King Arthur: Knight's Tale - İnceleme

Yuvarlak masası da şövalyeliği de yerin dibine batsın!!!

Evet, Kadir İnanır girişi yaptım ama yaptıranlar utansın. Kumarbazlığı, itliği, hergeleliği öğreneceğim! Zira başta “Kamelot’un kralı olacağız, alacağız Excalibur’u elimize, şövalyeleri dizeceğiz masanın etrafına. Vay efendim, sen de Sir Lancelot ben diyeyim Sir Bedivere... Çiçek gibi yapacağız Britanya’yı!” diye umut verip sonra da bu kadar ortada bırakılmaz bir insan. Ha, bu saydıklarım yok mu oyunda? Var var, hatta daha fazlası bile var da... Sanki hiç yokmuş gibi bir yandan. Durun ben şu mevzuyu baştan anlatayım. Çekin bir sandalye ateşin yanına.

Olaylar tıpkı efsanelerdeki gibi başlıyor aslında. Arthur, oğlu Mordred’i savaşta öldürmüş, kendisiyse ölümcül yaralanmıştır. Tam da kehanetlerde müjdelendiği üzere Avalon’da Gölün Hanımı tarafından iyileştirilip geri gönderilecektir ki... Bir şeyler feci şekilde ters gider. Arthur’u Avalon’a taşıyan gemi bir karanlık tarafından ele geçirilmiştir ve oradaki Arthur, o bizim bildiğimiz Arthur değildir artık. Durdurulması gereken korkunç bir kötülüğe dönüşmüştür ve şövalyelerin ölümden sonra mutlu mesut maceralara koşacakları rüya gibi Avalon’u kabusa çevirmektedir. Gölün Hanımı da ne yapsın, elinde karşı silah olarak bir grup ölü şövalye var. Hangisi Arthur’u yenebilir ki? Tabii ki babasına karşı alev alev yanan öfkesi ölüm tarafından bile söndürülememiş olan Mordred. Bir yandan Arthur’u ölümcül yaralayabildiğine göre, biraz da desteklenirse... Neden olmasın?

Oyun daha en başta beklentilerimi bu girişle tepetaklak etti; güzel de etti. Zira hikâyeye ilginç ve yeni bir yaklaşım bu. Britanya kırlarında Kral Arthur olarak at koşturmak yerine, Mordred olarak Camelot’un Avalon’daki iz düşümünde hüküm sürüyor ve Arthur’a karşı yeni bir Yuvarlak Masa kuruyoruz. Mordred’in konuşmalarında bir tık seçim şansımız da var üstelik. İsterseniz kendisine kazık atan hayatı artık geride bırakmış ve daha sakin mizaçlı, daha olgun bir Mordred de oynayabiliyorsunuz, atara atar gidere gider yapan halini de... Ama ne yaparsanız yapın, sonuç pek değişmiyor. Oyunun en büyük problemi de bu zaten: Hiçbir şey sonucu değiştirmiyor.

Aslında King Arthur: Knight’s Tale pek çok şeyi gayet güzel yapıyor. Orijinal hikâyeye çoğunlukla sadık, görmeyi bekleyeceğiniz karakterlerin hepsini görüyorsunuz. Arthur’u büyüten evlatlık babası Sir Ector, yine evlatlık kardeşi Sir Kay (kılıcı zarar görmesin, at çiftesi gibi de vuruyor), Tristan ve Isolde, pek tabii Kraliçe Guinevere, Kutsal Kâse arayışındaki Sir Percival, sahneye geç girse de ejderhalı ataklarıyla göz dolduran Merlin... Herkes burada. Hikâyenin farklı ve karanlık bir teması da var, kötülüğün pençesindeki Avalon’da gezerken daha en başından sizi bu işe koşan Gölün Hanımı dahil kimseye güvenemiyor olmak da üstüne tuzu biberi oluyor. Pek çok kez yaptığınız seçimler kimi yanınıza katabileceğinizi de etkiliyor. Mesela hikâye gereği ölmüş olan ve getirip Kamelot’a gömülmesi için Tristan’ı göreve yolladığınız Isolde’u çok nadir bir parşömen sayesinde diriltebiliyorsunuz. Hani genellikle oyunlarda arkanızda 3 tane şifacınız hazır olda beklerken sevdikleriniz ara sahnede ölür ve “Ama... Ama şifacılar?!” diye kalırsınız ya, o beklentiyi ters yüz eden harika bir keşifti Isolde’un diriltilebilmesi benim için. Geyiğine deneyip oyunu da kaydetmiştim ki parşömen ziyan olmasın. Tabii Isolde dirilince hemen Tristan’ın kollarına koşuyor ve sonra düğünlerini yapıyoruz ve sonsuza kadar mutlu yaşıy... Hayır işte. Bir tane dandik Achievement alıyorsunuz ama karakterler bir tepki bile vermiyor. “Sevgilimi geri getirdin, sana olan sadakatim 2 puan arttı Mordred’ciğim” bile yok. Aynı göreve gittiklerinde iki satır konuşmuyorlar bile birbirleriyle. Ha, keza Percival ile karşılaştığınız göreve kardeşi Lady Dindrane’i de gönderiyorsunuz ama bi’ “Bacım sen Mordred’in yanında ne yapıyorsun İsa Mesih aşkına?” bile demiyor.

İsa demişken, oyunun hoşuma giden yanlarından bir tanesi de 2 eksenli etik sistemi. Bir eksende Hristiyanlık ve Eski Tanrılar var, diğerinde ise Adalet ve Tiranlık. Bu eksenin neresinde olduğunuza göre kendinize katabileceğiniz ekstra karakterler açılıyor. Mesela Sir Lancelot sadece çok adil bir kralın masasına katılıyor, Lady Morgan le Fay için ise tamamen Eski Tanrılar’ın yoluna baş koymuş olmanız lazım. Bu etik seçimleriniz şövalyelerinizin size olan sadakatinde de bir parça rol oynuyor. Sizinle aynı etiğe sahip olanların sadakati birkaç puan yüksek oluyor ve bu puanlar da kendilerine daha yüksek hasar olarak geri dönüyor. Neyse ki oyun içerisinde bu sadakat puanlarını yükseltmek için türlü türlü imkânınız oluyor böylece isterseniz inançları sizinkine tam zıt karakterleri bile kendinize sadık tutabiliyorsunuz.

Tabii bu bizi yine aynı konuya geri getiriyor. Sadık olmuşlar, olmamışlar hiçbir şeyi değiştirmiyor. Hiç kimsenin sadakatini sağlayamazsanız paralel yapılanıp sizi Camelot’tan falan dışlamıyorlar ya da ne bileyim, zırhlarını da alıp çıkıp gitmiyorlar. Tek kaybettiğiniz bilmem kaç hasar puanı. Yani sonuçlar yalnızca savaşlara yönelik, bir de üstüne savaşların da ne kadar tek düze ve keyifsiz olduğunu düşününce yazının başında beni itlik ve kumarbazlığa iten sebepleri daha iyi anlayabilirsiniz.

Evet savaşlar inanılmaz tek düze ve sıkıcı, çünkü herkes ve her şey birbirinin neredeyse aynısı. Dostlar, düşmanlar, haritalar, savaşlar, yetenekler...  Mesela düşmanlardan Lost One’lar öldükten sonra 3 tur içinde diriliyor, Pict Chosen’ların 1 tur hasar almamalarını sağlayan bir yetenekleri var ve Banshee’ler aksiyon puanlarınızı emerek turunuzda bir şey yapamamanıza ve daha çok bekleyip daha da çok sıkılmanıza sebep oluyorlar. Şövalyelerinizin ise Defender, Champion, Vanguard, Marksman, Sage, Arcanist olmak üzere 6 sınıf seçeneği var ancak oyunun ilk yarısında bazı sınıflardan elinizde ya bir tane var ya hiç yok. Diğerlerini ise galiba şehir meydanında bedavaya dağıtıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi sınıflar arasında da çok miktarda ortak yetenek bulunuyor. Şimdi haklarını yemeyelim, çoğu karakterin (tamamen kendine özgü olmasa da) kendi sınıfına ait olmayan farklı bir yeteneği oluyor. Mesela Lady Guinevere’in Sage sınıfına ait olmayan Teleport özelliği kendisine güzel bir avantaj sağlıyor. Merlin’in bir sıra düşmana vuran ejder nefesi saldırısı, Ector’un 9 karelik alanı ateşe veren saldırısı çok sayıda düşmana karşı savaşırken oldukça etkili. Ama bu farklılıklar maalesef az sayıda ve bu yüzden de savaşın seyrini değiştirecek, oynanış tarzına etki edecek kadar etkili olamıyorlar.

Toplamda 12 şövalyeye ev sahipliği yapıyor yuvarlak masamız ama bunları açmak için Camelot’taki geliştirmeleri yapıp ekstra sandalyeleri eklemeniz gerekiyor. Geliştirmeler arasında savaşlarda yaralanmış savaşçılarınızı iyileştirebileceğiniz Hospice, ağır hasarları düzelttirebileceğiniz Cathedral, alım satım yapmak içinse Merchant bulunuyor. Hospice’e bıraktığınız adamlarınızın ücretsiz iyileşmesi birkaç görev sürerken, parasını basıp tek görevde de iyileştirebiliyorsunuz. Ama aslında öyle bir seçenek yok, çünkü o kadar az yan görev var ki siz bir kişiyi bedava iyileştirene kadar diğerleri 2 seviye atlamış oluyor. Ha, hiçbirinin ne hikâyeye ne oynanışa etkisi olmadığından iyileştirmesi uzun sürecek şövalyeyi kovup yerine yan görevlerden yeni bir şövalye alabilirsiniz. Tohumuna para mı saydık? Mesela ben savaşta şövalyelerim öldü diye asla bir önceki Save’imi yüklemedim. Çünkü fabrikasyon şövalyenin biri için bırakın o sıkıcı savaşları tekrar etmeye, o yükleme süresini çektiğimize bile değmez.

Oyunda ciddi bir optimizasyon problemi var, bir kere oyun boyutu 120 küsür gb fakat oyunun grafikleri görece güzel olmakla beraber öyle “Vaay aklım çıktı, 4K budur” dedirtecek şeyler değil. Haliyle o kadar alanı neye harcadıklarını anlayabilmiş değilim. Oyunun düşük grafik ayarlarında bile oldukça yavaş çalıştığını ve yükleme sürelerini de hesaba katınca sanki optimizasyon yapmayı komple unutmuşlar gibime geliyor.

Sezar’ın hakkını Sezar’a, Arthur’un hakkını da Arthur’a verelim. Bu oyun benim için bir milat niteliğinde. Daha önce senaryosunu çok beğenip de oynanışından bu kadar yaka silktiğim bir oyun olmamıştı. Açıkçası temel sağlam; karakterlere yeni yetenekler eklenerek özelleştirilirse, yan görevler eklenip optimizasyon sorunları halledilirse bu oyunun puanı 2 artar. Ancak şu anki haliyle henüz baharatları eklenmemiş tatsız tuzsuz ve yarı çiğ bir yemeğe benziyor.

SON KARAR

Umut vadeden fakat vaatlerini yerine getiremeyen bir oyun. İleride gerekli geliştirmeler yapılırsa bir şans verilebilir.

King Arthur: Knight’s Tale
Yakışıklı değil ama sempatik
6.5
Artılar
  • Kral Arthur efsanesine yeni, daha karanlık bir yorum
  • İlk birkaç saat keyifli bir strateji
  • Grafikler, karanlık atmosfer
Eksiler
  • Kendini çok tekrar ediyor
  • Yeterince yan görev yok
  • Optimizasyon sorunları
YORUMLAR
Parolamı Unuttum