Red Dead Redemption 2 İnceleme - Rockstar'ın Yeni Başyapıtı

Bu hikayede herkese yetecek kadar kan ve gözyaşı var!

Kültür, sanat ve eğlence endüstrisi ilk gününden itibaren sürekli bir gelişim içerisinde şüphesiz. Bu gelişimi en yakından takip ettiğimiz alan görsel ürünlerin ortaya konulduğu alanlar oluyor büyük oranda. Haliyle sinema ve dizi sektörü bu konuda lokomotif vazifesini üstleniyor. En azından son yıllara kadar durum böyleydi. Burada bir değişimin işaretlerini almaya başladık. Henüz tahta oturduğunu söylemek için erken olsa da öncü rolüne ortaklığını ilan eden bir oyun sektörü var artık karşımızda. Nihayetinde "çocuk oyuncağı" sıfatından sıyrılıp zaman zaman "eğlence aracı", bazı anlarda da bir "sanat eseri" haline gelebilmeyi başaran oyunlar ile rüştünü ispat etti oyun sektörü. İşini iyi yapan şirketlerin ellerindeki imkanları azami ölçüde kullanıp ortaya koyduğu yapımlar, artık film ve diziler gibi "efsane" haline gelebiliyor, "başyapıt" olarak değerlendirilebiliyorlar. Filmler ile oyunlar arasındaki sınırı yıkıp endüstrinin en iyi anlatı örneklerinden birisi olmaya aday oyunlar görmeye başlıyoruz gün geçtikçe.

Bu kadar uzun bir girişi neden yaptım? Çünkü bu sıfatları bünyesinde taşıdığına ve oyun sektörünün yükseliş dönemi yıldızlarından birisi olduğuna en ufak bir şüphemin kalmadığını açık yüreklilikle söyleyebileceğim bir oyun var karşımızda. Red Dead Redemption 2, "başyapıt" olarak adlandırılacak bir oyunda yer alması gereken pek çok şeyi üst düzeyde, birkaç şeyi ise olması gerektiği kadar yapan, bir iki ufak sıkıntısı bulunmasına karşın filmin sonunda kendisini ayakta alkışlatacak bir usta işi. Üzerine konuşulacak, yazılacak, çizilecek tonlarca konu var ve ne yazık ki bu yazı bunların ancak çok kısıtlı bir kısmına değinebilecek. Umarım bu "tadımlık" değerlendirmeler, uzun zaman boyunca üzerine konuşacağımız konular için bir başlangıç olur.

O zaman buyurun hikayesiyle, karakterleriyle, sunduğu oyun tecrübesiyle RDR 2 yolculuğumuz başlasın! Yalnız baştan söyleyeyim, bu sefer daha farklı bir yolculuk söz konusu...

May I stand unshaken amidst a clash of worlds?

"New York Çeteleri"ni izlemiş miydiniz? Amerika bir dönüşümden geçmekte, bu dönüşüm New York'ta da tüm ağırlığıyla hissedilmekte ve şehrin sokaklarına hükmeden çetelerin iktidarları yavaş yavaş sarsılmaktadır. Bu çetelerden birisinin lideri karizmatik Bill "Kasap" Cutting'dir -ki bu rolü Daniel Day Lewis canlandırmıştır ve tek kelimeyle muhteşem bir oyunculuk sunar bizlere. Cutting; değişimin kaçınılmaz olduğunu görür, ama yine de kabullenmez, kabullenemez. Çetesini ayakta tutmak, krallığını korumak için elinden geleni yapmak niyetinde ve gayretindedir. "Yeni" ile "eski"nin çarpıştığı bu dünyada, kimin ayakta kalacağını belirleyecek çatışmada var gücüyle mücadele eder.

RDR 2'de de benzer bir tabloyla karşı karşıya kalmış bir çete lideri rolünde Dutch Van Der Linde'yi görürüz. 19. Yüzyıl sona ererken, Vahşi Batı ehlileştirilmekte, çetelerin dönemi yavaş yavaş kapanmaktadır. Ama Dutch, çetesini ayakta tutabilmek için her şeyi ama her şeyi yapmaya niyetli ve isteklidir. Yaklaşık 40 ila 50 saat sürecek bu macera boyunca, Van Der Linde çetesinin hayatta kalma mücadelesine ve üyelerinin yaşam öykülerine şahitlik ederiz. Amerika kendini yeniden tanımlarken, o büyük makinanın dişlileri arasında çiğnenip gidecekler mi yoksa hayatta kalıp geleceklerini hayal ettikleri gibi inşa edebilecekler midir? Oyunun etkileyici ara sahnelerinden birisine eşlik eden parçanın sözlerinde de dediği gibi, "Dünyalar çarpışırken sarsılmadan durabilecek, ayakta kalabilecek miyim?" hem hikayemizin esas oğlanı Arthur Morgan'ın hem de çetenin diğer üyelerinin cevabını aradıkları en temel soru olacak.

Yeni Dünyanın Eski Karakterleri

Sinema diline selam çakan bir hikâye anlatımı ile karşımıza çıkıyor RDR 2. O muhteşem Western filmlerine nazire yaparcasına hem "oyunculuklar" hem seslendirme ve müzikler kendine hayran bırakacak cinsten. Dünyası ve sunulan atmosfer de muazzam. Karakterlerin her birisi gerçekten de "karakter" sahibi gibi görünüyor ve hissettiriyorlar. Yolculuk boyunca bu karakterlerdeki değişimi de gözlemliyor, yol hikayesinin bir de dönüşüm hikayesi olduğuna şahitlik ediyorsunuz.

Başrolümüz, Van Der Linde Çetesi'nin usta silahşorlerinden Arthur Morgan ile ilk tanıştığınızda davranışlarını yadırgayabilir/yargılayabilir, düz adam sıfatını yapıştırabilirsiniz sorgusuz sualsiz (Çok insafsızsınız çünkü, sizi bilmem mi!). Ama bir süre sonra onu daha iyi anlamaya, duygularına ortak olmaya başladıkça, hikayesini öğrendikçe aranızda kuvvetli bir bağ kurulacak ve filmin esas adamına yolculuğu boyunca bazen gerilerek, bazen gülümseyerek, bazen hırslanarak, bazen de hüzünlenerek eşlik edeceksiniz. Başrolümüz, rolünün hakkını ziyadesiyle veriyor yani.

Duygu yoğunluğu üst düzeyde bir deneyim sunuyor RDR 2. Ve bu durum sadece yönettiğimiz karakter ile alakalı da değil üstelik. Çete üyeleriyle veya hikâyenin bir yerinde yolunuzun kesiştiği diğer kişilerle alakalı da benzer duygu ve düşüncelere kapıldığınızı göreceksiniz. Bu oyunun içerisinde yaşam var, o yaşamı sonuna kadar hissedip onun bir parçası haline gelmeniz işten bile değil.

 

Belki oyunu kısa bir süreye sığdırdığım için daha yoğun bir şekilde tecrübe etmiş olabilirim bu deneyimi. Ama ister 3 gün ister 3 hafta ister 3 ay sürsün, oyun tecrübeniz boyunca sizlerin de benzer hisleri yaşayacağınızı düşünüyorum. Çevrenize dikkatle baktığınızda, iyi izlediğinizde ana hikayenize çok dahil olmayan karakterlerde bile görebileceğiniz çok şey olacaktır. Reverend'ın sallantıda giden hayatı ve pişmanlığını, Molly'nin gözlerinde onu beklediği gibi sevmeyecek bir adama duyduğu karşılıksız sevgisinin içini nasıl kemirdiğini ve onu nasıl bir felakete sürüklemekte olduğunu, Charles'ın çifte dışlanmışlığını ve kendini ait hissedebileceği bir yere duyduğu özlemi, Micah'ın sizi çok defa ateşe sürükleyen, çeteyi felaketin sınırlarına taşıyan hırsı, açgözlülüğü ve düşüncesizliğini, Hosea'nın yılların getirdiği tecrübeyle çete için daha güvenli hareket yolları aramak konusundaki gayretini, Abigail'in oğlu Jack için duyduğu endişeyi ve çok daha fazlasını bulacaksınız. Dutch ise başlı başına ayrı bir hikâye olarak çıkacak karşınıza. Yolculuk boyunca ona karşı duygularınız çok dalgalı seyredebilir; ona saygı duyabilir, kızabilir, sempati besleyebilir, zaman zaman da kendisinden nefret edebilirsiniz. Ama oyuna ağırlığını koyan karakterlerden birisi olduğu bir gerçek.

Göğe Bakma Durağı...

Çevreye dikkatli baktığınızda fark edeceğiniz tek şey karakterlerimizin hikayeleri de olmayacak tabii ki. O uçsuz bucaksız görünen dağlar, tepeler, ovalar, ormanlar boyunca akıp giden doğal bir yaşam da var. Ayılar ve kurtlar baş belanız olabilir veya akşam yemeğiniz olacak bir geyik ya da tavşan çıkıverebilir karşınıza. Avladığınız bu hayvanların derisini satıp para kazanabilirsiniz, yenilebilir olanlarla açlığınızı dindirebilirsiniz. Hiç olmadı bir göl veya nehir kıyısında çıkartıp oltanızı, balık avlayabilir, kampınızın stoklarına bir de böyle katkı sunabilirsiniz. Tropik bir bölgeye misafir olduğunuzda papağanları, iguanaları görebilir, dağ tepelerine çıktığınızda yırtıcı kuşların yuvalarına denk gelebilir veya havada süzülen bir kartalı izleyerek manzaranın tadını çıkartabilirsiniz.

Manzara dediğimiz anda da bir başka konuyu açmış oluyoruz haliyle. Oyunun görsel yönden ne kadar kuvvetli bir yapım olduğunu görebileceğiniz alanlardan birisi de bu muhteşem manzaralar. İster bir tepeden önünüzde uzanan ovaya bakın, ister bir göl kenarında kendinizi suyun durgunluğuna verip kafanızı dağıtın, ister ormanda sisler içerisinde ilerleyin, ister at sırtında uzun yollar kat ederken sinematik görünüme geçip çevrenizdeki tarlalar, çöller, kasabalar, şehirler, dağlar, tepeler ne kadar manzara varsa bir film izler gibi izleyin. Böylece uzun yolculukların sıkıcı havasını üzerinizden atabilir, yeri geldiğinde çok güzel müziklerin eşlik ettiği karelerden kendi RDR2 klipinizi çıkartabilirsiniz!

 

Laf lafı açıyor işte, müzikler demişken oyunun sesler konusunda da başarılı bir performans ortaya koyduğunu belirtmeden geçmemek gerekir. Çatışma anlarında sizi gaza getirebilecek, gizli ilerlediğiniz anlarda gerilime katkı sunabilecek, duygu yoğunluğunun yüksek olduğu anlarda bu hislerinizi besleyecek müziklerle gayet başarılı bir iş ortaya konulmuş. Çevre sesleri konusunda da benzer bir performans ortaya konulduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Hayvan sesleri, suyun akışı, çatışmalar sırasında kurşunlar, etrafta kırılan, dökülen nesneler veya aklınıza gelebilecek herhangi bir ses efekti için tam olarak ne gerekiyorsa o yapılmış. Özellikle belirtilmesi gereken seslendirmeler var bir de. Karakterlerin seslendirmeleri tam olması gerektiği gibi, bir western filminde olduğunuzu hissettiriyor, atmosfere gerektiği gibi bir katkı sunuyor.

Bir Zamanlar Batı'da...

Tekrar başa dönmüş olduk; bu oyunun en güçlü olduğu yön tam olarak burası işte. Sizi bir western filminin içerisine yerleştiriyor, o filmde başroldesiniz ve tam anlamıyla o dünyanın bir parçası haline geliyorsunuz. Banka ve tren soygunları, kelle avcısı olmak veya kelle avcılarından kaçmak, çetelerle mücadeleler, düellolar, kavgalar, Vahşi Batı'nın olmazsa olmazı salonlarda yaşananlar, Kızılderililer, çeşit çeşit silahlar ve aklınıza gelebilecek daha ne kadar detay varsa oyunda mevcut. Bir western filminin olmazsa olmazı bazı sahnelere de yer verilmiş; 3 tarafın birbirine silah doğrulttuğu, tarafların kısık gözlerle diğerlerini süzdükleri ve sonunda silahların patlayıp ortalığın savaş alanına döndüğü sahneler gibi ("İyi, Kötü ve Çirkin" mi dedi birileri?)

 

Ve atlar tabii ki, RDR 2 hakkında konuşurken atlardan bahsetmezsek olmaz. Oyunun en çok konuşulan yönlerinden birisi oldu malumunuz hem detaylarına harcanan özenle hem de oyun içindeki rolleriyle. Normalde atlar hikâyenin öznesi gibi görülmeyebilir. Ama Vahşi Batı'da iseniz, bu filmin vazgeçilmezlerinden olduklarını da bilirsiniz. Nitekim oyunda da ulaşımın bir aracı olmanın ötesine taşınıyorlar. Atınız bir yol arkadaşı haline geliyor, aranızda bir bağ oluşuyor zamanla. Onunla ilgilendikçe size güveni ve bağlılığı artıyor, zor anlarınızda, mesela bir çatışmanın ortasında kaldığınızda bu bağın yansımalarını görebiliyorsunuz. Onun başına bir şey gelmesinden endişe ettiğiniz anlar da olacak, ona harcadığınız emeğin karşılığını aldığınız anlar da. Bu arada hangi atı seçeceğiniz de size kalmış. İster satın aldığınız bir at, ister bir çatışma sonrasında boşta gezdiğini gördüğünüz ve üzerine atlayıp kampa götürdüğünüz bir at, isterseniz ehlileştireceğiniz bir vahşi at ile devam edebilirsiniz yolunuza; tercih size kalmış. Ama ona dikkat etmeyi unutmayın, bakımını eksik etmeyin, biraz zaman harcayın onunla; karşılığını illa ki alacaksınız. Ve en sonunda bir kovboy için, Vahşi Batı'da bir silahşor için atının ne kadar değerli olabileceğini siz de tecrübe edeceksiniz.

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Oyunun içerisinde vurgulamak istediğim o kadar çok detay mevcut ki, bu yazının çok ama çok ötesine geçiyor. Bunları artık, sağda solda eş dost sohbetlerinde anlatıp içimi boşaltmaya çalışacağım:) Sokakta tanımadığınız biri sizi çevirip, "RDR 2 de şöyle de bir detay vardı, biliyor muydunuz?" diye sorarsa, bilin ki o benimdir:) Hikâye akışı içerisinde denk geleceğiniz "advertising" meselesi ve reklam dünyasına ilişkin yorumlar, alışveriş broşürlerinde yazılanlar, kadın hakları için yapılan yürüyüş, Romeo ve Juliet benzetmesi, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri hakkındaki ufak diyalog, "-Atsız araba yapılacakmış -Yıllardır hep söylenir, zor o biraz. Tekerlek icat edildiğinden beri hep aynı teraneler" benzeri konuşmalar, başarısız uçuş denemeleri (!), Amerikan İç Savaşı ve Kızılderili Savaşları ile ilgili bilgi kırıntıları gibi onlarca detay bulunuyor; hepsinin bir anlamı, hepsinin anlattığı bir şeyler var muhakkak. Mesele, bu anlatıya kulak vermekte.

Arka planında öyle önemli bir gönderme içermeyen, sıradan olaylarla da bezenmiş bir dünyadayız aynı zamanda, tıpkı gerçek yaşamlarımızda olduğu gibi. Yolda atınızla tırıs giderken bir köşeden yardım dileyen bir ses duyabilir, yanına gittiğinde zehirlendiğini görebilir, ona hemen bir ilaç verip hayatını kurtarabilirsiniz. Kendine geldiğinde bir bitkiyi işaret edip onu yediği için zehirlendiği bilgisini sizinle paylaşabilir bu kişi ve bu sayede oklarınıza sürmek üzere zehir üretebileceğiniz bir bitki keşfetmiş olursunuz. Bir başka yardım çağrısında bacağı, devrilen atın altında kalmış bir kadına denk gelebilir, ayağını atın altından kurtaramazsanız bir süre sonra kendisinin kurtulup size laf çarptığına, "Bir erkeğin yardımına ihtiyaç duymadan da kurtulabiliyormuşum demek ki" dediğine şahitlik edebilirsiniz. Bir başka yerde aynı durumda kalmış bir diğer kadını kurtarır, sonrasında onun hikayesini öğrenirsiniz ve aslında benzer görünen bu iki durumun birbirlerinden farklı olduğunu keşfedip oyuna bir kez daha şapka çıkartabilirsiniz.

Avladığınız hayvanları vaktinde kampa veya bir kasaba götürmezseniz çürümeye başlaması, Arthur Morgan'ın saçının sakalının tıraş etmediğiniz sürece uzaması, banyo yaptırmadığınızda kir pas içinde kalması, sağlığına dikkat etmediğinizde yorgun, bitkin düşebilmesi, yürüyüşünün değişmesi, farklı hava şartlarına göre farklı kıyafetler, soygunlarda veya çatışmalarda maske kullanarak kimliğinizi gizleyebilmeniz, ama bu maske yüzünüzü tam kapatmıyorsa yine de tanınabilmeniz.... Böyle uzayıp gider bu ince detaylar listesi. Dedim ya, anlatılacak o kadar çok şey var ki. Ama hepsini burada anlatmak mümkün değil.

Bir Kurşun Da Oyuna Sıkalım O Zaman!

Bu satırları okurken içinden "amma övdün, hiç mi kusuru yok" diye geçirenlerin de gönlünü alalım:) Tabii ki ufak tefek sıkıntılar var, ama o kadar kusur Witcher'da da bulunur diyeyim, siz de notunuzu ona göre verin:)

Oyuna ilişkin değerlendirmelerden çıkarttığım kadarıyla en ciddi sıkıntısı fps düşüşü sorunu olsa gerek. Özellikle Xbox One ve PS4 için böyle bir sorun olduğu söyleniyor. PS4 Pro ile oynadığım için bu konuda pek bir yorum yapamayacağım; şahsen böyle bir sorun yaşamadım. Bu sıkıntının kaynağını anlamak zor olmasa gerek. Mevcut konsol neslinin son demlerine geldik ve RDR 2 bu neslin kaldırabileceğinden fazla detay barındırıyor. Daha iyi optimize edilebilir miydi? Bunu değerlendirmek için benzer kalibrede oyunların gelmesi ve onların performansını görmemiz gerekecek. Bu noktada bir parantez açıp PC için geliştirilip geliştirilmeyeceği meselesine de değinelim. PC'de muhtemelen çok daha iyi bir performans söz konusu olacaktır, elde bu kadar sağlam bir malzeme varken kullanmak gerekir diye düşünüyorum; dolayısıyla kişisel kanaatim RDR 2'nin PC'yi es geçmeyeceği yönünde. Rockstar bu fırsatı kaçırmaz bence. Aynı şekilde konsolların bir sonraki nesline de çıkmasını bekleyebiliriz.

Oyunun sıkıntılı olarak görülebilecek bir diğer yanı hikâyenin ağır ilerleyişi. Aslında benim sorun ettiğim bir nokta değil, oyunu birkaç gün içerisinde bitirmek zorunda olmak dışında bu nokta bana sıkıntı teşkil etmedi. Hatta hoşuma giden boyutları da var. Fakat bazı oyuncular için geç açılan hikâye sorun olabiliyor. Oyunda 3-4 saatinizi harcayıp hikâyenin ancak %4-5'lik bir bölümüne gelmiş olabilirsiniz. Ama bir noktadan sonra hız kazanıyor olaylar. Sonra tekrar ağır çekimde ilerlemeye başladığı yerler oluyor. Finale giderken de dört nala koşturuyoruz:) Bu dalgalı seyrin her oyuncunun hoşuna gitmemesi gayet doğal. Kimileri daha hızlı, çabuk tüketilen bir oyun isterler, bazıları da dramatik anlatım tarzından hoşlanır, sindire sindire oynamak isterler oyunlarını. "Zevkler ve renkler" meselesi işte.

Hikâyenin ağır ilerleyişi gibi bir de oynanışın ağır aktığı yönünde eleştirilere denk gelebilirsiniz. Mesela uzun yollar boyunca at sürerek geçirilen vakitten şikâyet edenler olabiliyor. Birisi çıkıp "at binme simülasyonu" dese bu oyuna, neden öyle dedi diye düşünmem:) Sinematik moda geçtiğinizde dahi bir tuşa basmak zorunda olduğunuzdan veya olmadık yerlerde ağaca, taşa, yoldan geçenlere çarpabildiğinizden sinematik mod da eleştirileri bertaraf etmek için tek başına yeterli gelmiyor. Hızlı seyahat de kısıtlı, sadece belirli yerler arasında (şehir merkezleri ve kamp) yapılabiliyor. Dolayısıyla oyunun önemli bir bölümü yolculuklarda geçebilir ve bu da bazı oyuncuları sıkabilir, gayet doğal. Ama bu yolculuklar esnasında denk geleceğiniz görevler veya yoldan sapıp etrafta yapabilecekleriniz benim için gayet yeterli ve keyifliydi, yani bu yolculuklardan çok da şikâyetim yok. Benzer şekilde, silah kullanımının kimilerinin alıştığı aksiyon oyunlarından çok daha farklı olması eleştiri konusu yapılabiliyor. Silahı tekrar ateşlemek için mermiyi namluya sürmek, şarjörü tekrar doldurmak öyle şak diye olan şeyler değil, gerçekte nasıl olması gerekirse öyle tasarlanmış durumda. Bazı oyunlarda dakikada 300-500 mermiyi boşaltmaya alışmış kitleye hitap etmediği aşikâr. Ama bu oyunun ruhuna uygun olan şekil bu gerçekçi yapı bana göre. Hatta silahın bakımını yapmadığımdan tutukluk yaptığı hissine kapıldığım anlar oldu ve bu durum gayet hoşuma gitti. Bir kez daha "zevkler ve renkler" meselesi diyor, bu konuyu kapatıyorum. Bunları toparladığımızda oynanışa ilişkin eleştirilerin oyun tarzı alışkanlıklarından ve oyuna yüklenen anlamdan ileri geldiğini söylemek mümkün.

Belki ufak bir eleştiri de oyun kontrolleri ile ilgili yapılabilir. Aynı tuşa atanan kontroller bazı yerlerde sıkıntı çıkartabiliyor, sizin yapmak istediğiniz ile karakteriniz yaptığı hareket farklı olabiliyor. Ama bunun esas nedeni kontrol planının hatalı olmasından ziyade kontrolörlerdeki tuş sayısının yetersiz kalması. PC versiyonunda böyle bir sorun olmayacak haliyle.

Nihayetinde bu saydıklarımın hiç birisi oyunun hanesine ciddi bir eksi olarak geri dönmüyor benim için. Kitabın son sayfasını çevirdiğimde, acaba şöyle mi olsaydı, böyle yapılsa daha iyi mi olurdu dediğim bir nokta yer etmedi zihnimde.

Her Son Yeni Bir Başlangıçtır Derler...

Artık son satırları karalama vakti geldi. Rockstar yine çok sağlam bir yapım ile çıktı karşımıza. Oyun dünyasında şimdiden kendisine sağlam bir yer edindi RDR 2. Önümüzdeki dönemde de üzerine çokça konuşulacak, çokça yazılıp çizilecek. İleride yapılacak kıyaslamalarda yer alması garanti. Witcher gibi, God of War gibi ilmek ilmek dokunmuş bir başyapıt var karşımızda. Bize düşen de bu tecrübeyi hakkıyla yaşamak.

Spoiler olmaması için detay vermiyorum. Fakat dileseler ana hikâyenin yaklaşık %75'lik kısmıyla (-ki bu kadarı bile ortalama olarak 30-35 saat civarında bir süreye tekabül eder) oyunu bitirip geri kalan kısmını ek paket olarak satabilirlerdi. Ama böyle bir yola gitmemiş Rockstar. İstemişler ki hikâye yarım kalmasın, aklımızda en ufak bir soru işareti, içimizde bir tereddüt oluşmasın, "ah şunu da yapsaydık keşke" demeyelim. Sadece bunun için bile takdiri fazlasıyla hak ediyorlar, diğer pek çok noktada olduğu gibi. Bu kadar detaylı, dolu dolu bir dünya oluşturdukları, bu kadar sağlam bir oynanış sundukları, hikayesi, müzikleri ve atmosferiyle bizi Sergio Leone gibi ustaların elinden çıkan o muhteşem western filmlerini andıran böyle güzel bir deneyimin öznesi haline getirdikleri için kendi adıma teşekkür borçluyum; her zaman bu boyutta ve güzellikte bir yapım çıkmıyor karşımıza. Şimdi müsaadenizle, çiftlik işleri, atların bakımı, avlanacak onlarca hayvan ve başına ödül konulmuş kanun kaçakları beni bekler!

SON KARAR
Bir efsane ile karşı karşıyayız. Anlatılmaz, yaşanır!
Red Dead Redemption 2
Gandalf!
9.5
Artılar
  • Vahşi Batı'yı iliklerinize kadar hissettirecek, yaşayan koskoca bir dünya
  • Muhteşem bir hikâye
  • Etkileyici müzikler
  • Sahici karakterler
  • Tatmin edici oyun deneyimi
  • Detaylar, detaylar, detaylar...

Eksiler
  • Konsolların temel versiyonlarında performans sıkıntıları görülebiliyor
  • Kontrolörlerin tuş takımı yetersiz kalıyor
  • Ağır ilerleyen hikâye ve oynanıştan hazetmeyenler olabilir
YORUMLAR
Parolamı Unuttum