Moons of Madness - İnceleme

Cthulhu, uzayda da peşimizi bırakmıyor

Lovecraft, oyun geliştiricilerinin en sevdiği isimlerden biri olsa gerek. Bugüne kadar farklı farklı oyunlarda Antarktika'ya da gittik, Innsmouth Üzerindeki Gölge'den esinlenen hikayelere de katıldık. Bunlardan bazıları Lovecraft'ı oldukça iyi anlamıştı (Conarium gibi), bazılarıysa karşımıza sağına soluna Cthulhu esintileri fırlatılmış sıradan oyunlar olarak çıktı (sana bakıyorum Call of Cthulhu). Ama daha önce hatırladığım kadarıyla hiçbir oyunda bu dehşeti Mars'ta yaşamamıştık.

Ta ki Moons of Madness'a kadar, çünkü bu sefer kozmik bir Lovecraft öyküsüyle karşı karşıyayız.

Moons of Madness'ın en iyi yaptığı şeyi baştan söylemek istiyorum: Hayır, Lovecraft mitosunu başarılı biçimde oyuncuya aktarmak değil. Oyunun en iyi yaptığı şey bizi Mars'taymış gibi hissettirmek. Hal böyle olunca da bu oyuna uzayda geçen bir korku, bulmaca oyunu olarak değil de Lovecraft mitosunun uzaya taşınmış hali olarak bakmak zor oluyor.

Mars'a düzenlenen bir keşif heyetinin üyelerinden biri olan Shane Newehart rolündeyiz oyunda ve bir Lovecraft temalı oyundan beklenilebileceği üzere bir rüyaya başlıyor oyunumuz. Bir kere işin içinde Lovecraft ve Cthulhu temaları varsa zaten orada akıl sağlığından bahsetmek mümkün olmaz, gerçekle hayal dünyası birbirine girmeye başlar, ana karakterlerimiz yavaş yavaş kafayı sıyırır çünkü gördüğü şeylere kimsenin inanmayacağından emindir. Shane de bu tür tuhaf rüyalar gören bir adam, ancak yavaş yavaş bu rüyalar gerçeğe dönüşmeye başlıyor ve kendisini bir hayatta kalma mücadelesinin içinde buluyor.

Hayatta kalma mücadelesi dediğim anda aklınıza bizi peşimizden kovalayan tuhaf yaratıklar geldiğini biliyorum ve haksız da sayılmazsınız. Moons of Madness da o klasik tarzı benimsemiş, bir anda karşımıza bizi takip eden ve yakaladığı yerde öpmek isteyen yaratıklar peydah oluyor ve biz de canımızı dişimize takarak kaçıyoruz onlardan. Ancak oyunun bu tür sahnelerinde 'gerçek bir dehşetten' bahsetmek pek mümkün değil. Yani hatırlayın bakalım Resident Evil 2'de Mr X tarafından kovalandığımız anları. İnsan arkasına bakmaya bile korkardı, onu gördüğünüz an tüyleriniz diken diken olurdu. Moons of Madness ise bu yaratıklarla en etkileşimde olduğumuz kovalamaca sahnelerinde bile o hissi yakalamayı başaramamış, tamam yine kaçıyoruz ama yakalanma sebebimiz yanlış bir köşeyi dönmek veya açık olan bir havalandırma deliğine girememek yüzünden olunca ölüp o sahneyi tekrar ediyoruz. Yani bu tür sahnelerde olay korkuyla kaçmak değil de, uf puf ederek bir an önce doğru rotayı kullanayım da kurtulayım şeklinde oluyor. Zaten ilk seferinden sonra bu tür sahnelere burun kıvırmaya da başlıyor insan.

Yine de Moons of Madness'ın bir yürüme simülasyonu olmamasına sevindiğimi söylemem lazım. Oyun bulmaca öğelerini bolca kullanıyor ve en başarılı olduğu kısımlardan biri de bunlar. Yetersiz korku unsurlarını (jump-scare'leri saymıyorum, benim için korku demek tekinsiz bir ortam demek, kafamı çevirmeye korkmam demek çünkü) bir kenara bırakırsak bir uzay macerası için güzel bir atmosfer oluşturmuş Rock Pocket. Elbette uzaydaki bir mühendis için bulmacaların çoğu da bilimsel oluyor, karşınıza daima bozulmuş bir jeneratör, ayarlanması gereken enerji reaktörleri, dengelenmesi gereken su seviyeleri gibi şeyler çıkabiliyor.

Newehart'ın bileğinde bir bilgisayar var ve bu bilgisayarı diğer bilgisayar sistemlerine doğrultarak uzaktan bağlantı kurabiliyorsunuz. Kurduğunuz bu bağlantı sayesinde de hem ipucu alıp ne yapmanız gerektiğini öğreniyor, hem de sistemlere uzaktan müdahale ederek bulmacalar çözüyorsunuz. Ayrıca boş ekranda bu cihazı kullandığınızda oyun size gitmeniz gereken yönü de gösteriyor.

Bulmacaların güzel olduğunu söyledim ama bu bulmacalara ulaşmak için bazen o kadar gereksiz mesafe kat ediyorsunuz ki işler keyifli olmaktan çok sıkıcı hale geliyor. Örneğin oyunun başlarında kırmızı, sarı ve mavi cihazları bulmanız gerekiyor ve bunların yerlerini de aynı renkli boruları takip ederek buluyorsunuz. Ancak bu sırada o kadar çok yere girip çıkıyor, o kadar çok dolaşıyorsunuz ki yaratılmaya çalışılan o "bir an önce şu işi halletmeliyim" ve "buralarda tuhaf bir şeyler dönüyor" hisleri cııııızırt ederek ölüveriyor.

Benim bu tür oyunlarda sevmediğim bir mekanik türü vardır ama aranızda bayılanlar olduğuna da eminim. Hani kapı açmak için kapı kolunu tutar, fare veya gamepad ile çevirir ve öyle açarsınız ya. Moons of Madness bunu da bolca kullanıyor. Örneğin araçtan çıkıp Mars yüzeyine inmeniz gerek diyelim, önce çıkış odasında basınç dengeleme düğmesine basıyor, sonra kapıyı çevirerek açıyorsunuz. Önden kapıyı açmaya çalışırsanız uyarı veriyor örneğin sistem. Ya da geri bindiğinizde önce kapıyı sıkıca kapamanız gerekiyor falan. Bu tür mekanikler ilk seferinde gerçekçilik hissini arttırıyor olsa da takip eden zamanlarda otomatik yapılmasını tercih ederim. Yani kapıyı açmak istediğimde Newehart önce düğmeye bassın, sonra kapıyı açsın. Ama yok, her seferinde bu işlemleri tek tek tekrarlamak lazım. Araçla dışarısı arasında çok kez gidip gelmeniz gerektiğinde bu tür angaryalar beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başlıyor.

Ancak oyunun animasyonlara gösterdiği özen gerçekten de takdir edilesi. Oksijen tankımızı doldurmak, kafamıza kaskımızı takmak gibi kısımlarda daha önce de dediğim gibi kendinizi resmen uzayda bir şeyler yapıyor gibi hissediyorsunuz. Grafikler için de benzer bir şey söylemek mümkün, ortamlar detaylı biçimde modellenmiş, Mars yüzeyi ise zaten öyle çok da grafiksel olarak etkileyici olması gereken bir yer değil.

Ama iş seslendirmelere gelince oyunun ciddi biçimde çuvallamış olduğunu söyleyebilirim. Seslendirmeler yaşanan duyguları yansıtmakta çok başarısız kalmış, özellikle de ana karakterimiz Shane bence o korku hissini kesinlikle aktaramıyor. Bence bir korku oyununda ses her şey demek, ama yalnızca seslendirmelerde değil oyunun müziklerinde de atmosferi gerginleştiren bir tarz göremedim. Üzücü tabii.

Sanırım bu tür oyunlardaki en büyük sıkıntı yapımcıların tam olarak ne tür bir oyun yapmak istediklerine karar verememeleri oluyor. Bunun üstüne bir de hikayeyi istedikleri gibi anlatamamak girince sanki havada kalmış bir deneyim yaşamış gibi oluyorsunuz. Halbuki etraftaki belgeleri, kayıtları vs okuduğunuzda aslında Rock Pocket'in daha derin bir oyun yapmak istediğini, ama bir nedenden ötürü kısa kesmek zorunda kaldığını hissediyorsunuz. Yaklaşık olarak 6-7 saatlik bir sürede tamamlanabilen bir oyun olduğu için de ipuçları verilen bu yan konulara detaylı biçimde değinmeleri mümkün olmamış, ne Shane'in annesiyle olan ilişkisini tam olarak anlayabiliyorsunuz, ne de insanlığın bilgi uğruna bazı sınırları aştığında neler olabileceğini. Oyunun sonlarının da biraz aceleye geldiğini hissedince ağzınızda buruk bir tat bırakıyor Moons of Madness.

Aslında ciddi bir potansiyeli var oyunun. Lovecraft temasını seviyor, bulmaca çözmeye de bayılıyorsanız kısa ama keyifli zaman geçirebileceğinizi söyleyebilirim. Ama işe korku yanından bakıyorsanız bunu pek başarabildiğini söyleyemem. Yani buna sadece bir kozmik korku oyunu olarak yaklaşırsanız hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz var. Biraz aceleye getirilmiş bir oyun Moons of Madness, bunu görmezden gelirseniz Lovecraft'ın her türlü gideri var diyebilirim.

SON KARAR

Moons of Madness çok sayıda fikri aynı anda oyuna yedirmeye çalışmış, ancak tam da bu yüzden ortalama bir oyuna dönüşmüş; ne çok korkutucu, ne de çok eğlenceli. Yine de Lovecraft mitosunu sevenler için hoş bir alternatif.

Moons of Madness
Yakışıklı değil ama sempatik
6.5
Artılar
  • Kendinizi resmen Mars'ta gibi hissediyorsunuz
  • Bilek bilgisayarıyla bulmaca çözme mantığı oldukça iyi
  • Ana hikayesi (odaklanabilirseniz) ilgi çekici


Eksiler
  • Seslendirmeler oldukça başarısız
  • Ciddi anlamda bir korku atmosferi yaratamamış
  • Yaptığı her şeyi ortalama seviyede yapıyor
  • Oyun sanki aceleye getirilmiş gibi
YORUMLAR
Parolamı Unuttum