Metal Gear Solid: Master Collection Vol.2 – İnceleme

Konami ve Kojima ikilisinin Metal Gear serisiyle oyun dünyasına iz bıraktığına şüphe yok. Aynı zamanda bu ikilinin yollarının kötü bir şekilde ayrılmasının da sebebi bu seri. 

2015 yılındaki bu ayrılıktan sonra Konami, serinin birçok hayranının “Çıkmasa da olurdu”, hatta “Çıkmasa daha iyi olurdu” dediği Metal Gear Survive’ı çıkarmıştı gerçi, ama o çok da dikkate alınmadığından yeniden yapımlara kadar seri sessizliğe gömüldü denilebilir.  Bu noktadan sonraysa “Acaba ölüyor mu?” denilen seriyi yeni oyunlarla olmasa da yeniden yapımlarla geri döndürmeyi başardılar.

Bu yeniden yapımlar 2 farklı şekilde geldi. İlki Master Collection paketi şeklinde serinin ilk oyunlarının hafif elden geçirilmiş versiyonlarının toplandığı bir derlemeydi. Böylece bu oyunları günümüzde de oynanabilir hale getirdiler, yeni oyuncularla da buluşturmayı başardılar. Diğeriyse serinin kimilerine göre en iyi oyunu olan MGS 3’ün yeniden yapımıydı -ki bana göre geçtiğimiz yılın en güzel oyunlarındandı kendisi. Böyle muhteşem bir oyunun bir kez daha sahneye çıkmasından dolayı çok mutlu oldum kendi adıma. Şimdi de sıra 2. derlemeye gelmiş bulunuyor. 

Bu pakette 2008 yılında çıkan Metal Gear Solid 4: Guns of the Patriots ve 2010 yılında çıkan Metal Gear Solid: Peace Walker’ın daha sonra PS3 ve Xbox 360’a gelen HD Collection versiyonu yer alıyor. Ayrıca bonus içerikler arasında Metal Gear: Ghost Babel da bulunuyor -ki serinin el konsollarına çıkan ilk oyunu bu. Paketin ilk artısı içerdiği oyunlar diyebiliriz.

MGS 4, zamanında PS3 için çıkmıştı ve sonrasında da diğer platformlara gelmedi. MGS: Peace Walker da orijinalinde PSP oyunuydu, sonra PS3 ve Xbox 360’a gelmişti. Eski nesil konsollara hapsolup kalmış oyunların hem günümüz konsollarına hem de PC’lere geliyor olması çok güzel bir gelişme bence (MGS: Peace Walker, geriye uyumlulukla sonraki nesil Xbox’larda da oynanabilir hale gelmişti gerçi, ama bu şekilde yeniden çıkması da güzel oldu).

Aslında sadece MGS 4 için bile satın alınabilecek bir paket bu. Yanında bir de “Naked Snake”in “Big Boss”a dönüşüm hikayesini getiriyor olması da güzel tabii. Ayrıca bu tercih ince düşünülmüş bir detay gibi geliyor bana. Big Boss’un doğuş hikayesiyle veda oyununu bir pakette buluşturmuşlar sonuçta.

Naked Snake’ten Big Boss’a…

MGS: Peace Walker, Naked Snake’in sahneye çıktığı MGS 3’te yaşanan olaylardan 10 yıl sonrasına, 1974 yılına götürüyor bizi. The Boss’un cenaze töreninden sonra ortalardan kaybolan Naked Snake, Kolombiya’da gözlerden uzak bir köşeye çekilmiş, sağ kolu diyebileceğimiz Kaz (Kazuhira Miller) ile Militaires Sans Frontières (Sınır Tanımayan Askerler) isimli özel bir birlik yetiştirmekteler. 

Kosta Rika’dan Ramon Galvez Mena (Profesör) ve Ramon'un öğrencisi Paz Ortega Andrade, Snake ve Kaz’ı ziyaret edip kendilerinden yardım istiyorlar. Bir silahlı gücün Kosta Rika’ya yerleştiğini, Kosta Rika’nın ordusu bulunmadığı için bu konuda ellerinden bir şey gelmediğini, dolayısıyla Snake ve ekibinden medet umduklarını söylüyorlar. Snake, Profesör’ün esasında bir KGB ajanı olduğunu anında anlıyor. Yine de Kosta Rika’ya gidip olayları yerinde görmeye karar veriyor.

Kosta Rika’ya gittikten sonra buradaki yerel direnişçilerle bir araya gelen Snake, gerçekten de nükleer bir silahlı gücün Kosta Rika’ya çöreklenmeye çalıştığını görüyor. Bundan sonra da tahmin edilebileceği gibi buna engel olmak için elinden geleni ardına koymuyor. 

Bu oyunun seri için önemi, Naked Snake’in nasıl Big Boss’a dönüştüğünü anlatıyor olması. Bu aynı zamanda MSF’nin de doğuş hikayesi oluyor.

Old Snake ile vedalaşma zamanı

MGS4, bu koca külliyatın hikayesini noktalayan oyun. Genleri (ve de FOXDIE) yüzünden hızla yaşlanan Snake, bu oyunda karşımıza artık “Old Snake” olarak çıkıyor. Orta Doğu’da başlıyor, Latin Amerika ve Doğu Avrupa duraklarına uğradıktan sonra ilk oyunun geçtiği Shadow Moses Adası’na yol alıyor, noktayı da Bering Boğazı’nda, Outer Haven’da koyuyoruz.

Snake, Liquid’in dünyayı kontrolü altına almasına engel olmak için uğraşırken kimi zaman ihanete uğruyor, kimi zaman beklemediği isimlerden yardım alıyor, başardım derken çuvallıyor, beceremedim dediği anda rüzgâr tersine dönüyor, en sonunda Liquid ile yüzleşip bu işe bir nokta koyuyor. Final sonrası finalde de seriye esas noktayı koyuyoruz.

MGS 4’ün hikâyeyi güzel bir şekilde noktaladığını söylemek mümkün. Sadece iyi bir final olmasıyla değil, içerdiği diğer detaylarla da bu konuda iyi bir iş çıkarıldığını düşünüyorum. Mesela boss savaşları sadece oynanış açıdan keyif vermekle kalmıyor, her birinin ardından yas tutmanızı sağlayacak arka plan hikayeleriyle de geliyor bu düşmanlarımız. Sadece bu isimler için geçerli değil bu durum, seride yeri olan diğer karakterlerin hikayeleri de öyle ya da böyle bir noktaya bağlanıyor. Raiden, oyun boyunca Snake dara düştükçe yardıma yetişirken, bir yandan onun da aile meselelerine şahitlik ediyoruz. Liquid neyi, neden yapmaya çalışıyor, onu da en sonunda çözüyoruz. Eva, Ocelot, Major Zero ve Big Boss gibi serinin ana karakterlerinin hikayelerinin de toparlandığı bir oyun bu. Bu yönüyle de serinin hayranları için özel bir yere sahip.

Uzun lafın kısası MGS 4’te hikâye yazımını artı hanesine yazmakta en ufak bir tereddüt duymuyorum. Oynamış olanlar (veya bundan sonra oynayacak olanlar) bana bu konuda hak vereceklerdir diye düşünüyorum.

Oynanış açısından da benzer değerlendirmelere sahibim. Tüm zamanların en iyi gizlilik-aksiyon oyunlarından birisi sonuçta. Bu unvanı boşa almadığını gösteriyor. Gizlilikle ilerlemek de aksiyon sahneleri de keyif veriyor. Boss savaşlarında yeterince iyi bir iş çıkarıldığı kanaatindeyim şahsen.

MGS4’e dair vaktinde de yapılan eleştirilerden birisi uzun sinematik sahneler ile ilgiliydi diye hatırlıyorum. Bugün de kimi oyuncular bu konuda rahatsız olabilir, onları anlıyorum. Benim açımdansa bu hiçbir zaman sorun olmadı. Kojima’nın tarzı bu işte, yapacak bir şey yok, adam oyunun içine uzun uzun filmler eklemekten zevk alıyor, ne yapalım :) MGS serisini ayrı bir yere koyan biraz da bu değil mi zaten? Sinematik hikâye anlatımı konusunda öncü bir seri olması.

MGS: Peace Walker’ı da ayrıca değerlendirmek lazım tabii. Vaktinde bir el konsoluna çıkmış olmasının getirdiği sınırlılıklar bulunuyor ve pakette sunulan da o sınırlar içerisinde geliştirilen oyunun güncellenmiş versiyonu. Haritaların görece küçük olması gibi şeyler bir tercihten ziyade bir zorunluluktan kaynaklanıyor yani. Bunu göz ardı etmemekte fayda var. 

Öte yandan bu oyunda iyi yapılan şeyleri de es geçmemek, hakkını teslim etmek gerek bence. Bunlardan ilki, dünya meselelerini ele alış biçimi. 

Uluslararası İlişkiler alanına az biraz ilgisi olan hemen herkesin duymuş olduğu bir kavram “nükleer caydırıcılık” ve Soğuk Savaş’ın alevlenip sıcak bir savaşa dönüşmemesinin de en önemli nedenlerinden birisi bu. Hikâyenin başlangıcında (MGS 3) Küba Füze Krizi’ni ve sonrasında yaşananları arka plana yerleştirip buradan hareketle bir hikâye kaleme alan Kojima, burada da nükleer tehdit ve caydırıcılık konusunu ele alıyor. Paralı asker gruplarının devletleri aşan rolü veya bir başka şekilde ele alırsak devletleşen paralı asker grupları meselesini de işliyor. Ayrıca yapay zekâ meselesini ve savaşlarda oynayabileceği rolü de iyi bir şekilde ele aldığı kanaatindeyim. Dolayısıyla geçmişin tecrübelerini ele alıp gelecekte karşılaşılabilecek sıkıntılara projeksiyon tutan bir yönü bulunuyor.

Bunu sadece MGS: Peace Walker’a ait değil de serinin geneliyle ilgili bir özellik olarak belirtmekte fayda var bence. Bu yönüyle MGS 4 için de benzer bir değerlendirmede bulunmak yerinde olur. Özellikle yapay zeka ve toplumların kontrol altında tutulması gibi konularda dikkat çekebilecek detaylar sunuyor. Savaşların yarattığı yıkımlar ve savaşlar içerisinde insan hikayeleri konusunda da önemli bir yaraya parmak basıyor. 

Peace Walker’a dair bir diğer artı da zamanında karşı karşıya bulunulan o teknik sınırlılıklar içerisinde oynanış açısından getirdiği yenilikler -ki bunlar MGS 5’in de temellerini oluşturuyor denilebilir. Ana üs (Mother Base) yönetimi bunlar arasında yer alıyor mesela. Fulton balonlarını kullanıp savaş alanında bayılttığımız askerleri üssümüze yollamamız, sonrasında da yeteneklerine göre onları bir göreve atamamız, üssünüzde yeni silahlar geliştirip görevlerde bunları kullanmaya başlamanız vb. özellikler bu oyundan MGS 5’e miras kalan özellikler arasında yer alıyor. Keza, ana görevler yanında yapılabilen yan görevler de (Extra Ops) MGS 5’te tekrar karşımıza çıkacak bir özellikti.

Özetle hem hikâye hem oynanış açısından Peace Walker da kalbur üstü oyunlardan birisi ve bu şekilde yeniden oynayabilmek de güzel.

Gelelim pakete dair genel değerlendirmeler kısmına. Yeniden yapım açısından bakıldığında, çok da büyük bir değişim söz konusu değil. Sonuçta bir remake yapmıyorlar, elden geçirip yeni nesil konsollara ve PC’ye portluyorlar. Dolayısıyla öyle büyük bir beklentiye de girmenin anlamı yoktu zaten. Gönül elbette şöyle adamakıllı bir remake görmek istiyor. Öte yandan bu haliyle de bugün halen göze fazla batmadan oynanabildiklerini de görüyoruz. Bununla birlikte 1-2 yerde bazı teknik hatalar da varlıklarını koruyor. Bunlar da ayıklansaymış keşke diye geçirdim içimden. 

Bir de Peace Walker’ın ara sahnelerinin çizgi roman tarzında olması, vaktinde PSP için geliştirilmiş olmasından kaynaklanıyordu. Şimdi önlerinde böyle bir teknik sınırlılık yokken bu ara sahnelere de bir el atamazlar, farklı bir şeyler düşünemezler miydi acaba? Çok büyük bir mesele mi, elbette değil. Sadece belirtmiş olmak istedim. 

Bitirmeden belirtmek istediğim hoş bir detay da var, böylece yazıyı da güzel bir şekilde noktalamış olalım. Oyunlarda bazı sürpriz yumurtalar, hoş göndermeler bulunuyor tabii. Burada da güzel örnekler bizi bekliyor. Örneğin, MGS 4’ün orijinalinde bir telsiz konuşmasında “2. Diski takın” deniliyordu. Bu sefer aynı yerde Otacon, “Snake, 2. Diski tak” dedikten sonra, o günlerin geride kaldığını hatırlayıp teknolojinin gelişmesinden dem vuruyor. Bana göre daha güzeliyse ilk oyunda Psycho Mantis ile yaptığımız o zihin yakan boss savaşına yapılan gönderme. Bence güzel, eğlenceli bir detay olmuş. Böyle hoş detaylarla serinin hayranlarına bir güzellik yapmak istemişler sağ olsunlar.

Bu kadar yazdım, çizdim, son sözlerimi de söyleyeyim ve noktalayayım artık. Metal Gear Solid: Master Collection Vol. 2, güzel bir paket. Daha fazla içerik görmek isterdik elbette. Günün birinde MGS 4 (ve MGS: Peace Walker) için tam anlamıyla bir yeniden yapım gelse, çok daha iyi olur, hayır demeyiz. Öte yandan MGS 4 bu haliyle de oynanması gereken oyunlar arasında yer alıyor bana kalırsa. Yanında bir de Big Boss’un bu kimliği edinme hikayesini getirmiş olması da ayrıca güzel. 

Metal Gear serisini sevenler veya bu seriye bir noktada adım atmak isteyenler, seriyi baştan sona oynayabilme fırsatına sahipler artık. Bence bu fırsatı değerlendirsinler.

SON KARAR

Metal Gear serisinin 2 önemli oyununu günümüze taşımaları, özellikle de MGS4’ü bir konsola hapsolup kalmaktan kurtarmaları çok güzel oldu. Artık günümüz platformlarında da seriyi baştan sona oynayabilir, seriye duygusal bir veda yapabilirsiniz. Sadece MGS4 için bile satın alınabilecek bir paket, bu fırsatı değerlendirmekte fayda var bence.

Metal Gear Solid: Master Collection Vol. 2
Çok İyi
8.5
Artılar
  • Günün birinde gelir mi gelmez mi bilemem, ama remake versiyonları gelene kadar MGS: Peace Walker ve MGS 4’ü oynamanın en iyi yolu. 
  • Tüm zamanların en iyi gizlilik-aksiyon oyunlarından birisi MGS4, dolayısıyla üzerine fazla konuşmaya gerek yok bence :)
  • İlgi çekici bir hikâye, keyifli bir oynanış, daha ne olsun?
  • Bonus olarak sundukları Metal Gear: Ghost Babel ve diğer ek içerikler de hoş. Özellikle serinin hikayesine meraklılar için güzel bir arşiv sunuluyor.
Eksiler
  • İlk pakette daha fazla oyun yer alınca, bu paketteki içerikler bir miktar hayal kırıklığı yaratmadı dersem yalan olur.
  • Görsel anlamda ilkine göre daha iyi bir güncelleme olsa da, ilk paket için geçerli olduğu gibi burada da en büyük eleştiri neredeyse hiç ekleme yapılmayıp yeni nesle portlamakla yetinilmiş olması. 
  • Bazı teknik sorunlar
YORUMLAR
Parolamı Unuttum