YAZAN Sinan Akkol

Çünkü Türk oyun yayıncılığı tarihinin en büyük mirası bu site

Anlıyorum... Dergiler kadar, ifade ettikleri cezbediyor seni yani. Peki, SBM'de en son Apo Abi'yle yaptığın röportaj vardı, Tunç Dindaş gibi önemli bir isimle röportaj vardı. Bir MAC, bir MEG, bir Zebani röportajı görebilecek miyiz?

Sitemi açtığım ilk yıllardan beri iki hedefim vardı. Birincisi dergi kapaklarını tamamlamak (ki büyük oranda tamamlandı), ikincisi de önde gelen isimlerle röportajlar yapmak. 2007 yılında ilk röportajımı Tunç Dindaş ile yaptım. Ondan sonra Arda Erdikmen (Amigart, Amiga Life), Can Ulaş (64'ler), Abdurrahman Pala (64'ler) ile dergiler üzerine röportajlar ve Turbo ve Vigo'yla bir Bronx röportajı yaptım. Hatta bunlardan sonra da iki röportaj daha gerçekleştirdim ama bunlar şimdilik sürpriz. Bundan sonraki röportajlarımı önem sırasına göre genel olarak aşağıdan yukarıya doğru gerçekleştirmek istiyorum (yani assolistleri en son çıkaracağım). Çünkü her yaptığım röportajda dönemle ilgili daha çok ayrıntı öğreniyorum ve daha tepedeki kişilere sorulacak daha fazla soru birikiyor. Kısaca hiçbir şey kaçırmak istemiyorum. Elmanın bütününü yemek isteyen tek elma kurdu MAC değil yani! Bu arada bahsettiğin isimlerin ikisiyle irtibatım oldu. Hatta irtibattan da fazlası oldu. Dolayısıyla her şey olabilir diyip heyecanı arttırayım!

Bu arada dergileri dergi yapan, ama genelde göz ardı edilip görülmeyen önemli bir grup daha var: Okuyucular. Bir projem de o dönemin okurlarıyla konuşmak, onların görüşlerini almak olacak. Mesela bir Sinan Akkol röportajı olabilir pekâlâ. MAC'e mektup yazmıştın değil mi? Bir okur olarak neler hissediyordun, neler düşünüyordun, bunlar da önemli şeyler bence...

  

Ah evet, bir dergide yayınlanan ilk yazımdı o mektup... Hala ailemin evimde duruyor o sayı, Türkiye oyun dergiciliğinin "mihenk taşı sayılan sayıları" da elimde hala... Gameshow'un ilk sayısı, ilk satın aldığım 64'ler sayısı... Eksikleri tamamlamaya çalışıyorum. Peki Sadece Bir Müze'deki eksikleri gidermek için sana kapak scan'leri göndermek isteyenler nasıl ulaşabilir? Neleri arıyorsun en çok?

Gerçekten böyle önemli dergi sayıları var, değil mi? GameShow'un siyah kapaklı 41. sayısı aklıma ilk gelendir. Amiga Dergisi'nin Ekonomik Kriz Özel Sayısı'nı da ilginç buluyorum. Ama sanırım mihenk sayılar konusunda en ilginç dergi GameShow, çünkü en etkileyici hikâye GameShow'unki.

Aradığım kapaklara gelirsek çok azaldığını söyleyebilirim. Şu anda en çok Commodore Haberler dergisinin (ki Commodore dergisinin öncülü sayabiliriz) ilk sayılarını merak ediyorum. Ayrıca Amiga Dünyası ve 64'ler'in poster vs. gibi promosyonlarının resimlerini koyayım mı koymayayım mı diye düşünüyorum. Bana herhangi bir konuda ulaşmak isteyenler için adresim: denizcancelik [ET] gmail [NOKTA] com

 

sadece-bir-muze-5-big

   Amiga Dünyası 64'ler'e göre çok daha teknikti. Ama onun sayesinde bir nesil sadece tüketici olmayan, üreten bilgisayar oyuncuları yetişti.

 

Oyun dergilerine ilgin nasıl başladı peki?

GameShow olmasaydı bu konuya pek de ilgim olmazdı açıkçası. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru yaştaydım. Her şey bir araya gelince sonuç da böyle oldu haliyle. Bence burada asıl hatırlanması gereken nokta dergilerin sadece oyun tanıtımlarından ibaret bir kağıt yığını olmaması. Öyle olanlar bugün pek hatırlanmıyor zaten. Ama diğerleri hakkında hâlâ konuşuyoruz. Mesela ben dergilerin farklı kişiliklere sahip olduklarını düşünürüm hep. Örneğin 64'ler bana göre laylaylom geçen bir çocukluğu simgeliyor. En büyüğü 20-21 yaşlarında olan onlarca çocuk, bir ebeveynin (Abdurrahman Pala) koruyucu kanatları altında dergi çıkartarak eğleniyor. Megamiga, tam bir sokak çocuğu. Gece hava karardıktan sonra arka sokaklarda takılıyor. Kavga ediyor. Başına buyruk, hatta küfürbaz. Toplumun ne dediği umrunda değil. Ama inanılmaz eğlenceli! GameShow ise 64'ler'deki çocukların gençliği. Anne-baba yok artık, kendi ayakları üzerinde durmak zorundalar. Dünyaları sadece eğlenceden ibaret değil. Hayatın dalgalarına artık kendi başlarına göğüs geriyorlar. Bunu yaparken de bir yandan hayatı öğreniyorlar, büyümeyi, dostlukları, ölümün kıyısından dönmeyi, küslükleri, ayrılıkları, yeni heyecanları... Ve en sonunda da çocuk hayata üstün gelmeyi başarıyor. Onu kimse öldüremiyor, kendi dergisini kendi elleriyle kapatıyor. GameShow'un siyah kapaklı 41. sayısı artık bu çocuğun tam anlamıyla kendi ayakları üzerinde durabildiğinin ispatıydı. O ay o sayıyı satın aldığımda artık ben de hayatımda bazı şeylerin geride kaldığını hissetmiştim. Ne var ki o çocuklar bir sene sonra büyümeyi kabul etmedi, hep çocuk kalmak istedi. Ve maalesef hayat bu sefer acımadı.

[Gameshow'un siyah kapaklı sayısını bilmeyen okurlarımız için açıklayayım: Türkiye dergi piyasasındaki hemen her dergi birden bire şartlara yenilip kapanırken, Gameshow her sayısında sıfıra doğru geri saymış ve 41. sayısında "bu artık son sayımız" diyerek takip edenleri göz yaşlarına gark etmişti. Geri sayımın sebebi, Gameshow'un son abonesinin alacağı son sayı olmasıydı 41'in]

 

Gameshow'un o ilk kapanışı nasıl bir iz bıraktı sende? Niye 1 sene sonra yeniden çıkmaya karar verdiklerinde olmadı sence?

Bir dönemin sonudur. Hiç kimsenin tanımadığı iki kuzenin 16 sayfa fotokopi fanzin olarak çıkardığı bir dergi, arkasında hiçbir medya gücü barındırmamasına ve hiçbir promosyon vermemesine rağmen koca ülkenin oyun piyasasının lideri olmuştur. Tam bir Don Kişotluk'tu GameShow'un yaptığı. Kapanışı şahsen bana hayatımda çocukluğumun kesin olarak geride kaldığını hissettirmiştir. 1998 itibariyle GameShow'un boyu ne uzuyor ne kısalıyordu. Anladığım kadarıyla GameShow hayalini kurduğu, kendisine para kazandıracak büyük sıçramayı bir türlü gerçekleştiremedi. Sahiplerine büyük paralar kazandırmadı. GameShow, yazarlarının para için yazmamalarıyla ünlüdür. Ama kâr getirmiyordu. Ayrıca 1998 bence GameShow için çok durağan bir yıldır. Haziranda Overdose'un ek olarak çıkmasının dışında pek göze çarpan bir yenilik olmamıştır. Okuyucuların eski GameShow - şimdiki GameShow serzenişleri (saçma veya değil) ta o zamanlar başlamıştır. Okurlar promosyon CD verilmesine karşıdır mesela. Derginin sıçrama yapmasına engel bir muhafazakarlık ilk belirtilerini o zamanlar göstermiştir. Bu konuların hepsi dergi kapandığında önemini yitirmiştir gerçi ama dergi bir sene sonra yeniden çıkınca tekrar su yüzüne çıkmıştır.

İşte 1999 eylülünde GameShow'un aynı iş modeliyle yeniden piyasaya çıkması bu yüzden iyi olmadı. İnternet gelişiyor zaten, en büyük rakibin o. Eskiden derginin en önemli köşesi olan okur mektupları köşeleri anlamını kafadan yitiriyor. Sonra, farklı bir isimle devam edilmesi daha uygun olabilirdi. Böylece dergi eskiyle alakasını minimuma indirmiş olurdu. Hem geçmiş ayakbağı olmazdı, hem de geçmişin güzel anıları zedelenmezdi. Ayrıca GameShow'u GameShow yapan mavra da değişmişti kanımca. Bütün bunlar maalesef derginin gazı kaçmış kola gibi gözükmesine sebep oldu. Bir de kim ne derse desin, MAC'in elinin değdiği dergi bir başka oluyor, bu da benim kişisel yorumum.

 

sadece-bir-muze-6

   En iyisini en sona sakladım. Hayatına fotokopi bir dergi olarak Mart 95'te başlayan Gameshow, Türk oyun yayıncılığın en büyük efsanesi ve başarı hikayesidir... Evet, Oyungezer'den de büyük. 

 

Cevabını tahmin edebildiğim son bir soru sormak istiyorum: Dergilerden sonraki oyun dünyasını ve oyunla ilgili içerik üretimini nasıl değerlendiriyorsun? Bir gün, bir web sitesinin Gameshow zamanındaki o havayı yakalaması, büyük bir kitleyi sürüklemesi mümkün olacak mı sence?

Zaman değişiyor, oyunlar gelişiyor. Eskiden insanlar daha ziyade bilgisayara karşı oynuyorlardı. Şimdiyse insana karşı oynamanın keyfi keşfedildi. Bu arada yukarıda söylediklerim yanlış anlaşılmasın, ben nostalji dünyasında yaşamayı savunan birisi değilim. Yani yapmak istediğim şey nerde o eski günler edebiyatı değil. Tersine her devrin farklı bir özelliği olduğuna inanıyorum. 2000'li yıllar da kendi özgün kültürüne sahip oldu. Getirdikleri ve götürdükleri tartışılır, o ayrı. Mesela günümüz oyunlarındaki görsel gerçekçilik çok hoşuma gidiyor. Ama eski oyunlar da hayalgücümüze daha fazla pay bırakıyorlardı. Dergiler konusunda ise durum biraz daha farklı. Bugün internet, dergiciliğin varlık sebebini tartışmaya açar hale geldi. Newsweek'in basılı yayını 2012 sonunda son buldu mesela. Ya da günümüzün oyun dergileri promosyonları olmasa aynı tirajı koruyabilirler mi? Bu cevabı aranması gereken bir soru. Dolayısıyla günümüz dergileri beni o kadar heyecanlandıramıyor. Daha iyi ya da daha kötü olduklarından değil, dediğim gibi zaman değişti. Belki de artık 13 yaşında olmadığım içindir, bilemiyorum. Ama benim konuştuğum dergiler farklı bir döneme aitti ve o dönemin koşulları içinde değerlendirilmeleri gerekiyor. Abdurrahman Pala'nın dediği gibi, şimdikilerle aralarında kulvar farkı var.

Basılı medyayla sanal medya ise iki ayrı dünya. Dergilerle gazeteler bile (ikisi de basılı olmasına rağmen) bu kadar farklıyken, bir dergiyle bir web sitesini karşılaştırmak mümkün değil. Ama bir site o zamanki havayı yakalamasa bile (ki yakalaması da gerekmez), döneminin gençliğine hitap etmeyi biliyorsa eğer, insanları peşinden neden sürüklemesin? Dün dergiydi, bugün web sitesi olur, yarın başka bir şey olur. Kim bilir?

Kim bilir...

 

 

Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.