The Longing - İnceleme

400 gün dediğin nasıl geçer ki?

The Longing'i size anlatabilmem için öncelikle bu kelimenin yoğun biçimde hasret çekmek anlamına geldiğini söylemem lazım. Canımın içi Shade'in yaşadığı tam olarak bu çünkü. Shade öylesine şirin bir karakter, The Longing öylesine güçlü bir oyun ki en son ne zaman bir oyun karakterine bu kadar bağlandığımı, kendisine karşı bu kadar sorumluluk hissettiğimi hatırlamıyorum.

Şimdi azıcık başa saralım.

Oyun dev bir kralın avucunu açması ve içinden Shade'in çıkmasıyla başlıyor. Yeraltında geçen bu oyunda Kralın hizmetkarı olan Shade'in tek bir amacı var: gücünü toplamak için uykuya yatması gereken Kral'ı 400 gün sonra uyandırmak. Kral uykuya dalıyor ve ekranın tepesindeki 400 günlük saat geri sayıma başlıyor. Hem de gerçek zamanlı olarak.

Tam bu noktada oyunu kapatabilir ve 400 gün sonra dönerek oyunun sonunda ne olduğunu görebilirsiniz. Ama bunu yapmak içinize siner mi? Shade orada soğuk mağaralarda bir başına beklerken onu kaderine terk edip, umursamadan durabilecek misiniz? Bence hayır.

Eğer zamanı daha hızlı geçirecek bir şeyler yapmazsanız oyun gerçekten de gerçek hayatta da 400 gün sürüyor. Shade'in hiçbir şey için acelesi yok, sonuçta önünde beklemesi gereken yüzlerce gün var. Ama hayatını kolaylaştırmak elimizde, hatta oyunun birden çok sonundan birisine ulaşıp 'hasretini' çok önceden dindirmemiz de mümkün. Gerçekten Kral'ın dediği gibi 400 gün bekleyecek miyiz? Kralın 'sakın mağaradan çıkmaya çalışma' uyarısını ciddiye alacak mıyız, yoksa o uyurken etrafı keşfetmeye mi çıkacağız? Madem buradan bildiğimiz kadarıyla bir çıkış yok, neden bir mağara oyuğundan oluşan yuvamızı güzelleştirmeyelim ki? Hem bir şeylerle meşgul olunca zaman daha hızlı geçmez mi?

The Longing'in ana mantığı tam olarak bu, adventure ve idle türlerinin bir birleşimi adeta. Oyunda her şey inanılmaz yavaş, örneğin Shade hiçbir yere koşarak gitmiyor, ufak adımlarla yavaş yavaş yürüyor. Örneğin bir kapıyla karşılaşıyor ve bu kapının açılması 2 saat sürüyor. Mağaranın çeşitli yerlerinde buna benzer 'zaman engelleri' var. Örneğin bir boşluğa denk geliyorsunuz, Shade size tepedeki sarkıtın düşmesinin 1 hafta alacağını söylüyor. Gerçekten de oyunda 7 gün geçmeden düşmüyor o sarkıt. İster sarkıtın önündeyken oyundan çıkar, 1 hafta sonra geri gelirsiniz (ki geldiğinizde zavallıcığı oracığa kıvrılmış uyurken göreceksiniz, çok sıkılmış olacak), ya da başka şeylerle meşgul olur ve zamanı gelince sarkıtın yanına gidersiniz. Mesela başka bir yerde tavandan yavaş yavaş damlayan bir su görüyorsunuz, o suyun aşağıdaki boşluğu doldurması tam 1 ay sürecek.

İşte bu tür beklemeler, oyunu gerçekten de acayip merak etmenize neden oluyor. O su boşluğa dolsun da bir an önce karşıya geçebileyim, kim bilir orada Shade'i neler bekliyor diye düşünüyorsunuz. Çünkü yuvasını güzelleştirmek, belki de bu mağara kompleksinden çıkış yolu bulabilmek sizin elinizde.

Shade'in yuvasında bir kitaplığı, bir sandalyesi, bir de masası var. Sandalyeye oturduğunuzda okuması için bir kitap seçebiliyorsunuz (bunlar Moby Dick, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Masallar vs gibi gerçek kitaplar) ve Shade kitap okurken zaman daha hızlı geçmeye başlıyor. Sayfaları kendiniz hızlı hızlı geçerseniz zamanın artık saniyelerle değil, dakikalarla geçtiğini görüyorsunuz mesela. Ya da Shade kitap okumaya başlıyor ve oyundan çıkıyorsunuz, bir daha geri geldiğinizde belki de kitabı bitirmiş olacak kendisi. Bazı kitapların sonuna not düşüyor Shade ve bu notlar da aslında büyük bir bulmacanın bir parçası. Size yapabileceklerinize dair ipucu veriyor. Okuyabileceğiniz kitaplardan birinin ismi Thoughts, yani Shade'in düşünceleri. Burada da Shade'in hayalleri ve yorumları var. Mesela keşke daha çok kitabım olsaydı diyor, mağarada bir yerde gizli bir kütüphanenin olduğunu söylüyor. Keşke daha çok renkli boyam olsaydı da resimler çizseydim diyor. Çakmaktaşım olsaydı, ateş yakabilseydim diyor. Tüm bunlar yuvayı daha konforlu hale getirecek ve zamanı hızlandıracak şeyler. Sonra bir bakmışsınız saniyeler 10'ar 10'ar, su gibi akmaya başlamış.

Mağarada dolaşmaya başladığınızda yavaş yavaş bunları buluyorsunuz zaten. Mesela bir parça tuğla buluyorsunuz, alın size kırmızı boya. Kömür dediğin zaten siyah boya, tebeşir buluyorsunuz beyaz, sülfür buluyorsunuz sarı. Renk sayısı arttıkça yapabileceğiniz resimlerin sayısı da artıyor, bunları çerçeveleyip duvarları süslemeye başlıyorsunuz. Çakmaktaşı buluyor ve odadaki delikte ateş yakıyorsunuz. Enstrüman parçaları buluyor ve saksafonunuzu birleştirip arada bir müzik çalıyorsunuz ruhunuzu doyurmalık. İşte bunlara devam ederken bir de bakmışsınız ki aklınız hep Shade'de! Şimdi ne yapıyor acaba ufaklık deyip açıveriyorsunuz oyunu, bir bakıyorsunuz tatlı tatlı uyuyor. Yuvasını daha konforlu hale nasıl getirebilirim diye düşünüyor, Shade'i mağaranın çeşitli yerlerinde gezintilere çıkarıyorsunuz. Shade de çoğu zaman karamsar (mesela mavi renkli boya bulunca 'artık hiçbir zaman göremeyeceğim o mavi gökyüzünü resmedebilirim' demesi gibi) yorumlarıyla size eşlik ediyor.

Oyunun birden çok sonu olduğunu söylemiştim ama The Longing aslında tek seferlik bir deneyim. Yaratıcısı Anselm Pyta da bunu üstüne basarak söylüyor. Mesela sonlardan birine ulaştığınızda (ki bunun bir son olduğunu çok net fark ediyorsunuz), Shade size "hasretim sonsuza kadar sona erecek... farklı bir seçim yapmak için geri dönmem mümkün olmayacak" diyor. Yine de devam ederseniz oyunu bitiriyor ve verdiğiniz kararla yaşıyorsunuz. Zaten oradaki 'You can't play again' yani 'bir daha oynayamayacaksınız' ibaresi de bu bakımdan ürkütücü biraz. Elbette bunun önüne geçmek, kayıt dosyalarını kurcalayarak yeniden başlamak mümkün ama bunu yapmanın oyunun o benzersiz keyfini baltalayacağını söylemem lazım.

Ha ben yapmadım mı? Tabii ki yaptım, çünkü incelemeyi yazmadan önce daha fazla şey görmek istedim. Oydu, buydu derken bir bakmışım 49 saat boyunca oynamışım ben The Longing'i. Üç farklı son gördüm ve hala da devam ediyorum, Shade'im müthiş konforlu odasında şu an kitap okuyor. Kral'ın uyanmasına da daha 320 gün var. Oyunun başlarda karşımıza çıkardığı "haftalarca beklemek gereken" engelleri aştığım için de şu an biraz amaçsız hissediyorum açıkçası. Shade ile defalarca gezdiğim mağaraları yeniden dolaşıyor, belki ekstra bir şeyler bulurum diye çabalıyorum. Düşüncelerini yazdığı kitapta birkaç eksiğim var çünkü, Shade hala daha 'gizli bir yerlerden' bahsediyor. Ve ben oyunu kapadığımda bile "napıyor acaba bizim ufaklık, çok sıkılmıyordur di mi tek başına' falan diye düşünüyorum :)

The Longing çok özel bir deneyim, burası kesin. Kesinlikle herkese göre değil ama farklı şeyler denemeyi sevenlerin bayılacağı bir oyun. Çoğu zaman başka bir işle uğraşırken, hatta başka bir oyun oynarken bile arkaplanda açık tutarak Shade'i işten işe koşturabileceğiniz (yuvayı genişletmek için duvar kazmak dakikalar sürüyor mesela) ya da örümceğin tırmanabileceğimiz kadar ağ örmesini beklerken başka şeylerle meşgul olabileceğiniz tarzda bir oyun. Bir ara Tamagotchi bebekleri vardı ya, ona benziyor biraz. Ama zırt pırt zorunluluktan girip Shade'i doyurmaya, altını değiştirmeye falan çalışmıyoruz; o tür ihtiyaçları da yok zaten. O sadece yalnız bir yaratık; yerin metrelerce altında güneşin, gökyüzünün, özgürlüğün hasretiyle yanıp tutuşan bir ufaklık. Ona siz de eşlik etmezseniz nasıl geçer ki o 400 gün?

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum