Praey for the Gods - İnceleme

Devlerle raks

Praey for the Gods’un ismini ilk defa 2017’de, ZeniMax Media’nın aynı yıl çıkan oyunu Prey üzerinden “Bizim oyunumuzun adını kullanamazsınız!” diye dayılık yapması sonucu duymuştum. Eh ne demişler, reklamın iyisi kötüsü olmaz. Üstüne olumlu EE incelemelerini de okuduktan sonra, Shadow of the Colossus ya da Breath of the Wild gibi konsollara has oyunlara uzaktan gıptayla bakan biri olarak direkt takip listeme eklemiştim oyunu. Uzatmayayım, EE sürecine hiç denk gelmemiş biri olarak bir hafta kadar önce falan balıklama daldım oyuna. Başlarda kendisine epey bir gıcık olsam da bitiş ekranını gördükten sonra fikrim olumluya doğru değişmiş olarak kalktım bilgisayarın başından.

Karlı diyarlara yolculuk

Oyunda ne idüğü çok belli olmayan, böyle yavaş yavaş ölmekte olan buzdan bir diyara, buranın gizemlerini çözmek için gönderilmiş bir savaşçıyız. Bizden önce gidenlerden geriye dönen olmamış ve ortamda devasa tanrılar cirit atıyor. Amacımız bu devasa tanrıları, üzerlerindeki çanları çalmak suretiyle “serbest bırakmak” ve bu alelacayip mekânın sırlarını öğrenmek.

Açıkçası hikâye anlatıcılığında ketum bir tavır benimsemiş No Matter Studios. Oyunda ilerledikçe izlediğimiz birtakım ara sahneler dışında mevzunun bütününü bizden öncekilerin bıraktığı notlar aracılığıyla öğreniyoruz genel anlamda. Kısacası ne olup bittiğini öğrenmek istiyorsanız etrafı keşfetmelisiniz.

Hikâye bu ketum tarafından ötürü sizi oyun dünyasına karşı çok yükseltemese de oyunun şahane görselliği, ses kullanımı ve seyrek de olsa çalan müzikler kesinlikle insanı bu garip diyara çekmeyi başarıyor. Özellikle oyunun geneline hâkim olan buz mavisi renk paleti, ara sıra çıkan fırtınada önümü dahi görmemde zorlanmam ve sert esen rüzgâra karşı çaresiz kalmak gibi detaylar çok başarılı olmuş. Üstelik oyunun ta en başında karşılaştığınız öğrenme bölümü niyetine üzerinize salınan birinci boss ile bu içine çekilme hali, bir tür demirlemeye dönüşüyor bile diyebilirim. Evet belki dünyanın en etkileyici boss’u değil ama gene de görkemli bir giriş oluyor sayesinde. Eh kardeş, hayatımızda SotC mu gördük biz, ne yapalım?

Keşfetme hususuna geri dönecek olursak bu mesele lore’a dair bilgi sahibi olmakla sınırlı değil. Şimdi oynanışın en büyük iki ayağından biri SotC’nin -ve dolayısıyla bu oyunun da- alameti farikası olan bosslara tırmanmaca kısmı ise, diğeri de tartışmasız keşfetme olur. Hele ki oyunu benim gibi Legendary zorlukta bitirmek gibi anlamsız bir işe girişecekseniz keşfetmek özellikle dayanıklılık ve sağlık çubuklarınızı uzatma gerekliliği açısından elzem hale geliyor; zira bu işi sağda solda bulunabilecek totemler aracılığıyla yapıyoruz. Bunları bulmak da keyifli olmuş açıkçası, bazıları Prince of Persia serisini hatırlatan enteresan bulmacalar çözerek bulunabiliyor mesela. Bir yandan bu kısımlarda Eser’in EE incelemesinde de belirttiği üzere bir hayli BotW’den esinlenilmiş (hatta o kadar ki adamın kafası karışmıştı; hatırlarsanız “esinlenme nedir; nerede başlar, nerede biter?” gibisinden sorgulamalara girişmişti kendisi) (tam olarak o soruyu sormuştum, çünkü eşim bile ben oyunu oynarken 'aa yine mi Zelda oynuyorsun' diye sormuştu - Eser).

İşte bulduğumuz silahlar kırılabilir, uzaklara paraşüt gibi kullanılabilecek bir kumaş parçasıyla gidebiliyoruz, ısınmak için ateş yakıyor ve sağa sola tırmanıyoruz vs. Biraz aklıma Just Cause serisini de getiren bir borda kancamız (grappling hook) da var. Bosslara tırmanmaca kısmı da SotC’den bildiğiniz gibi; burada kılıcımızı devlerin zayıf noktalarına saplamak yerine çan çalıyoruz, tek fark bu. İşte sağlık ve bilhassa dayanıklılık çubuklarının önemi de burada ortaya çıkıyor zaten. Özellikle üst zorluk seviyelerinde dayanıklılık seviyesiniz yeterli değilse çok ama çok zorlanacaksınız.

Bu ne böyle, fakir Horizon’ı mı?

Peki bu eğlenceli oynanış formülü ne dereceye kadar iyi işliyor derseniz, o kısmı bir tık sıkıntılı. Ara başlığı oluşturan yukarıdaki bu cümle, oyunu oynarken beni göz ucuyla izleyen eşim tarafından söylendi ve kendisinin oynanışa dair olumsuz intibaını direkt özetler nitelikte. Öncelikle karakterimizin dövüş animasyonları bir felaket. Mesela kılıcınızla bir hamle yaptığınızda, düşmana koşar halde bile olsanız karakter olduğu yerde çakılı kalıyor ve genelde hamleniz boşa gitmiş oluyor. Gerçi oyunda Souslike işlerden bildiğimize benzer bir işaretleme sistemi var, bu sayede çok zorlanmıyorsunuz ama gene de savaşlar oldukça mekanik ve sıkıcı geçiyor. Bunun bir üst seviyesiyse kesinlikle hayvan avlama işi. Üstelik hayatta kalma öğeleri genel anlamda crafting mekaniğiyle iç içe geçmiş olduğundan dolayı, ağaç kesme, etraftaki kutuları kırıp çeşitli objeler alma ve hayvan avlama gibi işler zaman zaman zorunlu hale gelebiliyor. Bu hayvanlara, düşmanlara yaptığımız gibi işaretleme de yapamadığımızdan, bildiğin geyik, domuz vs. peşinde Kurban Bayramı’nda sağda solda dana kovalayan acemi avcılar gibi koştururken buluyoruz çoğu durumda kendimizi. Eşimin deminki cümleyi ben domuz kovalarken söylemiş olmasına da şaşırmamalı.   

Bir diğer husus da boss savaşlarındaki saçma ve öngörülemez kayıt sistemi. Şimdi bu savaşlara girmeden önce oyun otomatik kayıt alıyor, sonra siz kayıt falan yapamıyorsunuz savaş bitene kadar. İyi oyunlarda boss savaşları öncesi kayıt noktası önemli bir olaydır. Mesela bu tip oyunlar, siz öldükten sonra sizi pek bekletmez, tekrar aynı savaşın içine atar ve bu sayede rage quit yapmak yerine oyuncuyu sabırla tekrar denemeye teşvik eder. Burada ise yemin ediyorum bazı otomatik kayıt noktaları o kadar rezil tasarlanmış ki öldükten sonra iki üç dakika tekrar yürüyor, ara sahne vs. izleyebiliyoruz. Üstelik bazı ara sahneler geçilirken, bazıları geçilemiyor. Tabii bu kayıt sorunu bir iki yamayla düzeltilebilecek şeyler, ama bu haliyle oyunun tam sürüme geçmesi hoş olmamış açıkçası. Son bir ufak eksi olarak, özellikle uçan bosslarda kamera açıları ara ara sapıtıyor.

Öte yandan bu kayıt sistemi sıkıntıları ve bir iki istisna dışında, boss savaşları genellikle tatmin edici diyebilirim. Bosslar görsel olarak birbirlerinden aman aman farklı olmasalar da (mesela ilk boss ile altıncı boss birbirlerinin neredeyse aynısı, üstündeki ekipman değişik sadece) kesilme biçimleri bakımından farklılar, üstelik aynı boss’u kesmenin birkaç farklı yöntemi de olabiliyor. EE zamanlarında oyunda beş adet boss vardı, şimdiyse bu sayı sekize çıkmış durumda. Peki bu yeterli mi? Açıkçası bilemiyorum: Biraz da kayıt sisteminin tutarsızlığından kaynaklı şekilde, son boss fena halde kolay olmuş mesela, o yüzden yeni gelen bossların ve ek içeriğin EE içeriğiyle ne derece farklılaştığını, oyun süresini uzattığı ve tatminkâr hale geldiği konularında emin olamıyorum.

Son sözler

Ama tüm bu esinler ve bunların ne derece kabul edilebilir sınırlar içinde kaldıkları meselelerine girmeden söylemek gerekirse, genel olarak soğuk havada hayatta kalma ve büyük bosslarla raks eylemeyi birleştiren bu oynanış formülünden, ilgili oyunlarla hiçbir alakası olamamış bir PC oyuncusu olarak fazlasıyla hoşlandım ben. Evet, PftG’nin tüm eksiklerine rağmen. Üstelik kendim de Aralık ayı boyunca pek çok kere -20’lere denk gelmiş bir kişi olarak, buz gibi havanın tehlikelerini sıcak bir evin içinde konforlu şekilde deneyimlemekten de ekstra keyif aldım.

En nihayetinde oyun sadece üç kişi tarafından geliştirilmiş (evet, No Matter Studios denilen oluşum hepi topu bu) ve geliştiriciler oyunun çıkışından sonra da EE dönemlerindeki gibi toplulukla oldukça sıkı fıkı takılıyor. Örneğin bu üç kişiden biri olan Brian, ben oyunu oynarken yaşadığım teknik aksaklıklar konusunda bana yardımcı olmaya da oldukça hevesliydi. Kısacası kısıtlı imkanlarla olsa da tutkuyla yapılmış olduğunu düşündüğüm ve inceleme boyunca adını saydığım kimi konsol oyunlarına erişimi olmayan biz PC oyuncuları için, elli liralık fiyat etiketiyle bulunmaz bir nimet olmuş PftG. Üstelik %100’lemeye niyetliyseniz temizinden on beş saat üstünde (hatta yirmiye yakın) bir oyun süresi de cabası. Ha ciddi eksikleri var mı, kesinlikle var ama son kertede bence artıları terazide daha ağır basıyor.

SON KARAR

Shadow of the Colossus’a yükselen her PC oyuncusu oynamalı.

Praey for the Gods
Yakışıklı değil ama sempatik
7.0
Artılar
  • Shadow of the Colossus ve Breath of the Wild’ı bir araya getiren oynanış formülü
  • Şahane görseller, ses kullanımı ve sağlam atmosfer
  • Türkçe dil seçeneği ve harika yerel fiyatlandırma
Eksiler
  • Bosslar görsel olarak daha çeşitli olabilirdi
  • Boss savaşları öncesi rezil ve tutarsız kayıt sistemi
  • Berbat dövüş animasyonları
YORUMLAR
Parolamı Unuttum