Sam Leaderboard

Tom Clancy's The Division 2 İnceleme - Bölüm 1

YAZAN Sabri Erkan Sabancı

Ubisoft’un Amerika’yı yok etme fantezisinin bir başka bölümüne daha hoş geldiniz!

Looter shooterları seviyorum. Bunu daha önce dergide çoğunlukta incelediğim ve yazdığım oyunlardan anlamışsınızdır zaten. Karakterimin, elimdeki ekipmanımın, çevremin, oyundaki yeteneğimin geliştiğini görmeyi seviyorum. Nasıl bir Soulsborne oyuncusu oyundaki bir bossu öldürünce bir tatmin duygusu yaşıyorsa, nasıl bir Battle Royale oyuncusu maçta birinci olunca bir tatmin duygusu yaşıyorsa ben de looter shooterlarda bir bosstan ya da etkinlikten sonunda istediğim bir zırhı ya da silahı düşürünce o tatmin duygusunu yaşıyorum. İlk Destiny’deki o efsanevi Gjallarhorn’u nasıl oyuna küstükten sonra yaptığım bir raidde düşürdüğümü hala hatırlarım. Destiny’deki ilk exotic silahımı da hatırlarım hatta (merak edenler için Bad Juju bu arada).

Bunları anlattım, çünkü looter shooterları SEVİYORUM. The Division 2’yi de bir looter shooter olarak inceleyeceğim. “Oyunun hikâyesi hayal kırıklığı oldu”, “Karakterler kötü” gibi şeylerden eksi olarak bahsetmeyi pek düşünmüyorum, çünkü Massive gayet mantıklı bir hareketle Bungie ya da BioWare’in yaptığı gibi “Oyunumuzun hikâyesi harika!” diyerek oyunun reklamını yapmadı, bize mükemmel bir senaryo sunacağını söylemedi. Massive, The Division 2 duyurulduğundan beri looter shooter oyuncularının gerçekten ilgilendiği şeyler üzerinde konuştu: Endgame nasıl olacak, loot sistemi nasıl işleyecek, yeni yetenekler neler, yeni eklenen Specialization sistemi nasıl çalışıyor ve neleri etkiliyor gibi şeylerden bahsediyorum. Merak edenler için illa ki bahsedeceğim, ama oyunun yapımcısının hedefi ve alıcı kitlenin niyeti belliyken bunlardan iyi ya da kötü olarak bahsetmek sadece incelemeyi daha dolu gösterme imajı dışında bir şey olmaz.

tcd-8

Eğer bu konuda anlaştıysak, çok merak ettiğimiz şu senaryodan bahsederek incelemeye girişelim :)

THE DIVISION: 7 AY SONRA

The Division 2, ilk oyunun yaklaşık olarak 7 ay sonrasında geçiyor. İlk oyundaki olayların sebebi olan “Yeşil Virüs” ortadan kaybolmuş gibi görünüyor ancak bu sefer de başka sıkıntılar, başka yerlerde türemeye başlamış. Ufak bir tanıtım – öğreti aksiyon sekansından sonra Washington’dan, hatta tam olarak Beyaz Saray’dan gelen bir tehlike sinyaliyle karakterimiz Washington’a gidiyor ve burada sayısı azalmış SHD ekibine bir yandan SHD ağını tekrar açmak için yardım ederken, diğer yandan da Washington’daki türemiş çeteleri bastırmakla uğraşıyoruz. Hyena gibi zayıflara ve sivillere saldıran bir ekipten tutun; kendine True Sons diyen, ilk oyunda bize bir hayli yardımcı olan JTF ekibinden ayrılan, Washington’ı kendi kanunlarına göre yönetmek isteyen ekibe kadar elimizde oyun boyunca öldüreceğimiz düşmanlar var. Yanımızdaki yardımcı karakterler ilk oyundaki gibi akılda kalıcı değil, oyun boyunca özellikle hatırlayacağınız bir diyalog ya da karakter de yok. Ve evet, 40 saat boyunca oynamış olmama rağmen düşmanlardan ilk oyundaki “They killed Alex!” gibi komik bir şey de duyamadım. “You just killed a True Son!” bolca duydum ama. Yani ne öldürdüğümün gayet farkındayım sevgili düşman NPC, belirtmene gerek yok. True Sons’ın ele geçirdiği bir mekânda görev yapıyorken Outcastlerden birini öldürmüş olma ihtimalim yok ya.

tcd-2

Ama aklınızda kalacak olan şeyler de var oyunun hikâyesini oynarken. Bunlardan ilkiyse Massive’in Washington’ı seçmesinin en önemli sebeplerinden biri olan görevlerin mekânları. Evet, ilk oyunda da Times Meydanı gibi ikonik New York mekânlarında çatışmalar yaptık ancak o kar kıyamet ve biraz da Massive’in seçtiği mekânların sıkıcılığından pek de akılda kalıcı bir görev yoktu. Fakat hem Washington’ın bulundurduğu mekânlar, hem de Massive’in bunları tasarlama şekli sağolsun The Division 2’de her ana görev apayrı bir tecrübe olmuş. Bir görevde Amerikan Tarihi Müzesi’nin İç Savaş kısmında True Son’larla kapışırken; diğerinde Lincoln Anıtı’ndasınız. Hikâye modu boyunca böyle bolca görev var ve yine Washington’ın çeşitliliğiyle Massive’in Washington’ı birebir olarak oyuna geçirmesi sağolsun, yan görevlerde ya da açık dünyada rastgele gezerken bile ilgi çekici mekânlarla karşılaşıyorsunuz.

Aklınızda kalacak bir diğer şeyse düşmanlar. İlk oyunla kıyaslayınca düşman türlerinde pek farklılık yok gibi görünüyor, fakat düşmanın aynı sınıftaki düşmanları farklı şekilde saldırıyor. Mesela Hyena’ların Rusher sınıfındaki askerleri ellerinde döner bıçaklarıyla size saldırıyorken, True Son’larınki pompalı tüfekle saldırıyor. Outcast’lerinki de direkt olarak canlı bomba olarak geliyor. Evet, Outcast’ler gerçekten tuhaf bir çete. Ayrıca oyun boyunca Outcast’lerin ağır zırhlı sınıfı da hem en can sıkıcı, hem de en korkutucu düşman oldu benim için. Elinde kocaman bir baltayla size doğru yavaş yavaş yürüyen ve eğer çok fazla sıkarsanız size rushlayıp baltayı çat diye ağzınızın üstüne geçirme ihtimali bulunuyor ve özellikle solo oynarken can sıkıyor, çünkü tek yiyebiliyorsunuz saldırısından. O yüzden bazı yan görevler ondan kaçıp, erişemeyeceği bir yere geçip tekrar sıkmaya ve öldürene kadar bunu tekrar etmeye dönüyor.

tcd-3

THE DIVISION: ŞİMDİ DAHA TAKTİKSEL!

Bu saydığım iki “akılda kalıcı” özellik, oyunun yenilenen yapay zekâsı ve oynanışındaki değişikliklerle de birleşince The Division’a yepyeni bir nefes getiriyor. İlk oyundaki düşmanların erişemeyeceği bir yere kurulayım, hepsini temizleyene kadar oradan sıkayım gibi bir şey söz konusu değil The Division 2’de. Oyunu ister 4 kişi, ister solo oynayın artık daha taktiksel ve planlı oynamanız gerekiyor. Çatışmaya girmeden önce elinizdeki silaha, aktif olan yeteneklerinize, düşmanların yerleşimine, siper alabileceğiniz yerlere iyice bakıp ona göre saldırmanız lazım. Çünkü artık her silahın farklı bir rolü var, her yeteneğin işleyişi farklı, düşmanların ne zaman ne yapacağını kestirmek zor ve ilk siper aldığınız yer büyük ihtimalle o kadar da güvenli bir mekân olmayabilir. Bunun yarattığı farkı görevleri rastgele insanlarla yaparken fark ediyorsunuz.

Oyun boyunca sadece iki tane Stronghold’u rastgele ekiple yaptım ve ilkinde (ben de dâhil) olayın tam olarak ne olduğunu ve düşmanların nasıl davranacağını bilmediğimizden bolca öldük ve bitirmek yaklaşık 1 saatimizi aldı. İkinci Stronghold’u solo yaptım, daha kısa sürdü ve sadece en sonunda öldüm. Son Stronghold’daysa yine farklı insanlarla yaptım ama ekipteki herkes 30. seviyedeydi ve oyunu artık nasıl oynayacağını kavramıştık. İki Stronghold’dan da kısa sürdü ve sadece bir kişi öldü. Oyun boyunca karakterlerinizin yetenekleri, zırhları, silahları nasıl gelişiyorsa; sizin de oyun tecrübeniz arttıkça yeteneğinizin ve taktik bilginizin geliştiğini bu anlarda fark ediyorsunuz. Ve incelemenin başında da dediğim gibi, looter shooterlarda bunu görmek beni tatmin eden şeylerden biri.

tcd-4 tcd-6

Gelişimden bahsetmişken, Massive’in The Division 2’deki harika bir şekilde yaptığı “Seviye 1’den Seviye 30’a Olan Yolculuk”tan da bahsetmek gerek. Bu yolculuk yan görevlerdir, açık dünyada ve ana görevlerde gizlenmiş lootları aramaktır derken benim için 40 saat sürdü ve bu 40 saat boyunca karakterimin gelişmediğini, boş boş etrafta dolaştığımı hissetiğim bir an bile olmadı. Her seviye atladığınızda oyunun size loot kutusu vermesi (merak etmeyin, bunları para verip satın alma seçeneği yok), açık dünyada karşılaştığınız etkinleri yapınca loot düşmesi, yerleşim alanlarının gelişmesi için yaptığınız görevlerden gelen ve yeni ekipmanlar yapmanıza yarayacak taslak dosyaları, açılmayacak yeni yetenek kalmayana kadar neredeyse her ana görevden sonra yeni yetenek açıyor oluşunuz gibi şeyler bu yolculuk boyunca oyundaki karakterinizi de sürekli geliştiriyor doğal olarak. Loot düşme oranı da özellikle yine neredeyse bu kadar saat gömdüğüm Anthem’a kıyasla çok ÇOK daha iyi ve dengeli. 1-10 seviye arasında beyaz ve yeşil ekipmanlar, 10-20 arası yeşil ve mavi ekipmanlar, 20-25 arası mavi-mor ekipmanlar ve 25-30 arasıysa mor-sarı ekipmanlar düşüyor. Eğer seviyenizin altında görev yapmıyorsanız da kendi seviyenize uygun ekipmanlar veriyor. Anthem artık nasıl bir hayal kırıklığı yaşattıysa bu konuda, böyle basit şeyler için bile mutlu olur hale geldim.

Loot konusunda beni en çok mutlu eden şeylerden biriyse ilk oyunda sadece Gear Set sınıfındaki zırhlarda bulunan markalı zırhların aynı markadan birden fazla kullanınca verdiği özelliklerin artması olayının oyunun başından sonuna kadar tüm zırhlarda bulunuyor oluşu. Her marka zırhın sunduğu özellikler farklı ve oyun stilinize göre markalar arasında seçim yapıp onun setini toplamak için daha oyun başından grinda başlayabilirsiniz. Bunun yanı sıra bu zırhların seviye atladıkça görünüşü de değişiyor. 5. Seviyede kullandığınız dizlik hasarlı ya da çizik çizik görünürken, 25. Seviyede kullandığınız dizlik daha temiz ve kaliteli görünüyor. Bu ve bunun gibi ufak detaylar bahsettiğim şu karakter gelişimi tecrübesine katkıda bulunan ufak şeyler ve benim acayip hoşuma gidiyor yahu.

tcd-1

THE DIVISION: BUGLI VE ÖFKELİ

Evet, The Division 2 bu nesilde live service oyunlar arasında en sorunsuz çıkan oyunlardan oldu. Ne erken erişiminde, ne de herkese açıldığı Cuma gününde herhangi bir bağlantı sıkıntısı yaşamadım. Ama oyunu oynamaya devam ettikçe ufak ufak sıkıntılarını da görmeye başladım. Bazıları klasik, Ubisoft oyunlarında görmeye alışık olduğumuz buglar. Karakterinize baktığınız ekranda silahları hızlı hızlı geçerken karakterinizin ellerinin tuhaf bir şekilde havaya kalkması, olması gereken yerde olmayan NPC’lerin gözünüzün önünde ışınlanması, NPC’lerin animasyonlarının düzgün çalışmayıp stop-motion filmler gibi hareket etmesi gibi oyunu bozmayan ve güldüren buglar sınıfına giriyor bunlar.

Ama diğerleriyse gerçekten oyun zevkinizin içine edebilecek şeyler. Siper aldığınız yerde karakterinizin durduk yere alev alması, düşmanların siz siperdeyken sizi vurabiliyor oluşu gibi buglar bunlar. Hatta en can sıkıcısı ama ben bu incelemeyi yazarken Massive’in yamasını birkaç saate çıkaracağını duyurduğu ve umarım ki bu inceleme yayınlandıktan sonra oyunu oynayacakların karşılaşmayacağı yeteneklerin ortadan kaybolması bugı. Şöyle ki, diyelim taret yeteneğinizi kullandınız. Taretiniz beş saniye boyunca sıkıyor, ardından ortadan kayboluyor ve 15 saniyelik bir tekrar dolum süresine giriyor. Bundan sonra tekrar kullanırsanız çalışıp çalışmaması tamamen şans meselesi oluyor. Solo oynarken elimden geldiği kadar dikkatli oynamaya çalışarak bunun beni etkilemesinin önüne geçtim ama Co-Op oynarken, özellikle Support oynamayı sevdiğimden dolayı beni bayağı kullanışsız hale getirdi bu bug. Adamı kaldırması için Hive Reviver yeteneğimi kullanıyorum, adam canlanmadan ortadan kayboluyor yetenek. Bu bugdan habersiz kaç kişiden “Dalga mı geçiyorsun ulan benimle?!” diye küfür yediğimi merak ediyorum gerçekten.

Teknik olarak diğer şeylere bakarsak oyun gayet harika. Bazı görsel hatalar ve dokuların geç yüklenmesi dışında görseller Snowdrop Engine’in bu geliştirilmiş halinde gerçekten harika görünüyor. Özellikle uzun çimenler ve bitkilerin karakterin içinden geçmeyip kenarlara kayması gibi ufak detaylar çok hoş. Karakter özelleştirme de Snowdrop Engine’in bu yeni halinden payını almış, ilk oyuna kıyasla çok daha detaylı ve bol seçenekli bir karakter geliştirme ekranına sahip ve karakterinizi oyunun ilerleyen vakitlerinde açacağınız bir özellikle surat ve göz rengi dışında istediğiniz gibi düzenleyebiliyor oluşunuz çok iyi. Umarım Bungie de bir gün Destiny oyuncularına sunar bu seçeneği. Xbox One’da açtığım ve en eski karakterim olduğundan silmeye kıyamadığım tipsiz Titan’ımın kaskını çıkarmak istiyorum artık yahu.

tcd-7

Ses konusundaysa bir o kadar ilerleme yok, ama yapılan geliştirmeler gayet yeterli. Silahların ses efektleri daha iyi, ne kadar merminizin kaldığına bakmadan şarjördeki mermilerin azaldığını silahın sesinden anlayabiliyorsunuz dikkat ettiğiniz sürece, bu da daha önce bahsettiğim taktiksel oynanışa biraz daha katkı sağlayacak etmenlerden biri. Düşmanların ne yaptığını tüm dünyaya bağırıyor oluşu biraz saçma olsa da sizin işinize gelecek şeylerden biri, çok fazla düşmanı “I’M GONNA FLANK ‘EM!” diye bağırdıktan bir saniye sonra alınlarının çatından vurdum. Müziklerdeyse yine ilk oyunun müziklerini yapan Ola Strandh bulunmakta. İlk oyunun synth ve atmosferik havasına elektrogitar ve bateri de harmanlayarak hoş bir çalışma ortaya çıkarmış. İlk oyunun tema şarkısı dışında aklımda pek bir şey kaldığını söyleyemem ama The Division 2 müzik konusunda da daha akılda kalıcı bir iş çıkarmayı beceremiş.

tcd-5 

THE DIVISION: DAHA BİTMEDİ!

Buzdağının görünen kısmı şimdilik böyle sevgili Oyungezerler. Hataları bulunuyor ama Endgame’e gelene kadar yaşattığı tecrübe harika, yapılacak şeylerin sayısı da, loot da bayağı bol. Bölüm tasarımları ve detayları hoş, oynanış çok iyi; fakat bir looter shooterın kaderini belirleyecek şey kesinlikle Endgame içeriği. Massive çıkmadan önce çok fazla Endgame de Endgame dedi, görelim bakalım ne varmış bu Endgame’de yahu.

Fark ettiğiniz gibi oyuna henüz Artılar, Eksiler, Puan veya Son Karar gibi şeyler yazmadık. Çünkü incelememiz henüz tamamlanmadı, buna 'devam etmekte olan bir inceleme' (ya da yabancıların deyimiyle review in progress) gözüyle bakabilirsiniz. The Division 2 gibi bir oyuna puan verebilmek için Endgame içeriğini iyice oynamak, inceleme puanını aceleye getirmemek gerekiyor. İncelemenin ikinci bölümü tamamen Endgame'e ayrılmış olacak ve oyun hakkındaki nihai kararımızı da o yazıda vereceğiz.