Ruiner İnceleme - Cyberpunk'ın Dibine Vuruyoruz!

“KILL YOU. KILL YOU. KILL YOU.”

 “Tarz,” Ruiner’ı tanımlamak için aklıma gelen ilk kelime. Bu oyunun çok sağlam görsel ve işitsel bir tarzı var. Kalp atışını hızlandırıcı müzikleri ve kırmızı tonlarla süslenmiş sanat tasarımları, geçirdiğiniz ateşli hastalık sırasında gecenin bir yarısı sizi kan ter içinde uyandıran rüyalara benziyor. 

Hong Kong ve Şangay’dan esinlenerek yaratılmış Rengkok şehri, 2091 yılında geçmesi düşünülen herhangi bir bilim kurgu eserinde olacağı gibi, dijital dünyanın kölesi olmuş psikopatlarla dolu. Kafalarına vizör takan insanlar görmek, vücutlarını siber ve mekanik geliştirmelerle patates tarlasına çevirmiş insanlarla aynı sokakta yürümek ve yırtık kot üstüne çıplak vücutla sağa sola saldıran delilere rastlamak, 2091 yılı Rengkok’unda sıradan bir gün kabul edilmekte. Bu karmaşanın içinde de biz varız: Hislerini kafasındaki vizör aracılığıyla karşı tarafa aktaran, eli kanlı bir siber suikastçı.

Hmm, biraz daha kırmızıya ihtiyacı var sanki?

İnsanın kafasına sürpriz kürek saldırısı yapar gibi ani başlangıcı, Ruiner’ın (kelimenin tümü büyük harflerle yazılan oyun isimlerine hayır!) anlatacağı hikâyenin de temellerini atmakta. Bir şekilde bizi hack’leyen Wizard adındaki bir siber suçlu, bizden BOSS’u (evet direkt olarak BOSS’u) öldürmemizi istiyor. Tam arkamızda kan ve ceset dolu bir miras bırakmış halde, son kapıya geliyoruz ki, işte o anda HER adındaki bir kız bizi Wizard’ın dijital tasmasından kurtarıyor. Hafif bir baş ağrısı sonrasında öğreniyoruz ki, kardeşimiz, biz hack’lendikten sonra Wizard tarafından kaçırılmış. O zaman yapacak bir şey kalıyor: Wizard’ı öldür ve bu siber komplonun kimin yağlı ve tozlu klavyelerinin altından çıktığını öğren.

Ruiner safkan bir aksiyon oyunu. Hatta lafı uzatmadan şöyle diyeyim; Ruiner, Hotline Miami’nin steroid yemiş hâli. Esinlendiği Miami’nin vahşet dolu oynanışının üstüne bilek ağrıtan bir hız katan Ruiner’da aksiyonun dibine vuruyoruz.

Görevlerde dalga dalga gelen düşmanları, çeşitli yakın dövüş ve ateşli silahlar kullanarak tarihin dijital sayfalarına gömmeye çalışıyorsunuz. Her düşman tipinin kendine has özellikleri var, bazısı deli gibi üstünüze akın ediyor, bir diğeri uzaktan saldırıyor. Hızlı, yavaş, zırhlı, zırhsız düşman tiplerinin özellerinin hepsi karakterimizde de var. Düşmanları öldürerek ve görevleri tamamlayarak kazandığınız deneyim puanlarını; kalkan, zaman yavaşlatma, yakındakileri şok eden bomba gibi yeni beceriler açmak için kullanıyorsunuz. Hem sizin hem de düşmanların dinamik özellikleri, oyunun boyun kırıcı hızıyla birleştiğinde ortaya saniyeler içinde bir odayı temizlediğiniz ya da bir saniye içinde dört defa öldüğünüz bir oynanış ortaya çıkartıyor. Ölmek tıpkı hayatın olduğu gibi Ruiner’ın da bir parçası. Sık sık ölmek, yeniden dirilme süresi uzun olsaydı can sıkabilirdi ama öldükten sonra çok kısa bir sürede hayata dönerek odayı tekrardan temizlemeye başlayabiliyorsunuz. Fakat oyunun kontrolleri ne yazık ki aradığım keskinliğe sahip değil. Ruiner’ı hem klavyede hem de Xbox One gamepad’inde oynadım; klavyede hedef seçmek zordu, gamepad’de de karakteri döndürmek. E doğal olarak, bütün dövüş sistemi hedef almak ve hızlı bir şekilde yol kat etmekten ibaret bir oyun bu çok sıkıntılı bir durum.

Mermiye kafa atmaya gelen arkadaşa dikkat.

Fakat Ruiner’ın dövüşlerinin esas parladığı kısmı boss dövüşleri. Normal zorluk seviyesinde bile yüzlerce kez ölme ihtimaliniz olan boss’lar, zorluğu arttırdığınız zaman kafanızı duvara vuruyormuşsunuz gibi hissettirebiliyorlar. Tabii bu tıpkı Dark Souls serisinde olduğu gibi tatlı bir vuruş, çünkü boss’ların dövüş kalıplarını ve hareketlerini öğrenmek, yavaş yavaş ama emin adımlarla her denemenizde %10 daha fazla hasar verip en nihayetinde boss’un cesedinin üstünde zafer turu atmak tarif edilemeyen bir rollercoaster yolcuğuna benziyor.

Odaların duvarlarını kırmızıya boyamadığımız zamanlarda da görevler arasına serpiştirilmiş yarı-açık dünyada Rengkok’un kirli sokaklarına inip bilgi peşinde koşuyorsunuz. İki görev arasında kalp atışını normale indirme ve içinde bulunduğunuz dünyayla ilgili bilgi verme görevi gören bu sekanslar hem rahatlatıcı hem de eğlendirici. Fakat keşke bu sekanslar daha kapsamlı olsaydı. Ruiner’ın ilginç ve çatlak dünyası hakkında daha fazla şey öğrenmek isterdim.

Evet, Asya’da geçen cyberpunk ya da karakterimizi yukarıdan gördüğümüz vahşi aksiyon oyunları yeni değil. Yazının başında “tarz,” dedim ya hani, işte Ruiner’ın yaptığı çok iyi bir şey var o da oyunculara görsel ve işitsel olarak unutulmaz bir yolculuk sunması. Sidewalks&Skeletons, Zamilska, Antigone, Francois X, DJ Alina ve Susumu Hirasawa’nın ortak ürünü olan müzikler, Rengkok’daki yolculuğunda kulaklarınızı elektronik müziğe doyuruyor.

Rengkok'un geçeleri de bir başka oluyor azizim.

Eğer Hotline Miami gibi kan ve vahşet dolu bir oyun oynamak istiyor ve cyberpunk kafasından hoşlanıyorsanız Ruiner’ı sakın kaçırmayın. Bu yılın en iyi oyunları listeme girer mi bilmiyorum ama eğer “En İyi Tarz,” ya da “En Şekilli Oyun,” diye bir kategori açarsak kimin kazanacağını şimdiden biliyorum.

Artılar: 

  • Hızlı ve dinamik dövüş mekanikleri.
  • Bir dolu skill.
  • Müthiş sanat tasarımı.
  • Tam bir görsel ve işitsel şölen.
  • Boss dövüşleri çok zevkli.

Eksiler:

  • Kontrollerinde sıkıntılar var.
  • Dövüşler bazen sıkabiliyor.
  • Keşke arka plan hikâyesi daha detaylı bir şekilde anlatılsaydı.

SON KARAR: Ruiner'ın bu yılın en tarz oyunlarından biri. Aksiyon oyunlarını sevenler, Hotline Miami kafasındaki bu oyunu sakın kaçırmasın.

 

NOT: 8.2

Oyunu, Türk Telekom faturanıza 12 ay taksit ile, Playstore'dan satın alabilirsiniz.

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum