Renk Paleti Seçiminin Oyun Atmosferine Etkisi

Oyunları oynarken acaba renkler gibi detaylara dikkat ediyor muydunuz?

Boş zamanlarımda oyun geliştiricilerinin günlüklerini, deneyimlerini, hatta öğretilerini okumayı seviyorum. Hayır, artık bu yaştan sonra oyun geliştirmek gibi bir niyetim yok. Ama özellikle de video oyunları gibi hepimizin ortak ilgi alanı hakkında daha çok şey öğrenmek, işin mutfağında neler döndüğünü bilmek hoşuma gidiyor. Ufak araştırmalar ve okumalar sayesinde renk seçiminin öneminden tutun da ışığın kullanım alanlarına, arkaplanların oyun atmosferine etkisinden tutun da silüet kullanımına kadar pek çok şey öğrendim. 

Ancak bundan daha fazla hoşuma gidecek olan bir şey varsa o da öğrendiklerimi sizinle paylaşmak. Tamam benim öyle bir planım yok ama mutlaka aranızda oyun geliştiriciliğine ilgi duyanlar vardır, belki bu sayede ufak da olsa bir katkım dokunur. Belki öyle bir düşünceniz yoksa bile gaza gelirsiniz, belli mi olur? Hadi ikisi de olmadı diyelim, bu yazı sayesinde oyun oynarken belki daha önce aklınıza gelmeyen detaylar bile bundan sonra gözünüze çarpmaya başlar. Hem ilgi görürse belki bu tür dosyalara devam bile ederiz, gayet de güzel olur.

Hangi renk ne anlama geliyor?

Gelin önce çok minik bir ön bilgilendirme yapalım. Her rengin aslında farklı anlamları var ve bu anlamlar içeriğimizin de etkisiyle değişebiliyor. Yani şunu demek istiyorum, mavi dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Büyük ihtimalle huzur ve dinginlik. Ama mavi aynı zamanda erkeksi bir renk. Renklere günümüzde atfedilmiş olan anlamlar aslında asırlar öncesinden gelen ve kendilerine kültürel karşılık bulmuş olan şeyler. Renkleri ve bazıları bilinçsizce de olsa insanda uyandırdığı duyguları bilmek oyunda verilmek istenen hissin yansıtılması açısından son derece büyük önem taşıyor.

Bakın genel olarak renklerle özdeşleşmiş olan duygu ve anlamlar nelermiş:

Beyaz: İyilik, temizlik, kutsallık, saflık, samimiyet, ama bazı durumlarda da matem
Siyah: Gizem, kötülük, keder, güç
Sarı: Mutluluk, dostluk, uyarı, korkaklık
Turuncu: Eğlence, şevk, tazelik, hayal kırıklığı
Kırmızı: Aşk, şehvet, tutku, öfke, sıcaklık, önem. Genel olarak güçlü duygular
Mor: Zenginlik, lüks, kalite, asalet, gizem, romantik
Mavi: Sakin, dingin, soğuk, erkeksi, duygusuz, davetkar
Yeşil: Doğa, bereket, hastalık, açgözlülük, kıskançlık
Kahverengi: Dünya ile ilgili, çürüme, sağlam, ruhsuz

Gördüğünüz gibi renklerin kendi içlerinde bile birbirine son derece zıt olan anlamlar yakalamak mümkün.

Oyunumuz için hangi renk paletini seçtik?

Soğuk renkler

Belki sizin de dikkatinizi çekmiştir, genellikle bilimkurgu oyunlarında soğuk renk tonları tercih edilir. Bunda muhtemelen eskiden beri geleceğe dair filmlerde özellikle gümüş ve gri renklerin ön plana çıkarılmış olmasının da etkisi olabilir. Nihayetinde gelecekte hepimiz aluminyum giysiler giyeceğiz, değil mi?

Gelecek dendiğinde akla gelen renkler başta mavi olmak üzere parlak ve soğuk renkler oluyor. Bu tür renk paleti oyunun bize sterilize bir gelecekte olduğumuz hissini vermesi açısından önemli. Örneğin Mirror's Edge bu işi tamamen mavi ağırlıklı bir palet kullanarak yaparken, Portal'da seçilen başlıca renkler gri tonlarıydı. Özellikle de Mirror's Edge'i gözünüzün önüne getirin, sizce renk paleti kırmızı ağırlıklı olsa soğuk ve endüstriyel bir gelecekte olduğunuz izlenimine kapılabilir miydiniz? Biliyorsunuz Mirror's Edge'in geçtiği şehir hayatın sorunsuz, suçun var olmadığı ütopik bir şehir. Yani bir yandan da o sakinliği size yansıtmak zorundaydı.

Sıcak renkler

Aslında renk jargonunda soğuğun tam karşılığı sıcak değil, ılık desek daha doğru olur. Diyelim ki gözünüzü kapattınız ve günbatımını düşlüyorsunuz; işte gözünüzün önünde belirenler ılık renkler. Nedir bu renkler? Mesela turuncu, mesela sarı ve mesela kırmızı. Sıcak renk paletleri oyuncuya bir yandan rahatlık fikri aşılırken, diğer yandan da bilinçaltına tetikte olması gerektiği fikrini empoze eder. Bu renk paletini kullanan oyunlara örnek olarak Firewatch ve Team Fortress 2'yi verebiliriz. Firewatch'un renkleri bize bir yandan huzur verirken, diğer yandan uyarıda bulunur çünkü huzurumuzu kaçıracak bir şeyle karşılaşmamız an meselesidir.


Peri masalı renkleri

Peri masalı renkleri de neyin nesi diye soruyorsunuz haksız sayılmazsınız, o yüzden hemen bir örnek vereyim ki gözünüzde daha iyi canlandırabilin: The Witcher 3: Blood and Wine. Anladınız değil mi? The Witcher 3'ün kendi renk paletiyle karşılaştırdığınızda Blood and Wine'ın bir masaldan fırlamışçasına görünen grafikleri aslında seçilen müthiş renk kombinasyonlarının eseri. Halbuki Blood and Wine, Witcher 3 veya Hearts of Stone'a göre daha az depresif değil. Ama böylesine yeşilin, morun, hatta renklere ek olarak farklı satürasyon değerlerinin kullanımı sayesinde o karanlık ve iç boğucu atmosferle tezat bir görselle karşılaşıyor ve kendimizi bir peri masalında gibi hissediyoruz. Bu tür bir renk paletine bir diğer örnek olarak da Bastion'ı gösterebiliriz.

Distopya

Dünyanın sonunu gözünüzün önüne getirin, hangi renkler olduğunu düşünürdünüz? Ortada ağaç kalmamış, bitkiler çürümeye yüz tutmuş; ya da öyle karanlık bir geleceğe varmışız ki her yer kirlenmiş, hayatta kalmak artık zevk veren bir şey olmaktan çıkmış. Gerçekten de hem duygusal, hem de gerçekçi olarak kahverengi ve gri tonlarından bahsediyoruz aslında, cansızlıktan bahsediyoruz. Bunun iki güzel örneği Metro 2033 Redux ve gelecek hafta çıkacak olan Observer diyebilirim.

İşte bu ölü dünyalarda soluk renk paletinin şöyle bir avantajı var, işi bilen geliştiriciler bu cansızlıkla kontrast yaratacak renkleri kullanarak dikkatinizi buralara çekebiliyor ve size hayatta olduğunuzu bir şekilde hissettirebiliyorlar. Aynı Metro 2033'te o renksizliğin içinde gördüğümüz mavi renkli durum göstergeleri gibi.

Western

Western ve distopyanın şöyle ortak bir yanı var, her ikisi de aşırı renk kullanımına uygun değiller. Red Dead Redemption'ın kahve tonları ağırlıklı renk paletini düşünsenize bir. Kahverenginin dünyayı ve toprağı çağrıştırışı farklı türlerdeki oyunların, oyuncuya istediği mesajı iletebilmesi için son derece önemli. Bu renk paletini bir çok western oyununda görmek mümkün, çünkü oyuncunun zihninde Vahşi Batı bol tozlu ve topraklı, içinde bolca ahşap bina bulunan kasabalarla, soluk renkli giysiler tercih eden kovboylarla dolu bir ortam. Hayalinizdeki trenin bile kahve tonlarında olduğuna eminim.

Siyah-beyaz / Monokrom

Bir oyunun vermek istediği hissi başarıyla yansıtmak için çok fazla renk kullanması şart değil. Bunu yalnızca iki renkle, ya da tek bir rengin tonlarıyla da yapmak mümkün. Limbo'nun başarısının en büyük sebeplerinden biri de bu değil miydi zaten? Tamamen gri tonlarındaki oyun bize sürekli olarak karanlığın içinde saklanmış tehlikelerin varlığını hissettiriyordu ve bunları apaçık göstermesine bile gerek yoktu (hoş örümceksiz bir Limbo da düşünemiyorum aslında).

Az renk kullanımının bir diğer avantajını da Madworld'de görüyoruz. Tamamen siyah beyaz olan oyunda farklı renkte olan tek şey kıpkırmızı kan ve bu da oyuna alışılmışın dışında bir vahşilik boyutu katıyor. Başka türlü olsa belki de bu kadar tepki görmeyecek bir oyun tüm ilgiyi bu kadar basit bir numarayla kana yoğunlaştırdığı için dikkat çekebiliyor ve çeşitli ülkelerden yasak bile yiyebiliyordu. Demek ki bu tekniği kullanırken dikkatli olmak lazım.


Cyberpunk

Cyberpunk görsel açıdan gerçekten de etkileyici bir tür, ama eğer oyununuzda yüksek kontrast ve parlak renkler kullanmazsanız yaşatmak istediğiniz atmosferi oluşturmanız hiç de kolay değil. Bu oyunlarda genellikle renkli ışıklar sayesinde oyuncuların dikkati istenen yere çekiliyor. Örneğin Far Cry: Blood Dragon oyununu düşünürseniz mavi ve mor ağırlıklı renk paletinin içinde gördüğünüz parlak neon ışıkları sizi hedefinize doğru yöneltiyordu. 

E3 2017'nin bomba oyunlarından The Last Night'ta da benzer bir paletle karşılaşıyoruz. Oyunun Cyberpunk teması koyu üzerine olabildiğince parlak renklerle yansıtılıyor ve kendimizi adeta Blade Runner'ın neon ışıklarla dolu karanlık sokaklarında geziniyormuş gibi hissediyoruz. Başka hiçbir renk paleti, The Last Night'ın yalnızca birkaç ekran görüntüsü ile bile bu atmosferi yaratabilmesini sağlayamazdı.

Renkleri yalnızca atmosferi kurmak için mi kullanıyoruz?

Elbette hayır. Seçilen renk paleti aslında yalnızca başlangıç çünkü renk kullanımı aslında gerçekten çok yönlü bir araç. Dilerseniz bu sayede oyuncuların gitmesini istediğiniz yönü empoze edebilir, nerelerin güvenli, nerelerin tehlikeli olduğunu bir bakışta anlamalarını sağlayabilir, hatta yine renk değişimleri sayesinde oyuncuya karakter gelişimini bile hissettirebilirsiniz.

Bunlar arasında en sık kullanılanın oyuncunun dikkatini belli bir yönde tutmak olduğunu söyleyebilirim. Örneğin Super Hot! oyununu düşünürseniz tamamen renksiz bir dünyada, dünyanın renksizliğiyle zıt bir kontrast yaratan kırmızı-turuncu-sarı ağırlıklı görseller dikkatinizin bir an için bile farklı taraflara kaçmasını engelliyordu.

Belki farkında değilsiniz ama sineklerin ışığa gelişi gibi aslında insanlar da bilinçsizce de olsa ışığa yönelme eğilimindedir. Dolayısıyla karanlık ve ruhsuz bir paleti aralara serpiştireceğiniz parlak ve sıcak renklerle desteklediğiniz anda oyuncular ister istemez o nesnelere doğru yönelir. Bunu en güzel kullanan oyunlardan birinin Bioshock olduğunu söylemek lazım. Son oyunda anlamsızca gideceğiniz yeri belirten bir ok çizmeye başlamış olsa da, önceki oyunlarda ışığı başarıyla kullanarak bizi gitmemizi istediği yere rahatça götürebilen bir oyundu.

Oyunlarda tehlikeli bir duruma doğru gidiyorsak oyunun bunu renklerdeki değişimle göstermesi son derece etkili oluyor. Hatta artık sıklıkla kullanılan bir teknik bu, eğer vurulursak veya ağır yaralandıysak ekran kırmızı tonlarına bürünüyor. Çünkü başta ne demiştik? Kırmızı güçlü duyguların rengidir ve ölüm korkusu da bu duyguların en üst seviyede olanlarından biri. Üstüne bir de kırmızının kan ile ilişkisini düşünürsek bu basit renk kullanımının yaralanma hissini oldukça başarılı biçimde hissettirdiğini söyleyebiliriz.

Yine benzer biçimde bir oyunda saklandığımızda renklerin satürasyonunun azaltılması da içimizde güvende olduğumuz hissini uyandıran güzel bir teknik.

Renk paleti seçimiyle karakter gelişiminin de yönlendirilebileceğini söylemiştim. Bunun da yakın tarihli en iyi örneklerinden biri NieR: Automata diyebiliriz. Oyunda renk ve renksizlik o kadar başarılı biçimde kullanılıyor ki bu sayede içinde bulunduğumuz dünyanın gerçek doğası hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Dünya'nın ne kadar canlı, ne kadar hayat dolu olduğunu yeşili ön plana çıkaran bir paletle gösteren oyun, diğer kısımlarda ruhsuz ve sanayileşmiş ortamların boğuculuğunu gri tonlarıyla karşımıza çıkarıyordu.

Sizi de bu şekilde seçmiş olduğu renk paletiyle etkileyen, oyundan aldığınız keyfi arttırdığını ve atmosfere daha rahat uyum sağladığınızı düşündüğünüz oyunlar var mı peki?

Başa dön
YORUMLAR
Srinelli
15 Kasım 2019 11:32

yazari OGZ olan bir yazıda kisisel fikirler belirtmek biraz garip geliyor bana. 1. tekil sahisla konusuluyor ama yazar OGZ. konsantre olamiyorum yaziya.

emrahcey
23 Haziran 2019 13:52

AC:Unity Dead Kings bölümleri kasvetli bir havası var, Kasvetli, karanlık temalı artık Lovecraft mı diyorsunuz, Ne diyorsunuz bilemiyorum fakat bu tür oyunları pek tercih etmiyorum. Hele ki zombili oyun dediniz mi ? hiç haz etmem. Last of Us bu sebepten kaçırdığım bir sanat eseridir.

Parolamı Unuttum