Shadow of Mordor'un hikayesini hatırlayalım.
Devamını okuJames Gunn’ın, nispeten daha az popüler karakterlere şans tanıma ve yapabilirse onların içinden birer cevher çıkarma teşebbüsleri, an itibariyle mevcut DC sinematik evreni ile Marvel’ınki arasındaki en büyük fark. Supergirl ise bu farkın neden henüz emekleme aşamasında olan yeni DC film evreni için problem oluşturabileceğinin bir örneği gibi. Zira DC’yi DC yapan ana kadroyu kurmadan ve bunu yaparken evrenin rüştünü birden fazla filmde ispatlamadan insanları sinemaya çekmek zaten zor. Üzerine bunu bir de altında kendi imzasının olmadığı ve hem kostümü hem güçleriyle dışarıdan bakana “Superman’in kadın hali” gibi görünecek bir karakterle yapmaya çalıştığı için maça iki sıfır geride başlıyor. E filmin kendisi de ağızdan ağıza yayılacak kalitede olmayınca, DCU’nun daha ikinci beyaz perde çıkartması aha da böyle gişede patlıyor.
Aslında Supergirl’ün hoş bir hikayesi ve mantıklı bir amacı var; film 2022 tarihli Woman of Tomorrow isimli Tom King hikayesini beyaz perdeye uyarlıyor. Bunu yaparken de Supergirl’ü “Superman’in kadın versiyonu” olmaktan kurtarma, onu izci çocuktan ayıran farkların altını çizme çabasında. Karakteri Clark’ın aksine Kripton’un yok oluşuna tanık olmasından sebep depresif ve vurdumduymaz bir portre ile oturtuyor. Ardından Kripto’yu filmin kötüsü olan Krem isimli arkadaşa zehirletip, hiperaktif köpeğe üç gün ömür biçiyor ve maceranın ana hedefini panzehir bulmak olarak Kara’nın dikiz aynasına tutturuyor. Yanına yoldaş niyetine ailesinin intikamı alabilmek uğruna Krem’in peşine düşen Ruthye isimli genç kızı veriyor, Jason Mamoa’nun Lobo’su da işin içine girince bu ufak kadro ile kâğıt üzerinde güzel gözüken bir hikâye kurulmuş oluyor.
Başrolümüz Millie Alcock fena bir iş çıkarmıyor, Jason Mamoa da Lobo’ya cuk oturmuş oturmasına ancak filmde bunları çevreleyen, iyi diyebileceğim hiçbir şey göremedim ben. Mesela malum çizgi roman dediğimiz medyum, hele de iş süper kahramanlara geldiğince rengarenk olmasıyla öne çıkarken bu film ebedi bir günbatımına esir olmuş gibi. İnsan neredeyse tamamı dünya dışında olan bir filmden daha canlı ve çeşitli bir renk paleti bekliyor ama bulamıyor.
Sinematografi ne aksiyonu ne de dramı parlatmayı başaracak kalibrede değil. Supergirl’ün güçleri malum pek pratik efekt ile halledilebilecek şeyler olmadığından film döke saça CGI kullanıp, diğer pek çok süper kahraman filmi gibi aksiyonun tokluğunu bilgisayar efektlerine kurban ediyor. Filmde kullanılan lisanslı parçalar da eşlik ettikleri sahnelere duygu katmakta çok başarısız. Filmin tonu çalışıyorsa çalışıyor zira Supergirl’ün “gişe akranı” diyebileceğimiz The Marvels’a kıyasla cıvık espriler, zorlama temalar yok. O yüzden berbat bir film olduğunu söyleyemem ama anlatılan hikâye bana sorarsanız sinema formunun hiçbir özelliğini avantajına kullanamamış.
Editörün Notu: Adı kötüye çıkmış DC sinematik evreninin sıfırdan başlayıp bu kadar tez vakitte vasata düşme lüksü yok.
Filmin Notu: 3 / 5
Yönetmen: Craig Gillespie
Oyuncular: Milly Alcock, David Corenswet, Eve Ridley
IMDB Notu: 6


















