YAZAN Ege Sağın

Yeni Nesil Bir Pokemon Deneyimi

98 yılında başlayan Pokemon sevdamdan asla vazgeçmedim. Çoğunluğun aksine reformist bir Pokemon sevdalısıyım. 22 yıl önce başlayan bir serinin hâlâ 22 yıl önceki teknolojinin ve oyun piyasası geleneklerinin boyunduruğunda ürünler çıkarması beni bir miktar rahatsız ediyordu. Yanlış anlamayın, savaş sistemi değişsin vb. diyecek değilim. Serinin tüm dengesi nesiller boyu aynı mekanikler üzerine kuruldu ama gelişen teknoloji sayesinde farklı yapılabilecek pek çok şey de var. İşte nihayet 22. Yılda spin-off oyunla bile olsa bu konuda bir şeyler yapıldı. Pokemon Let’s Go bu yüzden benim için çok özel bir oyun. Ne kadar casual da olsa, ne kadar fazla basit de olsa sonuç olarak ETRAFTA DOLAŞAN POKEMONLARI 3D OLARAK GÖREBİLİYORUZ! Oyunun ilk saatlerinde sık sık bulunduğum yerde öylece durup etrafta beliren Pokemonları izledim. 2019’daki ana seri RYO oyununda bunun devam edeceğine inanmasam bile artık tarih öncesinden kalma Stadium oyunlarından beri doğru düzgün 3D Pokemon gördüğümüz, o dünyanın daha gerçek olduğunu hissettiğimiz bir oyun çıkmıyordu. Neyse reformist hayıflanmalarımı bırakalım da oyuna bakalım…

Duyuruda logoyu ilk gördüğümde nihayet Switch’te şöyle sağlam grafikli bir Pokemon RYO’su göreceğiz diye çığlık atmamın ardından oyunun Pokemon GO promosyonlu, casual bir spin-off olduğunu gördüğümde bunlar öfke çığlıklarına dönüşmüştü. Vahşi Pokemonlarla savaşmayacağımızı duyduğumda ise artık titriyordum. Ah, o kadar yanılmışım ki… Oyunun belki de en güçlü yanı Pokemon yakalama sistemi. GO’daki gibi 3D Pokemon modeline top fırlatarak yakalamanın interaktif ve keyifli olmasını geçtim exp kasma ve shiny avlama açısından getirdiği yenilik muhteşem. Evet, Pokemon’un olayı dostlarımızı dövüştürmek olabilir ama level atlasınlar diye sürekli etrafta Pokemon dövmek, saldırıların PP’si bitince döven Pokemon’umuz 100 level bile olsa ether basmak ya da Pokemon merkezine gitmek sizce de artık biraz eskimedi mi? Hardcore-casual ayrımını yaparken hayatı kolaylaştıran her şeye casual diye çamur atma sıkıntısından biraz arınmak gerek. 100 level Pokemon ile exp-share açıp diğer 5 Pokemon level atlasın diye 50 level Chansey’leri defalarca dövmek yetenek, strateji vs. isteyen bir şey değil sonuçta. İşte Let’s Go’da bunun yerini yakalama komboları alıyor ve hem eşya kullanımıyla Pokemon merkezi ziyaretini kaldırıp hem de saldırı seçme vs. gibi fazladan tuşa basmaları ortadan kaldırarak zamandan kazandırıyor.

Pokemon GO hesabı bağlamak da özellikle Pokedex tamamlamak için çok faydalı olmuş. Oyunun en başından itibaren muhteşem takımlarla oynayamayın diye epey geç açılıyor. Fuschia City’deki Safari Zone’un yerini GO Park almış ve Pokemon GO’dan attığınız Pokemonları oraya girip yakalıyorsunuz. Mew hariç 152 Pokemon (Meltan ve Melmetal dahil) bu şekilde aktarılabiliyor. Üstelik tek hesap bağlamak gibi bir şart yok. Arkadaşlarınızdan Pokemon alabilirsiniz.

Yakalarsam…

Yakalama kombosu, oyunun en önemli mekaniği. Örneğin Viridian Forest’a girdiniz, etrafta Caterpie’ler, Pikachu’lar dolanıyor… Bir Pokemon belirliyorsunuz ve arka arkaya ondan yakalamaya başlıyorsunuz. Bu noktada Pokemonların etrafta 3D olarak gezmesinin ne kadar iyi bir fikir olduğu ortaya çıkıyor zira hem düşününce böylesi cidden daha gerçekçi hem de sürekli istenmeyen Pokemonlarla karşılaşıp dövüşten kaçmaya çalışmanıza gerek kalmıyor. Tek yapmanız gereken diğerlerine çarpmamaya dikkat ederek istediğiniz Pokemon’un üzerine gitmek. Aynı Pokemon’u arka arkaya yakaladıkça yakalama kombosu saymaya başlıyor ve bu değer arttıkça gerçekleşen birkaç şey var.

İlk olarak oyunda Pokemon yakalayarak exp kazanıyorsunuz ve kazandığınız exp puanı komboyla beraber artıyor. Böylece takımınızı gym liderleriyle savaşmaya daha rahat hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca oyun sonrası içerikte daha da yüksek seviyeler gerekirken Chansey kombosu yaparak defalarca gereksiz savaşlara girmeden takımı geliştirebilmek harika. Kombonun diğer bir özelliği, arttıkça yakaladığınız Pokemonlardan düşenlerin de artması. Pokemon GO’daki şekerler ve berry’ler buraya da eklenmiş. Şekerler Pokemonlarımızın özelliklerini potansiyellerinin de ötesine çıkarmaya yararken berry’ler ise GO’daki gibi yakalamayı kolaylaştırıyor.

Kombo arttıkça aynı zamanda yakaladığınız Pokemon’un garanti max IV sayısı da artıyor. Bir Pokemon’un altı kategorideki (sağlık, savunma, hız, saldırı, özel saldırı, özel savunma) gücünü belirleyen IV değerleri, rekabetçi oynanış için büyük önem taşıyor. İşte kombo arttıkça kademeli olarak maksimum değerde gelecek IV sayısı da artıyor. 30’u geçtikten sonra 4 özellikte artmayı bıraksa da 5 ya da 6 max IV’li rekabetçi Pokemon yakalama ihtimalinizi artırdığı bir gerçek. Son olarak, belki de en önemlisi, kombo yaptıkça hem o Pokemon’un hem de etraftaki diğerlerinin shiny(normalden farklı renk paletine sahip nadir Pokemonlar) olma ihtimali artıyor. Komboyu 31 yapınca maksimum ihtimale erişen bu sistem sayesinde shiny avlamak çok daha interaktif ve keyifli.

Bu noktada önemli bir eleştiri yapmak gerekiyor: Hareket algılama sistemi çok kötü. Game Freak adına utandıracak kadar kötü. Oyunun pazarlamasını Poke topu fırlatma hareketi üzerinden yapıp da bu kadar kötü bir hareket algılama sistemiyle oyunu çıkarmak rezillik. TV ekranında oynamak çok güzel, Poke topu fırlatmak da eğlenceli ama Pokemon ekranın ortasından uzaklaştı mı sorunlar başlıyor. Net bir biçimde kolumu sağa savururken sol köşeye giden toplar mı dersiniz, hadi o olmadı ortaya gidenler mi? O anda oyunun tüm büyüsü kayboluyor. Özellikle kombo ile exp ya da shiny kasarken taşınabilir modda oynamanızı öneririm. Öyle hedef almak çok daha kolay.

 

Savaş Sanatı

Pokemonları savaştırmadan Pokemon oyunu olmaz. Vahşi Pokemonlarla savaşların kalkması çok hoşuma gitse de serinin olayı bu dostlarımızı savaştırmak. Bu yüzden etrafta karşılaştığımız Pokemon antrenörü sayısı, yeniden yapımı olduğu 1. nesil Pokemon oyunlarına göre biraz artırılmış. Bu temelde iyi görünse de aynı yolda ve özellikle Silph Co binasında birbirinin aynı takımlara sahip yirmi kişiyle savaşmak çok ama ÇOK can sıkıcı olabiliyor. Silph Co binasını bitirmeye çalışırken yaşam enerjimin giderek çekildiğini hissettim. Keşke daha çeşitli takımlar koysalarmış…

Gym savaşları bir değişikliğe uğramadan devam ediyor ama son nesillerin kazanımları savaş konusunda ortadan kalkmış. Yeni oyuncuları Pokemon ile tanıştırmak amacıyla geliştirilen bir oyun olduğu için yapılan bu değişiklik mevcut hayranlar açısından oyunun ömrünü kısaltıyor. Nature sistemi hâlâ duruyor ama hem ability’ler hem de Pokemon’ların tutabildikleri eşyalar kaldırılmış. Bu da savaşlardaki stratejik çeşitliliği çok zayıflatıyor. Ayrıca özellikle Pokemon tipiniz avantajlıysa (Ateşe karşı su gibi) saldırılarınız alıştığımızdan da fazla hasar vuruyor. Yani epey kolay bir savaş sistemi olduğunu söyleyebiliriz. Neyse ki oyun sonrası içerikte biraz daha sağlam savaşlar var.

Bakmaya Doyamadım Gözlerine

Oyun iki sürümle piyasaya çıktı: Pikachu ve Eevee. Hangi sürümü alırsanız maceranıza o Pokemon’la başlıyorsunuz ve partinizden çıkarsanız bile partner Pokemon’unuz omzunuzda oturup maceranıza eşlik ediyor. Ayrıca aranızdaki bağ arttıkça daha sık ve daha güçlü şekilde özel saldırı kullanabiliyor. Aktif olarak sahadalarsa, gücü aranızdaki bağla artan birer saldırı kullandıkları gibi sahada hatta partide değilken bile aktif Pokemon’unuzun özelliklerini tümden artıran bir destek hamlesi kullanabiliyorlar. Maskot oldukları için evrimleşmeyi de reddeden dostlarımıza bazı özel saldırılar öğretebiliyoruz. Uçan balonlarla havalanıp uçan tipte saldırı yapmalarını ya da sörf tahtasıyla su tipi saldırı yapmalarını izlemek çok keyifli. Üstelik ciddi bir çeşitlilik de sağlıyor. Her özelliği direkt max IV olarak başlayan partner Pokemon’unuzla seviyesi tutan her rakibi yenebilmeniz mümkün. Bu arada farklı tiplere evrimleşebildiği için olsa gerek Eevee’nin öğrenebildiği özel saldırı sayısı daha fazla.

Partner Pokemon’unuzunla ilişkiniz bununla sınırlı değil. O da sizin gibi kıyafet giyebiliyor, pek çok aksesuar takabiliyor ve eğer Switch’i taşınabilir modda kullanırsanız onu sevdiğiniz ekranda saç modelini de değiştirebiliyorsunuz. Bu sevme ekranı zaten muhteşem bir şey. Switch’in gücünden faydalanılarak özenle modellenen partner Pokemonların o kadar çok animasyonları var ki insan hayret ediyor. O ekrana girdiğinizde partneriniz bazen garip suratlar yapabiliyor, bazen sinirli ya da korkmuş oluyor. Sonra kafasını vs. okşayarak onu neşelendiriyorsunuz. Animedeki seslerini çıkarmaları da cabası. O kadar tatlılar ki sevip sevip “KURRRRBAN OLURUM SANAAA” diye suratına bağırıyordum Pikachucuğumun.

Son olarak Kanto’da dolaşmamıza da yardımcı oluyorlar. İlk nesilde saldırı kotamızdan yiyen HM’lerle yaptığımız sörf, ağaç kesme, uçma gibi hareketleri, minik dostumuzun hikâyede ilerledikçe öğrendiği ve partner ekranından kullandığımız özel yeteneklerle gerçekleştiriyoruz. Hem sevimli görünüyor hem de saldırı kotamızdan yemiyor!

Hayalimdeki Kanto

90’larda çocuk olan ve Pokemon’un kemik hayran kitlesini oluşturan insanlar için Kanto’nun yeri ayrıdır. Sonuçta serüvenlerinin başladığı bölge Kanto. İlk 151 Pokemon… İşte bunlara dönmek zaten yeterince güzeldi ama bir de Switch’in gücüyle birleşince tadından yenmiyor gerçekten. Gerçek 3 boyutlu harita, inanılmaz bir renk paleti ve Switch sayesinde tüm bunları büyük ekranda tecrübe etme keyfi… Yeşil ekranlı GameBoy’da oynarken gözünüzde canlandırmaya çalıştığınız Kanto’yu böyle görmek sizi geçmişe taşıyacak.

Etrafta dolaşan Pokemonlar da çok etkileyici. Dünyasının en gerçekçi ve “yaşayan” bir dünya gibi hissettirdiği oyun bu oldu benim için. Yanınızdan geçenler, kasabalarda antrenörleriyle dolaşanlar ve dilerseniz size eşlik eden Pokemonlarınız… Partinizden bir Pokemon’u topundan çıkarıp sizle dolaşmasını sağlayabiliyorsunuz. Üstelik Persian ve Arcanine gibi bazılarının sırtına binip daha hızlı gidebildiğiniz gibi Charizard, Dragonite, Aerodactyl gibilerinin sırtında da uçabiliyorsunuz! Hepsinin harika modellenmesi ve kusursuz animasyonları da cabası. Yalnızca peşinizden pıt pıt yürüyen minik bir Oddish’i izlemek bile içinizi ısıtabilir.

Şampiyonluktan Sonra

Açık konuşmak gerekirse bu oyunun oyun sonrası içeriği çok kısıtlı. Remake bile olsa daha fazla şey eklenebilirdi diye düşünüyorum. Peki nedir bu kısıtlı içerik? Pokedex tamamlamayı, rekabetçi bir takım oluşturmak için full IV’li Pokemon yakalamayı (ki oyunda Pokemon çiftleştirme olmadığı için tek şansınız bu) ya da shiny avını saymazsak tek ciddi oyun sonrası içerik Master Trainerlar. Her biri belli bir Pokemon’un ustası olan bu antrenörlere karşı yalnızca o Pokemon’u kullanarak teke tek savaşlar yapıyoruz. Genellikle 65 ile 80 level arasında değişiyorlar ve epey sağlam hareket setleri oluyor. Üstelik eşya kullanmak da yasak. Yani tamamen güç ve strateji savaşı! Her birini yendiğinizde ise o Pokemon’un Master unvanını alıyorsunuz ve bu unvanları online savaşlar sırasında kullanabiliyorsunuz. Şahsen benim hedefim önce her Pokemon’dan birer tane shiny elde etmek, sonra onları çalıştırıp 153 Master Trainer’ı yenmek.

Pokemon Let’s Go eksiklerine rağmen harika bir oyun olmuş. Seriye yeni başlayacak olanların tanışması için gerçekten nokta atışı bir ürün olmasıyla birlikte eski hayranlar için de çok şey sunuyor. Sadece bu grafikleri görmek, Pokemonları etrafta dolaşırken seyretmek bile tatmin edecekken bugüne kadarki en interaktif ve eğlenceli shiny yakalama sistemi sayesinde şimdiden twitch ve YouTube’da saatler süren shiny avı yayınları başladı bile. İzleyecek bir şey bulup yakalama kombosunu halledip o farklı renkte, parıl parıl parıldayan Pokemon’un belirmesini beklemek balık tutmak gibi ilginç bir keyif veriyor. Switch sahibi bir Pokemon hayranıysanız beklemeniz hata!

Artılar

  • Partner Pokemonlarımız.
  • Vahşi Pokemonların etrafta gezmesi.
  • Harika görsellik.
  • Serinin en interaktif ve keyifli shiny avlama sistemi.
  • Master Trainer’lar ilginç bir oyun sonrası deneyim sunuyor.

Eksiler

  • Hareket algılama sistemi berbat.
  • Savaşlar biraz fazla sade.
  • Oyun sonrası içerik kısıtlı.

 

NOT: 8.5

 

Son Karar: Biraz basit olsa bile harika bir deneyim.

İLGİLİ BÖLÜMLER