Stranger of Paradise - Final Fantasy Origin - İnceleme

BANA KAOS’U GETİRİN!!!

Daha oyun çıkmadan Meme olan Final Fantasy oyunlarını önceden de görmüştük; hatta FF XV’in yapımcıları millet arkaya istediği manzarayı koyabilsin diye ana dörtlümüzün olduğu arabanın tek kare resmini dekupeli bir şekilde de paylaşmıştı. Stranger of Paradise ise nasıl diyelim “talihsiz” bir başlangıç yapmış ve fragmanda yüz bin kere geçen “Kaos” sözcüğü ve ana karakter Jack dalga konusu olmuştu. Şimdi oyun çıktı, oynadık bitirdik. Peki bu kaos davası gerçekten fragmandaki kadar saçma mı yoksa oyun öyle bir yere bağlanıyor ki “Helal olsun lan adamlara iyi çevirdiler mevzuyu!” mu dedik? Cevap hem evet hem hayır hem evet hem de hayır.

Jack bir deli adam…

Her şeyden evvel bu oyunun Square’ın altın yumurtlayan tavuğu Tetsuya Nomura’nın bir fikrinden yola çıkılarak yapıldığını hatırlatmak gerekli. Nomura ilk etapta aksiyon odaklı, karanlık ve olgun bir Final Fantasy yaratmak istemiş ve işin aksiyon kısmını halletmek için Nioh ve Ninja Gaiden’lerin yapımcısı Team Ninja ile ortaklığa gitmek gibi mantıklı bir yol seçmiş. Zira oyun hem Kingdom Hearts’lardan hem FFXV’in pek de tatmin etmeyen dövüş sisteminden hem de Final Fantasy VII’nin yarı sıra tabanlı dövüşlerinden çok daha farklı bir yol izliyor. Ama dövüşlere girmeden önce biraz hikâyeyi anlatmalıyım çünkü olayın hem en saçmaladığı hem de en keyif verdiği yerlerden biri bu pek de az olmayan hikâye kısımları.

Ana karakterimiz Jack huysuz biri. Hatta barzonun önde gideni de diyebilirim kendisine. Çevresindekilere kaba davranan, prensese bile yumruk atan sevimsiz bir adam. Bir de kafayı Kaos’u öldürmeye takmış ki karşısına çıkan boss’ların bile laflarını ağızlarına tıkmaya varacak kadar aceleci bu Kaos’u öldürme konusunda. Hal böyle olunca da karakterin iki lafının biri “Nerde bu Kaos?” “Hadi daha gelmedi mi Kaos?” efendim “Şu Kaos’u bulsam var yaaa” gibisinden uzayıp giden cümleler şeklinde. Bu bence cidden komik. Bilerek yaptılarsa hatta daha da komik.

Lakin özellikle oyunun ikinci yarısından finaline kadar olan kısımlarda da Jack’in parça parça olmuş anılarına şahit oluyoruz, etrafta bulduğumuz enteresan raporlar çıkıyor falan derken konu akışı cidden ilginç (ve biraz da trajik) bir noktaya doğru gitmeye başlıyor. Hani paylaştığımız Chaos Meme’lerinden utanmamıza gerek yok fakat kazın ayağının farklı olduğunu anladığımızda da yapımcıları takdir etmedim değil. Oyun hep Jack odaklı ilerliyor. Diğer Final Fantasy’lerde öyküde hep önemli yeri olan yan karakterler olurdu hatta esas takımdaki herkesin ana karakter olduğu da söylenebilirdi bazı FF’ler için. Buradaysa ekibimizin yan üyeleri tamamen figürana indirgenmiş haldeler ve öykü akışının sonları hariç akılda kalıcı tek bir anları bile yok.

Bu durum beni biraz üzse de Jack kadar dominant bir karakterin yanında hemen hiçbirinin pek de parlamayacağını öngörebiliriz. Adam çünkü dediğim dedik bir ayı resmen. Tamam FF tarihinde Cloud’dur, Squall’dır, Kain’dir çok odun ya da kendini ayrıştırmayı seven karakter görmüştük ama Jack gibi kabasını da görmemiştik. Açıkçası ben oyundaki brutal hisse katkısı olduğunu düşünüyorum bu karakterizasyonun. Zira hem savaşlar bu sayede daha farklı geçiyor hem de ara sahnelerde gülecek malzememiz oluyor. Biraz da serinin tarihinde deneysel bir yerde duruyor aslında Stranger of Paradise ve görüp geçirdiğimiz tüm o beyefendi ya da yontulsa adam olacak odun diyebileceğimiz ana karakterlerin bir anti-tezi gibi de çalışıyor Jack; tıpkı oyunun kendisinin klasik FF’lerin bir anti-tezi olması gibi. Ve o yüzden de ismindeki Origin takısı daha bir anlamlı hale geliyor özellikle de serinin ilk oyununu oynamışlar için.

Meslek sahibi olma atölyesi kayıtlarımız başlamıştır

Team Ninja bana göre Platinum’la birlikte tartışmasız en iyi aksiyon oyunlarını yapan firma ve yarattıkları dünyanın içinden maksimum aksiyonu almakta üzerlerine yok. Burada vermeye çalıştıkları hisse bilindik bir dünyada bilinmedik bir iş yapmak. Ki bu da oyunun adı olan Stranger in Paradise’ı karşılıyor aslında (ki Heinlein’ın Stranger in a Strange Land romanına da hoş bir atıf var burada). Yani evet biz Final Fantasy evrenini tanıyor biliyoruz ama buraya bir yabancı olarak atılmış olsak nasıl bir yol izler, neler yapardık?

Bu sorunun peşinden giden ekip seri tarihinin en sıkı kontrollere ve çeşitliliğe sahip gerçek zamanlı aksiyonunu yaratmış. FF’lerin çoğundan (ve Bravely Default serisinden) aşina olduğumuz Job (Meslek) sistemini alıp onu Nioh’dan gelen alet edevat çeşitliliğiyle harmanlamışlar ve ortaya tadına doyum olmayan bir aksiyon çıkmış. Serinin tarihinden aşina olduğumuz büyücü sınıfları bile gayet tatminkâr bir oynanışa kavuşurken Duelist, Monk, Ninja gibi meslekler elinde koca koca kılıçlarla arz-ı endam eden savaşçılar kadar zevkli dövüş sistemlerine kavuşmuşlar. Çoğu kaynakta bu oyun yanlış şekilde bir souls-like olarak lanse ediliyor ama oynadığınızda görüyorsunuz ki ölmenin sizi bir önceki kayıt noktasına atmak ve özel yetenek puanınızı sıfırlamak dışında bir kaybı yok ve çeşitli zorluk seviyelerinden birini seçebiliyoruz istediğimiz anda. Ha tabii haritada kısa yol açmadır, Sekiro ve Nioh’taki gibi düşmanın poise barı olmasıdır bunlar var ama sırf bazı zorlu karşılaşmalarından ötürü bu oyuna bir souls-like demek bence yanlış bir yaklaşım. Bu zorluğu bir tık arttırılmış has bir aksiyon oyunu ve souls-like’ların her adımınıza dikkat ettiğiniz ilerleme stilinin aksine burada rakibe kombolar dizdiğiniz, bam güm daldığınız bir oynanış mevcut.

Mesleklerse kendi içlerinde dallanıp budaklanarak ilerliyorlar. Örneğin FF 4’ün çok sevilen Dragoon’u Kain gibi oynamak isteyenler öncelikle mızrak ve katana silahlarında uzmanlaşmalı. Bu güzel detaylandırılmış sistem hem oyuncuyu ilerleyip yeni meslekler açmaya teşvik ediyor hem de farklı farklı oynanış stilleri arasında istediğiniz gibi akıp gitmenizi sağlıyor. Aynı anda dönüşümlü olarak 2 meslek seçip bunlar arasında yaratabileceğiniz sinerjiler oyun ilerledikçe bir hayli çeşitleniyor. Örneğin Warrior’un temel yeteneği Warcry’ı basıp can yenileme açarak kendi canı karşılığında muazzam güçlenen Dark Knight’ı desteklemek mümkün. Ya da Monk ve Black Mage harmanlayarak bol büyü puanı kazanıp aynı anda da iyileşmeye dayalı bir build kurulabiliyor.

Özel hareketlerin başarılı animasyonlarından, çeşitliliğinden ve verdikleri görsel keyiften bahsetmeme zaten gerek yok. Rakiplerin yeteneklerini alıp onlara karşı kullanmak, poise barlarını tükettiğimizde yapabildiğimiz soul-burst denen vahşi bitirici hareketler (ya yılların Cactuar’ını ayağından tutup patlatmak kimin aklına geldi?), parry, dodge ve defans mekanikleri, süreli buff’lar falan derken elimizde yapabileceğimiz bayağı bir hareket var ve bunlardan oluşturacağınız build’ler bol. Hani anlıyorsunuz ki adamlar bu savaş sistemlerini düzgün yapmak için epey bir kafayı kırmışlar ve de olmuş. Bundan sonraki tüm Final Fantasy’lerde job sistemi böyle olacak deseler bir itirazım olmazdı. O denli tok ve zevkli bir combat mevcut oyunda. Aynı bölümleri grind yaparken bile (ki tüm meslekleri tek oturuşta açacağım hepsini fulleyeceğim diyorsanız grind’dan kaçış yok) farklı farklı meslek kombinasyonlarını denemek dövüşlerin sıkıcılaşmasını önlüyor. Hatta diyelim iki tane dibe dayadığınız meslek ile gidiyor olsanız bile bu sefer de kombolar sırasında meslek değiştire değiştire oynarsanız neler çıkarabileceğinizi test ediyorsunuz. Ben aralarda bolca yan görev ve grind da yapmama rağmen henüz tüm meslekleri tamamlayamamıştım ki oyun bitince açılan yeni zorluk seviyesinde mesleklerin daha da geliştirilebileceğini de görünce dedim ki “Oooo, tamam olmuş bu!”. Dolayısıyla bitirdikten sonra da sıkı bir oyun sonu içeriğimiz var.

Tekrar etmek isterim ki Stranger of Paradise sırf şu dövüş sistemiyle bile oynamaya değer bir oyun olmuş. Ha ama oyundaki eşya sistemi biraz sıkıntılı hem kafamıza sürekli boca ediliyorlar hem de sürekli olarak düzenleme gerektiriyorlar. Optimize etme seçeneği de zayıf olunca bir noktadan sonra üst baş olayını salıp sadece oyuna odaklanasınız geliyor. Zira bu oyundaki envanteri hizada tutmaya çalışmak kargo firmalarının ofislerinde gördüğümüz kargo yığınlarını toparlamaktan daha zor. Bu giysilerin de kimisi çok şık dururken kimisi bayağı sakil duruyor karakterlerin üzerinde. Hani fötr şapka ne alaka yani? Veya bazen öyle denk geliyor ki Jack tam bir pavyon fedaisine dönüşüyor görsel olarak, bu kısmın biraz ayarsız kaldığını düşünüyorum ya tam fantastik orta çağ kafasını benimseyin ya da tam samuray ya da büyücü gibi gözüksün adamlarım. Böyle her telden çalan rastgele kostümler oyunun atmosferinden biraz götürmüş maalesef.

Ama çok çirkinsin be oyun!

Hikâye alanında fena iş çıkarmayıp aksiyon konusunda da ciddi üstünlüğü olan yapımdan daha fazlasını beklediğinizdeyse biraz hüsran karşılıyor bizleri. Öncelikle oyun eski nesil de düşünülerek hazırlandığından grafiksel olarak biraz zayıf kalmış. Misal Elden Ring de görsel olarak çok üstün değil ama hem bölüm dizaynı hem de sanat tasarımı konusunda ortamı ağlattığından gözümüze hiç batmıyor grafiksel eksiklikleri. Buradaysa hem bölüm tasarımları 10 yaşında bir çocuğun elinden çıkmış gibi hem de görsel olarak çok çirkinler. Örneğin Nioh’un ortamları da dizayn olarak basittir ama görsel tasarımla kurtarırlar. Ya hadi aksiyon kaotik diye her yeri geniş geniş koridorlara boğdunuz da hiç mi o koridorları farklı kaplamayla veya dekor elemanlarıyla zenginleştirmek aklınıza gelmedi ey Team Ninja?! Bu nasıl tembelliktir arkadaş. Yahu ben öğrenciyken yapıyordum bu tarz koridorları ya da özelliği olmayan kaplamaya abanmış mekanları. Kaç kere yolumu bulamayıp ortamlarda boş boş dolandım belli değil resmen.

Aynı şekilde ışıklandırmalar da bazı yerlerde öyle kötü ayarlanmış ki hedefleme işaretçisi olmasa neyle savaştığımızı göremeyeceğiz. Ki bu durum anlamsız yere ölmeme de yol açtı birkaç sefer. Oyun kullanıcıya geri dönüş açısından zayıf anlayacağınız. Saldırı ekran dışından gelirken kesinlikle anlaşılmıyor ve bir anda canınızın %65’i gitmiş halde bulabiliyorsunuz kendinizi iyi giden bir savaşın ortasında. Düşmanlar da zaten Final Fantasy oyunlarından gelme arkadaşlar genelde ve öyle çok devrimsel tasarım değişiklikleri yapılmamış. Buna rağmen sayıları bence az ve bir noktadan sonra çok tekrar ediyorlar. Onların yanında boss’lar fena sayılmaz ama onlarda da çoğunlukla işi yancı iki ekip elemanımıza devretmemiz gerekiyor komutlarla çünkü ayı gibi vuruyor hemen her boss sizin üstünüze başınıza bakmadan. E kendimizi iyileştirecek 5 tane iksirimiz de olduğu düşünülürse (iyileşme özelliği olan bir meslek sahibi varsa partide o başka) bossun canına ot tıkama işinin çoğunu yancılara yaptırmak iyi bir seçime dönüşüyor.

Yani mekanlardaki bu çirkinlik oyun zevkinin bir kısmını alıp götürüyor tabii. Hele ki isminde Final Fantasy geçen bir oyunda bu denli estetik yoksunu ortamlar görmek serinin uzun dönemli bir takipçisi olan beni özellikle üzdü diyebilirim. Tabii bu mekanlarda eski FF’lerden bolca da esinlenme var yok değil ama işte çirkin abi yani keşke biraz daha özenselermiş. Savaşlarda çalan müzik de ayrı bir bıktırıcı olmuş bu arada nerde o FF XIII’ün XV’in tekrar etse de baymayan savaş müzikleri nerede bu? Diğer müziklerden cesur bir tercih olan Frank Sinatra’nın “My Way”’i de öyküye bence güzel uyum sağlamış. Saçma bulanlar da olmuş internette olabilir tabii, önemli olan size nasıl hissettirdiği bu şarkının ve oyuna uyup uymadığı sizin için. Ama şunu da belirtmek isterim ki müzikleri ve görsel estetiğiyle ünlü bir serinin bu iki alanda vasatı güç bela aşması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Son Fantazya’da yeni bir sayfa

Square Enix bir şeyler denemiş. Tam olmamış ama olmuş kısımları daha fazla bence. Bu formül daha yüksek kaliteli bir yapımda kesinlikle çok daha işler. Belli ki Team Ninja elindeki kaynakları ve zamanı savaş sistemini mükemmelleştirmeye harcayıp oyunun diğer kısımlarını biraz az pişirmiş, daha iyi olabilirmiş ama olamamış. Günün sonunda ben oyundan keyifli bir 30 saat geçirmiş olarak ayrıldım ki elimdeki diğer oyunlar olmasa daha da dibini kazırdım. Stranger of Paradise kendi tuhaflığını kabul edip onu kucaklayan bir oyun, bu samimiyeti ve ilginç denebilecek bir orijin öyküsü anlatması onu hatırlanası FF’lerin arasına koyuyor ve olası bir devam oyunu da ya da aynı formülle yapılacak başka bir Final Fantasy’ye hatasıyla sevabıyla bir yol açıyor. Bu meziyetleri onu benim (ve serinin çoğu hayranının) gözümde başarılı bir oyun yapmaya yetiyor ama herkesin ağız tadına uymayacağı da kesin bu deneysel tavrın. 

Kaos ve Aydınlık

Şimdi insanlar çok dalgasını geçti ama Kaos ve Aydınlık zıtlığı uzun yıllardır Final Fantasy külliyatının içinde yer alan ve kimi oyunlarda daha ön plana çıkan bir tema. Birisi diğeri olmadan var olamayacağı için aralarında sonsuz bir savaş dönen bu iki kuvvetin dengeleri zaman zaman değişse de kâinatın iki yapı taşı olduklarından asla tam anlamıyla yok edilemezler. Özellikle Dissidia FF oyunlarında Warriors of Light ve Warriors of Chaos şeklinde iki kampa ayrılan kahraman ve kötülerin kıyasıya kapışmalarını izliyorduk ki bu kötülerden birisi de ilk Final Fantasy’nin baş kötüsü Garland’dı. Garland’ın geçmişinden o oyunda fazla bahsedilmese de zamanında Cornelia şehrinde yaşadığı fakat bir sebepten gözden düşüp karanlığa doğru çekilip Kaos’un elçisi olduğu anlatılır. Stranger of Paradise işte bu ilk oyundaki ufacık öykü parçacığından yola çıkıp orijinal Final Fantasy’nin öyküsüne bağlanıyor aslında.

SON KARAR

Aksiyonu son derece keyifli olmasına rağmen diğer alanlarda tökezleyen yapım serinin hayranları için direkt alınası olsa da diğerleri indirimleri bekleyebilir oynamak için.

Stranger of Paradise - Final Fantasy Origin
Herkes Oynamalı
7.5
Artılar
  • Bol çeşitli, sıkı kontrollü aksiyon sistemi
  • Bitirici hareket ve savaş animasyonları gayet başarılı
  • Hikâye tuhaf başlayıp iyi bitiyor
  • Serinin yapıtaşları aralara güzel serpiştirilmiş
  • Tanıdık düşmanları görmek sevindirici
  • Boss tasarımları güzel
  • KAOS!


Eksiler
  • Müzikler genel olarak fena olmasa da çok tekrar içeriyor
  • Bölüm ve sanat tasarımı 2000’lerin başından kalma. Tam bir rezalet.
  • Boss savaşları biraz tekdüze
  • Eşya düşüş oranı çok fazla ve idaresi tam bir KAOS!
  • Oyun kendini yer yer fazla ciddiye aldığı için komik duruma düşmüş
  • Grafiksel olarak orta kalibrede olan bir oyunda PS5 de bile yer yer performans düşüşleri oluyor
  • Düşman çeşitliliği biraz az kalmış


YORUMLAR
Parolamı Unuttum