Dishonored’ın en güzel yanlarından biri de Dunwall şehrinin o kendine özgü havası, mimarisi ve her köşesinde anlattığı minik hikâyeleriydi hiç kuşkusuz. Şehirde görev peşinde koşar ve muhafızlardan sakınmaya çalışırken bir odaya yahut ara sokağa girer, bir anda karşımızda beklenmedik bir şey bulurduk. Kendi kendine sayıklayan bir deli, birbirlerine sarılıp ölmüş iki kişi… Şehir hayat doluydu âdeta.