hoşuna gidecektir. Ancak bu ve bunun gibi tüm detayları oyunda maalesef bazı robotlar haricinde herhangi bir NPC olmadığı için, sadece etrafta bulduğumuz metin ve ses kayıtları aracılığıyla keşfedebiliyoruz. Bu da hikaye anlatımına ve oyun deneyimine büyük ölçüde zarar veriyor. Bu durum hem oynanışı, hem de oyundan aldığınız tadı etkiliyor ama dinlemeyi ve okumayı sevenlerdenseniz, Fallout oyunlarına özgü mizah anlayışının ve yazım kalitesinin yine oralarda bir yerde olduğunu söyleyebilirim. Sadece bunlara ulaşmak için sizden daha fazla efor ve sabır talep ediliyor.

Diğer tüm Fallout oyunlarında olduğu gibi burada da yan görevler, ana görevlerden çok daha ilgi çekici. The Motherlode ve The Path to Enlightenment gibi oyunun hemen başlarında alabileceğiniz görevler bile Fallout 76’den, alışık olduğumuz tarzda bir Fallout keyfi almanın mümkün olduğunu kanıtlar nitelikte. Ancak maalesef sabırlı bir oyuncu değilseniz ve bulduğunuz her şeyi dinlemek ya da okumak gibi bir niyetiniz yoksa oyun sizi fena halde hayal kırıklığına uğratacak. Zira dinlemeyi ya da okumayı es geçtiğiniz en ufak detay, hikayeden tamamen kopmanıza neden olabilir. Bunun sonucu olarak da oyun size ne yaptığınızı bilmeden, haritada işaretlenmiş yerlere koşturup durmaktan başka bir şey sunmayacak maalesef.

Fallout 3’deki Rivet City ya da Fallout 4’daki Diamond City benzeri yerleşkelerin, NPC yokluğu nedeniyle maalesef Fallout 76’de bulunması mümkün değil. Gözleriniz boş yere aramasın. Bu tür yerleşkelerin eksikliği ile online oyuncu kalabalığı birleşince, bir online oyun için garip de olsa çok daha yalnız bir oyun deneyimi ortaya çıkmış oluyor. Harabeye dönmüş bir coğrafyada, çoktan ölmüş olan insanların hikayelerini, sadece yerde bulduklarımız üzerinden deneyimlemenin bir rol yapma oyunu için hiç de iyi sonuçları olmuyor. Çünkü her şeyin çoktan olup bitmişliği, size yapacağınız seçimlerin hiçbir etkiye sahip olmayacağı hissiyatını veriyor. Zaten oyunu oynadığım süre boyunca, kayda değer bir seçim yaptığımı da hatırlamıyorum. Bir Fallout oyunu olma, hatta her şeyden önce bir rol yapma oyunu olma iddiasındaki bir oyun için çok büyük bir günah bu.

Nükleer felaketi atlatan robotlar hariç, oyunda herhangi bir NPC olmaması hikaye açısından mantıklı olabilir. Ne de olsa böylesine büyük bir felaketten, sığınaklarda kalan insanlar, yani biz oyuncular haricinde pek fazla kurtulan olmasını beklemek çok da mantıklı değil. Ancak bu bir bahane olmamalı. Bizlere daha önce muhteşem hikayeleri, muhteşem oynanış mekanikleri ile sunmuş bir stüdyo, bu duruma da yaratıcı bir çözüm bulabilirdi elbette. Hatta bulmalıydı diyorum çünkü etkileşime geçebileceğiniz tüm insanların sadece oyuncular olması ve bu güruhun büyük bir bölümünün de rol yapma öğelerini hiçe sayarak oyun oynamaları Fallout evrenine zarar veriyor. Oyun safkan bir MMO tecrübesi olarak pazarlanmış ve tasarımı da ona göre yapılmış olsaydı, belki de sorun etmezdik ancak Fallout 4’a çokça benzeyen bu haliyle oyunun dünyası biraz eğreti duruyor. 

Eskici Geldi, Eskici

Rol yapma oyunlarını sevmemizin en önemli nedenlerinden biri bizleri keşfe teşvik etmeleridir hiç kuşkusuz. Fallout oyunlarında da bu hep böyleydi. Bir yerleşke ya da bina gördüğünüzde mutlaka içeriye bir göz atmak isterdiniz çünkü orada sizi ne gibi sürprizlerin bekleyeceğini kestirmek güçtür. Fallout 76’de ise durum böyle değil. Evet, etraf yine çer çöp dolu ve toplanabilecek bir ton eşya var. Buraya kadar her şey aynı. Ancak artık bir binaya girmek ya da etrafı araştırmak için tek motivasyonunuz, hayatta kalmanızı sağlayacak eşyalar bulabilmek. Elbette oyunun dünyası ile ilgili keşfedeceğiniz şeyler de olacak ancak kaset, mektup ya da not gibi şeylerden daha fazlasını beklemeyin. Kısacası etrafta dolanmanın, malzeme bulmak haricinde oyuncuyu ödüllendiren herhangi bir yanı yok.

İnsan Güruhu

Oyunun en büyük probleminin NPC yokluğu olduğunu söylemiştim, en büyük ikinci problemi ise diğer oyuncuların varlığı maalesef. Vault 76’in içerisinde başlayan tutorial kısmını atlatıp sığınağın dışına çıkar çıkmaz dört adet oyuncu ile karşılaştım. Bu karakterlerin her biri ayrı telden çalıyordu. Artık alışık olduğum için, olduğu yerde zıplayan oyuncuları göz ardı etmem kolay oldu. Ancak bizlere el sallayarak, rap müzik dinleten oyuncuyu kolay kolay unutamayacağım. Eğer siz de benim gibi rol yapma öğelerine önem veren oyunculardansanız, hemen sesli iletişim özelliklerini kapatmanızı tavsiye ediyorum. Zira bu gibi oyuncularla ileride daha çok karşılaşacaksınız. Rastgele oyuncular ile karşılaşmak da, birlikte görev yapmak da pek hoş bir tecrübe değildi benim için ancak bazı görevleri tamamlamak için başkalarıyla işbirliği yapmanız gerekli olabiliyor. Özellikle de zaman kısıtlaması olan ve tamamen aksiyona dayalı olan görevler için grup oluşturmanızı tavsiye ederim. Bu tür görevleri başkalarıyla yapmak keyifli olabiliyor, ayrıca bir gruba dahil olduğunuz sürece de daha fazla deneyim puanı kazanıyorsunuz.

Ana ve yan görevleri ise mutlaka tek başınıza yapmaya çalışın. Metin okumak ya da ses kaydı dinlemek gibi şeyler zaman aldığı için, grupta sabırsız takım arkadaşlarınız varsa, ya geride kalıyorsunuz ya da diğerlerine ayak uydurmaya çalıştığınız için hikayeyi anlamadan ilerlemek durumunda kalıyorsunuz. Bu acele hissiyatı da, dinleme ve okumanın böylesine önemli olduğu bir oyunda kafa dengi biri ile oynamadığınız sürece oyundan keyif almanıza engel oluyor. Hele bir de sesli iletişim opsiyonlarını kapatmadıysanız, diğer insanların sesleri arasında bir şey dinlemeye ya da okumaya çalışmak büyük bir azap haline dönüşebiliyor. Metin bazlı sohbet imkanı da oyunda henüz desteklenmediği için bu durum şimdilik çözümsüz görünüyor. Gerçi desteklenmeye başlansa bile, konsol oyuncuları için o da bir çözüm olmayacak. Online bir oyun için ise büyük sayılabilecek bir problem bu. Kısacası genel olarak oyunu diğer oyuncular ile birlikte oynamanın pek de keyifli olduğu söylenemez, tek başınıza takılmak çok daha iyi.

Yalnız Kurtlar

Sahi ya, bu oyun tek kişi de oynanabiliyordu, değil mi? Pete Hines, oyunu tek başına oynadığını ve bu şekilde oynamayı tercih ettiğini açıklamıştı. Peki o zaman, Fallout 76 neden online bir oyun? Aslında cevabı çok basit, bence Fallout 76 tam anlamıyla online bir oyun değil. Etrafta aynı anda bir sürü oyuncunun koşturabilmesi için, bazı özellikleri tıraşlanıp elden geçirilmiş olan tek kişilik bir Fallout oyunu bu. Yani Pete Hines oyunu tek kişi oynamakta haklıymış, oyunda uzunca bir süre geçirdikten sonra bu daha da net olarak anlaşılıyor. Zaten sadece Pete Hines değil, oyun da bizi tek kişi oynamaya teşvik ediyor. Yazının ilerideki kısımlarında değineceğim yetenek kartlarından biri olan Lone Wanderer kartı ise bunun kanıtı. Bu kart, oyunu tek kişi oynamak isteyenlere yardımcı olmak üzere tasarlanmış ve bu kartın sadece oyuna olan tepkileri azaltmak için koyulduğunu düşünmüyorum.

Her ne kadar tek başınıza takılabilseniz de, etrafta sizin gibi bir sürü yalnız kurdun olması ve sizlerle aynı görevleri yapmak için sırada bekliyor olması, size tek kişilik bir oyun oynamadığınızı da maalesef her daim hatırlatıyor. Ayrıca bu durumun en kötü yanı ise, diğer oyuncuların kullandığı terminalleri ya da hikayede ilerlemenizi sağlayan eşyaları kullanmak için sizden önce orada bulunan birileri varsa onların işlerini bitirmelerini beklemenizin gerekiyor olması. Ancak kendi barınağınızı oluşturup içini dilediğiniz gibi döşemenize izin veren C.A.M.P. sistemi sayesinde bir şeyler yaratmak, modifiye ya da tamir etmek diğer oyuncuların varlığına rağmen çok sorun değil. Zira dilediğiniz şeyi C.A.M.P. sistemi içerisinde yaratabileceğiniz için, kimseyi beklemek durumunda değilsiniz. Ancak barınağınızı da savunmasız bırakmamanız gerektiğini unutmayın.

 

Main, Side, Daily ve Event başlıkları altında birçok farklı görev çeşidi sunan Fallout 76’in içerisinde bir de Challenges bölümü var. Bunlar Bethesda tarafından önceden belirlenmiş olan, şu kadar yaratık öldür ya da toplamda şu kadar mekan keşfet gibi açıklamalara sahip olan görevler. Bu görevlerin gerekliliklerini yerine getirdikçe de Atomic Shop’un para birimi olan Atom kazanmaya başlıyorsunuz. Atom kazanmanın ise sadece iki yolu var ve diğer yol ise gerçek para harcamak. Atomic Shop’da son derece vasıfsız şeyler satılıyor ve bunların tümü de kozmetik ürünler. Fallout 76’de yepyeni bir yetenek kartı sistemi kullanıldığı düşünüldüğünde, Bethesda’nın Atomic Shop vasıtasıyla kart ya da oynanışa etki eden ürünler satmıyor oluşu sevindirici. Gerçi Star Wars: Battlefront II felaketinden sonra o yolu seçmeleri biraz cesaret isterdi.