|
|
KuZuCu
140 karakter kaldı
|
|

Başlık, Ülkü Tamer'in bir şiirinden alıntıdır.
Kimi zaman gönlü yüce bir insan, kimi zaman estetik değerinin ayrımına varabildiğimiz bir sanat eseri bizde bu güzel sözü söyleme isteği uyandırır.
Onların güzelliği karşısında kendi çirkinliklerimizi görürüz zira. Onlar bizim için "fazla" güzeldir; onları hakketmediğimizin bilincindeyizdir. Mahçup oluruz çoğu zaman onların karşısında.
L.A Noir'de bende benzer duygular uyandıran bir yapım.
Sizi bilmem; ama bazı oyunlar benim için "eleştirilmez" kategorisinde yer alır. Oyunda ki hikaye ve yaratıcı öğeler o kadar yüksektir ki grafikmiş, oynanabilirlikmiş bakmam bile; bu eksiklikleri görmezden gelirim.
Kanımca, bu yapımlar şimdiye kadar denenmeyen bir şeyi deneyerek türevlerinde ayrılmış ve bunu hakketmişlerdirler.
Hangi oyunları örnek verebiliriz bu sıradışı durum için? Uzaklara gitmeye gerek yok. Bu topraklardan çıkmış bir yapım var zaten: İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları... Sonra Avrupa'ya doğru açılırsak; Another World. Amerika'dan çıkan güzellik Last Express...
L.A Noir'de işte bunların arasına eklenecek bir yapım. Daha açılıştan itibaren güzelliğiyle mest etti beni.
Dumanlar arasında çevreyi inceleyen dedektifin bir alçalıp, bir yükselen gölgesi, fonda çalan ve bu yazıyı yazarken de dinlediğim o blues esintili müzik, fontlara vuran ışık...
Biliyordum işte. Biliyordum, daha ana menüsünde bu kadar güzellik barındıran bir oyunun unutulmazlar listeme gireceğini.
L.A Noire' yi güzel yapan tek şey estetik yanı değil; aynı zamanda öylesine bir hikaye barındırıyor ki oyun kilişe bir tabirle değme filmlere taş çıkarıyor.
Öncelikle korkusuz. Oyundur, bu kadar ayrıntıya gerek yoktur denilmemiş.
Ek olarak Amerikan tarihinde ki bazı kirli çamaşırları da göstermesi/gösterebilmesi de her bir yanımızın Modern Warfare fps'ler le dolduğu bu günlerde ayrıca takdir edilesi.
Dahası, hikayede ki her bir karakter piksellerden oluşmuş olsalar da çoğu polis temalı aksyon filminden çok daha sahiciler, çok daha "insanlar".
Karakterlerin tutkuları, zayıflıkları, kendileriyle hesaplaşmaları o kadar iyi anlatılmış ki oynarken küçük dilimi yutttum adeta.
Oyunda ki her karakter hiç abartısız ayrı bir hissiyat bırakıyor üzerinizde. Bu kadar farklı karakteri bu kadar güzel sunan başka da oyun oynamadım ömrümde.
Bu başarıda, bence oyun tarihinde bir devrim olan yüz hareketleri için kullanılan grafik motorunun payı da yatsınamaz elbette.
Bu öylesine muhteşem bir teknoloji ki, L.A Noire oynadıktan sonra başka oyunlarda ki bön bakan NPC'ler le konuşmak bile istemiyor insan.
Dönem Atmosferinin gerçekçi bir şekilde yansıtılması için o kadar titiz çalışılmış ki bundan daha iyisi olsa, olsa Mad Men olur. O kadar da açık konuşuyorum.
Seslendirmeler için ise ne yazık ki muazzam diyebiliyorum. Ne yazık ki diyorum, çünkü muazzamdan çok daha fazlasını hak ediyorlar; gel gör ki, o kelime de benim kelime haznemde mevcut değil.
Bir dönemin popüler tartışmasıydı oyunların sanat eseri olup, olmadığı. Doğrusu bu ya, ben de değil diyenlerdendim; nereden bilebilirdim yıllar sonra L.A Noire'in bu mevzuda kafamı alllak, bullak edeceğini...
Yazının başında da dediğim gibi bazı oyunlar, üzerimde derin izler bırakarak gönlümde yer ediyorlar.
Onları diğerlerinden ayrı tutuyorum her zaman. Kıstasları farklı onların. Deadline ile değil tutkuyla yapılmış, meydana getirilmişler onlar.
Ölürsem, ancak o zaman unutulacaklar.
L.A Noire'de onlardan bir tanesi oluverdi işte.
Güzelliğiyle mest etti, mahçup etti bizi.

Başlık, Ülkü Tamer'in bir şiirinden alıntıdır.
Kimi zaman gönlü yüce bir insan, kimi zaman estetik değerinin ayrımına varabildiğimiz bir sanat eseri bizde bu güzel sözü söyleme isteği uyandırır.
Onların güzelliği karşısında kendi çirkinliklerimizi görürüz zira. Onlar bizim için "fazla" güzeldir; onları hakketmediğimizin bilincindeyizdir. Mahçup oluruz çoğu zaman onların karşısında.
L.A Noir'de bende benzer duygular uyandıran bir yapım.
Sizi bilmem; ama bazı oyunlar benim için "eleştirilmez" kategorisinde yer alır. Oyunda ki hikaye ve yaratıcı öğeler o kadar yüksektir ki grafikmiş, oynanabilirlikmiş bakmam bile; bu eksiklikleri görmezden gelirim.
Kanımca, bu yapımlar şimdiye kadar denenmeyen bir şeyi deneyerek türevlerinde ayrılmış ve bunu hakketmişlerdirler.
Hangi oyunu örnek verebiliriz bu sıradışı durum için? Uzaklara gitmeye gerek yok. Bu topraklardan çıkmış bir yapım var zaten: İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları... Sonra Avrupa'ya doğru açılırsak; Another World. Amerika'dan çıkan güzellik Last Express...
L.A Noir'de işte bunların arasına eklenecek bir yapım. Daha açılıştan itibaren güzelliğiyle mest etti beni.
Dumanlar arasında çevreyi inceleyen dedektifin bir alçalıp, bir yükselen gölgesi, fonda çalan ve bu yazıyı yazarken de dinlediğim o blues esintili müzik, fontlara vuran ışık...
Biliyordum işte. Biliyordum, daha ana menüsünde bu kadar güzellik barındıran bir oyunun unutulmazlar listeme gireceğini.
L.A Noire' yi güzel yapan tek şey estetik yanı değil; aynı zamanda öylesine bir hikaye barındırıyor ki oyun kilişe bir tabirle değme filmlere taş çıkarıyor.
Öncelikle korkusuz. Oyundur, bu kadar ayrıntıya gerek yoktur denilmemiş.
Ek olarak Amerikan tarihinde ki bazı kirli çamaşırları da göstermesi/gösterebilmesi de her bir yanımızın Modern Warfare fps'ler le dolduğu bu günlerde ayrıca takdir edilesi.
Dahası, hikayede ki her bir karakter piksellerden oluşmuş olsalar da çoğu polis temalı aksyon filminden çok daha sahiciler, çok daha "insanlar".
Karakterlerin tutkuları, zayıflıkları, kendileriyle hesaplaşmaları o kadar iyi anlatılmış ki oynarken küçük dilimi yutttum adeta.
Oyunda ki her karakter hiç abartısız ayrı bir hissiyat bırakıyor üzerinizde. Bu kadar farklı karakteri bu kadar güzel sunan başka da oyun oynamadım ömrümde.
Bu başarıda, bence oyun tarihinde bir devrim olan yüz hareketleri için kullanılan grafik motorunun payı da yatsınamaz elbette.
Bu öylesine muhteşem bir teknoloji ki, L.A Noire oynadıktan sonra başka oyunlarda ki bön bakan NPC'ler le konuşmak bile istemiyor insan.
Dönem Atmosferinin gerçekçi bir şekilde yansıtılması için o kadar titiz çalışılmış ki bundan daha iyisi olsa, olsa Mad Men olur. O kadar da açık konuşuyorum.
Seslendirmeler için ise ne yazık ki muazzam diyebiliyorum. Ne yazık ki diyorum, çünkü muazzamdan çok daha fazlasını hak ediyorlar; gel gör ki, o kelime de benim kelime haznemde mevcut değil.
Bir dönemin popüler tartışmasıydı oyunların sanat eseri olup, olmadığı. Doğrusu bu ya, ben de değil diyenlerdendim; nereden bilebilirdim yıllar sonra L.A Noire'in bu mevzuda kafamı alllak, bullak edeceğini...
Yazının başında da dediğim gibi bazı oyunlar, üzerimde derin izler bırakarak gönlümde yer ediyorlar.
Onları diğerlerinden ayrı tutuyorum her zaman. Kıstasları farklı onların. Deadline ile değil tutkuyla yapılmış, meydana getirilmişler onlar.
Ölürsem, ancak o zaman unutulacaklar.
L.A Noire'de onlardan bir tanesi oluverdi işte.
Güzelliğiyle mest etti, mahçup etti bizi.

Başlık, Ülkü Tamer'in bir şiirinden alıntıdır.
Kimi zaman gönlü yüce bir insan, kimi zaman estetik değerinin ayrımına varabildiğimiz bir sanat eseri bizde bu güzel sözü söyleme isteği uyandırır.
Onların güzelliği karşısında kendi çirkinliklerimizi görürüz zira. Onlar bizim için "fazla" güzeldir; onları hakketmediğimizin bilincindeyizdir. Mahçup oluruz çoğu zaman onların karşısında.
L.A Noir'de bende benzer duygular uyandıran bir yapım.
Sizi bilmem; ama bazı oyunlar benim için "eleştirilmez" kategorisinde yer alır. Oyunda ki hikaye ve yaratıcı öğeler o kadar yüksektir ki grafikmiş, oynanabilirlikmiş bakmam bile; bu eksiklikleri görmezden gelirim.
Kanımca, bu yapımlar şimdiye kadar denenmeyen bir şeyi deneyerek türevlerinde ayrılmış ve bunu hakketmişlerdirler.
Hangi oyunu örnek verebiliriz bu sıradışı durum için? Uzaklara gitmeye gerek yok. Bu topraklardan çıkmış bir yapım var zaten: İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları... Sonra Avrupa'ya doğru açılırsak; Another World. Amerika'dan çıkan güzellik Last Express...
L.A Noir'de işte bunların arasına eklenecek bir yapım. Daha açılıştan itibaren güzelliğiyle mest etti beni.
Dumanlar arasında çevreyi inceleyen dedektifin bir alçalıp, bir yükselen gölgesi, fonda çalan ve bu yazıyı yazarken de dinlediğim o blues esintili müzik, fontlara vuran ışık...
Biliyordum işte. Biliyordum, daha ana menüsünde bu kadar güzellik barındıran bir oyunun unutulmazlar listeme gireceğini.
L.A Noire' yi güzel yapan tek şey estetik yanı değil; aynı zamanda öylesine bir hikaye barındırıyor ki oyun kilişe bir tabirle değme filmlere taş çıkarıyor.
Öncelikle korkusuz. Oyundur, bu kadar ayrıntıya gerek yoktur denilmemiş.
Ek olarak Amerikan tarihinde ki bazı kirli çamaşırları da göstermesi/gösterebilmesi de her bir yanımızın Modern Warfare fps'ler le dolduğu bu günlerde ayrıca takdir edilesi.
Dahası, hikayede ki her bir karakter piksellerden oluşmuş olsalar da çoğu polis temalı aksyon filminden çok daha sahiciler, çok daha "insanlar".
Karakterlerin tutkuları, zayıflıkları, kendileriyle hesaplaşmaları o kadar iyi anlatılmış ki oynarken küçük dilimi yutttum adeta.
Oyunda ki her karakter hiç abartısız ayrı bir hissiyat bırakıyor üzerinizde. Bu kadar farklı karakteri bu kadar güzel sunan başka da oyun oynamadım ömrümde.
Bu başarıda, bence oyun tarihinde bir devrim olan yüz hareketleri için kullanılan grafik motorunun payı da yatsınamaz elbette.
Bu öylesine muhteşem bir teknolojiki, L.A Noire oynadıktan sonra başka oyunlarda ki bön bakan NPC'ler le konuşmak bile istemiyor insan.
Dönem Atmosferinin gerçekçi bir şekilde yansıtılması için o kadar titiz çalışılmış ki bundan daha iyisi olsa, olsa Mad Men olur. O kadar da açık konuşuyorum.
Seslendirmeler için ise ne yazık ki muazzam diyebiliyorum. Ne yazık ki diyorum, çünkü muazzamdan çok daha fazlasını hak ediyorlar; gel gör ki, o kelime de benim kelime haznemde mevcut değil.
Bir dönemin popüler tartışmasıydı oyunların sanat eseri olup, olmadığı. Doğrusu bu ya, ben de değil diyenlerdendim; nereden bilebilirdim yıllar sonra L.A Noire'in bu mevzuda kafamı alllak, bullak edeceğini...
Yazının başında da dediğim gibi bazı oyunlar, üzerimde derin izler bırakarak gönlümde yer ediyorlar.
Onları diğerlerinden ayrı tutuyorum her zaman. Kıstasları farklı onların. Deadline ile değil tutkuyla yapılmış, meydana getirilmişler onlar.
Ölürsem, ancak o zaman unutulacaklar.
L.A Noire'de onlardan bir tanesi oluverdi işte.
Güzelliğiyle mest etti, mahçup etti bizi.
Normal şartlar altında, böylesi kısa yazılar için blog kullanmıyorum; ancak öylesine bir bug'a rastladım ki paylaşmadan duramadım.
Söz konusu bug, oyunun Ps3 sürümündendir. Cep telefonundan çektiğim için görüntü kötü de olsa, mevzunun abesliğini göreceksinizdir.
Neyse, lafı fazla uzatmadan;
http://www.youtube.com/watch?v=JOhMJUEps3Y&context=C3057d7aADOEgsToPDskLn4lPM7-t13t7vivn7Unnb
Normal şartlar altında, böylesi kısa yazılar için blog kullanmıyorum; ancak öylesine bir bug'a rastladım ki paylaşmadan duramadım.
Söz konusu bug, oyunun Ps3 sürümündendir. Cep telefonundan çektiğim için görüntü kötü de olsa, meyzunun abesliğini göreceksinizdir.
Neyse, lafı fazla uzatmadan;
http://www.youtube.com/watch?v=JOhMJUEps3Y&context=C3057d7aADOEgsToPDskLn4lPM7-t13t7vivn7Unnb
|
|
Diablo 3 Oynarken Öldü
Yazan: Burak |
|
|
Project Glass Fail
Yazan: Utku |
|
|
Kitlesel Yalanlar
Yazan: Burak |
|
|
Marius - Bir Diablo hikayesi
Yazan: Batuhan |
|
|
Bir Garibanın Diablo Hikayesi
Yazan: Egemen |
|
|
|
|
|