berkay61TS

berkay61TS

140 karakter kaldı
Profil gösterimi 884 görüntüleme
Member since Cuma, 18 Kasım 2011 20:00
Son çevrimiçi 12 saat 24 dakika önce

Hakkımda

Temel Bilgiler

Cinsiyet
Erkek
Doğumgünü
09/02/1996
Hakkımda
Niye yatılı okula geldim ki sanki...

İletişim Bilgileri

Ülke
Turkey

Eğitim

Oyuncu Profilleri

Platformlar
PC

Sosyal Medya

İlgi Alanları

1 hafta önce
b4U2c bir blog yazısını güncelledi ELDER SCROLLS: Geçen...


Bugünlerde Oyungezer için hazırladığım bir dosya konusu eski anıları canlandırdı bende. Elder Scrolls serisine tam olarak nerede, ne zaman tutulduğumu hatırlamaya çalıştım. Uzun yıllar öncesinden o kadar çok hatıra hücum etti ki bir anda (ve o kadar canlı, o denli renkliydi ki her biri), bazen sihirli bir oyun anının eski bir sevgili kadar kalbe dokunabileceğini fark ettim. Genelde oyunları gerekenden fazla ciddiye aldığımızı düşünürüm, fakat galiba zaman zaman onları aşırı hafife aldığımız da oluyor. Çünkü bazı oyunlar fark ettirmeden içimize işliyor, adeta bir parçamız haline gelip silinmez izler bırakıyorlar.


Benim anı bahçemdeki TES filizleri serinin ikinci oyunu Daggerfall dönemlerinde yeşermeye başladı. Sanırım büyük aşklar gerçekten kavgayla başlıyor; kolay vazgeçen biri olsaydım çoktan kaldırıp atacağım o oyun, belki de beni öfkeden delirttiği noktada sızdı kalbime.  İzin verirseniz kısa hikâyesini paylaşayım sizinle, oradan yola çıkarak Skyrim’e kadar yavaşça yürüyelim birlikte…

 

Daggerfall Zindan Haritası

Daggerfall'un rastgele yarattığı zindanlardan birinin haritası...


Savaşçı-büyücü karışımı karakterimle Daggerfall’un rastgele yarattığı zindanlardan birinde lanet olası bir Ork Lordu’nun peşindeyim. Zindanın en ücra köşesine pusmuş, önüne de seksensekiz çeşit yaratıkla adeta duvar örmüş namussuz. Ne yapsam olmuyor, o hattı yaramıyorum. Son denemem bir vampirin dişlerinde son buluyor ve çıldırmanın eşiğine geliyorum. Bir daha yükleyip 3 ayrı saldırı büyüsünü birleştiriyorum, o kadar yıkıcı bir karışım ortaya çıkıyor ki bu büyüyü bir kez kullanmam bütün mana gücüme mal olacak. Delilik. Allah belanızı versin ulan deyip büyüyü sallıyorum. Korkunç bir parlama eşliğinde ekranda ne varsa elektrik ve kıvılcıma boğuluyor. Ön saflardaki Ancient Lich patlamanın etkisiyle öyle geriye tepiyor ki Ork Lordu’nun bile üzerinden uçup… oradaki boşluktan aşağıya düşüyor! Tabii yaratıkların hepsi telef olmuyor, ayakta kalanlar yarım dakikada hesabımı kesiyor. Fakat ben göreceğimi gördüm. Kalp atışlarım hızlanıyor. Bir daha yüklüyorum, haritayı açıyorum ve bir kat aşağıya, çıkmaz sokak sandığım koridorun ucundaki yosunlu duvara varıp başımı kaldırıyorum. Evet! Yukarıya uzanan bir baca var! Ensemdeki tüyler diken diken oluyor. Levitation büyümü yapıyor ve bacadan yukarı süzülüyorum. Ork Lordu ve ahalisi oradalar, tam ters tarafa bakıyor, bekliyorlar. Büyülerim, çift elimle kavradığım Dai-Katana’m ve ben, Lord’a yapacağımız tatsız sürpriz için hazırız. Usulca yürüyerek iyice yaklaşıyorum. Ruhları duymuyor. Saldırı hamlesi için sağ üstten sol alta hışımla çektiğim farenin kablosu yuvasından çıkıyor fakat kılıcım Ork’un zırhlı sırtına çapraz bir yarık açtı bile. O kritik vuruş dağ gibi Lord’u indirmeye yetiyor! Korumaları beni lime lime doğrarken fareyi yuvasına takmaya bile tenezzül etmiyorum. Onun yerine taş zeminde yatan Ork’un cansız bedenine bakıp özel patentli deli büyücü kahkahamı atıyorum. Ve o an anlıyorum, Elder Scrolls’a âşık olmaya başlıyorum…

 

Doğrusu Elder Scrolls da bana boş değil, biliyorum. Ne zaman daralıp kendimi o dünyanın eşiğine atsam, kapıyı ardına kadar açık buluyorum. Beni heyecanlandırmak -hatta bazen düşündürmek- için canını dişine takıyor. Ve belki hepsinden ilginci, sık sık şaşırtıyor beni. Bütün bu hislerin ortak çarpanı ise eğlence oluyor. Daggerfall’un bir adım ötesine, serinin 3. oyunu Morrowind’e yol alalım, oradan bir örnek vereyim size... Ormana dalıp ne kadar agresif yaratık varsa hepsine sataşmak, fareli köyün kavalcısı gibi hepsini peşinize takıp kasabaya kadar koşturmak, sonra da kurguladığınız canavar baskınını savuşturmak için akla karayı seçen kasaba muhafızlarını izleyip pis pis sırıtmak... Nasıl eğlenceli biliyor musunuz?


En az eğlence kadar özgürlüğün de kokusu sinmiş zihnimdeki Morrowind sandığına... Aslında sadece bu oyuna değil tüm TES serisine ait bir özellik bu. İddia ediyorum, başka hiçbir oyun dünyası size bu derinlikte bir özgürlük duygusu yaşatamaz. Alternatifler arasında seçim yapabilme boyutunda kalan bir özgürlükten değil, özgürlük hissinin bizzat kendisinden söz ediyorum. Bunun belki en iyi anlatımı, Morrowind'de geminin güvertesine çıktığınız o ilk andır. Ya da bir sonraki oyun Oblivion'ın başındaki o küflü ve karanlık yer altı hapishanesinde geçen ilk yarım saatin ardından Cyrodiil ormanlarının kalbine attığınız o ilk adım... Daha da güzeli, Skyrim'de Helgen Keep'ten kurtulduğunuzda sizi karlı dağlarla baş başa bırakan o ilk sahne... Kapalı alan ve doğrusal oynanışın yerini bir anda açık dünya ve tam serbestliğe bırakması karşısında adeta oksijen zehirlenmesi yaşayan biri gibi sersemlersiniz. Karşınızdaki dünyanın bütünlüğü bir an nefesinizi keser. O dünya dizginlerinizi salarken size herhangi bir gözdağı vermemiştir fakat siz yine de biraz tedirgin, biraz tereddütlü atarsınız o ilk adımı. Ve bilirsiniz, yapacağınız yolculuk yalnızca size ait olacaktır (Birkaç ay önceki Skyrim incelemesinde kullandığım 9,9'un temel dayanaklarından biri de budur).


Özgürlük Budur!

Bu resim, özgürlük kadar esareti de temsil ediyor olabilir. Nereden baktığınıza bağlı.

 


Sevgili arkadaşlar, tam da bu noktada iyice gaza gelip “Bethesda beni evlatlık alsın!” desem, ya da Aşık Veysel’e bağlayıp bir Bard manisiyle yazıyı sonlandırsam şaşırmazdınız değil mi?

 

Az evvel ejder dövdüm, ağrıyor her bir yanım;

Varam gidem sılaya, benim güzel Whiterun’ım…

Muhafız der giriş yok. Nasıl giriş yok canım?

Nasıl almazsın beni, ben bir Ejderdoğan’ım!

 

Kalakaldım kapıda, yahu bu nasıl iştir?

Bilmez misin ey densiz, Whiterun’lılar kardeştir?

Ice Bolt çakardım amma, gayrı manam bitmiştir;  

Dizindeki ok var ya, çıkar kıçına yerleştir!

 

Bakın işte, hiç şaşırmadınız J

Ama işin aslı öyle değil.

Ozan etse de (!) gözü kör eden bir aşk değil bu.

(Yazının havası değişiyor, derin nefes alın)

 

Evet, TES oyunlarındaki kalite, özgünlük ve özgürlük hissi senelerdir bir nebze olsun azalmadı, fakat aynı durum ömrümüzün takvim yaprakları için geçerli değil maalesef. Orta yaşa yaklaşan ve hayatın hatırı sayılır bir kısmını oyunlarla tüketen iki “Elder” olarak sevgili Sinan Akkol’la son zamanlarda aklımızı meşgul eden bir konudur bu… Neredeyiz? Nerede olmalıydık? Zamanı doğru mu değerlendirdik? Doğru mu örnek oluyoruz?

 

TES örneğinden hareketle mantıklı bir değerlendirme yaptığımda bu seriye ayırdığım zamanın karşılığında değerli kazanımlarım olduğunu görüyorum. Bu oyunlar yer yer iyi yazılmış birer kitaptan farksız olduğundan okuma hobimi tatmin etti ve İngilizce dil becerimi ilerletti. Hayal gücümü besleyerek yaratıcılık ufkumu genişletti, zor geçen günlerin stresini atmama yardımcı oldu.

 

Geçen Zaman ve Bıraktığı İzler...

Zaman her şeyin ilacı değil ama çoğu şeyin anahtarı.


Sonuçta, kabul edelim veya etmeyelim, hepimizin zaman zaman bu dünyadan kaçmaya ihtiyacı var. Diğer yandan, bu dünyada yapmamız gereken çok iş, arayıp bulmamız gereken çok cevap var. İtiraf etmeliyim, Elder Scrolls’a harcadığım vaktin bazı dönemler aşırıya kaçtığı da oldu ve bu aşırılık, sözünü ettiğim cevapların arayışından beni alıkoydu. Eğer siz de kendinizle yalnız kaldığınızda “Neredeyim? Nerede olmalıyım?” sorularıyla yüzleşiyorsanız pişmanlığın çok ağır bir yük olduğunu en az benim kadar iyi biliyor olmalısınız. Load / Save mekanizması fena halde bug'lı bir oyun Hayat. Bazen "telafi edebilme" ayrıcalığını tanımıyor insanlara. Bu yüzden, birçoğunuza abi sıfatıyla hitap eden biri olarak, size şu naçizane tavsiyede bulunmak istiyorum: Eğer uyku saatlerinizden fazlasını feda edecekseniz, oynayacağınız oyuna karar vermeden önce esaslı bir yatırım analizi yapın. Çünkü siz ve üretken vaktiniz, dijital kum torbalarından daha iyisini hak ediyorsunuz.

May 17
b4U2c bir blog yazısını güncelledi ELDER SCROLLS: Geçen...


Bugünlerde Oyungezer için hazırladığım bir dosya konusu eski anıları canlandırdı bende. Elder Scrolls serisine tam olarak nerede, ne zaman tutulduğumu hatırlamaya çalıştım. Uzun yıllar öncesinden o kadar çok hatıra hücum etti ki bir anda (ve o kadar canlı, o denli renkliydi ki her biri), bazen sihirli bir oyun anının eski bir sevgili kadar kalbe dokunabileceğini fark ettim. Genelde oyunları gerekenden fazla ciddiye aldığımızı düşünürüm, fakat galiba zaman zaman onları aşırı hafife aldığımız da oluyor. Çünkü bazı oyunlar fark ettirmeden içimize işliyor, adeta bir parçamız haline gelip silinmez izler bırakıyorlar.


Benim anı bahçemdeki TES filizleri serinin ikinci oyunu Daggerfall dönemlerinde yeşermeye başladı. Sanırım büyük aşklar gerçekten kavgayla başlıyor; kolay vazgeçen biri olsaydım çoktan kaldırıp atacağım o oyun, belki de beni öfkeden delirttiği noktada sızdı kalbime.  İzin verirseniz kısa hikâyesini paylaşayım sizinle, oradan yola çıkarak Skyrim’e kadar yavaşça yürüyelim birlikte…

 

Daggerfall Zindan Haritası

Daggerfall'un rastgele yarattığı zindanlardan birinin haritası...


Savaşçı-büyücü karışımı karakterimle Daggerfall’un rastgele yarattığı zindanlardan birinde lanet olası bir Ork Lordu’nun peşindeyim. Zindanın en ücra köşesine pusmuş, önüne de seksensekiz çeşit yaratıkla adeta duvar örmüş namussuz. Ne yapsam olmuyor, o hattı yaramıyorum. Son denemem bir vampirin dişlerinde son buluyor ve çıldırmanın eşiğine geliyorum. Bir daha yükleyip 3 ayrı saldırı büyüsünü birleştiriyorum, o kadar yıkıcı bir karışım ortaya çıkıyor ki bu büyüyü bir kez kullanmam bütün mana gücüme mal olacak. Delilik. Allah belanızı versin ulan deyip büyüyü sallıyorum. Korkunç bir parlama eşliğinde ekranda ne varsa elektrik ve kıvılcıma boğuluyor. Ön saflardaki Ancient Lich patlamanın etkisiyle öyle geriye tepiyor ki Ork Lordu’nun bile üzerinden uçup… oradaki boşluktan aşağıya düşüyor! Tabii yaratıkların hepsi telef olmuyor, ayakta kalanlar yarım dakikada hesabımı kesiyor. Fakat ben göreceğimi gördüm. Orada, Ork Lordu'nun ardında bir boşluk var. Kalp atışlarım hızlanıyor. Bir daha yüklüyorum, haritayı açıyorum ve bir kat aşağıya, çıkmaz sokak sandığım koridorun ucundaki yosunlu duvara varıp başımı kaldırıyorum. Evet! Yukarıya uzanan bir baca var! Ensemdeki tüyler diken diken oluyor. Levitation büyümü yapıyor ve bacadan yukarı süzülüyorum. Ork Lordu ve ahalisi oradalar, tam ters tarafa bakıyor, bekliyorlar. Büyülerim, çift elimle kavradığım Dai-Katana’m ve ben, Lord’a yapacağımız tatsız sürpriz için hazırız. Usulca yürüyerek iyice yaklaşıyorum. Ruhları duymuyor. Saldırı hamlesi için sağ üstten sol alta hışımla çektiğim farenin kablosu yuvasından çıkıyor fakat kılıcım Ork’un zırhlı sırtına çapraz bir yarık açtı bile. O kritik vuruş dağ gibi Lord’u indirmeye yetiyor! Korumaları beni lime lime doğrarken fareyi yuvasına takmaya bile tenezzül etmiyorum. Onun yerine taş zeminde yatan Ork’un cansız bedenine bakıp özel patentli deli büyücü kahkahamı atıyorum. Ve o an anlıyorum, Elder Scrolls’a âşık olmaya başlıyorum…

 

Doğrusu Elder Scrolls da bana boş değil, biliyorum. Ne zaman daralıp kendimi o dünyanın eşiğine atsam, kapıyı ardına kadar açık buluyorum. Beni heyecanlandırmak -hatta bazen düşündürmek- için canını dişine takıyor. Ve belki hepsinden ilginci, sık sık şaşırtıyor beni. Bütün bu hislerin ortak çarpanı ise eğlence oluyor. Daggerfall’un bir adım ötesine, serinin 3. oyunu Morrowind’e yol alalım, oradan bir örnek vereyim size... Ormana dalıp ne kadar agresif yaratık varsa hepsine sataşmak, fareli köyün kavalcısı gibi hepsini peşinize takıp kasabaya kadar koşturmak, sonra da kurguladığınız canavar baskınını savuşturmak için akla karayı seçen kasaba muhafızlarını izleyip pis pis sırıtmak... Nasıl eğlenceli biliyor musunuz?


En az eğlence kadar özgürlüğün de kokusu sinmiş zihnimdeki Morrowind sandığına... Aslında sadece bu oyuna değil tüm TES serisine ait bir özellik bu. İddia ediyorum, başka hiçbir oyun dünyası size bu derinlikte bir özgürlük duygusu yaşatamaz. Alternatifler arasında seçim yapabilme boyutunda kalan bir özgürlükten değil, özgürlük hissinin bizzat kendisinden söz ediyorum. Bunun belki en iyi anlatımı, Morrowind'de geminin güvertesine çıktığınız o ilk andır. Ya da bir sonraki oyun Oblivion'ın başındaki o küflü ve karanlık yer altı hapishanesinde geçen ilk yarım saatin ardından Cyrodiil ormanlarının kalbine attığınız o ilk adım... Daha da güzeli, Skyrim'de Helgen Keep'ten kurtulduğunuzda sizi karlı dağlarla baş başa bırakan o ilk sahne... Kapalı alan ve doğrusal oynanışın yerini bir anda açık dünya ve tam serbestliğe bırakması karşısında adeta oksijen zehirlenmesi yaşayan biri gibi sersemlersiniz. Karşınızdaki dünyanın bütünlüğü bir an nefesinizi keser. O dünya dizginlerinizi salarken size herhangi bir gözdağı vermemiştir fakat siz yine de biraz tedirgin, biraz tereddütlü atarsınız o ilk adımı. Ve bilirsiniz, yapacağınız yolculuk yalnızca size ait olacaktır (Birkaç ay önceki Skyrim incelemesinde kullandığım 9,9'un temel dayanaklarından biri de budur).


Özgürlük Budur!

Bu resim, özgürlük kadar esareti de temsil ediyor olabilir. Nereden baktığınıza bağlı.

 


Sevgili arkadaşlar, tam da bu noktada iyice gaza gelip “Bethesda beni evlatlık alsın!” desem, ya da Aşık Veysel’e bağlayıp bir Bard manisiyle yazıyı sonlandırsam şaşırmazdınız değil mi?

 

Az evvel ejder dövdüm, ağrıyor her bir yanım;

Varam gidem sılaya, benim güzel Whiterun’ım…

Muhafız der giriş yok. Nasıl giriş yok canım?

Nasıl almazsın beni, ben bir Ejderdoğan’ım!

 

Kalakaldım kapıda, yahu bu nasıl iştir?

Bilmez misin ey densiz, Whiterun’lılar kardeştir?

Ice Bolt çakardım amma, gayrı manam bitmiştir;  

Dizindeki ok var ya, çıkar kıçına yerleştir!

 

Bakın işte, hiç şaşırmadınız J

Ama işin aslı öyle değil.

Ozan etse de (!) gözü kör eden bir aşk değil bu.

(Yazının havası değişiyor, derin nefes alın)

 

Evet, TES oyunlarındaki kalite, özgünlük ve özgürlük hissi senelerdir bir nebze olsun azalmadı, fakat aynı durum ömrümüzün takvim yaprakları için geçerli değil maalesef. Orta yaşa yaklaşan ve hayatın hatırı sayılır bir kısmını oyunlarla tüketen iki “Elder” olarak sevgili Sinan Akkol’la son zamanlarda aklımızı meşgul eden bir konudur bu… Neredeyiz? Nerede olmalıydık? Zamanı doğru mu değerlendirdik? Doğru mu örnek oluyoruz?

 

TES örneğinden hareketle mantıklı bir değerlendirme yaptığımda bu seriye ayırdığım zamanın karşılığında değerli kazanımlarım olduğunu görüyorum. Bu oyunlar yer yer iyi yazılmış birer kitaptan farksız olduğundan okuma hobimi tatmin etti ve İngilizce dil becerimi ilerletti. Hayal gücümü besleyerek yaratıcılık ufkumu genişletti, zor geçen günlerin stresini atmama yardımcı oldu.

 

Geçen Zaman ve Bıraktığı İzler...

Zaman her şeyin ilacı değil ama çoğu şeyin anahtarı.


Sonuçta, kabul edelim veya etmeyelim, hepimizin zaman zaman bu dünyadan kaçmaya ihtiyacı var. Diğer yandan, bu dünyada yapmamız gereken çok iş, arayıp bulmamız gereken çok cevap var. İtiraf etmeliyim, Elder Scrolls’a harcadığım vaktin bazı dönemler aşırıya kaçtığı da oldu ve bu aşırılık, sözünü ettiğim cevapların arayışından beni alıkoydu. Eğer siz de kendinizle yalnız kaldığınızda “Neredeyim? Nerede olmalıyım?” sorularıyla yüzleşiyorsanız pişmanlığın çok ağır bir yük olduğunu en az benim kadar iyi biliyor olmalısınız. Load / Save mekanizması fena halde bug'lı bir oyun Hayat. Bazen "telafi edebilme" ayrıcalığını tanımıyor insanlara. Bu yüzden, birçoğunuza abi sıfatıyla hitap eden biri olarak, size şu naçizane tavsiyede bulunmak istiyorum: Eğer uyku saatlerinizden fazlasını feda edecekseniz, oynayacağınız oyuna karar vermeden önce esaslı bir yatırım analizi yapın. Çünkü siz ve üretken vaktiniz, dijital kum torbalarından daha iyisini hak ediyorsunuz.

May 16
b4U2c bir blog yazısı yazdı Elder Scrolls: Geçen...

 

Bugünlerde Oyungezer için hazırladığım bir dosya konusu eski anıları canlandırdı bende. Elder Scrolls serisine tam olarak nerede, ne zaman tutulduğumu hatırlamaya çalıştım. Uzun yıllar öncesinden o kadar çok hatıra hücum etti ki bir anda (ve o kadar canlı, o denli renkliydi ki her biri), bazen sihirli bir oyun anının eski bir sevgili kadar kalbe dokunabileceğini fark ettim. Genelde oyunları gerekenden fazla ciddiye aldığımızı düşünürüm, fakat galiba zaman zaman onları aşırı hafife aldığımız da oluyor. Çünkü bazı oyunlar fark ettirmeden içimize işliyor, adeta bir parçamız haline gelip silinmez izler bırakıyorlar.

 

Benim anı bahçemdeki TES filizleri serinin ikinci oyunu Daggerfall dönemlerinde yeşermeye başladı. Sanırım büyük aşklar gerçekten kavgayla başlıyor; kolay vazgeçen biri olsaydım çoktan kaldırıp atacağım o oyun, belki de beni öfkeden delirttiği noktada sızdı kalbime.  İzin verirseniz kısa hikâyesini paylaşayım sizinle, oradan yola çıkarak Skyrim’e kadar yavaşça yürüyelim birlikte…

 

Daggerfall Zindan Haritası

 

Daggerfall'un rastgele yarattığı zindanlardan birinin haritası...

 

 

Savaşçı-büyücü karışımı karakterimle Daggerfall’un rastgele yarattığı zindanlardan birinde lanet olası bir Ork Lordu’nun peşindeyim. Zindanın en ücra köşesine pusmuş, önüne de seksensekiz çeşit yaratıkla adeta duvar örmüş namussuz. Ne yapsam olmuyor, o hattı yaramıyorum. Son denemem bir vampirin dişlerinde son buluyor ve çıldırmanın eşiğine geliyorum. Bir daha yükleyip 3 ayrı saldırı büyüsünü birleştiriyorum, o kadar yıkıcı bir karışım ortaya çıkıyor ki bu büyüyü bir kez kullanmam bütün mana gücüme mal olacak. Delilik. Allah belanızı versin ulan deyip büyüyü sallıyorum. Korkunç bir parlama eşliğinde ekranda ne varsa elektrik ve kıvılcıma boğuluyor. Ön saflardaki Ancient Lich patlamanın etkisiyle öyle geriye tepiyor ki Ork Lordu’nun bile üzerinden uçup… oradaki boşluktan aşağıya düşüyor! Tabii yaratıkların hepsi telef olmuyor, ayakta kalanlar yarım dakikada hesabımı kesiyor. Fakat ben göreceğimi gördüm. Orada, Ork Lordu'nun ardında bir boşluk var. Kalp atışlarım hızlanıyor. Bir daha yüklüyorum, haritayı açıyorum ve bir kat aşağıya, çıkmaz sokak sandığım koridorun ucundaki yosunlu duvara varıp başımı kaldırıyorum. Evet! Yukarıya uzanan bir baca var! Ensemdeki tüyler diken diken oluyor. Levitation büyümü yapıyor ve bacadan yukarı süzülüyorum. Ork Lordu ve ahalisi oradalar, tam ters tarafa bakıyor, bekliyorlar. Büyülerim, çift elimle kavradığım Dai-Katana’m ve ben, Lord’a yapacağımız tatsız sürpriz için hazırız. Usulca yürüyerek iyice yaklaşıyorum. Ruhları duymuyor. Saldırı hamlesi için sağ üstten sol alta hışımla çektiğim farenin kablosu yuvasından çıkıyor fakat kılıcım Ork’un zırhlı sırtına çapraz bir yarık açtı bile. O kritik vuruş dağ gibi Lord’u indirmeye yetiyor! Korumaları beni lime lime doğrarken fareyi yuvasına takmaya bile tenezzül etmiyorum. Onun yerine taş zeminde yatan Ork’un cansız bedenine bakıp özel patentli deli büyücü kahkahamı atıyorum. Ve o an anlıyorum, Elder Scrolls’a âşık olmaya başlıyorum…

 

Doğrusu Elder Scrolls da bana boş değil, biliyorum. Ne zaman daralıp kendimi o dünyanın eşiğine atsam, kapıyı ardına kadar açık buluyorum. Beni heyecanlandırmak -hatta bazen düşündürmek- için canını dişine takıyor. Ve belki hepsinden ilginci, sık sık şaşırtıyor beni. Bütün bu hislerin ortak çarpanı ise eğlence oluyor. Daggerfall’un bir adım ötesine, serinin 3. oyunu Morrowind’e yol alalım, oradan bir örnek vereyim size... Ormana dalıp ne kadar agresif yaratık varsa hepsine sataşmak, fareli köyün kavalcısı gibi hepsini peşinize takıp kasabaya kadar koşturmak, sonra da kurguladığınız canavar baskınını savuşturmak için akla karayı seçen kasaba muhafızlarını izleyip pis pis sırıtmak... Nasıl eğlenceli biliyor musunuz?


En az eğlence kadar özgürlüğün de kokusu sinmiş zihnimdeki Morrowind sandığına... Aslında sadece bu oyuna değil tüm TES serisine ait bir özellik bu. İddia ediyorum, başka hiçbir oyun dünyası size bu derinlikte bir özgürlük duygusu yaşatamaz. Alternatifler arasında seçim yapabilme boyutunda kalan bir özgürlükten değil, özgürlük hissinin bizzat kendisinden söz ediyorum. Bunun belki en iyi anlatımı, Morrowind'de geminin güvertesine çıktığınız o ilk andır. Ya da bir sonraki oyun Oblivion'ın başındaki o küflü ve karanlık yer altı hapishanesinde geçen ilk yarım saatin ardından Cyrodiil ormanlarının kalbine attığınız o ilk adım... Daha da güzeli, Skyrim'de Helgen Keep'ten kurtulduğunuzda sizi karlı dağlarla baş başa bırakan o ilk sahne... Kapalı alan ve doğrusal oynanışın yerini bir anda açık dünya ve tam serbestliğe bırakması karşısında adeta oksijen zehirlenmesi yaşayan biri gibi sersemlersiniz. Karşınızdaki dünyanın bütünlüğü bir an nefesinizi keser. O dünya dizginlerinizi salarken size herhangi bir gözdağı vermemiştir fakat siz yine de biraz tedirgin, biraz tereddütlü atarsınız o ilk adımı. Ve bilirsiniz, yapacağınız yolculuk yalnızca size ait olacaktır (Birkaç ay önceki Skyrim incelemesinde kullandığım 9,9'un temel dayanaklarından biri de budur).


Özgürlük Budur!

Bu resim, özgürlük kadar esareti de temsil ediyor olabilir. 

 

Sevgili arkadaşlar, tam da bu noktada iyice gaza gelip “Bethesda beni evlatlık alsın!” desem, ya da Aşık Veysel’e bağlayıp bir Bard manisiyle yazıyı sonlandırsam şaşırmazdınız değil mi?

 

Az evvel ejder dövdüm, ağrıyor her bir yanım;

Varam gidem sılaya, benim güzel Whiterun’ım…

Muhafız der giriş yok. Nasıl giriş yok canım?

Nasıl almazsın beni, ben bir Ejderdoğan’ım!

 

Kalakaldım kapıda, yahu bu nasıl iştir?

Bilmez misin ey densiz, Whiterun’lılar kardeştir?

Ice Bolt çakardım amma, gayrı manam bitmiştir;  

Dizindeki ok var ya, çıkar kıçına yerleştir!

 

 Bakın işte, hiç şaşırmadınız J

Ama işin aslı öyle değil.

Gözü kör eden bir aşk değil bu.

(Yazının havası değişiyor, derin nefes alın)

 

Evet, TES oyunlarındaki kalite, özgünlük ve özgürlük hissi senelerdir bir nebze olsun azalmadı, fakat aynı durum ömrümüzün takvim yaprakları için geçerli değil maalesef. Orta yaşa yaklaşan ve hayatın hatırı sayılır bir kısmını oyunlarla tüketen iki “Elder” olarak sevgili Sinan Akkol’la son zamanlarda aklımızı meşgul eden bir konudur bu… Neredeyiz? Nerede olmalıydık? Zamanı doğru mu değerlendirdik? Doğru mu örnek oluyoruz?

 

TES örneğinden hareketle mantıklı bir değerlendirme yaptığımda bu seriye ayırdığım zamanın karşılığında değerli kazanımlarım olduğunu görüyorum. Bu oyunlar yer yer iyi yazılmış birer kitaptan farksız olduğundan okuma hobimi tatmin etti ve İngilizce dil becerimi ilerletti. Hayal gücümü besleyerek yaratıcılık ufkumu genişletti, zor geçen günlerin stresini atmama yardımcı oldu.

 

Geçen Zaman ve Bıraktığı İzler...

Zaman her şeyin ilacı değil ama çoğu şeyin anahtarı.

 

Sonuçta, kabul edelim veya etmeyelim, hepimizin zaman zaman bu dünyadan kaçmaya ihtiyacı var. Diğer yandan, bu dünyada yapmamız gereken çok iş, arayıp bulmamız gereken çok cevap var. İtiraf etmeliyim, Elder Scrolls’a harcadığım vaktin bazı dönemler aşırıya kaçtığı da oldu ve bu aşırılık, sözünü ettiğim cevapların arayışından beni alıkoydu. Eğer siz de kendinizle yalnız kaldığınızda “Neredeyim? Nerede olmalıyım?” sorularıyla yüzleşiyorsanız pişmanlığın çok ağır bir yük olduğunu en az benim kadar iyi biliyor olmalısınız. Load / Save mekanizması fena halde bug'lı bir oyun Hayat. Bazen "telafi edebilme" ayrıcalığını tanımıyor insanlara. Bu yüzden, birçoğunuza abi sıfatıyla hitap eden biri olarak, size şu naçizane tavsiyede bulunmak istiyorum: Eğer uyku saatlerinizden fazlasını feda edecekseniz oyun seçimlerinizde esaslı yatırım analizleri yapın. Çünkü siz ve üretken vaktiniz, dijital kum torbalarından daha iyisini hak ediyorsunuz.

May 16
1 ay önce
BanaProphetDerler ve Monthius şimdi arkadaşlar
Mar 26
2 ay önce
Editor reviews
  • Alice: Madness Returns
  • Evet, sonunda incelemeyi yazacak kadar oynamış oldum oyunu. İlk oynadığımda “Ha ha ha şuna bak Alice oynuyor” diyen arkadaşlarım inşallah sizler de okursunuz bu yazıyı...
Mar 24
BanaProphetDerler ve Lunod şimdi arkadaşlar
Mar 16
BanaProphetDerler ve UtherLightbringer şimdi arkadaşlar
Mar 13
BanaProphetDerler ve Dante- şimdi arkadaşlar
Mar 06
Editor reviews
  • Call of Duty: Black Ops
  • Oyun arada sırada değişimin klasikler üzerindede iyi gelebileceğini kanıtlayan yapıtlardan biri.Farklı karakterler, farklı bir hikaye ama bambaşka bir heyecan ve tadına doyum olmaz o yeni...
Mar 04
BanaProphetDerler ve berkay61TS şimdi arkadaşlar
Mar 02
BanaProphetDerler yeni bir avatar yükledi
Şub 25
3 ay önce
Editor reviews
  • Operation Flashpoint: Red River
  • Selam Oyungezer ailesi :) Red River incelemesiyle karşınızdayım bu sefer. Aşağı yukarı çoğu fps oyuncusunun Ghost Recon’u denemişliği vardır sanıyorum. İşte oyunumuz da bu taktiksel...
Şub 18
BanaProphetDerler ve blaxis şimdi arkadaşlar
Şub 10
berkay61TS ve blaxis şimdi arkadaşlar
Şub 10
Editor reviews
  • Company of Heroes: Tales of Valor
  • Oynadığım hiç bir strateji oyununda görmediğim o dinamikler, 2. Dünya Savaşında geçen atmosferi ve diğer oyunlara nazaran rakibe isabet etmeyen kurşun,ok,top güllesi vs. silahların rakibi...
Şub 09
BanaProphetDerler yeni bir avatar yükledi
Şub 05
Şub 03

Son Yorumlar

2012-04-29 20:59:26
Leaving Earth'ın melodisini müthiş bulmuşumdur mal .....
2012-03-24 11:35:34
Normalde fps fazla sevmem ama bu fiyata kaçmaz :) .....
2012-03-02 19:20:50
Ben de bi an şaşırdım Allah Allah nası yani diye : .....
2012-03-02 18:43:01
Haberi yeni okudum şuan havalardayım :) ama haksı .....
2012-01-30 18:20:30
bi daha yapsınlar ya hiç haberim olmamıştı :(
2012-01-30 18:06:23
akla hayale sığmaz. bf3 te 64 kişi oynayınca süper .....
2012-01-24 01:04:01
Harika olmuş çok eğlenceli tebrikler :)
2012-01-23 17:25:00
hangi oyunların olduğu sitesinde falan da yazmıyo .....
2011-12-31 16:15:16
offf 49 fps gördüm skyrimde :D ölsem de gam yemem .....

Son Forum Mesajları

berkay61TS hasn't join any discussion yet.
Get Adobe Flash player

Son Kullanıcı İÇERİKLERİ

  • Bloglar
  • Yorum
  • İnceleme
0.002