YAZAN Engin Vural

"Etkileşimli Sanat Eseri" diye bir kavram mı kullansak bu tarz oyunlar için?

Bugüne kadar dağıtımcılığını üstlendikleri oyunlar arasında keyifle oynadığım, güzel referanslar olduğunu düşündüğüm çok sayıda örnek bulunduğundan, Devolver Digital ne zaman yeni bir oyun çıkaracağını duyursa, takip listeme alırım. Nitekim, GRIS de bu şekilde radarıma giren oyunlardan oldu ve bu oyunla geçirdiğim saatlerin sonunda "iyi ki öyle olmuş" diyorum.

Bu oyun nasıl anlatılır, daha doğrusu nasıl anlatılmalı bilemiyorum. Sanki klasik bir incelemedeki gibi "zıplıyor, kırıyor döküyor, bulmacaları çözerek ilerliyoruz" şeklinde bir anlatımı benimseyecek olursam bu oyuna haksızlık etmiş olurum gibi geliyor. O yüzden, ben GRIS'i kendimce anlatmaya çalışayım müsaadenizle.

Yine, Yeni ve Yeniden Bir Yolculuk Hikayesi...

Journey'in PC'ye de gelecek olmasına sevinenlerden ve o günü sabırsızlıkla bekleyenlerden misiniz? Eğer cevabınız evet ise, daha fazla beklemenize gerek yok. Eğer bugüne kadar böyle bir boşluk olduğunu düşünüyorsanız bile, artık bu boşluğu layıkıyla dolduracak bir oyunumuz var: GRIS.

Inside veya Limbo'yu oynayıp beğenmiş, hikayesinden etkilenmiş miydiniz? Sizi yine böyle etkileyecek bir oyun mu arıyorsunuz? Uzaklara bakmanıza gerek kalmadı, aradığınız o yeni tecrübe yanı başınızda sizi bekliyor: GRIS

Bu listeye başka maddeler de ekleyebilir, GRIS'in neden ve nasıl sizin için iyi bir oyun olabileceğine ilişkin örnekler verip durabilirim. Ama bana kalırsa, herhangi bir oyunla kıyaslanmaya veya güzelliğini anlatabilmek için sırtını beğenilen başka oyunlara dayamaya ihtiyaç duymayan bir oyun bu.

 

Platform oyunlarının zirvesinde yer almıyor olabilir. Bulmacaları belki pek çok oyuncu için kolay kalabilir. Metroidvania denilemeyecek bir metroidvania oyunu olarak da değerlendirilebilir kimilerince. Türü tartışma konusu edilebilir. "Kısa sürüyor, neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor" denilebilir bu oyun hakkında.

Ama işin aslı öyle değil. Sadece, bu çok güzel illüzyona o kadar kaptırmış oluyorsunuz ki kendinizi, 5-6 saatlik yolculuk ne ara başladı ne ara bitti anlayamıyor, sanki oyun bir anda başlayıp bitivermiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Halbuki o yolculuk sizinle birlikte devam edecek, siz ne kadar sürdürmek isterseniz o kadar sürecek.

Peki bu yolculuktan geriye ne kalacak hafızalarımızda yer eden?

Oyunun Sanatla Buluşması...

Oyunun, ilk anından itibaren sizi etkileyeceğini düşündüğüm en temel özelliği, o muhteşem görselliği. Sanki bir sanat galerisinde eserler bir anda canlanmaya karar vermiş ve siz bir tablodan diğerine geçip duruyor, ilk anından son karesine kadar sizi sarıp sarmalayacak görsel bir şölenin ortasında, tek söz söylemeden çok şeyler anlatabilen etkileyici bir yolculukta GRIS'e eşlik ediyorsunuz.

 

Yolculuğunuz sizi bir mekândan bir başka mekâna taşırken, renklerin önce biri sonra bir diğeri ağırlığını koymaya başlıyor arka plandaki tablolara. Bölümlere adını veren dört rengin çeşitli tonlarıyla bezenmiş bu tablolar, tekrar tekrar izlemek isteyeceğiniz sahneler sunuyor. Bir sahnenin yaşattığı duygunun geçip gitmesinden endişe ederken bir sonraki sahnenin sizi içine çektiğini görüyor ve hüzünle sevinci, özlemle merakı (ve daha başka duyguları) bir araya getirebilen bir yolculukta olduğunuzu fark ediveriyorsunuz bir anda. İşte bu anlarla, görsel anlatımda ortaya koyduğu başarıya şapka çıkartılabilecek bir oyun olduğunu yeniden ve yeniden ispat ediyor GRIS ve siz de sessizce takdir ediyorsunuz.

Sessizliğinizin tek kaynağı bu olmuyor üstelik. Bu güzel tablolara eşlik eden bir başka güzellik, müzikler de sizi sessizliğe itiyor zaman zaman. Sahnelerle o kadar uyumlu, duyguları o kadar iyi aktaran eserler var ki size yolculuğunuzda eşlik edebilecek olan, araya girmek istemiyor, keyifle dinlemeye devam ediyorsunuz.

 

İşte bu ikili, görseller ve müzikler; başarılı bir sanat eserinin bileşenleri haline geliyor ve sizi bu eserle etkileşime girmeye davet ediyorlar. Bana kalırsa, bu davete kayıtsız kalmak oldukça zor.

Konuşmadan Çok Şey Anlatma Sanatı...

GRIS sadece görselliğiyle kıymetli bir eser değil tabii ki. Bu görselliğe eşlik eden ve derinlerinde çok anlamlar barındırdığını düşündüren, hissettiren bir hikâyeye de sahip. "Bir genç kızın kendini tanıma yolculuğu" şeklinde özetlenebilecek bu hikâye, tek bir cümle kurulmadan, ne bir söz ne bir yazı kullanılmadan anlatılıyor. Gördüklerinizden (ve de görmediklerinizden) çıkarımlarda bulunmaya, tahmin etmeye çalıştığınız bir hikâye. Bu durum, anlatıda bir eksiklik olduğunu düşündürmüyor kesinlikle. Bilakis muazzam bir derinlik hissini beraberinde getiren o belirsizlikten alınabilecek bambaşka tatlar mevcut. Belki de oyunun esas çözülmesi gereken gizemi platform bulmacaları değil de hikâyenin kendisidir, kim bilir!

 

Başladığınız yere dönebilir, aynı yollardan tekrar geçebilirsiniz; ama aslında hiçbir zaman aynı yoldan geçmiş, aynı yere varmış sayılmazsınız bu yolculukta; mutlaka bir şeyler değişmiş olacaktır. Hiçbir şey değişmezse bile, siz değişmişsinizdir en azından. Rengi değişen dünyanın mücadeleleri de değişiyor, Gris'in yolculukta yeni özellikler edindiği görülüyor. Yani ne dünya, ne de Gris başlangıçtaki gibi kalmıyor.

Mekânın, zamanın, kişinin değişmesi de hikâye ediliyor işte bu yolculukta. Bir genç kızın hikayesi olduğu kadar yaşlı bir adamın da olabilir veya bir çocuğun da. Siz nasıl bakar, ne kadar görürseniz o kadarını açık edecek bir hikâye. Siz ne anlam yüklerseniz, o kadarını taşıyacak bir hikâye. Siz sunduklarına ne kadar açık olursanız o kadar zevk verebilecek, o kadar öğretebilecek, o kadar aydınlanabilecek bir hikâye. Özetle, hiçbir şey ile her şey arasında uzanan çizgide bu oyunun (hikayesinin) konumlanacağı noktanın hangi uca yakın olacağını belirleyecek olan sizsiniz. Tercih size kalmış.

 

Belki kolaylıkla görmezden gelebileceğiniz tek bir detay bile, oyuna bakış açınızı değiştirebilir. Mesela Gris'in İspanyolca'da (ve benzer şekilde Fransızca'da da) gri anlamına gelmesi önemsiz bir detay mıdır acaba? Yolculuğun başlangıcında, her ne yaşamış/yaşıyor ise acı içerisinde olduğunu gördüğümüz, çığlık çığlığa acısını haykırmak gayretinde olduğuna şahitlik ettiğimiz Gris'in etrafını saran dünyanın grinin tonlarına bürünmesi tesadüf mü sizce? Yolculuğun her bölümünde bu gri dünyayı yeni renklerle boyamasının bir anlamı yok mu acaba? Peki o renklerin anlattığı ayrı hikayeler olamaz mı? Renkler de karakter ortaya koymuyor, bizi farklı iklimlere, coğrafyalara, hikayelere taşımıyor mu?

Dedim ya, bakmanın yetmediği, görülmeyi bekleyen, isteyen ve ziyadesiyle hak eden bir yolculuk hikayesi uzanıyor karşımızda. Hüznü de sevinci de, umutsuzluğu da azmi de, acıları ve bu acılarla mücadele edip onları geride bırakmayı da, önce isyan edip sonra adım adım kabullenmeyi de, karanlıkta yok olup yeniden var olmayı da hiçlikten sonsuzluğa kanat açmayı da içerisinde saklayan bir hikaye olabilir veya olmayabilir. Buyurun, siz karar verin.

 

Bu yıl çok güzel oyunlar oynadım ve oyuncular adına güzel bir seneyi geride bıraktığımıza inanıyorum. Kötü oyunlara da denk geldim tabii ve onları hafızamdan silme çabası içerisindeyim. Neyse ki yılın kapanışını GRIS ile yapıyorum ve bu oyun o kötü oyun anılarını zihnin karanlık dehlizlerine sürükleyip yukarılarda capcanlı, taze ve güzel hatıralara yer açan bir oyun. Güzel bir final oldu; bu yıl kesinlikle bundan daha azını hak etmiyordu!

Artılar:

  • İyi bir sanatçının ellerinden çıktığını ilk görüşte anlayabildiğiniz görseller
  • O muhteşem sahnelere çok güzel uyum sağlamış müzikler
  • Herkese farklı şeyler anlatma, farklı şeyler hissettirme potansiyeli bulunan bir hikâye

Eksiler:

  • "Keşke bu kadar çabuk bitmeseydi" dedirtebilir
  • Bulmacalar yeterince çeşitli ve zorlayıcı gelmeyebilir

 

NOT: 8.5

 

Son Karar: Aşkla yapılan ve kendine aşık ettirebilecek bir oyun GRIS. Ne mutlu bize ki, oyunların birer sanat eseri olarak değerlendirilebileceğini ileri sürerken kullanacağımız bir örnek daha var artık.