Atomic Heart: Blood On Crystal - İnceleme

Perde kapanıyor

Sovyet temasına sahip oyunlar, özellikle de distopyalar, beni kendisine çekiyor bir şekilde. Doğal olarak Stalker ve Metro serilerini çok seviyorum. Atomic Heart duyurulduğunda da bu listeye bir yenisinin ekleneceğini düşünüp sevinmiştim. 

Evet, henüz onlar kadar yüksek bir noktaya konumlanmış değil benim için, bunu belirtmek durumundayım. Fakat yine de güzel bir seriye başladığımızı düşünüyor, 2. oyuna (ve daha ilerisine) umutla bakıyorum. Bu umudumu perçinleyen şeylerden birisi de oyunun 4. ve de son genişleme paketi Blood on Crystal oldu diyebilirim.

Kristal’de kan akacak!

Ana oyun tam da “askıda” bir son ile kapatmıştı perdeyi. Sonra, her bir ek paketle hikâyenin bir adım öteye taşındığını görmüştük. 3. ek paketin hemen ardından başlıyor buradaki maceramız da.

Hızlı bir giriş yapıyoruz. Robotların saldırısını savuşturduktan sonra, ekip üyeleri bir araya geliyor ve sonraki hamlelerini planlıyorlar. CHAR-les ile hesabı kapatmak üzere önce Dalga Platformu’na (Wave Platform), sonra da Kristal (Crystal) isimli gizli bir tesise yol alıyor ekibimiz. CHAR-les’ın insanlığı yok edebilecek planını engellemek için zamana karşı yarışıyorlar. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde bir ters köşe yaşanıyor. Hırslanıyorsunuz. Her şey bitti derken umutlar tazeleniyor. “Kim av, kim avcı?” diye diye oyunun sonuna ulaşıyorsunuz. Blood on Crystal, ilk oyun için hikâyeyi noktalarken bir yandan da 2. oyun için güzel bir temel oluşturabilecek bir noktada bırakıyor bizi.

Ortalama olarak 7-8 saatlik bir macera uzanıyor önümüzde, hatta sağda solda biraz daha zaman harcayayım derseniz bu sürenin 10 saate çıkması da mümkün. Günümüzde bazı büyük bütçeli oyunların sunduğu senaryo modlarının süresinin bundan daha kısa kaldığını göz önünde bulundurursak, Mundfish’e bu konuda hakkını teslim etmek gerek diye düşünüyorum.

Blood on Crystal, görsel ve işitsel yönden tam da olması gerektiği gibi bir performans sergiliyor. Ana oyun ve takip eden ek paketlerde alıştığımız tarzda bir iş çıkarılmış burada da. Sovyet estetiği ile birleşen o distopik dünya kurgusu oyunun hemen her yanına işlemiş durumda. Bir yandan ana kaynaklara dayanılarak hareket edildiğini düşündürse de arada kendine has mekân ve karakter tasarımlarıyla tazelendiğini de söylemek mümkün.

Genel olarak Atomic Heart’ta çok iyi bir atmosfer kurulduğunu düşünenlerdenim. Sadece bir dünya oluşturmakla kalmayıp o dünyanın içini dolduracak şeyler de yapmış Mundfish. İçinde bulunduğunuz mekânın her bir köşesine orada gerçekten de yaşanan şeyler olduğunu düşündüren detaylar serpiştirilmiş durumda. 

Bu gelenek Blood on Crystal’de de aynı şekilde devam ediyor. Dolayısıyla duvarda asılı afişlere göz gezdirir, etrafta bulduğunuz ses kayıtlarına kulak verir veya PEAR cihazlarında paylaşılan bilgileri okur, etrafınızdaki detaylara gözleriniz kapatmazsanız atmosferin sizi sarıp sarmalamasına da müsaade etmiş olursunuz -ki bana kalırsa bu tarz oyunlardan daha çok keyif almanın yolu da buradan geçiyor.

Kendilerinden görev aldığınız, bir görev esnasında karşılaştığınız veya sadece yanlarından geçip giderken kulak misafiri olduğunuz yan karakterlerin bile anlatacak birçok şeyi var. Yeter ki, kendinizi bu dünyaya kaptırmaya karar verin, gerisi kendiliğinden geliyor.

Oyundaki göndermeler de bence olaya renk katan detaylar. Bir yükleme ekranında cep telefonlarına yapılan göndermeden bir test sorusu olarak “Android'ler elektrikli koyun mu düşler?”den ilham alan “Polimorflar polimer koyun mu düşler?” ifadesinin kullanılmasına, birçok örneğe denk gelebilirsiniz.

Gelelim oynanış kısmına. Yeni düşman türleri (bunları yeni robotlar ve polimorflar olarak 2 grupta ele alabiliriz) bir noktaya kadar tazelenme hissi yaşatırken, işlerin rutine bağladığı noktalar da yok değil.

Yeni robot düşmanları alt etmek için belirli parçalarına zarar verip enerji kürelerini yuvalarından çıkarmanız gerekiyor. Polimorfları ise, ateş gücünüzle yenmek için uğraşabileceğiniz gibi o sihirli eldiveninizle kullanabildiğiniz element güçlerinden de istifade edebiliyorsunuz. Ateş polimorflarına buz saldırısı ya da buz polimorflarına ateş saldırısı yapmak gibi. Veya düşmanlarınızı polimer ile kaplayıp elektrik saldırısı yapmak ya da ateşe vermek de bir seçenek. Bu tarz alternatifler, çatışmaları daha keyifli hale getirebiliyor. 

Ama bu tazelenmenin sunduğu keyfi çıkarmanıza çok da müsaade etmiyor oyun. Bazı sahnelerde üzerinize o kadar çok düşman boca ediyor ki, kendinizi tuşları döverken ve böylece düşmanları alt etmeye çalışırken bulmanız işten bile değil. Hele bir de bunlar farklı farklı düşman kategorilerindense, işler iyice çığırından çıkıyor. Bu yetmezmiş gibi çatışma mekânında çözmeniz gereken bulmacalar olduğunu düşünün bir de. Bu gibi durumlarda ekrana nasıl çaresizlik içerisinde baktığımı anlarsınız o vakit. Bazı boss savaşlarında bu çaresizlik hissini daha fazla yaşatıyor. Bu konuda biraz daha insaflı davransalarmış, çok daha keyifli olabilirmiş bence. Yine de hakkını yemeyeyim, genel olarak tatmin eden bir çatışma sistemi mevcut.

Bulmacaların keyif verdiği yerler de var, bunaltabildiği noktalar da. Aksiyona kaptırıp gittiğiniz sahneler de var, reflekslerinizi test eden bir platform oyununa dönüştüğü sahneler de. Özetle, oynanış kısmında dalgalı bir seyirden bahsetmek mümkün. Bu durum, oyunun temposuna da yansıyor. Kimi anlarda dört nala koştururken zaman zaman da vitesi düşürüyor, ağır çekimde ilerliyor gibiyiz. 

Bazı çatışmalardaki ayarsız zorluk ve genel olarak temponun dalgalı seyri, Atomic Heart’ı zirvelere ulaşmaktan bir miktar alıkoyuyorsa da Blood of Crystal, hikâyeyi bağlayış şekli, yaşattığı atmosfer ve içerdiği kimi yeniliklerle, Atomic Heart adına güzel bir final sunuyor. 2.si gelmeden önce, ilk hikâyeyi dört başı mamur bir şekilde geride bırakmak isterseniz, zincirin kayıp halkası burada. 

SON KARAR

Blood on Crystal, Atomic Heart maceramız için iyi bir final sunarken serinin geleceğine de umutla bakmamızı sağlayacak bir temel oluşturuyor. 

Atomic Heart - Blood On Crystal
Çok İyi
8.0
Artılar
  • Oyuncuyu içine çeken bir atmosferi var
  • Yeni mekanlar, yeni düşmanlar, yeni silahlar ile tazelenmiş bir tecrübe sunuyor
  • Hikâyeyi güzel bir şekilde bağlamışlar
Eksiler
  • Bazı çatışmalarda çok insafsız, insanın gözünün yaşına bakmıyor
  • Tempo kaybı yaşanan yerler var
  • Ana oyundan bazı teknik sorunlar da miras kalmış

YORUMLAR
Parolamı Unuttum