Call of Duty: Vanguard - İnceleme

O cepheye gidilecek!

NFT işini hala tam anlamıyorum ama şu maymunların, ayıların farklı farklı giydirilip satıldıkları “koleksiyon” eşyalarının Call of Duty oyunlarına benzediğini düşünüyorum. Ortada bir ayı var, ona vahşi batı şapkası takarsanız kovboy, forma giydirirseniz futbolcu oluyor. Ayı ise hep aynı ayı. Call of Duty’de de durum farklı değil. Oyundaki içeriklerdeki temaları değiştirdiğiniz zaman oyunla ilgili hiçbir şey değişmiyor. Örneğin bir bölümdeki eski bir treni alıp yerine manyetik tren, etrafına da Alman kamyonları yerine drone’lar koyabilirsiniz. Ne yaparsanız yapın Call of Duty çoğu zaman hep belirli bir kalitede kalıyor. Beklentisi sabit olan oyuncular için bu durum olumlu bile olabilir. Ayda yılda bir oyun oynuyorsanız alacağınız oyunun az çok ne olduğunu biliyorsanız. Ancak benim gibi biraz da yıllanmış oyuncular için Call of Duty’nin bu tercihi bir lanet olabiliyor.

Kapalı alanlara yaklaşmadan önce sis bombalarınızı hazırlamayı unutmayın. Yoksa işte böyle kolay av olursunuz.

Vanguard, Call of Duty’lere ara sıra çıkan o riskli oyunlardan biri değil. Eski oyunlardan sevilen elementleri toplayarak çok tepki çekmeden o alışılan deneyimi sunmaya çalışıyor.

Biliyorsunuz Call of Duty’lerde Dünya’yı, o olmadıysa, Amerika’yı kurtarmamak olmaz. Vanguard’da durum çok farklı sayılmaz. İkinci Dünya Savaşı bitmek üzere ve Alman’lar ardı ardına büyük darbeler almaktalar. Müttefikler, Nazi Almanyası’nın savaşın kaybedilmesi durumunda devreye sokmayı planladıkları acil durum planından haberdar oluyorlar. Planın ne olduğu belli değil ama elbette ki durdurulması gerekiyor. Bütün saçma aksiyon filmlerde olduğu gibi hâkim güçle bu planın saklandığı noktaları yerle bir etmektense, Benetton reklamı kafasında çok milletli bir özel tim olan “Task Force One” kuruluyor.

Vanguard’da dar alanları gören kilit nokta sayısı çoğalmış. Özellikle Killstreak toplamak isteyen oyuncuların haritaların dışlarından oynaması daha makul oluyor

Oyundaki karakterler hayali isimler olmasına rağmen aslında tarihte yeri olan bireylerden ilham alınarak yaratılmışlar. Sovyet kadın keskin nişancı Polina Petrova mesela Lyudmilla Pavlichenko’nun ta kendisi. Lyudmilla, ikinci dünya savaşında bir kısmı üst rütbeli komutanlar dahil olmak üzere 309 düşman askeri öldürmüş ve kısa sürede ismi Alman askerleri arasında bir mit haline gelmiş bir şahsiyet. Ekibin lideri Arthur Kingsley ise Afrika asıllı Amerikan vatandaşı Sydney Cornell  olarak oyunda yer alıyor. Kendisi bir savaş kahramanı olmasının yanı sıra, Normandiya çıkartması öncesinde cepheye inen ilk Afrika asıllı asker olmasıyla öne çıkıyor. Wade Jackson ünlü pilot Vernon Micheel, Avustralya’lı hayali karakter Lucas Riggs ise Yeni Zelanda kahramanı Charles Upham’dan ilham alıyor.

Böyle önemli isimleri baz alan bir eser olunca elbette bu ekibin yaptıkları kadar kim oldukları da önemli hale geliyor. Dolayısıyla Pasifik Denizi’nden, Stalingrad’a kadar çok sayıda farklı ortamda geçen hikayelere şahit oluyoruz. Eğer dikkatli okuyorsanız senaryonun sadece 5 saat sürüyor olması gözünüzden kaçmamıştır. Vanguard’ın hikâye kısmı sadece iki uzun film kadar ve bence bu süre anlatılmak istenen hikâyeyi sunmak, karakterleri sevdirmek bence çok ama çok az bir süre. Assassin’s Creed Valhalla’da olduğu gibi gereksiz uzatılan saçma görevli oyunlara da hoş yaklaşmıyorum ama oyuncuların tonla para döktüğü bir oyunun içeriği bu kadar olmamalı.

Çok oyunculu oyunlarda alt yazıları açmayı unutmayın. Silah sesinden duymasanız bile yazılı olarak önemli tüyolar kapabiliyorsunuz

Bu incelemede uzun uzadıya hikâyeyi tartışmak, bölümlerdeki detayları konuşmak isterdim ama zaten iki cümle yazsam senaryonun yarısını ifşa etmiş olacağım zaten. Çok ama çok genel bir şekilde bahsetmek gerekirse bölüm sayısı az olduğu için hemen hemen hepsi ortalaman üstü kalitedeler. Buna rağmen ileride simge olacak, yıllar sonra bile konuşulacak o çok özel bölümlerden bence Vanguard’da yok.

Rüzgar gibi geçti

Keskin nişancı tüfekleri hala çok ölümcüller ama haritada bunları kullanacak alanlar daha sınırlı.

Tek kişilik senaryonun artık yan ürün, ana yemeğin ise çok oyunculu içerik olduğu varsayacaksak bu noktadan sonra yorumlarım kısmen daha olumlu olacak. Oyunun çok oyunculu içeriği kesinlikle Cold War kadar kötü değil. Serinin son dönemde kazandığı dinamizm ve bunun getirdiği bölüm tasarımları oyunu daha eğlenceli hale getiriyor. Toplamda 20 harita var ve haritaların çoğu Cold War’un anlamsız ve işlevsizcesine büyük haritalarına göre daha oturaklı. Beğendiğim bir diğer yenilik de oyuncu sayısının tercihlere göre belirlenebilir olması olmuş. Mesela ben tırnak kadar haritalarda 18 kişi savaşmaktan nefret ediyorum. Eğer taktiksel oynanışı seçersem bu sayı 12’ye iniyor ve her askerin daha önemli olduğu ama aksiyonun azaldığı maçlara imkân veriyor. En yüksek oyuncu sayısı ise Blitz’de, 46’yı buluyor.

Nefret etmekten asla vazgeçmeyeceğim Cold War’u saymazsak son dönemde hep üstüne ekleyerek giden oynanışının bu seneki en büyük yeniliği kırılabilir yüzeyler olmuş. Bir Rainbow Six Siege değil ama camlar ve kâğıt gibi zayıf yüzeyleri parçalamak artık mümkün. Siege’den farklı olarak harita kendini yenilemiyor dolayısıyla bu yüzeylerin meyvesini sadece oyunun başında alıyoruz. Aksiyon başlar başlamaz kırılabilecek, yıkılacak her şey yıkılıyor sonra da sıradan bir haritayla baş başa kalıyorsunuz.


Vanguard silah eklentileri konusunda elini saklamıyor. Artık her silaha 10 kadar eklenti takmak mümkün.

Bunun oyunun başında ilginç etkileri olmuyor değil.  Örneğin keskin nişancıların olduğu bir koridoru önce yanlıyor ardından “kapalı” duvarı kırarak bir anda önlerine fırlayabiliyorsunuz. Başarılı olduğu anlarda gerçekten insanın kalbini hızlandıran karşılaşmalara imkân verebiliyor ama sıkıntıları da yok değil. Örneğin tam anlamıyla kapalı duvarlarda düşmanın ismi çıkabiliyor veya tam tersine hasımınız görmemesi gereken bir noktada sizi görebiliyor. Bu duvarlar hiç öngörülebilir değiller ve bu da oyuncu açısından ciddi bir sorun yaratıyor. Özellikle Search and Destroy gibi daha “profesyonelce” oynanan maçlarda bu yüzeylerin çok kavga çıkaracağına şüphem yok.

Çok oyunculu içeriğin teknik tarafında ise öyle aman aman değişiklikler yok. Ayak seslerini azaltan Ninja’nın perk olarak geri gelmiş olası Vanguard’ı olduğu kadar Warzone’u da ilginç hale getirecek. Radar özelliklerinden korunma sağlayan Ghost ve Ninja’nın ise aynı ağaçta olması benim gibi susturucuyla gizlice takılmayı seven oyuncuları mutlaka üzecektir. Ateş eden düşmanların radarda gözükmesi Radar Perk’üne bağlanmış ve bu konuda ne düşünsem bilemiyorum. Bir yandan susturuculu silahlara olan ihtiyaç azalırken diğer yandan harita okuyan, oyunu gözlemleyen üst seviye oyuncular bu perk’ü almadıkları sürece adeta cezalandırılmış oluyorlar. Dahası ateş eden ve oyuncular tarafından görülen oyuncular arasında simgesel fark olmadığı için, yanlayacağınız düşmanın ateş hattına da dan dun girmek mümkün oluyor.

Özellikle daha ciddi mod’larda olmazsa olmaz ekipmanlardan olan menzile dayalı tuzak patlayıcılar bu oyunda ölümcül değil de taktik ekipmanlar dahiline girmiş. Yani hem flashbang hem mayın almak artık mümkün değil. Çok küçük bir karar gibi gözükse de bu sebeple baskına dayalı oyunlar oynamak mayın varken mümkün olmuyor. Ya o odaya stun grenade veya flashbang olmadan gireceksiniz ya da mayından vazgeçeceksiniz. Keskin nişancı olmaya çalışan oyuncular sevinecektir eminim ama ben kullandığım kit dahilinde önemli bir özelliğimi kaybetmiş oldum. Artık sersemletici bombalar yerine doğrudan pişirdiğim el bombaları ile oda temizlemeye çalışıyorum ama bu da kapı önünde zaman kaybetmem ve saldırıya açık olmam anlamına geliyor.

Oyunda en nefret ettiğim bölüm pasifikteki bombardıman görevi oldu. FPS diye alıp kontrollerle boğuştum resmen.

Vanguard dahilinde listelenmiş çok sayıda oyun modu var. Özellikle dikkatimi çeken tek yeni içerik “Champion’s Hill“ oldu. Bu moda şimdilik ikili veya üçlü takımlar halinde giriliyor ve her takımın belirli bir canı var. Takımlar birbirleriyle eşleştirildikten sonra 6 haritadan birinde belirli bir süre boyunca kapışıyorlar. Canlar el verdiğince yeniden doğmak mümkün. Oynayacak hayatı kalmayan takım ise maçtan elenmiş oluyor. Bu tahmin edebileceğiniz üzere geriye tek bir takım kalana kadar da devam ediyor. Elbette hem haritada hem de düşman haklayınca gelen paralarla perk’ler silahlar ve silah geliştirmeleri ayarlamak da mümkün oluyor. Maçlarda sağlık puanları Warzone değil de daha klasik Call of Duty gibi bu yüzden hem ölmek hem de birkaç düşmanı birlikte öldürmek çok basit. Birlikte takılan oyuncu grupları olduğu gibi, ayrı ayrı saklanarak veya haritaya yayılarak oynamak çoğu zaman mümkün oluyor. Uzun vadede bir zombi modu gibi tutacağını sanmıyorum ama diğer oyun modlarından çok daha farklı bir içerik sunduğu için kendi kitlesini oluşturacağından eminim.

Yaşamayan ölü oyun modu

Zombi modu demişken konuya girmemek olmaz. Vanguard ile ilgili bir diğer hayal kırıklığı da Zombi modu oldu. Bilirsiniz, eğer oyunda kötü olan ve birlikte oynayamayacağınız arkadaşlarınız varsa istikametiniz ister istemez zombi modu oluyor. Normal zorluklarda sadece iletişim halinde kalarak iyi kötü hikâyenin sonunu görebilmek mümkün. En azından önceki oyunlarda durum buydu. Şu an için hikaye içerikleri faal değil. Treyarch’ın hazırladığı zombili hikaye içeriğinin geliş tarihi de henüz belli değil. Yapımcılar bizlere zombi modunun karakterlerine aşina olmamız için süre tanımak istediklerini söyleseler de bayağı yetişmemiş belli ki içerik.

Savaş öncesi Stalingrad’ın bu halini görünce insan üzülmeden edemiyor.

Tek kişilik senaryonun kısa olması, harika sahnelerin oyuna eklenmesini mümkün kılmış.

Beni daha çok rahatsız eden olaysa şimdiye kadar birçok Call of Duty oyununda süregelen asıl hikâye modunun eksikliği oldu. Dark Aether’in gizemini, zombilerin arkasındaki gücü ve onu nasıl durdurmaya çalışacağımızı adım adım bu mod ile öğreniyorduk. Şu noktada gayet jenerik olan düz bir zombi haritası var. İçerik olarak da harita öyle ahım şahım değil. Farklı oynanış türü içeren portal’lardan birini seçiyor ve gitgide zorlaşan dalgalar üzerinden bunları tamamlamaya çalışıyoruz. Zombilerden düşen parçaları sunağa koymak, havada uçan ether topunu haritanın sonuna kadar izlemek gibi gayet sade görevler var zombi modunda. Son 6-7 yılda çıkmış Call of Duty oyunlarını göz önüne alarak konuşmak gerekirse Zombi içeriği en zayıf oyun Vanguard olmuş.

Bu şekilde bakıldığında üzülerek söylemeliyim ki Call of Duty Vanguard seriyi birkaç adım öteye götürecek özel bir oyun olmaktansa daha büyük ve önemli bir oyun gelene kadar bizi oyalaması beklenen bir ara öğün olmuş. Tek kişilik içerik olması gerekenden çok daha kısa ve tatmin edici değil, çok oyunculu mod ise her sene çıkan (Cold War felaketini saymıyorum) CoD oyunlarının ne üstünde ne altında. Zombi ise zaten varla yok arası… Bütün bunlara rağmen bence Vanguard almak kötü bir yatırım olmaz çünkü çok oyunculu modu oynatıyor kendini. Tamam adamlar devrim yapmamışlar veya seri büyülü bir şekilde çağ atlamamış ama bu da gerekmiyor zaten. Warzone sayesinde eklenen yeni haritalar ve içerikler ve doyurucu silah sayısı sayesinde bu oyunu çok oyunculu olarak rahatlıkla 1 sene oynarsınız. Call of Duty Vanguard, kötü bir yatırım değil ama bu oyuna geçmek araba değiştirirken,3-4 sene kullandığınız arabanın bir farklı modelini almaya benziyor. Aynı sürüş deneyimi üstüne birkaç küçük yenilik işte.

SON KARAR

Vanguard sınırlı içeriğiyle gerçek bir oyundan ziyade Warzone’u desteklemek için üretilmiş bir yan ürün hissi veriyor.

Call of Duty: Vanguard
Yakışıklı değil ama sempatik
7.0
Artılar
  • İlginç fakat kısa ana hikâye
  • Farklı deneyimler sunan silah çeşitliliği
  • Yıkılabilir duvarlar maçları ilginçleştiriyor
  • Doğru eklentilerle silahlar farklı menzillere uyum sağlayabiliyor
Eksiler
  • Zombi modu yavan ve sınırlı
  • Ana senaryo çok kısa, anlatmak istediği mesajı veremiyor
  • Aynı formülün İkinci Dünya Savaşı kostümlüsü
  • Yüksek oyuncu limit her haritaya uymuyor
  • Yeni Perk’ler ve özellikler anlamlı değil


YORUMLAR
Parolamı Unuttum