Trails in the Sky 2nd Chapter - İnceleme
Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında
Her insanın hayatında birden fazla kırılma noktası olur, seçeceği yol değişir ve bambaşka bir serüvene gider. Pandemi döneminde tamamen eve kapanıp oyunsuz kalınca ben de JRPG'lere girişmiştim. Aslında ilk başta sadece Persona 5 oynayacak ve özüme geri dönecektim. Ancak o içimdeki boşluk öyle tatmin edici bir şekilde dolmuştu ki geri dönüşü olmayan o yola girdiğimin farkındaydım. Bunu anlatıyorum çünkü aklı başında hiçbir insan 13 oyunluk lineer akışı olan ve tanesi ortalama 40 saat süren bir seriye girmemeli.

Trails serisi ana hatlarıyla 13 oyundan oluşuyor sevgili Oyungezerler. Şimdi hiç bilmeyen birisi için Final Fantasy'nin de ana serisi 15+MMORPG olduğu için normal bir JRPG gibi gelebilir. Ancak bu 13 oyun lineer bir akış anlatıyor. Korkunç bir devamlılık var seride. 2004 yılında çıkan Trails in the Sky'ın etkileri 2024 yılında çıkan Trails Beyond the Horizon'da çok net bir şekilde gözüküyor. 2nd Chapter'da ilk kez gördüğümüz Kevin da çıkıp 8 oyun sonra ana karakterlerden birisi olabiliyor.

İlk iki oyunun yeniden yapımı da seriye sıfırdan giriş için harika bir başlangıç noktası oldu. Zaten ben de esasen önce ilk oyunun yeniden yapımını oynamış, sonrasında Cold Steel ile cumburlop dalmıştım bu dipsiz kuyuya. Arkadaki 4 oyunu da bolca okuma ve izleme sayesinde hatim etmesem çok fazla şeyi de kaçıracakmışım. Zaten Trails'ın en büyük alametifarikası da bu: tanıştığınız neredeyse her NPC bir noktada hayatınızın bir parçası oluyor, ismen olmasa bile görür görmez tanıyorsunuz. Bu korkunç detaycılık ve sürükleyicilik eşi benzeri olmayan bir seri yaratıyor, gerçekten Trails'in herhangi bir muadili yok, şu andan sonra da olacak gibi gözükmüyor. Seriyi kısaca anlattıktan sonra başyapıtımıza geçelim...
Neredesin Fir..Joshua

Trails in the Sky 2nd Chapter'ın hikayesi ilk oyun nerede bittiyse tam olarak oradan başlıyor, sadece aradan bir gece geçmiş. İlk oyunda Joshua, Estelle'i arkada bırakıp kendi geçmişiyle yüzleşmeye gitmişti. Ancak Estelle Bright arkada bırakılacak birisi değildi ve Joshua'nın peşine düşmesi kaçınılmazdı. Prolog kısmında Estelle'in inkar aşamasını yaşayıp, Kevin Graham ile ilk kez tanıştık. Estelle yolunu belirledikten sonra ise dünyada onu durdurabilecek hiçbir şey yoktu; "O JOSHUA EVE DÖNECEK!" nidalarıyla çıktık bu uzun yola.

Bu benim onuncu Trails oyunum olduğu için genel konsepti çok iyi biliyordum. Tabii özünde 2006 yılında çıkmış bir oyunun bu kadar muhteşem bir şekilde yeniden yapılacağını ben de tahmin etmiyordum. İlk oyunun da çok üstüne çıkarak Liberl'ın o küçük ama kendine has atmosferini şahane bir şekilde modernize etmişler. 2. kısmın gelmesi neden bu kadar uzun sürdü diye hayıflanıyordum ama ortaya çıkan işi görünce hayran kaldım. Güncel serinin son oyunu Beyond the Horizon dahil bu zamana kadarki en iyi Trails oyunu bu olmuş ki tahmin edeceğiniz üzere rekabet oldukça fazla...

Karış karış Liberl topraklarında Bracer işleri yaparken, bazen kaybolan bir kediyi sahibine teslim ettik. Bazen yollarda terör estiren devasa canavarları patakladık. Ancak Joshua'dan gelecek bir haber umudunu da hiç kaybetmedik. Tam da bu Bracer işleri bizi oyalarken evrenimizin meşhur gizli örgütü Ouroboros tarihi değiştirecek olan Gospel Planı devreye soktu. Artık sadece Liberl değil, tüm Zemuria (Trails'ın geçtiği dünyanın adı) risk altındaydı ve Joshua'dan daha büyük sorunlarımız vardı.
Arkadaşlığın Gücü: Trails Edition

Başta da biraz anlattığım gibi Trails içerisindeki karakterler yazım kaliteleri anlamında muadilsiz konumdalar. Hepsinin karakter gelişimleri 13 oyun boyunca sanki sizin hayatınızın bir parçasıymış gibi yaşanıyor. Hepsini tanıyorsunuz. Hepsi derken sanırım 13. oyunun sonu itibariyle ÇOK YAKINDAN tanıdığım 80 tane oynanabilir karakter var... İkinci kısımda henüz o aşamaya gelmedik ama ilk oyundan tanıdığımız Oliver, Tita, Agate gibi isimler yine oynanabilir olarak yanımızda yer alıyor. Zaten örneğin Zin isimli devasa Taito ustası Bracer karakterini ilk oyunda bir turnuva sırasında tanımıştık, şimdi ise Estelle ile çok daha yakın arkadaşlar ve bunun sebeplerini de çok iyi biliyorsunuz. Bu Zin'i daha sonra ÇOK FAZLA oyunda da oynanabilir olarak göreceksiniz...

Yanımızda yoldaşlarımız, karşımızda Ouroboros çıktık göklerde bir yolda süzülüp gidiyoruz. Trails in the Sky özellikle ilk iki oyunda hakkını çok fazla veriyor çünkü oyun gerçekten Orbal devrimle gerçekleşen uçaklarla şekilleniyor. Örneğin Cold Steel'da da bu sefer trenlerin gücünü yaşıyoruz oyunların geçtiği ülkeler ve atmosferler inanılmaz derecede özenle hazırlanmış hissettiriyor. Liberl esasen Erebonia'nın komşusu ufak bir ülke, bağımsızlığı var ama Erebonia'ya karşı kazandığı bir savaş dışında dünyada çok sözü geçen bir yer değil. Yine de tarihi ve geçmişiyle Zemuria'nın en kilit noktalarından birisi konumunda, Ouroboros'un Gospel Planı için de anahtar yer.

Yetimhanede tanıştığımız Kloe'nin gerçek kimliğini öğrenip, kendini arayışı da oyunun aşırı keyifli kısımlarından birisi. Benim partimden bir an bile ayırmadığım Kloe'nin geleceği de doğrudan kalan 11 oyunda karşımıza çıkacaktı zaten. Oyunu oynarken herkesi çok yakından tanıdığım için her gördüğüm diyalogda keyfim 4 kat daha arttı. Zira bugün düşman olanların yarın dost olacağını biliyordum. Beni en çok şaşırtan nokta ise oyunda bazı diyalogların (ki bunlar majör hikaye diyalogları bile değil, hatta bazıları seslendirmesiz) doğrudan 8 oyun sonrasında olacak bir olayı işaret ediyor olması. Hatta işaret etmekle kalmıyor, direkt söylüyor bazen... Bu yazım kalitesi karşısında tekrar, tekrar ve tekrar hayran kalmamak elde değil. Keşke her marka karakterlerine ve evrenine Trails kadar değer verebilse diye de bolca iç geçirdim...
Kombo Zamanı

Her Trails oyununda olduğu gibi Sky'da da Arts ve Crafts sistemi var. Basitçe Arts dediğimiz şeyler herkesin kullanabildiği büyü saldırıları. Crafts ise her karaktere özel olan büyü veya fiziksel saldırı tipleri. Sky serisindeki orbal gelişmeler artsların slotlarındaki elementlere göre şekilleniyor. Örneğin 1. sıraya 2 ateş, 4 su koyarsanız bu komboya göre saldırılar var. Bunların sayısı gerçekten çok fazla ve özellikle Kloe gibi büyü kullanan karakterlerin elinde inanılmaz keyifli şeyler ortaya çıkartabiliyor. Her karakterin bir de süper gücü var, bu süper güç Crafts yaparken harcadığımız CP ile kullanılıyor. S-Craft adı verilen bu güçler tüm CP'nizi emiyor ama çok güçlü işlevlere sahip. Kloe örneğin tüm takımı full can ile canlandırıp bir de kalkan veriyor. Estelle devasa bir hasar vuruyor gibi gibi gibi özünde düz vuruşlarla CP biriktirip bu S-Craftları doğru zamanda kullanmak tüm dövüşlerin şeklini değiştiriyor.

Seriye ilk olarak 2021 yılında çıkan Trails Through Daybreak oyunuyla giren sıra tabanlı olmayan dövüş sistemi de aynen korunmuş. İlk oyunda da olan bu sistemde etraftaki ufak yaratıkları turn based ile zaman kaybetmeden pataklayabiliyorsunuz. Burada da birkaç farklı saldırı tipi var; düz vuruşlar ile hem sersemletme hem de hasar vuruyorsunuz. Özel vuruş ile alan vuruş kapasiteniz artıyor. Son olarak bir de takımca bir düşmana açık alanda da girişebiliyorsunuz. Sersemletme barı tamamen dolan düşmanlarda combatı anında hızlı bir şekilde sıra tabanlıya çevirip avantaj elde etmek de mümkün. Hatta sıra tabanlıya geçip bir iki vuruş yaptıktan sonra başka bir karakterler sıra tabanlı dövüşten çıkıp tekrar gerçek zamanlı pataklama yapıp etrafınızdaki düşmanları serseme çevirebilirsiniz.

Oyunun combatı genel olarak benim Trails ile ilgili en sevdiğim şey olmasa da (ki yine de bence özellikle Cold Steel'dan sonra inanılmaz keyifli bir sıra tabanlı sistemi var) bu oyunda zirve yapmış. Çok sayıda oynanabilir karakter, bolca arts kombosu derken ihtimallerin tamamen sizin elinizde olduğu bir sistem, rüya gibi. Agate ile paldır küldür yarınlar yokmuş gibi bossa dalarken arkadan Kloe ile tüm takımı canlandırmak, Tita ile AOE bombardımanı yapmak çok fazla şey hayal gücünüze bırakılmış ve bu da serinin alametifarikalarından birisi.
Angel of Slaughter

Şahsen kendisiyle ilk olarak Cold Steel 3'ün sonunda tanışmış olsam da Renne tüm seri içerisindeki en sevdiğim karakterlerden birisi. Trails in the Sky 2nd Chapter ise onun evrene giriş yaptığı yer. Ouroboros'un aktif en küçük üyesi, sadece 11 yaşında dünyalar tatlısı bir kız çocuğu. Lakin aynı zamanda evrenin en tehlikeli varlıklarından da birisi, tam bir JRPG klişesi... Şüphesiz bu oyunu beklemek için çok fazla sebebim vardı ama Renne'in orijin hikayesine tanıklık etmek bunların içerisinde en önemlisiydi. Ouroborosların Enforcer ardını verdiği serbest çalışan ajanlarından birisi olan Renne, Estelle ile ilk tanıştığında kaybolmuş bir kız görüntüsü çiziyordu. Ancak bu masumiyetin bu şirinliğin arkasındaki karanlık ortaya çıkınca ona neden Angel of Slaughter denildiğini de öğrenmiş olduk. Arkasındaki tüm karanlığın ortaya çıkması takribi bir 10 oyun sürecek olsa da bu ilk tanışma ve o 11 yaşındaki kızın yaşadıklarını görünce lise Daybreak'de gördüğüm o aşırı olgun liseli Renne'i çok daha iyi anladım.

Karakter gelişimi tam olarak böyle bir şey işte ve Trails'in diğer serilere ilham olması gereken en önemli nokta da bence bu. Yüzden fazla karakteri yaşayan bir evren içine, devasa politik olaylar çevresinde şekillendirmek çok kolay bir şey değil. Bunu yaparken HEPSİNE evet HEPSİNE bireysel inanılmaz hikayeler yazan, hepsinin parladığı anları ve geçmişini anlatan bir serinin daha yapılması bana pek olası gelmiyor. Hele ki günümüzde her şeyin bu kadar hızlı tüketildiği bir dünyada 13 oyunluk lineer bir seri yapmak akıl işi gibi değil. Zira ilk iki oyunun remakei olmamış olsa, hadi Cold Steel 1'i biraz bir kenara koyayım, bu seriye herhangi bir yerinden giriş yapmak mümkün değil. Olayları anlamak için 20 sene, 13 oyun ve takribi 13x40'dan 520 saati göze almanız gerekiyor. 20 saatlik bir oyuna çok fazla gözüyle bakılan bu dönemde buna zaman ayırmak için ya emekli olmanız ya da benim gibi deli olmanız lazım.

Özetle Trails in the Sky 2nd Chapter eğer ki ilk oyunu oynadıysanız Trails serisine devam etmek için ÇOK FAZLA sebep veriyor. Eğer hala ilk oyunu oynamadıysanız ve buna girişmeyi düşünüyorsanız, sakın yapmayın. Gerçekten tüm hikaye göbekten birbirine bağlı ve hikayenin takribi yüzde yetmişini hiçbir şey anlamadan oynayacaksınız. Bu tam da Trails'in acı ama bir o kadar da lezzetli gerçekliği işte. Size dünya üzerinde anlatılabilecek en güzel hikayelerden birini, şahane karakterleri ve onların tüm detaylarını sunan bir seri. Ancak talep ettiği şey sadakat ve bu konuda kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Tek başına bir oyun olarak Trails in the Sky 2nd Chapter gelmiş geçmiş en iyi JRPGlerden birisi. Mekanikleri, anlatacak hikayesi ve karakterleriyle bir başyapıt. Ancak iki oyunu tek bir oyun gibi düşününce muhtemelen yine sadece kalan 11 oyunla kendisinin aşabileceği bir çıtayı çok yukarıya çekmiş oluyor.

Başlıklar
Trails in the Sky 2nd Chapter serinin hayranları için inanılmaz bir şölen hazırlamış ve bu zamana kadarki en iyi Trails oyunu olmuş. Hele ki iki oyunu bir paket gibi düşünecek olursanız muhtemelen tarihin en iyi serüvenlerinden birine tanıklık etmiş olacaksınız.
- Trails serisinin bu zamana kadar ki en iyi oyunu olmuş
- Sıra tabanlı dövüşlerin kalitesi çok yüksek, özellikle yapılabilecek Arts komboları iştah kabartıcı
- Dövüşlerdeki animasyon kalitesi inanılmaz iyi, hele büyük boss dövüşlerindeki düşman saldırıları göz kamaştırıcı
- Oynanabilir karakterlerin HEPSİ için bir hikayesi var, bu kadar fazla karakteri bu kadar iyi ve doyurucu anlatmak inanılmaz
- Boss dövüşleri çok tatmin edici, hele hele Ouroboros Enforcer dövüşlerinde ekrana ekmek bandırıyor
- Hikayesi zaten muhteşemdi ama yeni ara sahne animasyonlarıyla birlikte verdiği keyif kat be kat artmış
- Liberl'ı baştan sona dolaşıp, yan görevler ile birlikte kanlı canlı yaşayan bir ülkede var olmak harika bir his
- Bitiyor
- 14. oyundan hala haber yok ve son oyun çok pis bir yerde bitti
- Renne'i evlatlık alamıyorum















