Tahtında kudretle oturan Kral Amvrysseas, Amvros Krallığı’nı yönetiyordu. Çeliğe ve zihne hükmeden Kralın Gücü eşsizdi. Ve pek çok kişi tarafından arzulanan bir güçtü.
Büyücülerin kurduğu bir komplo Kral’ı devirmeye ve onun Gücü’nü ele geçirmeye kalkıştı.
Şövalyelerini yozlaştırdılar. Dehşet verici canavarlara komuta ettiler. Ve aklın alamayacağı korkular çağırdılar.
Böylece Cadılık Savaşı başladı.
Yozlaşmanın başını çeken dört büyücü vardı:
İllüzyonist Zerfalon, Geyik Şövalyeleri Tarikatı’nı Kral’a karşı kışkırttı.
Mergont Vahşileri’nin Şamanı Tip’Lezar, dış kalelere giden yolları keserek takviye kuvvetlerin ulaşamamasını sağladı.
Kan Büyücüsü Tul Akash, Kral’ın topraklarından kovduğu canavarları etrafında topladı ve onları Amvros halkının üzerine saldı.
Kara Büyücü Nopar-Tel ise komplonun iplerini çekti ve krallığın üzerine akıl almaz bir lanet getirdi.
Fakat Kral Amvrysseas, bu komplonun başarıya ulaşmasına izin vermeyecekti. Sol Eli Fırtına Milon’a en güçlü savaşçıları toplamasını ve bir cadı avcıları loncası kurmasını emretti.
Kralın kız kardeşi, aynı zamanda Milon’un eşi olan Kızıl Cadı Aelia, cadı avcılarını korumak için büyülü pelerinler dikti. Kızıl Pelerinliler, Kral’ın düşmanlarının kanıyla boyanan bu pelerinleriyle, Büyücüler Komplosu’na karşı verilen son direnişti.
Cadılık Savaşı’nın son günlerinde komplocular saklanmaya çekildi.
Ama Kızıl Pelerinliler’den kaçış yoktu.
Nasıl ama, tam olarak bir soulslike’a yakışacak bir hikaye girişi değil mi? Ama bazı yerlerde yanlış biçimde tanımlandığını gördüğüm için buna bir müdahale etmek zorundayım: Crimson Capes 2D bir soulslike değil. Aksiyon macera demek daha doğru olur. Evet yine teke tekte zorlu düşmanlar var, oyunun zorluk seviyesi alışılagelenin üzerinde, birbirine bağlı bölgelerden oluşan nefis bir harita da var, özenle tasarlanmış boss’lar da. Ama soulslike bu değil, bunu zaten daha önce konuşmuştuk :)
Crimson Capes tam olarak eski kafa bir fantastik oyun. Oyunun dünyası da, hikayesi de, oynanışı da her anında bunu gösteriyor bize. Açıkçası oyuna başladığım ilk anlardan bitişine kadar aklıma sıklıkla gelen isim Moonstone oldu. Eski oyunculardansanız bu ismi duyduğunuzda sizin de kafanızda çok net bir görüntü canlanmıştır. Moonstone’u alın, oradaki ayrı ekranlarda geçen aksiyonu tüm dünyaya yayın. Bolca vahşet, uzuv ve kafa koparma, etrafa fışkıran kanlar, tuhaf yaratıklar. Bunlar Crimson Capes dünyasındaki her adımda karşınıza çıkacak şeyler.
Oyunun fragmanlarından beri dikkatimi çeken öncelikli şey animasyonlarıydı. Rotoskop tekniği kullanılarak hazırlanan bu animasyonlar (Prince of Persia’yı anmadan geçmeyelim) oyunun belkemiğini oluşturuyor ve düşmanlarla yaptığımız düelloların görsel açıdan daha kuvvetli hale gelmesini sağlıyor. Ama oynanışı sağlamlaştırıyor mu derseniz, meh derim. Animasyonların ağırlığı, düğmeye basış ile animasyonun tamamlanış hızı arasındaki farkları vs düşünürsek kullanılan teknik oyunu belki de olmasından daha zor hale getirmiş. Yani görsel olarak çok şık ama uygulamada tekleyen bir yan bu.
Crimson Capes’in savaşları hem çok basit, hem çok karışık. Daha doğrusu siz ne kadar karışık olmasını isterseniz o kadar karışık hale getirebiliyorsunuz. Şöyle ki oyunda aslında bir hafif ve bir ağır saldırı var. Kaçınma hareketi ve bir de blok hareketi var. Bunlara ek olarak her kahramanın özel bir yeteneği bulunuyor ve bunu etkinleştirebiliyorsunuz. Yani tüm oyunu baştan sona bu şekilde oynamak mümkün.
Ama dilerseniz topladığınız yetenek puanlarıyla özel hareketler açabiliyor ve silahla yapabileceğiniz saldırı repertuarınızı genişletebiliyorsunuz. Bu “bileşik saldırı” hareketlerini yukarı veya aşağı yönlerine basarken hafif ve ağır saldırı yaparken kullanıyorsunuz, kimi zıplayarak vuruş yapıyor, kimi saplama hareketi yapıyor vs. Bir de her karakterin özel saldırı disiplini var, bunu aktifleştirip yine bir kombo yapabiliyorsunuz.
Açıkçası bu bileşik hareket mevzusu bana gereksiz karışık geldi, çünkü oyunun savaşları daha ziyade acele etmemeye, gelen saldırıyı bloklayıp karşı saldırı yapmaya dayanıyor. Karşımdaki düşmana bam güm gireyim derseniz on saniyede tahtalı köyü boyluyorsunuz çünkü. Hele boss’larda hiç şansınız yok. Ben bu “def et ve saldır” mantığını sevdiğim ve başarıyla uygulayabildiğim için karakterlerime yeni yetenek kazandırmaya gerek duymadım. Yani ortada çok seçenek var, ama bu çok seçenek aynı zamanda gereksiz seçenekler.
Crimson Capes’te karakterimiz level atlamıyor, yani sağlık çubuğunu uzatmak, silahımızın zararını git gide daha da artırarak oyunu kolaylaştırmak mümkün değil. Bunun yerine bazı yan görevleri yaparak ve boss’ları öldürerek yeni eşyalar kazanıyor ve bunlarla güçlendiriyoruz kendimizi. Mesela bir kristal pasif iyileşme sağlıyor, bir tanesi hafif saldırılarımıza kanama efekti ekliyor. Bulduğumuz bir zırh ölmeye yakınken daha fazla hasar absorbe ederken, bir diğeri ağırlığından ötürü kaçınma hareketi yapmamızı engelliyor ama hasara karşı büyük direnç sağlıyor. Üst üste yaptığımız saldırıların zararını artıran eşya da var, görünmezleri görünür kılan da. Bir silah cevheri, bir zırh ve iki fetiş kullanıyoruz, yani burada yaptığımız kombo da tamamen oyun stilimize destek oluyor.
Oyunun dünyası çok ilginç tasarlanmış. Bir bölgedeki bir görev sonucunda kazandığımız eşya bir başka bölgedeki görevde tahmin edemeyeceğimiz şekillerde işe yarayabiliyor. Örneğin Swallower’s Retreat’te bir balık kral ile karşılaşıyoruz ama ne konuştuğunu anlamıyoruz. Onu öldürdüğümüzde yenilebilirlerin etki süresini artıran bir fetiş kazanıyoruz. Ama eğer öncesinde Mergont Summit’teki kabile şefini öldürüp dilini kesersek, bu dil sayesinde kralın ne dediğini anlayabiliyoruz. Alın size hem başarım geldi, hem de işe yarar eşyalar satan bir satıcı. Gizli ekranlar, mini yan görevler ve bu tür gizemler oyunun dümdüz aksiyon oyunu olmasının önüne geçiyor.
Oyunun zor olduğunu söylemiştim ve bu zorluğun en büyük sebebi daha önce de bahsettiğim gibi animasyonlar. Siz düşmana dönerek kılıç vurmaya çalışırken darbeyi yiyiveriyor, sersemliyorsunuz mesela. Animasyonu iptal etme yok, iyileşme düğmesini spamlıyorsunuz mesela bir frame boşluk olsun da iyileşebileyim diye. Özellikle sonlara doğru bazı boss’lar bu bakımdan saç baş yoldurdu çünkü sırf karakterim yanlış tarafa dönüp uzun bir animasyona girişti veya sırf ben kılıcı kaldırana kadar düşman kendi saldırı animasyonuna başladı diye çok fazla anlamsız zarar gördüğümü fark ettim. Animasyon görselindeki akıcılık oynanışa da yansısaydı şu an farklı şeyler konuşuyor olurduk.
Crimson Capes’te ilerledikçe açılanlarla birlikte toplam 4 farklı karakter kullanabiliyoruz ve bunların hepsi de farklı oynanışa ve yeteneklere sahipler. Oyunun kayıt noktaları olan mavi çiçeklere geldiğimiz anda anında karakter değiştirmek mümkün. Zaten bazen bunu yapmak gerekiyor çünkü Skaen’in ateş gücüyle çalıları ortadan yok etmek, Feiyoun’un görünmezlik gücüyle başka türlü geçemeyeceğimiz düşmanları öldürmek vs lazım. Ama bu “minik bulmacaları” geçer geçmez tekrar alıştığınız karaktere dönebilirsiniz. Ben oyunu baştan sona Milton ile oynadım mesela.
Bu tür oyunlara puan vereceğim zaman bir geriliyorum. Böyle bir indie için görünür olmak önemli, o yüzden belki çoğunuz puana bir göz atacak, burun kıvıracak ve böyle bir oyunun varlığını bile unutacaksınız. Kusurları ve prodüksiyon eksikleri olan bir oyuna kalkıp da yüksek puan veremem, ama düşük puan demek oyun bir şansı hak etmiyor demek de değil. Crimson Capes bir şansı hak ediyor. Ben 12 saat oynamışım, tüm başarımlarını yapıp her şeyini tamamladım ve harcadığım zamana üzülmedim. Aksine, eksilerine rağmen böyle bir oyunu deneyimlediğim için, bana yaşattığı nostalji için memnun bile oldum. O yüzden sizden ricam puan olayına çok da takılmayın, yazı ilginizi çektiyse bir iki videosunu izleyin, bir bakın bakalım size göre mi değil mi. Bence Crimson Capes gibi oyunlar için yapabileceğimiz en iyi şey bu olur.
Başlıklar
Tür içerisinde birbirinden esinlenen hatta kopya çeken oyunlar görmeye alışmışken Crimson Capes’in kendine ait bir kimliğe sahip olmasını ve orijinal bir oynanış sunmasını beğendim. Kusurları var ama verilen emeği de kesinlikle görmezden gelmemek lazım.
- Beraberinde gelen kılavuza kadar son derece eski kafa bir yaklaşıma sahip
- Rotoskop tekniğiyle hazırlanan animasyonlar çok başarılı
- Vahşet seviyesi bu tür bir oyundan görmeyi beklediğim seviyede
- Level atlayamamak hoş bir değişiklik
- Yan görevler ve oyun dünyasında gizemler gayet güzel
- Av mantığını beğendim
- Souls benzeri bir invasion sistemi var
- Animasyonlar fazla hantal
- Kontrollere verilen tepki çok başarılı değil
- Bazı özellikler gereksiz karmaşa yaratmış
- Tüm savaşlar “def et ve saldır” yaklaşımı ile sınırlı
- Oyunun sonu biraz ani gelişiyor ve havada kalıyor
- Müzik ve sesler bakımından pek başarılı sayılmaz
























Bunlar bu kafayla daha çoook... oyunlara imza atabilirler.