Syberia 3 - İnceleme

Kate Walker'ın hatrı olmasa açardım ağzımı ama...

Kendime "video oyunları tarihinde en sevdiğin iki kadın karakter nedir" diye sorduğumda cevap vermem çok kolay oluyor. Elbette bunda soruyu kendi kendime sormamın da büyük bir payı var ve hayır, bu isimlerden biri Lara Croft değil. Ben iki tane Keyt'i seviyorum. Bunlardan biri No One Lives Forever'ın efsane ajanı Cate Archer, diğeri ise hiç tanımadığı birisine yardım etmek uğruna New York'taki kariyerini ve hayatını bir kenara atan özgür kız Kate Walker. Aslında seviyorum değil, seviyordum mu demeliydim acaba? Çünkü artık seni sevmiyorum Kate Walker!

Durun ya, ne saçmalıyorum ben. Kateçiğimin ne suçu var ki şimdi? Sonuçta o kendisine verilen senaryoyu, kendisine layık görülen mekanikler içerisinde canlandırmaya çalışıyor. Asıl suçlu Microïds! Evet evet, artık seni sevmiyorum Microïds. Hele ki içinde Kate Walker'ın yer aldığı bir maceradan bu kadar sıkılmama neden olduğun, hatta bazen aşırı sinirlendirdiğin için de seni uzun süre affetmeyi düşünmüyorum.

Bu nasıl bir Syberia hikayesi

Benim ilk iki Syberia’yı ne kadar çok sevdiğimi artık sağır sultan bile duymuştur. Hatta Syberia 3’ü beklerken ilk iki oyunu da bir kez daha oynama imkanı yakalamış ve karakterlere, hikayenin geçtiği ortamlara ve zarif detaylar eşliğinde yaratılmış otomatonlara bir kez daha hayran olmuştum. Bununla da yetinmeyip bu hissi yansıtabilmek için oturup ilk iki oyunun hikayesini anlatan bir yazı bile yazdım. Artık Syberia 3’e hazırdım. Bekle beni Kate, ben geliyordum. Bugüne kadar gördüğüm en kötü kontrol mekanikleriyle cebelleşmek üzere olduğum aklımın ucuna bile gelmemişti.

İsmi Olga olan doktorlardan uzak duracaksın, ben bunu bilirim

Önce size Syberia 3’ün hikayesinden bahsedeyim. Syberia 3 tam olarak görmeyi umduğumuz Syberia topraklarında geçmiyor. Oyunun özeti bu aslında. Hans Voralberg nerede? Göle düştü. Mamutlar nerede? İnek içti. E hani onlarca birbirinden yaratıcı otomaton. Dağa kaçtı. E böyle Syberia olur mu yahu? Hadi tamam oyunun ismi “Kate Walker’ın Talihsiz Serüvenler Dizisi” veya “Kate Prenses ve Yedi Youkul'lar” olsa anlayabilirim ama oyunun ismine Syberia 3 diyorsan ben de senden ilk iki oyunun mantıklı bir devamını beklerim arkadaş, alakasız bir yan hikaye değil.

Oyuna başladığımızda yarı baygın halde Kate’i bir nehrin akıntısına kapılmış halde görüyoruz. Syberia 2 böyle mi bitmişti? Hayır. Peki o arada ne oldu, neden bu durumdayız? Cevap yok. Microids bu sefer ilk iki oyunda olan biteni anlatan bir giriş veya özet kısmı yapmaya bile üşenmiş. Yalnızca ara yüklemelerde bazen ‘Kate de avukattı biliyor musunuz, nişanlısı terk etti onu’ tadında cümlecikler okuyorsunuz o kadar. Syberia hikayesine aşinaysanız kısa bir nehir yolculuğunun ardından Youkol kabilesi tarafından kurtarılan ve yakındaki sanatoryuma gönderilen Kate’in hikayesine siz de “haydaa, niye böyle oldu ki şimdi” diye düşünerek başlayabilirsiniz.

Oyun çıkmadan önce yayınlanan fragmanlarda Youkol’ları görmüştük ama ben gerçekten de oyunun başında onlarla bir miktar etkileşim ve birkaç görevin ardından Hans Voralberg’in peşinde kendimizi Syberia’da, mamutların arasında bulacağımızı düşünmüştüm. Ama oyunun hikayesi tamamen Youkol’lar ile ilgili ve tek yaptığımız da bu göçebe kabileye ‘kutsal göçlerini’ tamamlamalarında yardımcı olmak. Tamam, belki oyun güzel bir macera oyunu olsa bu hikaye kabul edilebilirdi ama oyun güzel bir macera oyunu değil.

O kadar şeyi biliyorsun da kalp ilacını mı unutuyorsun amca?

Ders niteliğinde hatalar

Bakın eğer siz point’n’click macera oyunu klasikleri arasında gösterilen Syberia’nın ismini kullanarak bir oyun yapıyorsanız “bu oyun gamepad ile oynadığınızda daha keyifli olacaktır” diye bir uyarı koyamazsınız. Hele ki böyle bir oyunu miyadı dolmuş ‘tank kontrolleri’ ile sunmak gibi bir yanlışa hiç mi hiç düşemezsiniz. Kate’i sağa doğru mu yürütmek istiyorsunuz? Bunun için önce Kate’in yüzünü sağa döndürmeniz, sonra da ileri yürütmeniz gerekiyor. Ama şunu da bilin ki istediğiniz yere koştura koştura giderken kamera aniden değişecek ve Kate’i koşturduğunuz yön bir anda tersine dönecek, abuk subuk bir tarafa giderken bulacaksınız kendinizi. Oh ne güzel! Çıkmaya çalıştığım merdivenin sonunda kamera açısı tam tersine döndüğü için aynı merdiveni kaç kez inip çıkmak zorunda kaldığımı sakın sormayın bana. Sırf bu da değil, gamepad kullansanız bile bu sefer de imleç kullanmayı gereken yerler hantal kalıyor ve size şaka gibi bir şey söyleyeyim mi: oyun en rahat gamepad + fare kombinasyonu ile oynanıyor! Kate’i yürütürken gamepad, ekranda bir şeylere tıklamak gerekince fare. Böyle bir kontrol sistemi yok.

Baranour lunaparkı çok güzel ama insan böyle bir yerde bolca otomaton görmek istiyor

Oyunun bulmacaları güzel olsa bu felaket ötesi kontrol sistemini belki görmezden gelebilir veya kafaya çok takmayabilirdim ama Syberia 3 bu konuda da sınıfta kalıyor maalesef. Nerede önceki oyunların akıl dolu bulmacaları, nerede o otomatonlarla olan eşsiz ilişkiler. Syberia 3 genel anlamda birbirinden basit bulmacalarla dolu ve bu bulmacaları bir nebze de zorlaştıran tek şey bazılarındaki mantıksızlık ve kamerayı doğru açıyla döndürüp bulmacanın kenarındaki bir tıklanabilir yeri fark edebilme gerekliliği. Mesela bir minik bulmacada vidayı açmam gerektiğine emindim ama ekrandaki tek tıklanabilir öğe koldu ve kolu kullanmak işe yaramıyordu. Artık pes etmiş halde “bari envanterdeki her şeyi deneyeyim” diyerek envanteri açtım ve mucizevi biçimde vida tıklanabilir hale geldi! Ya da şöyle söyleyeyim: bindiğiniz lunapark aracında kamerayı en sağa kadar döndürmeyi akıl etmek, böylece yan koltuktaki metal çubuğu alabilmek iyi bulmaca tasarımı falan değil. Bir tek sonlara doğru keyif aldığım iki bulmaca oldu: biri renkli ışınları yansıttığımız aynalar, diğeri ise oyunun sonundaki renkli duman bulmacası. Bu tür bulmacalar oyunun geneline yayılsa ortaya en azından içerik olarak çok güzel bir oyun çıkabilirmiş. Ama oyunun kalanı angarya ile dolu maalesef.

Durmadan oradan oraya koştursam ben de bu kadar yorulurdum

Yürüme simülasyonlarında bile daha az yürünüyor

Angarya derken gerçekten de abartmıyorum. Oyunun 1.11 yaması ile kayıt dosyamın bozulması ve oyuna tekrar başlamam gerektiği gerçeğini bir kenara bırakırsak (buradan tek bir kayıt alan ve bunu da sadece otomatik olarak yapan oyuna selam olsun) 16 saatlik oyun süremin eminim ki 10 saati oradan oraya koşturmak ve uzun yükleme sürelerini beklemekle geçmiştir. Gerçekten de oyunu uzatmak için o kadar gereksiz git-geller yapıyoruz ki, bunlar kötü kontrollerle birleşince tam bir işkence oluyor. Güya kontrollerin bu 1.11 yaması ile düzeltileceği sözünü vermişti Microids, ardından 1.12 yaması da geldi ama oyunda gözle görülür bir ilerleme fark edemedim ben. Bu da hiç iyi bir şey değil.

Ey Eser silkelen ve kendine gel, yok mu hiç söyleyeceğin güzel bir şey” diyerek kafiyeli biçimde ağzımı arayacak olanları da unuttuğumu sanmayın. Ben oyunun görsel tasarımını beğendim. Bakın, grafiklerini demiyorum, tasarımını diyorum. Yoksa zamana ayak uyduramamış, adam gibi optimize edilmediği için koşarken bile performans sorunu yaşatan, çoğu zaman ruhsuz grafiklerin pek de övülecek bir tarafı yok. Şu oyunu önceki oyunların motoru ve grafik tarzı ile yapsalar inanın bundan kat kat daha iyi olurdu. Of güya güzel bir şey söyleyecektim, yine bozuldu değil mi?

Hiii, bu benim en şaşırmış halim

Kate Walker’ı yine Sharon Mann seslendirmiş ki bu olumlu bir şey, en azından karaktere yabancılaşma çekmiyoruz. Ama onun dışındaki seslendirmelerde eksik bir şeyler var gibi. Mesela karakterlerin çoğu Rus, ama maşallah çatır çatır Amerikan aksanıyla konuşuyorlar. Buna bir de konuşmalarla dudak hareketlerinin uyumsuzluğunu ve çoğu diyaloglardaki basitliği ekleyince buradan da artı puan çıkarmak zorlaşıyor maalesef. Ha bir saniye! Oyunun Inon Zur imzalı müzikleri çok iyi. Özellikle de ana ekranda da çalan ve oyun boyunca da çeşitli yerlerde dinlediğimiz vokalli şarkı atmosfere müthiş uyum sağlamış. Zaten kariyerinde Fallout 3 ve 4, Baldur’s Gate, Icewind Dale, Dragon Age Origins gibi oyunlar bulunan ve çok sayıda ödül kazanmış olan Zur’dan daha azı beklenmezdi. Bu yüzden müziklere on puan veriyorum (nihayet ağzımdan bal damladı!).

Söz konusu macera türü olduğu zaman oyunlara biraz acımasızca yaklaşabiliyorum, farkındayım. Ama bir fan-boy değilim, sırf Syberia’lara olan sevgimden ötürü bu oyunun şu anki facia halini överek kimseyi yanıltmak istemiyorum. Ha oynanış mekaniklerini ve önceki oyunlardan kopukluğunu görmezden gelmeyi başarırsanız tek başına keyif alınabilecek bir yan hikaye anlatıyor Syberia 3 ve bu hikaye için Benoit Sokal’ı tebrik etmek lazım. Ama hepsi bu kadar işte. Bu keyif alınacak hikaye de zaten anlamsız biçimde bir “cliffhanger” ile bitiyor ve Syberia 4’e yeşil ışık yakılıyor. Ama yine böyle bir oyunla karşılaşacaksak sağolun ama ben almayayım, ben Syberia serisini hep o ilk iki oyundaki güzel haliyle hatırlamak istiyorum. Ve Kate Walker, merak etme seni hala seviyorum.

Artılar:

  • Anlatılan bu yan hikaye ilgi çekici detaylar içeriyor
  • Mekanların görsel tasarımları etkileyici, özellikle de Baranour lunaparkı çok iyi
  • Müzikler oyunun etnikliği ile son derece uyumlu
  • Kate Walker rolünde yeniden Sharon Mann’ı duymak güzel
  • Başarımları çok çeşitli

Eksiler:

  • Kontroller facia ötesi
  • Oyunun büyük kısmı oradan oraya koşturmakla geçiyor
  • Son kısımlar hariç bulmaca çeşitliliği ve zorluğu yetersiz
  • Şaman haricinde akılda kalıcı bir karakter yok
  • Seslendirmeler pek hoşuma gitmedi misskatewalk
  • Hikaye aniden ve devamı gelebilecek şekilde sonlanıyor
NOT:5.2

Son Karar: Bu oyunu seriden bağımsız görmeyi başarır, kontrolleri de kafanıza takmazsanız aslında ortada keyif alınacak bir hikaye var. Ama ismi Syberia olan bir oyunda bunlarla yetinmek mümkün değil ve oyun sağlam biçimde yamalanmadığı sürece daha yüksek bir notu kesinlikle hak etmiyor.

Oyunu, Türk Telekom faturanıza 12 ay taksit ile, Playstore'dan satın alabilirsiniz.

YORUMLAR
Parolamı Unuttum