The Fall Part 2: Unbound - İnceleme

Elektrikli koyun düşleyenlere

Android'ler elektrikli koyun düşler mi? Bu soru belki tanıdık gelmemiş olabilir ama kendisi dünyaca ünlü bilimkurgu yazarı Philip K. Dick'in en önemli romanlarından birinin ismidir. İnsanlık felsefesine dokunuşlar içeren bu romandan inanılmaz ünlü bir film doğmuştur hatta: Blade Runner. Evet, evet, hani şu hastası olduğunuz Blade Runner. The Fall Part 2'yi oynarken aklımın bir köşesinde neon ışıklı bir tabela varmış ve içinde bu soru yanıp sönüyormuş gibi hissettim işte. Acaba android'ler rüya görür mü? Bir yapay zeka, yapay zeka olduğunun farkında mıdır? Sahte bile olsa sahip olduğu bilinç onu insandan farksız yapmaz mı?

2014 yılında yayınlanan The Fall'da bir zırhın yapay zekası olan Arid'i kontrol ederek sağlık değerleri okunamayan pilotumuzu kurtarmaya çalışıyorduk. Arid bir yapay zeka olduğu için varlığı da belli kurallara bağlı. Bir kere daima itaat etmeli, gerçeği asla saptırmamalı ve pilotunu daima korumalı. Oyunda pilotumuz Josephs'in hayatını kurtarmak için Arid'in bir şekilde programlandığı düzenin dışına çıkmasına yardımcı oluyorduk. Spoiler olmasın diye sonu hakkında bilgi vermeyeceğim ama tek söyleyebileceğim ağzımızı açık bırakan bir sürprizle karşılaştığımızdı.

Unbound, The Fall üçlemesinin ikinci oyunu. İlk oyunu hatırlamak isteyenlere (ve seriye ortasından dalanlara) yardımcı olacak biçimde minik bir özet izleyebiliyoruz oyunun başında. İlk oyunda daha çok fiziksel dünyada dolaşıyorduk, bu sefer 'ağ' içerisindeyiz. ARID'in içinde bulunduğu zırh zarar gördüğü için bilinmeyen bir kullanıcının gönderdiği virüse karşı tamamen savunmasızız. Bir şekilde bu ağ içerisinde fiziksel bir form kazanıyor ve o 'kullanıcının' peşine düşüyoruz. Bu virüs vücudumuza dönmemizi engellediği için bunu kimin, ne amaçla gönderdiğini bulmalıyız.

Ağ içinde olduğumuzdan fiziksel dünyadaki kısıtlamalar bize pek hitap etmiyor, daha çeviğiz, daha yükseğe zıplayabiliyoruz vs. Ayrıca karşılaştığımız ağ erişim noktaları sayesinde gizli bilgilere erişebiliyor, Domesticon isimli firmanın neler çevirdiği hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İlk oyundaki siper almaya dayalı çatışma sekanslarının yerini bu sefer farklı tür çatışmalar almış, sistemde üzerimize saldıran kötü huylu yazılımları yok ettiğimiz bu sekansların oldukça sıkıcı olduğunu söylemem lazım. Virüslere bize saldırana kadar zarar veremiyoruz, önce saldırılarından kaçıp ardından mavi renk aldıkları kısa süre dilimi içinde ateş ediyoruz. Bunlar üzerimizde bir tehlike hissi de yaratmıyor, asıl ilgi çekici kısımlara erişmemizi yavaşlatıyor sadece. Neyse ki oyun bize istediğimiz zaman bu çatışmaları basitleştirip hikayeye odaklanma seçeneğini sunuyor, o yüzden buna çok da takılmaya gerek yok.

İlgi çekici dediğim de oyunun hikayesi ve bulmacalarının bulunduğu kısım. Bu dijital dünya içerisinde keşfettiğimiz birkaç giriş sayesinde bir başka makinenin vücuduna bağlanmamız mümkün ve işte o noktada ilk oyundaki gibi bulmaca çözmeye başlıyoruz. Oyundaki üç ana karakterin de rutinlerini, ne için programlandıklarını, bu programlamadaki açıkları yakalayıp manipüle etmeyi bulmak çok keyifli.

Keyifli ama bir o kadar da düşündürücü. Çünkü oyun ilk başta değindiğim konuyu acımasızca işliyor ve kendinizi sürekli olarak ahlaki bir ikilemin içerisinde buluyorsunuz. Kendi amaçlarınız uğruna bir makinenin bilincine müdahale etmek, kendisini kötü hissetmesini sağlamak ne kadar doğru olabilir ki? Yaptığımız şey tam olarak bu.

The Butler ismindeki robotun tüm yaşamı sahiplerini memnun etmek üzerine kurulu, günlük rutini erkek efendisine çay servisi yapmak, kadın efendisinin makyajını tazelemek gibi işlerden ibaret. Kendini bu rutine öylesine adamış ki sahiplerinin öldüğünün farkında değil ama işini yerine getirdiği için mutlu. The One ismindeki robot kendini binlerce klonundan farklı görüyor, bir birey olduğunu düşünüyor. Son derece kendini beğenmiş bir robot, ama kim özel olduğunu düşünmek istemez ki? Bu robota 'sen de diğerleriyle aynısın' fikrini empoze etmek, onu hayal dünyasından koparmak nasıl da acımasızca. Ama bunu yapıyoruz. Companion kullanıcılarını fiziksel ve ruhen tatmin etmekle görevli bir robot; ama biz onu bir insanın zayıflığını istismar etmeye zorluyoruz. Programlanış şekli yüzünden bize karşı çıkmaya çalışıyor ama sonuçta biz de 'kendini kurtar' göreviyle programlanmış olduğumuzdan kime, nasıl zarar verdiğimizi umursamıyoruz bile.

Diğer robotlara girdiğimiz sekanslardaki bulmacalar elimizdeki fenerle ekrandaki ilgi noktalarını tespit edip, bunları kullanmak, işe yarayanı bulmak, elimizde eşya varsa bunu yine ilgili nokta üzerinde kullanmaktan ibaret. Birkaç bulmacaların gerçekten bir mantığı yok ve tek tek her şeyi deneyerek çözüm bulmak da pek tatmin edici değil. Örneğin Companion kısmında Amiral'in uykusuzluğundan faydalandığımız kısımı cidden tesadüf eseri çözdüm. Ama genel olarak mantığı bir kez çözdüğünüzde çok zorlanmadan hikayede ilerleyebiliyorsunuz. Her şey etrafımızdaki diğer yapay zekaların duygularını öğrenmek ve bunlardan nasıl faydalanacağınızı keşfetmek üzerine kurulu.

The Fall Part 2: Unbound'un grafik kalitesi ilk oyuna göre pek bir gelişme göstermemiş, yani kalkıp da oyunun görsel dalda bir ödül almasını beklememek lazım. Yine de bunu görmezden geldiğimizde oyunun son derece kaliteli bir bilimkurgu romanı tadındaki hikayesine kendimizi kaptırıveriyoruz işte. Oyun Arid'in hikayesini ilgi çekici yeni karakterlerle sürdürüyor ve bizi ilk oyuna göre bizi daha derin düşünmeye sevk ediyor. Sanırım oyunun en sevdiğim yanı da bu oldu. Yapay zekaya, 'insan varlığını belirleyen şey bilinç midir?' sorusuna merakınız varsa, hele ki yakın zamanda Altered Carbon'u izleyip de bu konulara biraz daha fazla ilgi duymaya başladıysanız düşüncelerinizi tetikleyecek böyle bir oyunun varlığı kesinlikle hoşunuza gidecektir.

The Fall üçlemesinin ikinci oyununun sonunun ilk oyunun gölgesinde kaldığını kabul etmek lazım, ilk oyunun bitişindeki o 'vay canına' hissi çok farklıydı. Ama bu demek değil ki ikinci oyun sınıfta kalıyor, aksine hikayenin nasıl sonuçlanacağını iyice merak ettirdiğini söyleyebilirim. Umarım son oyun için de 3-4 sene beklemek zorunda kalmayız.

SON KARAR
İlk oyundaki bazı aksaklıklar bu oyunda da devam ediyor ama harika bir bilimkurgu hikayesi anlattığı için bu kusurlara pek de takılmaya gerek yok. Arid'in hikayesinin nasıl sonlanacağını öğrenmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.
The Fall Part 2: Unbound
İyi
7.5
Artılar
  • İlk oyunun kısaca özetini geçmesi çok iyi
  • Hikayesi insanı düşünmeye teşvik ediyor
  • Ana karakterlerin seslendirmeleri karakteriyle çok uyumlu
  • Yer yer güzel sürprizler var


Eksiler
  • Çatışma sekanslarının sıklığı gereksiz
  • Özellikle de karakterler arası geçişlerde performans düşüklüğü gözleniyor
  • Bazı bulmacaları çözmenin tek yolu akla gelen her şeyi denemek
  • El feneri kullanımı hala pratik değil
YORUMLAR
Parolamı Unuttum