Dark Souls 3 İnceleme

Deliliğin Diyarlarında 3. Çağ

Muhteşem şeyler küçük bir kıvılcımla başlar. Tam da böyle kıvılcımla fani hayatlarımıza mütevazı bir giriş yapan Demon Souls ve onun bu kıvılcımını cayır cayır yanan bir aleve dönüştüren ruhani devamı Dark Souls’un zihinlerimizde bıraktığı etki yadsınamayacak kadar büyük. Özellikle ilk oyunun karanlık, umutsuzluğun pençesindeki karakterlerle dolu gizemli atmosferi akabinde gelen pek çok oyunu etkileyerek aksiyon rol yapma oyunlarının çehresini belki de daimi olarak değiştirdi. Hatta biraz iddialı olacak ama Diablo 2 zamanında kendinden sonra gelen ARPG’leri nasıl tanımladıysa Dark Souls da bir benzerini yapmıştır kendinden sonra gelenler için.

İşte şimdi bir yılan gibi kıvrılarak ölümcül zehrini damarlarımıza enjekte eden o vahşi yaratık geri döndü ve hemen her yönde daha bir tehditkâr şekilde donanmış olarak kanımızı tekrardan dökmeye hazırlanıyor. Ona karşı durabilecek olan savaşçılar şimdi bana kulak versin.

Karanlığın Neferleri

From Software Dark Souls 2 ile eleştirilen ve Bloodborne ile övülen hemen her şeyi buraya yedirmeye çalışmış ve bunda hayli başarılı olmuş. Seriye geri dönen yönetmen Miyazaki’nin Bloodborne’dan edindiği deneyimlerin etkisi gayet bariz. İlk DS’ta bizi inim inim inleten bütün rakipler gelişerek geri dönmüş, yeni eklenenler ise en fena kâbuslarınızda görüp kan ter içinde gözlerinizi açmak isteyeceğiniz kadar ürkütücü. Ama hiçbir noktada Bloodborne ayarında bir groteslikle karşılaşmıyoruz. Bu yaklaşım iki oyun arasındaki kimlik farkını keskinleştirerek Dark Souls 3’ün özgün havasını korumuş. Aynı yaklaşım oyunun oyuncuyu ezen azametli mekânlarında da karşımıza çıkıyor. Devasa şatolar, kaleler hep peri masallarından fırlamış imgelerin deli bir akıl tarafından çarpıtılmış suretleri gibi karşımıza dikiliyorlar, etrafımızdaki arazi bile sivri köşelerini cüretkarca gözümüze sokarak dost bir ortamda olmadığımız fikrini her adımda hissettirmeyi başarıyor. Yeni nesil Dark Souls’a bayağı yaramış anlayacağınız.

 

Hatırlarsanız Dark Souls 2’nin ilk fragmanlarındaki şahane görselliğin yerinde yeller esmişti çıkışta. Fanlar da topa tutmuştu firmayı haklı olarak. From Software bu sefer dersine iyi çalışmış ve final hali fragmanlardan farksız bir görsel şölene imza atmış. Bloodborne’un azıcık daha cilalanmış hali gibi duran grafikler konsolda stabil 30 fps verirken durum PC’ciler için biraz daha karışık. Tüm ayarları köklediğinizde yaşanan yavaşlamalar özellikle geniş alanlarda oyun zevkinizi biraz düşürebilir. Lakin ayarları medium veya low yaptığınızda dahi görsellerde pek bir kayıp olmadığını belirtmeliyim. İlerleyen zamanlarda gelecek yamalar ile düzeltileceğini düşündüğüm bu optimizasyon sorunları ilk gün oyuncularını bir nebze üzmüştür diye tahmin ediyorum. Öncüllerinden daha hızlı bir oynanışa sahip oyundaki her bir yavaşlamanın büyük risk teşkil ettiği düşünülürse özellikle PC oyuncularının satın almadan önce sistemlerini gözden geçirmelerinde fayda var.

Yaşam ve Ölüm 

Öncüllerinden daha hızlı oynanış ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan düşmanlar DS’un alametifarikası olan zorluğunu bir tık yukarı taşımış yeni oyunda. Gerek boss savaşları, gerek moblar, gerekse karmaşık ve tuzaklarla dolu mekânlar olsun, oyunun acıması yok arkadaşlar.

dark-souls-iii-inceleme-2

Sözgelimi oyunu birlikte oynadığımız arkadaşım yaklaşık 80,000 ruhu (oyundaki temel geliştirme biriminiz) kaybettiğinde oyun kolunu fırlatıp depresyondan kendini battaniyelerin altına gömdü. Kendimin de bir boss’u geçmeyi denemekten yılıp ALT+F4 ile ragequit attığım olmadı değil. Bu gibi anlar ilginç şekilde Dark Souls’un cazibesini arttıran, oyundan o an nefret etseniz bile bir süre sonra daha büyük bir açlıkla bu vahşi güzelliğin kollarına kendinizi geri attıran en önemli öğelerden. Ölmek bu oyunun vazgeçilmezi biliyorsunuz. Bol bol ölürken öğrenecek, öğrendikçe de başaracaksınız. Özellikle galip gelinen bir boss savaşından yaşayacağınız tatmin hissi gerçekten deneyimlenmesi gereken, çok da tatlı gelen bir duygu. Elbette oyunun tıkır tıkır çalışan ve öncüllerinden hızlı online co-op özelliğini kullanarak yanınıza müttefikler çağırabilirsiniz. Ama benim önerim bossları en azından birkaç sefer tek kesmeye çalışın. Zira oyun evet zor, ama asla adaletsiz değil ve sabırla ona katlanırsanız kara peçesinin altında sakladığı güzel yüzüne âşık olmak işten bile değil.

Tabii müttefikler tek çareniz değil düşmanlara karşı. Bloodborne’un rüzgârıyla hızlanan oynanıştaki en büyük yenilik “weapon arts” denilen silahların özel hareketleri diyebileceğim özellik. Örneğin Claymore tipi kılıçların gard kıran epeyce güçlü vuruşları, scimitar tarzı daha hafif kılıçların ise çılgın kombolara imkân veren kıvrak manevraları var. Boss silahlarının özel hareketleri ise atağı belli bir süre güçlendirmekten, çeşitli saldırı büyüleri yapmaya kadar gidiyor. Bunun yanında PvP harici kullanımları pratik olmayan çok ağır silahlar da biraz hızlanarak tek kişilik oyunda değer kazanmış. Silah upgradeleri bu sefer çok daha gelişkin ve favori ekipmanınızı pek çok farklı yönde geliştirmenize imkân sağlayan bir hale getirilmiş, ayrıca upgrade materyal dropları da gözle görülür şekilde artmış. Yani tüm oyunu tek bir silahla geçmek yerine ilerledikçe farklı farklı silahları geliştirip deneme şansımız olmuş. Yine aynı şekilde ok/yay kullanımı biraz daha seri ve etkili. Silahlardaki bu gelişmelere karşılık zırhlarımızı geliştiremiyor olmak beni biraz üzse de oyunun zırh yelpazesinin epey geniş olması bu eksiyi bir nebze unutturuyor. Oynanış açısından yapılan tüm bu yenilikler oyunu biraz daha aksiyon odaklı hale getirmişse de siz onlara inanmayın, stamina yine çok kıymetli. Bloklamanın, zamanında yapılan parry hareketinin ve yuvarlanmanın önemi halen büyük. İyileşmek için kullandığınız Estus Flasklar sayılı ve bu sefer ekstra iyileşme sağlayan kristallerden de yoksunsunuz. Demon Souls’daki Mana barı geri gelmiş ve bunun seviyesine göre büyülerinizi yapıyorsunuz, bu barı dolduran Ash Estus Flask ise opsiyonel olarak sayısı ayarlanabilen bir yapıda. Örneğin elinizde 5 Flask var diyelim, bunları 3 yaşam 2 büyü veya 5 yaşam 0 büyü şeklinde dağıtabiliyoruz, bu da haliyle buildinize göre bir strateji yapmanıza imkân sağlıyor.

dark-souls-iii-inceleme-3


Bu sefer daha kalabalık gruplar halinde gelen düşmanlar oyunun zorluğunu yükseltmiş. Özellikle ilerleyen mekânlarda hızlı ve yavaş düşmanların birlikte gelmesi herkese ayrı bir taktik yapma zorunluluğunu beraberinde getiriyor.

Haritalar ise nasıl desem, çok karmaşıkla biraz karmaşık arasında gidip geliyor. Yeni nesil sayesinde genişleyen oyun alanı her köşesinde bir sürpriz barındırıyor ve zekice yerleştirilmiş kısa yolları her bulduğunuzda çocuklar gibi sevinmemek elde değil. Yani DS2 gibi değil de daha çok ilk oyun ve Bloodborne’un izlerini taşıyor ortamlar (ne çok Bloodborne dedim yalnız) ve hemen hepsini de ayrıca sevdim. Bir de bu sefer ilk oyundaki Blighttown veya Tomb of the Giants gibi oyuncuyu ciddi anlamda sinir edebilecek zorlukta bölümler yok. Aksine oradaki karanlığın kullanımı ile yaratılmış zorluk burada düşman yerleşimleri ile halledilmiş ve bence daha iyi olmuş. Mekânlar arası seyahat her zamanki gibi Bonfire noktalarından yapılıyor ve diğer tüm işlemler (alış veriş, upgrade, NPC’ler ile muhabbet) için de Firelink Shrine isminde bir hub alanımız var. Demon Souls, Dark Souls 2 ve Bloodborne’da gördüğümüz bu sistem oyunculara ihtiyaç duydukları rahatlamayı vererek hızlı bir şekilde işlerini halledip, maceralarına dönmelerini sağlıyor. Tabii oyunun geri kalanındaki sır ve gizlerden bu bölge de nasiplenmiş, o yüzden buranın da altını üstüne getirmeyi ihmal etmeyin.

Serinin vazgeçilmezlerinden Covenant’lar da gelişerek geri dönmüşler. Bu sefer takabileceğiniz eşyalar formunda olduklarından kolayca aralarında geçiş yapmak mümkün hale gelmiş. Yeni eklenen Mad Phantom olabilme özelliği ise dünyasına girdiğiniz oyuncuya karşı dost ya da düşman olmanızı sağlarken diğerleri eski oyunlardaki gibi çalışıyor. Co-op eşleşmeleri bu sefer daha düzgün ve hızlı işlerken bir dünyada 6 kişiye kadar da multiplayer oynama imkânı var. Zaten epeyce popüler olan oyunun bu kısmında yapılan bu heyecan verici değişiklikler gayet renkli ve uzun soluklu mücadelelere sahne olacak gibi görünüyor.

dark-souls-iii-inceleme-4

Lanetlilerin Ülkesi

Dark Souls serisi hikâye anlatımı açısından eşsiz bir yapı ortaya koyar hep. Derdini açıktan anlatmaz, sadece şöyle genel bir hedef koyar önünüze ve gerisini keşfetmeyi size bırakır. Hemen hiçbir şey anlamadan da oyunu gayet bitirebilirsiniz ama zor yolu seçip eşyaların tanıtıcı yazılarını okur, NPC’lerin tüm diyaloglarını dinlerseniz görünenlerin altında inanılmaz zengin bir dünya olduğuna şahit olup huşuyla bu karanlık öykünün detaylarında kaybolabilirsiniz.

Yeni oyun da geleneği bozmuyor ve bizi Lothric diyarına götürüyor. Bu diyar lanetlenmiş lordların en dipsiz derinliklerde ebedi kuşku, korku ve dehşetleri ile besledikleri varoluşlarının üzerinize karabasan gibi çöreklendiği bir yer. Amacınız 4 Cüruf Lordunu (Lords of Cinder) tahtlarına geri oturtmak olsa da bunu yapış yönteminiz oldukça ilginç. Sürprizleri bozmak istemediğimden hikâye hakkında daha fazla detay veremeyeceğim ama 2. oyundan çok daha keyifli geldiğini söyleyebilirim. Bloodborne’un tiksindirici kasvetine karşılık, burada obsidyen taşı karalığında ama sivri köşelerindeki parlaklığı da saklamayan bir asalet var. Zaten bu dünyanın bir zamanlar güç timsali olan lakin şimdilerde eski ihtişamlarının birer gölgesine dönüşmüş lordlarının öyküsüne de böyle tekinsiz ve umutsuzlukla dolu bir atmosfer yaraşırdı. Göreceğiniz tüm mekânlar ya yıkık dökük ya da terk edilmiş vaziyetteler. İlk oyunda karşımıza çıkan karakterler burada yalnızca efsanelerde adı geçen uzak zamanlardan birer anıya dönüşmüşler. “İlk Alev” ise sönmeye yüz tutmuş ve dünya yeni bir “Karanlık Çağ”’ın arifesinde iken başladığımız maceramızı nasıl sonlandıracağımız ise tamamen bize kalmış. Eskiden tanıdık yüzleri görünce heyecanlanacak, bazı yerlerde ise boğazınıza koca bir yumru oturtan manzaralara şahit olacaksınız. Özellikle ilk oyunun detaylarını hatmetmiş oyuncular için burada bolca referans mevcut ve her birini keşfetmeye çalışmak oyun içinde ayrı bir zevk kaynağı olmayı başarıyor.

dark-souls-iii-inceleme-5

Ölmek için Güzel Bir Gün

Toparlayacak olursak, Dark Souls 3 tahminlerimin ve beklentilerimin ötesine geçerek beni yine şaşırtmayı ve sevindirmeyi başardı arkadaşlar. Serinin finali olması da gayet yerinde bir karar ve son 5 oyundur aynı konseptler üzerinden giden From Software için de güzel bir dinlenme ve yenilenme molası olacaktır. Zaten yönetmen Hidetaka Miyazaki’nin demeçleri de bu yöndeydi hep. Seriyi sevenler çoktan oynayıp bitirmiştir diye düşünüyorum, bugüne kadar hiç oynamamışlar veya sadece Bloodborne’u oynamışlar ise öncesinde en azından ilk oyunu oynasınlar veya hakkında fikir sahibi olsunlar zira öbür türlü pek çok oyun keyfini arttıran bilgi havada kalacaktır. Ayrıca 'Dark Souls Günlükleri' sayfasından ulaşabileceğiniz Eser’in hazırladığı muhteşem Dark Souls günlükleri dosyası da bilgi ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır diye düşünüyorum.

dark-souls-iii-inceleme-6

Kısacası unutulmaz boss savaşları, etkileyici mekânları ve biraz daha yükselen zorluğu ile DS3 tam da ondan ne bekleniyorsa onu verebilmiş bir oyun arkadaşlar. Tekrar tekrar deneyimlemek isteyeceğiniz zengin dünyasında karanlığın kalbine yapacağınız bu son seyahati kesinlikle kaçırmayın.

Artılar:

  • Hızlanıp gelişmiş dövüş sistemi ve “Weapon Arts”
  • Doyurucu ekipman ve eşya çeşitliliği
  • Acımasız ve karanlık dünyası
  • Sorunsuz ve akıcı multiplayer
  • Hayal gücünün sınırlarını zorlayan düşmanlar ve boss savaşları
  • Müzikler aşmış
  • Tekrar oynanabilirlik had safhada
  • Tam bir görsel şölen

Eksiler:

  • PC’de yer yer yaşanan yavaşlamalar ve optimizasyon azlığı
  • Önceki oyunları oynamayanlar için birçok şey havada kalacaktır
  • Yeniliklerin sayısı biraz az kalmış
  • Serinin sonu olması...
NOT:9.3

Oyunu, Türk Telekom faturanıza 12 ay taksit ile, Playstore'dan satın alabilirsiniz.

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum