Thimbleweed Park - İnceleme

Ron Gilbert bu iş nasıl yapılır gösteriyor

Sanırım ben farkında olmadan zaman makinesine atladım ve macera oyunlarının altın çağına geri döndüm. Hani şu Monkey Island, Fate of Atlantis gibi devleri görmenin şaşırtıcı olmadığı yıllardan; LucasArts’ın, Sierra’nın birbirinden süper macera oyunlarını ard arda piyasaya sürdüğü zamanlardan bahsediyorum. Yoksa bu devirde, Thimbleweek Park gibi cesur bir girişimi nasıl açıklayabilirim ki? Ben gerçekten de basitleştirilmiş macera oyunlarının arasına bomba gibi düşen, Scumm kelime motorunu kullanan, piksel grafiklerinden ödün vermeyen, gerçek bir point’n’click şaheseri mi oynadım? Şu anki mutluluğumu başka nasıl açıklayabilirim ki?

Valla gayet de güzel açıklarım. Size öncelikle Ron Gilbert diyorum. Bu adam bundan tam 30 yıl önce Gary Winnick ile birlikte Maniac Mansion isminde bir macera oyunu çıkardı ve macera oyunları tarihine unutulmaz bir damga vurdu. O zamana kadar metin tabanlı olarak ilerlemeye çalışan tür bir anda hazır kelimeleri kullanabildiğimiz, ekranda gördüğümüz şeylere tıklayabileceğimiz bambaşka bir şeye evrildi. Bence LucasArts’ın macera türüne yaptığı katkıları gerçekten herkesin hatırlaması veya öğrenmesi lazım. O yüzden henüz daha başlamadığım incelemeye minik bir ara verin ve bu konuda yazdığım yazıyı bir okuyuverin. Bunu neden yapıyoruz biliyor musunuz? Çünkü daha önce bahsi geçen klasikleri oynamamış olsanız bile bu yazıdaki tutkumun sebebini anlayın istiyorum.

Dört dörtlük bir maceraya hazır mıyız?

Macera oyunlarının çehresinin oldukça değiştiğinin farkındayım. Tamam belki son zamanlarda “dört dörtlük” olarak nitelendirebileceğim bir oyunla karşılaşmadım ama daha uzun vadede düşününce Broken Age,  Dreamfall Chapters, Walking Dead gibi farklı türlerden çok güzel macera oyunları oynadım. Ama yine de insan o eski günlerin özlemini çekiyor, “ah be nerede o eski klasik LucasArts maceraları” diyor. İşte biz eski toprakların içinden yükselen bu hummmmm sesine kulak veren Gilbert ve Winnick 2014 yılında bomba bir Kickstarter kampanyası başlattılar ve daha tanıtım cümlesinden bizi kalbimizden vurdular: tozlanmış eski bir çekmeceyi açıp içinde daha önce oynamadığınız bir LucasArts macera oyunu bulmuş gibi hissedeceksiniz. Bu hissi yaşamak için üç yıl bekledik belki ama değdi be :)

Şerif-e-rino ile muhabbet etmek ayrı bir zevk-e-rino

Oyunumuz 1987 yılında geçiyor ve bir cinayetle açılıyor (hatta bu cinayete kurban giden adamcağızı da oyunun giriş kısmında biz oynuyoruz). Cinayetten sonrası ise oyunun asıl olarak başladığı yer, özel ajanlar Angela Ray ve Antonia Reyes cinayet mahaline geliyorlar ve kendilerini inanılmaz gizemli olayların içinde buluyorlar. Bir kere bu Thimbleweed Park dediğimiz kasaba tuhaf bir yer; tamam 80 nüfusu var ama neredeyse tüm dükkanlar kapanmış. Zaten oyunun daha başlarında X-Files ve Twin Peaks havasını seziyorsunuz; Mulder ve Scully’nin yerini Ray ve Reyes almış durumda. Ancak Reyes ile Ray ortak değiller, ikisi de bu cinayeti çözmek için birileri tarafından gönderilmişler ve ikisinin de burada bulunma amacı aslında çok farklı.

Cinayeti çözmeye çalışırken Thimbleweed Park’ın birbirinden yaratıcı ve eğlenceli karakterleri ile de tanışmaya başlıyoruz. Güvercin kostümü giymiş tesisatçı kız kardeşlerden cümlelerindeki çoğu kelimeye -a-reno kelimesini ekleyerek konuşan şerife (bunu anlatamam, görmeniz lazım), cümlelerindeki çoğu kelimeye -a-who kelimesini ekleyerek konuşan adli tıpçıdan… Bir saniye, aynı cümleyi mi tekrarladım ben? Yoksa şerif ile adli tabip aynı kişinin kılık değiştirmiş hali mi?! Bakın iddia ediyorum: sadece şerif, adli tıpçı ve -a-boo’cu otel müdürü karakterleri için bile alınır bu oyun.

Yoksa Maniac Mansion'dan iskelet mi araklamışlar?

Ben eğlenceli karakterin oynanabilir olanını severim

Böyle eğlenceli karakterlerle yalnızca tanışmakla kalmıyoruz, oyun bunların üç tanesini de bize oynanabilir karakter olarak sunuyor. Maniac Mansion’da ana karakterimizin yanına 2 karakter daha seçebiliyorduk, yani Gilbert’ın elinden çıkan oyunlarda bu konsepte yabancı değiliz ama Thimbleweed Park’ta bu sayı 5’e çıkmış. Ray ve Reyes’e ek olarak kasabanın küfürbaz palyaçosu Ransome, macera oyunları geliştiricisi olma hayaliyle yanıp tutuşan Dolores ve Dolores’in gizemli biçimde vefat eden babası Franklin ile de oynuyoruz ve bu yeni karakterlerin bize tanıtılış şekilleri inanılmaz. “Merhaba ben Ransome, artık beni de kontrol edebilirsin” demiyor oyun, bunun yerine hikayede geldiğimiz bir noktada bu palyaçonun adı geçiyor, başına gelenler bir flashback eşliğinde anlatılıyor ve bu flashback’i de biz oynuyoruz. Böylece bir anda oyunun ana konusuymuş gibi görünen cinayeti unutuyor ve bu karakterlerin kendi hikayelerine odaklanıyoruz. Ransome yediği lanetten sonra yüzündeki makyajı çıkarabilcek mi, Dolores hayalindeki işe girebilecek mi, Franklin kızıyla tekrar konuşabilecek mi gibi soruların cevapları bir anda daha önemli hale geliyor.

Bu beş karakterin de Thimbleweed Park’ta çözmesi gereken işler var, ama oyunun son kısımları hariç tümü birden seçilebilir durumda olmuyor. O anda aktif olan karakterleri ekranın sağ üst kısmında görebiliyoruz; oyunda ilerlediğimiz noktaya göre burada biri eksilip biri eklenebiliyor. Arada birkaç tane aynı anda iki karakteri birden kullanmamızı gerektiren bulmacalar var, bir tanesinde de aynı anda 3 karakteri birden kullanıyoruz. Çok karakterli bulmacaları çözmek gerçekten ayrı bir keyif. Her karakterin not defterinde yapılması gereken işleri görebiliyoruz, böylece  hedeflerimizin ne olduğu biliyor ve “şimdi ne yapacağım” diye düşünmek zorunda kalmıyoruz. Bir karakterle oynarken takılınca diğer karaktere geçip en azından onun hikayesine devam edebiliyorsunuz. Bu sırada kafanızda birden ‘tabi yaa’ diye ampul parlıyor, önceki karakterdeki bulmacanın çözümü geliyor aklınıza. Bu sayede oyunun temposu gayet de akıcı biçimde ilerliyor.

Dikkat edin bakalım eski oyunlardan kaç tane karakter göreceksiniz

Ne var yani, altı üstü kurutma makinesi deyip geçmeyin

Bu da beni oyunun zorluğuna getiriyor işte. Bazı klasik LucasArts oyunlarında iki farklı zorluk seviyesi olurdu. Örneğin Monkey Island 2’nin başında “Hepsini istiyorum! Tüm bulmacaları! Her şeyi!” ile “Daha önce bir macera oyunu oynamadım. Çok korkuyorum.” seçenekleri arasından seçim yapardık ve ikinciyi seçtiğimiz taktirde oyun bize bazı zor bulmacalardan arındırılmış, bazı kısımları es geçen bir deneyim sunardı. Thimbleweed’de de aynı şey var, oyunun başında Zor ile Kolay arasından seçim yapabiliyoruz. Ben oyunu Hard zorlukta bitirdim çünkü bunca yıl beklediğim bir oyunun tamamını görmemeyi seçmem söz konusu bile olamazdı :) Ama işte işin güzel tarafı oyunda bunun dışında kolaylaştırıcı bir unsur yok. Bir tuşa basayım ekranda kullanılabilecek her şey görünür olsun, hooop boşluk tuşuna basayım bana ipucu versin, o da yetmez bir daha basınca çözümü göstersin gibi yeni nesil kolaylıklardan arındırılmış bir oyun Thimbleweed Park. Hard seviyesinde yer yer gerçekten zor kısımlar var, ama bunların hiçbiri “mantık dışı” çözümlere sahip değil. Ne yapacağım şimdi diyerek envanterdeki tüm eşyaları diğerlerinin üzerinde kullanmanız gerekmiyor. Oyunda bir sonraki hamlenin ne olmasına dair her zaman kafanızda bir fikir oluyor ve biraz uğraşarak çözümü bulabiliyorsunuz.

Monkey Island'da başarılı olmanın sırrı bu kitapta yatıyor

Thimbleweed Park çoğu dükkan kapalı da olsa size dolaşabileceğiniz pek çok farklı mekan sunuyor. Kasabanın dışındaki radyo istasyonu, yanmış fabrika, sirk alanı, orman, otel, malikane gibi mekanlar oyuna yalnızca görsel olarak eklenmemiş tabi. Gezdiğiniz yerlerdeki detaylara, eşyalara dikkat ettiğiniz taktirde bulmacaları daha rahat çözebildiğinizi göreceksiniz. Mesela tuvaletin birinde göreceğiniz kurutma makinesi oraya süs olsun diye konulmamış, bir şeyleri kurutmanız gerekiyorsa aklınıza ilk olarak o gelmeli. Elbette kimi yerde takılacaksınız, elbette bazen cevabı bulamayıp oyundan çıkacaksınız, bazen acayip gıcık olacaksınız. Ama oyun dediğin zaten böyle bir zorluk hissi yaşatmalı insana. Şunu da söylemem lazım, oyunun Kolay zorluk seviyesi bile yeni nesil macera oyunlarına alışmış oyunculara zor anlar yaşatacak potansiyele sahip. 


Peki Thimbleweed Park ciddi bir oyun mu? Sonuçta ortada çözülmeyi bekleyen bir cinayet, gizemli bir kasaba, özel ajanlar falan var. Thimbleweed Park ciddi bir hikayesi olan acayip komik bir oyun. Oynarken yer yer kahkaha attığım yerler oldu, Ron Gilbert’a ek olarak David Fox ve Lauren Davidson’un yazmış olduğu diyaloglar ve espriler gerçekten olağanüstü. Esprilerin neredeyse hiçbirinin zorlama durmaması ise apayrı bir başarı. Diyaloglar sırasında yaşanan espriler o kadar doğal geliyor ki siz de verdiğiniz cevaplarla bunu sürdürmek istiyorsunuz. Karakterler zaten müthiş ama palyaço Ransome’a bir parantez açmam lazım. Bu gerçekten küfürbaz bir palyaço, küfür etmeden söylediği tek bir cümle bile yok ve elbette bu küfürler bip sesiyle sansürlenmiş. Ama işte öyle anlarda, öyle şeyler söylüyor ki kendinizi tutamıyorsunuz. Gilbert sonradan sansürsüz bir versiyon yayınlamayı düşündüklerini söylemişti ama bilemiyorum, belki onca küfrü açık açık duymak rahatsız edici de olabilir :)

Fuara kadar gelmişken birkaç çizgi roman almazsak olmaz

Oyunun belki de en güzel ve en komik yanlarından biri eskilere yapılan atıflar. Bunlarla sadece diyaloglarda değil, bazen envanter eşyalarında, bazen de oyundaki görsellerde karşılaşıyoruz. Örneğin bir noktada Sepp the Navigator’s Head diye bir eşya alıyoruz, Monkey Island’da lav labirentinde yol bulmak için kullandığımız çürümüş kafanın ta kendisi. Bir iskeletin üzerinde “Doktor Fred’e iade edin” yazıyor örneğin, Dr. Fred Maniac Mansion’daki kötülerden biriydi. Zak McKracken’ın ünlü kılık değiştirme maskesi de mevcut oyunda, radyodan bazen ‘uzaylılar telefon sinyalleriyle bizi aptallaştırıyor’ diyerek komplo teorileri anlatılıyor. Asansörün kenarında Guybrush ile Elaine aşkını temsil eden G kalp E yazısını da görüyoruz, sirkin arka planında Day of the Tentacle’daki mor dokunaçı da. Oyundaki malikane bildiğimiz Maniac Mansion malikanesi mesela! Hatta bir sahnede karşımıza Dr. Fred çıkıp ödümüzü bile patlatabiliyor. Özellikle de kütüphaneye girdiğinizde yaşayacağınız nostalji hissini size tarif edemem. Ayrıca eski oyunlardaki piksel avına atıf yapmak için sağa sola tek piksek büyüklüğünde toz parçaları bile bırakmışlar. Bu parçaları toplayarak ayrı, toplamayarak ayrı başarım kazanmak mümkün.

Sierra'ya buradan selam olsun

Ron Gilbert atıflarda sadece LucasArts ile sınırlı kalmamış, yer yer Sierra maceralarına da göndermeler var. Mesela bir yerde ana karakterimiz “bu bir Sierra oyunu olsa çoktan ölmüştüm!” diyebiliyor. Başka bir yerde Sierra’nın oyunda ilerlemeyi imkansız hale getiren çıkmaz sokakları eleştirilebiliyor ama bunlar hep esprili bir dille yapılıyor. Zaten oyunun hikayesi bu dördüncü duvarı bolca yıkıp geçiyor, bunu siz de göreceksiniz. Tabi bu oyundan zevk almak için daha önce ismi geçen oyunları oynamış olmanızı gerektirmiyor kesinlikle, ama işte orada bu oyunların izlerini görmek benim gibi nostaljik heriflere bambaşka bir keyif yaşatıyor.

Neyse ki bir Sierra oyununda değiliz

Thimbleweed Park’ın bir Kickstarter oyunu olduğunu söylemiştim;  ama onu özellikle de bağışçılar açısından diğer oyunlardan ayıran çok büyük bir özellik var. Oyunda birkaç yerde telefon rehberi göreceksiniz ve bu rehberin içinde neredeyse 2000 tane isim ve karşılarında da dört haneli telefon numaraları var. Bu numaraları aradığınızda o bağışçının bıraktığı sesli mesajı dinleyebiliyorsunuz! Bu mesajların çoğu oyunla ilgili şeyler, bazıları eski oyunlara atıf yapıyor, bazıları kendi dillerinde bir şeyler söylüyor. Çok sayıda mesaj dinledim ve ‘bir kilo bal sadece 5 lira’ gibisinden reklam yapan da görmedim. Sırf bununla da sınırlı kalmıyor oyun, Malikanedeki kütüphanede de yüzlerce kitap var. Ve evet doğru tahmin ettiniz, bu kitapların isimleri ve içlerindeki iki sayfa da yine bağışçılar tarafından gönderilmiş. Bu kitaplar arasında bir derginin sahte Monkey Island incelemesine de rastlıyorsunuz, Basic programlama diliyle yazılmış satırlara da. Bir oyunun bağışçılarını bu kadar güzel şekilde onore etmesi az rastlanır bir şeydir.

Gelelim işin görsel yanına. Thimbleweed Park’ın grafikleri gerçekten de bugüne kadar gördüğüm en güzel piksel grafiklerden biri. Mark Ferrari (Loom, Secret of Monkey Island ve Zak McKracken’dan tanıyoruz kendisini) ve Octavi Navarro gibi inanılmaz yetenekli bir piksel sanatçıları ile çalışmak verilebilecek en doğru kararlardan biri olmuş. Piksel grafik demek üç beş pikseli yan yana koymak, yüksek kaliteli bir görseli küçültüp pikselleştirmek demek değil. Örneğin şu videoda Navarro’nun Agent Ray’in yerden kalkış animasyonunu nasıl hazırladığını izlerken bunu çok net görebiliyorsunuz; ortada acayip bir emek var. Tüm bu görseller, arkaplanlar, manzaralar tek tek, piksel piksel çiziliyor. Thimbleweed Park’ın çizim tarzı tam olarak Zak McKracken ve Maniac Mansion arasında bir yerde ve bu tarz oyuna gerçekten de çok yakışmış. Renk seçimleri, pastel tonların ustalıkla kullanımıyla yaratılan puslu ortamlar, bol katmanlı sahneler derken oyunun grafiksel yanına gerçekten de kusur bulamıyorum. Işık kaynaklarının yarattığı gölgelere, bir lambaya yaklaşınca karakterimizin piksellerindeki renk değişimleri gibi ince ayrıntılara mutlaka dikkat etmenizi öneririm.

Tüm çete bir arada, yüzlerinden sevimlilik akıyor resmen

Öve öve bitiremedim değil mi?

Ya tamam farkındayım, her şeyi övüyorum ama seslere ve seslendirmelere ayrı bir parantez açmam lazım. Oyunun başındaki Alman eleman (hani şu cinayete kurban giden) haricindeki tüm karakterlerle bolca zaman geçiriyoruz. Ve tüm bu karakterlerin seslendirmeleri o kadar iyi, ses renkleriyle karakter kişilikleri birbiriyle öyle iyi uyuşuyor ki söyleyecek söz bulamıyorum. Agent Ray’in o kendini beğenmiş tavrı, palyaço Ransome’un efsane karakteri, Şerif-a-reno’nun yer yer sinsileşen tonlamaları bir yana minik rolleri olan karakterler bile son derece başarılı biçimde seslendirilmiş. Ayrıca bir piksel çizim oyununda dudak senkronu görmenin sizi şaşırtacağına da eminim. Oyunun sesleri ve müzikleri de genel anlamda çok başarılı. O anda bulunduğumuz ekranda duyulan arkaplan sesleri atmosfere yerinde katkılar yapıyor, haritaya bakarken arkada cırcır böceklerini duyunca kendinizi hakikaten ormanda falan zannediyorsunuz. Müzikler de oyunun sonuna kadar asla sıkmadı, radyo istasyonu sunucusunun ısrarla aynı şarkıyı çalmak istemesi bile kulağa hiç rahatsız edici gelmiyor.

Biliyorum bolca detaya girdim ama beni heyecanlandıran oyunlarda kendimi tutmayı pek başaramıyorum. Oyunu oynarken tam 3 sayfa dolusu not çıkarmışım, onlara bir göz gezdirdiğimde anlatmak isteyip de anlatamadığım daha bir çok şey olduğunu görüyorum ama bir noktada kısa kesmek lazım (tamam tamam, yeni mi aklına geldi demeyin). Ortada sürükleyici ve merak uyandıran bir hikayeye, birbirinden şeker karakterlere ve inanılmaz başarılı bir kurguya sahip olan bir macera oyunu var. Başta bir cinayet gizemiyle başlayan ama sonunda sizi götürdüğü yere inanamayacağınız bir oyun bu. Eğer benim gibi eski topraklardansanız ve elinizden sürüsüyle klasik macera oyunu geçtiyse bu oyunu kaçırmak gibi bir lüksünüz yok. Kendinizi gerçekten de o eski günlerde hissedecek ve aynı heyecanı yaşayacaksınız. Ben de notumu bu kitlenin içindeki biri olarak vereceğim. Eğer yeni macera oyunları ile iç içeyseniz ve “ne var ki bu eskilerde” diye düşünüyorsanız Thimbleweed Park size bunun cevabını çok güzel biçimde verecek. Thimbleweed Park tam da bu neslin ihtiyacı olan, üstadların elinden çıkan macera oyunlarının ne kadar güzel olabileceğinin göstergesi olan bir oyun. Yani kısacası bu türe aşina olun ya da olmayın, karşınızda her anlamda klasikleşmeye aday bir macera oyunu var ve böyle oyunlar artık on yılda bir karşımıza çıkıyor. Kendi adıma bu fırsatı kaçırmanızı istemem ve umarım siz de benim heyecanıma ortak olursunuz.

Hem bir düşünsenize. Başka hangi oyun size Ayarlar kısmında “tuvalet kağıdı önden mi, arkadan mı çekilsin” diye sorar ki?

Artılar:

  • Grafiklerinden arayüzüne, ayarlarına kadar buram buram klasik kokuyor.
  • Bulmacalar son derece zekice hazırlanmış.
  • Piksel grafikler tam bir görsel şölen sunuyor.
  • Bu kadar profesyonel bir seslendirmeyle karşılaşacağımı sanmıyordum.
  • Hikaye sürprizlerle dolu ve sonunu tahmin etmek mümkün değil.
  • Hiçbir karakter oynarken sıkmıyor.

Eksiler:

  • Karakterler arasında ender de olsa mantıksız alışverişler olabiliyor.
  • Son iki kısım sanki biraz aceleye gelmiş gibi, hızlı ilerliyor.
NOT: 9.2

Son Karar: Kendinizi macera oyunlarının altın çağından fırlamış gibi hissettirecek bir oyuna asla hayır dememelisiniz. Thimbleweed Park sadece son zamanların değil, tüm zamanların en iyi macera oyunlarından biri olmuş.

 

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum