Life is Strange: Before the Storm - İnceleme

Öfke ve kırılganlığın dansı.

 Orijinal Life is Strange’in yapımcısı Dontnod, yeni aksiyon oyunları Vampyr ve Life is Strange 2 ile uğraşırken, Before the Storm’u geliştirme işi çok fazla tanınmayan ufak stüdyo Deck Nine’a kalmıştı. Life is Strange kadar kalbime dokunan az sayıdı oyun olduğu ve Deck Nine’ın asla orijinal oyunun bana hissettirdiklerinin yanına bile yaklaşamayacağını düşünüyordrum. Bundan dolayı da Before the Storm’un başarısız olacağını zannediyordum. Oh, nasıl yanılmışım…

Before the Storm, hikâye anlatımı, diyalog yazımı, inandırıcı ve kendinizi ilişkilendirebileceğiniz karakterler konusunda ders niteliğinde bir oyun. Hatta bu 3 bölümlük oyunun neredeyse birçok konuda ilk oyunun önünde olduğunu söylemem gerekiyor.

Chloe ve Rachel. Hayatlarını değiştirecek yolculuğun başındalar.

Arcadia Koyu’ndaki maceramız, bizi ilk oyunun birkaç yıl öncesine götürüyor. Bu sefer başrolde babasının ölümü sonrası annesiyle ve dünyayla arası iyice açılan Chloe Price var. İlk oyunda kayıp olan kız Rachel Amber’se, Before the Storm’un diğer yıldızı. Chloe fakir bir aileden, zorluklardan ve kendisini anlamadığına inandığı bir çevreden gelmekte. İsyan onun ruhunda var ama Deck Nine’ın ustalığıyla, bu durum klasik bir ergen isyanı gibi portre edilmemiş. Chloe babasının ölümü ve en yakın arkadaşı Max’in yaşadıkları küçük kasabadan ayrılmasını bir türlü kabullenememiş. Arcadia Koyu’ndan kaçıp kendi kaderini çizme planlarını yapan Chloe; okulun en popüler, herkesin örnek öğrenci olarak gösterdiği Rachel’la tanışıyor. Kağıt üzerinde asla uyuşmayacak gibi gözükseler de, onları kısa sürede arkadaş –ya da daha fazlası- yapacak ortak noktalar, ikilinin asla kopmayacak bir bağ ile kalplerinden kilitlenmelerine neden oluyor. Gerisiyse Deck Nine’ın muhteşem diyalog ve monologlarıyla süslenmiş, size bir sonraki sahnede ne olacağını merakla bekleten, bir oyunda görebileceğiniz en ağır kararların önünüze atıldığı dur durak bilmeyen 10 saatlik, 3 bölümlük bir macera.

Max’in ilk oyundaki zamanı geri sarma yeteneği, aynı zamanda ilk oyunun “Her şeyi düzeltme,” temasının temelini oluşturuyordu. Max’in dünyaya karşı pozitif bakış açısı, elindeki güçle dünyayı daha güzel bir yere çevirme yolcuğuna sokmuştu bizi. Before the Storm’sa çok daha negatif bir oyun. Chloe’nin dünyayı düzeltme gibi bir çabası yok. Oyun boyunca yaşadıklarınız ve verdiğiniz ufak yan kararlar çoğu zaman diğer insanların zararına oluyor. Bundan dolayı da Chloe, eski dostu Max’in zamanı geri sarma yeteneğine sahip değil. İşte hikâye anlatımındaki bu küçük görünen ama önemli tonal değişiklik, Chloe’nin ilk oyunda gördüğümüz ama kökenlerini sorguladığımız isyankar tavırlarının nedenini harika bir biçimde desteklemeyi başarıyor. Oynanışı etkileyen bu değişiklik ve oyunun Life is Strange’den 2 bölüm daha kısa olması Before the Storm’un ana hikâyeyi ilk oyundan çok daha hızlı bir şekilde ilerletmesine sebep oluyor. Bu süre kısıtlılığı aynı zamanda, ilk oyunu kötü bir şekilde etkilediğini düşündüğüm doldurma yan hikâyeler ve sahnelerin de Before the Storm’da yer almamasına vesile olmuş. Bu oyun çok daha ana hikâye odaklı ve girizgahı çok daha hızlı yapıyor. Üç bölümlük yapısı, oyunun Giriş-Gelişme-Sonuç yapısını oturaklı bir şekilde uygulamasına yardımcı olmuş. Ayrıca ilk oyunda zamanı geri sarma özelliğini kullanarak çözdüğümüz bulmacalar da doğal olarak Before the Storm’da kendilerine yer bulamamışlar.

Chloe ve Rachel, hayatlarının birazdan değişeceklerinden habersizler.

Before the Storm’da Chloe’nin super gücü yok ama kendisinin ağzı çok sağlam laf yapıyor. Türkçe’ye laf sokmak ya da geri cevap vermek olarak çevirebileceğim Backtalk özelliği, Chloe’nin bazı özel diyalog anlarında karşısındaki insanın sözlerini alıp, çevirip, geri sokmasından oluşuyor. Backtalk özelliğini seçtiğiniz zaman karşınıza bir arayüz geliyor. Solda Chloe’nin argümanı kazanması için gerekli laf sokma sayısı, sağda da karşısındakinin. Her turda karşıdaki insanın dediklerini dinleyerek ve cümlelerindeki anahtar kelimeleri anlayarak cevap vermeniz gerekmekte. Üst üste birkaç kez laf soktuğunuz zaman argümanı kazanmış oluyorsunuz ve bunun sonunda da çoğu zaman erişmek istediğiniz şeye kısa yol açılmış oluyor. Backtalk Chloe’nin asi ruhunu ve aceleci tavrını çok güzel bir şekilde sembolize ediyor. Chloe’nin süslü kelimelere ya da karşı tarafı kırmadan ilerlemeye sabrı yok. İşler sıkıştığında “Tamam lan o zaman, sen istedin bunu!" deyip karşı tarafı sözleriyle paramparça ediyor. Bu küçük mini-oyun bile, bana Deck Nine’ın Chloe’nin karakterini ne kadar iyi anladığını gösterdi.

Sağa sola laf sokmadığımız zamanlardaysa, Life is Strange’den alışık olduğumuz oynanış mekanikleri bizi karşılıyor. Sahnelerin çoğu kısa bir girizgahtan sonra Chloe’ye etrafı gezmesi, eşyaları karıştırıp, notları okuması ve insanlarla konuşması için tasarlanmış. Chloe’nin hayata bakış açısı Max’den çok farklı olduğu için bu sahneler beni hiçbir zaman sıkmadı. Sadece dediğim gibi, çözülebilecek hikâye ve çevre odaklı bulmacaların sayısı çok az. Fakat Before the Storm'un direkt hikâye odaklı yapısı bu durumdan rahatsız olmamamı sağladı. 

Chloe laf sokuyor.

Before the Storm’da geçirdiğim 10 saatlik yolculuk, asla unutamayacağım muhteşem sahnelerle dolu. Chloe’nin içindeki öfke ve çocukluğundan gelen kırılganlığının birbirleriyle çarpışması o kadar iyi resmedilmiş ki… İlk oyundan gördüğümüz Chloe, verdiğiniz seçimlere göre, gerekirse insanları bile öldürebilecek kapasitede biriydi. Before the Storm’da ise çok daha kırılgan bir Chloe görüyoruz. Bu kırılganlık, tayfın iki ucundaki renklerin farkı gibi bazen korkutucu öfke patlamalarına neden olsa da, bazı zamanlar da Chloe’nin ilk oyunda parçalanmış insanlığını görüyoruz.

Before the Storm’un en önemliği eksisi artık yaşını çok gösteren görsellerinde. İlk oyun ve Before the Storm arasındaki teknik cila farkı, aynı motoru kullanan bu iki oyunda kendini iyice göstermiş. Deck Nine çok net bir şekilde tüm gücünü mizansen ve diyaloglara harcamış. Bundan dolayı eşyaların birbirleri içine girdiği, karakterlerin ayaklarının yere basmadığı, sanat tasarımı ve mizansenleri dışında, yer yer çirkin gözükebilen bir oyun var karşımızda. Eğer oyunlarda görsellik arıyorsanız Before the Storm sizi içine çekemeyebilir ama zaten bir Life is Strange oyunu oynuyorsanız grafikler bakacağınız son nokta olacaktır.

Chloe dönüşümünü tamamladı.

Before the Storm’un son kararı bir oyunda aralarından seçmek zorunda olduğum en ağır iki seçeneği karşıma sundu. Oyun bittiğinde doğru kararı mı verdim diye düşünürken, son ara sahnede oyunu Life is Strange’e bağlayan bölümü görünce boğazım düğümlendi. Bu belki hepiniz için böyle olmayacaktır. Before the Storm gibi bir oyunlardan tam zevk alabilmeniz için duygusal yatırım yapmanız gerek. Bir de üstüne karakterler sizinle uyumlularsa ve yaşadıkları acıları, kendi hayatınızda yaşadıklarınızın yanına koyup "Evet, ben seni anlıyorum" diyebiliyorsanız, işte o zaman bir video oyun için döktüğünüz gözyaşınız size hiç de saçma gelmeyecektir.

 

SON KARAR
Life is Strange: Before the Storm, güzel giden hayatı tek bir olay sonrasında 180 derece dönen Chloe ve hayatı boyunca her istediğine sahip olan ama her zaman bir şeylerin eksik olduğunu hisseden Rachel'ın hikâyelerini, oyunlarda görmek istediğimiz ustalıkla ve incelikle anlatıyor.
Life is Strange: Before the Storm
Harika
9.0
Artılar
  • Hikâye anlatımı ve diyalog tasarımı ders niteliğinde olmuş.
  • Chloe ve Rachel'in uyumu.
  • İlk oyunda doldurma görevi gören sahnelerden arınmış.
  • Backtalk zekice tasarlanmış ve Chloe'nin karakterine çok uygun.
  • İngiliz indie-rock grubu Daughter'ın olağanüstü orijinal şarkıları oyun boyunca kulaklarımın pasını sildi.
Eksiler
  • Görseller yaşını gösteriyor.
  • Her ne kadar beni çok rahatsız etmese de, oyunda çok fazla bulmaca yok.
  • 3 bölüm yetmedi.
YORUMLAR
Parolamı Unuttum