State of Decay 2 - İnceleme

Burada herkes zombi.

 State of Decay 2 ile lunapark treni gibi bir 20 saat geçirdim. Önce kendisine yükseldim, ilk saatleri zevkliydi. Fakat maske düştüğünde gerçek yüzünü gördüm: State of Decay 2; irili ufaklı tonla hata hata, kötü tasarım tercihleri ve sıkıcı oynanışla dolu, başarısız bir oyun.

Evet, farkındayım her ne kadar arkasında Microsoft olsa da, oyunun geliştiricisi Undead Labs AAA oyunlar yapan bir stüdyo değil. Ekip, ilk oyunun satış başarısı sonrası devam oyununu zombi DVO’su olarak hâyâl etse de, elindeki kaynaklar ve çalışan sayısını göz önüne aldıktan sonra bu plandan vazgeçip, projenin çapını oldukça küçültmüşlerdi. Ortaya çıkan da State of Decay 2 oldu.

Bir kere en baştan, State of Decay 2’nin hikâye odaklı açık dünya zombi oyunu olmadığını bilmeniz gerekiyor. Yine ortada zombiler tarafından işgal edilmiş bir dünya var ama State of Decay 2’nin odak noktası sunduğu hikâye değil. Oyun, oyunculardan kendi hikâyelerini yaratmalarını istiyor. Bunu da içine yüzlerce loot’lanabilir ev koyduğu üç farklı haritayla yapıyor. Oyunda NPC'ler var fakat bunlar önceden yaratılmış, üzerlerinde yapımcıların zaman harcadıkları, özel karakterler değil. Tıpkı oyunun görev ve loot sisteminde olduğu gibi, hem başkarakterler hem de NPC’ler her yeni oyuna tıkladığınızda rastgele (daha doğrusu ‘prosedüre dayalı üretim’ deniliyor buna) olarak yaratılıyor. Başlangıç karakterlerinizi rastgele tuşuna basarak, istediğiniz becerilere sahip olanlar gelene kadar yenileyebiliyorsunuz. İyi bir takım kompozisyonu oluşturduğunuzu düşündüğünüz zaman da, ver elini kıyamet sonrası açık dünya.

İlk amacınız bu ufak grubunuz için bir ev bulmak. Oyunun size yönlendiği başlangıç evlerinden birine gidip, burayı zombilerden temizledikten sonra karşınıza State of Decay 2’nin en önemli oynanış mekaniği geliyor: Üs yönetimi. Eğer mikro yönetim sevmiyorsanız bu incelemeyi kapatıp bir daha açmayın derim zira State of Decay 2’in her bir dinamiği, üssünüzü ve oynanabilir karakterleri mikro yönetmek üstüne kurulu.

Üssünüzü kurduktan sonra ilk göreviniz dışarı çıkıp etrafı yağmalamak olacak. Üssünüzün ve içinde yaşayan karakterlerinizin mutlu mesut kalıp, kendi kendilerini döndürmeleri için toplamanız gereken beş farklı kaynak var: İlaç, mermi, materyal, gıda ve benzin. Üssünüze eklediğiniz yeni bina ve karakterler her gün belli bir miktarda kaynak tüketmekte. Bunun yanında, inşa ettiğiniz binaları kullanmak istiyorsanız da yine o binaya spesifik kaynakları kullanmak zorundasınız. Örneğin beyin sarsıntısı geçiren bir karakteri iyileştirmek istiyorsanız iki ilaç kaynağına güle güle diyeceksiniz. Siz dış dünyadan kaynak getirdikçe ve üssünüzü büyütüp, yeni karakterlerle güçlendikçe tüm bu operasyonu muhafaza etmek için gereken kaynak sayısı da aynı oranda artıyor.

Oyunun bütün döngüsünü üstteki paragrafta özetledim. Aslında sorun bu döngünün çok dar olması değil, sorun bu döngüyü destekleyen yan elementlerin yerlerde sürünüyor olması. ‘Dışarı çıkayım, yanıma karakterlerden birini alayım’ diyorum; karakter arabaya binmiyor, kendini dışarı atıyor, ateş etmiyor, etrafımda dönmeye başlıyor. Arabayı sürmeye başlıyorum, bu sefer de yoldaki en ufak bir çıkıntı ya da kaya parçası arabaya takla attırıyor ya da sıkışmasına neden oluyor. Zaten oyunun menülerinden birinde ‘sıkıştıysanız buraya tıklayın’ gibi bir seçenek gördüğümde bu paketin genel kalitesi hakkında az biraz bir fikir sahibi olmuştum. Şehir meydanına iniyorum, zombilerle kapışmaya başlıyorum bu sefer de kontrol sorunları beni hayattan soğutuyor. Karakterim saçma sapan yerlere takılıyor, vurduğum zombiler havaya zıplıyor. Etrafı yağmalayayım diyorum, karşıma hayatımda gördüğüm en kötü envanter sistemlerinden biri geliyor. Eşyaları kutulardan kendi envanterime taşımak tam bir işkence. İki karakter arasında envanter geçişi yok, illaki eşyayı yere atmak zorundayım. Hem arabamın bagajı hem de kendi envanterim doluysa, transfer ekranından çıkıp, eşyayı kendi envanterimi açıp oradan atmam gerekiyor. Bu ve bunun gibi onlarca korkunç tasarım tercihi ve hata oyundan alacağınız iki gramlık zevki mahvediyor. Bunu gerçekten tüm içtenliğimle söylüyorum, bu hayatımda gördüğüm en hatalı yüksek profil oyunlardan biri.

Aslında bu hataları umursamadığınızda ya da göz ardı etmeyi başardığınızda, karşınızda hiç de fena olmayan bir oyunun olduğunu göreceksiniz. State of Decay 2’de hiç eğlence yok diyemem, zira bu benim oyuna harcadığım 20 saate ayıp olur ama siz oyundan bir alıyorsanız, o sizden üç istiyor. Oyunda bulacağınız 15-20 dakikalık eğlenceli anlar, sonrasında gelecek ve oyunu mahvedecek hatalarla siliniyor. Hadi diyelim ki oyunun göz ardı edilmesi mümkün olmayan hatalarını bir şekilde geri plana atma başarısı ve azmini gösterdiniz. Bu sefer de oynanış döngüsündeki basitlik oyundan almaya çalıştığınız zevki baltalamaya yetecek.

Yukarıda bahsettiğim ‘yağma ve üs yönetimi’ döngüsü arasında sadece bir iki ufak ekstra oynanış mekaniği var. Bunlardan biri Plague Heart’lar. Haritanın belli başlı bölgelerine yayılan bu devasa kalpleri, oldukça tehlikeli kırmızı gözlü zombiler savunuyor. Bu kalplere hasar vermeye başladığınızda sıkı bir dövüşe hazır olun derim çünkü etrafınız saniyesinde kuşatılacak. Siz bir yandan zombilerle kapışırken, bir yandan da kontrollerle ve hatalarla cebelleşeceksiniz. En nihayetinde kalbi patlattığınızda, o bölgedeki kırmızı gözlü zombiler de otomatik olarak ölmüş olacak. Bu arkadaşlara dikkat etin çünkü kağıt üzerinde oyundaki en korkmanız gereken zombi türü bunlar. Normal zombilerden çok daha hızlı ve tehlikeli olan kırmızı gözlülerin her hasarı, kan vebası adındaki bir hastalığı kapılma şansınızı arttırıyor. Çok fazla hasar aldığınızda karakterinizin son kullanma tarihi geri sayımı başlıyor ve süre dolmadan bir an önce üssünüzdeki revirden kan vebası antidotu üretmeniz gerekiyor. Az önce 'kağıt üzerinde' dedim çünkü, normalde az bulunması ve dolayısıyla sizi strese sokması gereken bu kan vebalarını yapmak için kırmızı gözlü zombilerden numune almalısınız fakat bir iki kalp patlatıp, 10-15 zombi kestikten sonra asla bitmeyecek bir antidot stoğuna sahip olmanız işten bile değil.

Plague Heart’ların yanında bir de haritada rastgele olarak karşınızda çıkan zombi istilasına uğramış evler göreceksiniz. Bunlardan kurtulmanız için yapmanız gereken bu evlerin içindeki zombileri öldürmek. Bu sırada tabii ki oyunun birkaç farklı mini-boss kıvamındaki özel zombileri de sizi rahat bırakmayacak. Bloater, Screamer ve Juggernaut isimlerinden ne anlam çıkarıyorsanız tam olarak onu yapmaktalar. Oyunun geri kalanında da olduğu gibi bu tarafta da herhangi bir orijinallik beklemeyin.

Oyunun repertuvarını özetleyelim: Yağmalama, üs kurma, plague heart, istila, NPC’ler. Şimdi bunları tek bir havuza koyun ve sırasıyla ikişer ikişer çekmeye başlayın. Bu size oyunun tüm döngüsünü ve sunabileceklerini gösterecektir. Bakın mesela çekelim: Şehire gelmiş 58. rastgele NPC benden 89. rastgele istilayı yok etmem için yardım istiyor. Bir daha çektim, üssümdeki karakter benden X materyalini almamı istiyor ve daha fazlası... Oyunun tüm yapısı bu rastgele görev ve oynanış döngüsü yapısına bağlı olduğu için hiçbir görevin arka planı yok, hiçbir karakterin anlamlı diyaloğu yok.

Her adımda oyunun farklı bir tarafına vurmak istemiyorum ama gerçekten elimden hiçbir şey gelmiyor sevgili Oyungezerler. Mesela co-op. State of Decay 2'yi isterseniz başka birinin oyununa konuk olarak oynayabilirsiniz fakat burada da oyunun yakasına yapışan problemlere ek baş ağrıları karşımıza çıkıyor. Görev ilerlemeleri sadece host'a yazıldığı için co-op maceranız, karşı tarafa yardım etmek dışında gereksiz bir işe dönüşüyor. Bir de bunun üstüne bağlantı sorunlarını ekleyince co-op, State of Decay 2'nin problemli kısımlarından biri olmakta.

Oyunu hem Xbox One X hem de PC'de oynadım. XBX'te 4K desteği var ve anti-aliasing kısmında doğal olarak 1080p PC versiyonundan çok daha iyi gözüküyor. Fakat 4K kapasiteli bir PC'niz varsa hem 60 fps desteği hem de ince grafik ayarı çekme şansı nedeniyle oyunu o tarafta oynamayı tercih edebilirsiniz. 

State of Decay 2 çok sorunlu bir oyun. Bir yandan bu oyunun en az 6 ay daha pişmesi gerekmiş gibi hissediyorum, bir yandan da Undead Labs’in State of Decay 2’ye yaklaşımı nedeniyle ekstra fırın zamanının oyunun esas sorunlarını zaten çözemeyeceğini düşünüyorum. Beni en çok üzen de bütün sorunlarının ardında ışık veren bir oyun olduğunu görebilmek. Fakat State of Decay 2 şu hâliyle zaman kaybından başka bir şey değil.

SON KARAR
State of Decay 2 ilk oyundan daha iyi mi bilmiyorum ama oynadığım en hata dolu oyunlardan biri olduğunu söyleyebilirim. Oyunun en az 6-7 ay daha fırında kalması gerekiyormuş.
State of Decay 2
Öldürmez süründürür!
5.0
Artılar
  • Sorunlarını göz ardı edip, kendinizi oyunun akışına kaptırdığınızda eğlenebiliyorsunuz.
  • Karakterlerinizin kendilerine has karakteristik özellikleri ve becerileri, kafanızda rol yapmanızı sağlayabilecek minimum materyali verebiliyor.
  • Ortak Microsoft hesabınızla giriş yaptığınızda kayıt dosyalarınızı PC ve XB1 arasında taşıyabiliyorsunuz.



Eksiler
  • Yapay zekayı evde unutmuşlar galiba?
  • 2004’ten kalma envanter sistemi.
  • Baştan sona, oyunun her anında, her mekaniğinde irili ufaklı hatalar var.
  • Üs yönetimi, karakter yönetimi, loot sistemi, çatışma mekaniklerinin hiçbirinde çeşitlilik yok.
  • Oyunun ilk saatinde ne yapıyorsanız, 20. saatinde de aynı şeyleri yapıyorsunuz.
  • Sıkıcı ve içi boş görevler.
  • Oyunun kendi kendine, rastgele ürettiği görevler çok sığ.
  • Araba kullanma mekanikleri.
  • Karakterlerin aktif görevleri varsa aralarında geçiş yapmanız için görevi iptal etmeniz gerekiyor.
  • Co-op sorunları.
  • Akla mantığa uymayan tasarım tercihleri.
YORUMLAR
Parolamı Unuttum