Assassin's Creed Black Flag Resynced - İnceleme

Bir zamanlar kral için yelken açardım... Artık kimseye boyun eğmem!

Nereden başlayacağına karar veremediğinde yapılacak en iyi şey bazen en baştan başlamaktır. Assassin’s Creed Black Flag 2013’te ilk çıktığında ben nur topu gibi bir Mass Effect batağındaydım. Ara sıra da bahsederim, korsanlık benim en son ilgimi çekecek temalardan biridir. Şu hayatta işte 2 tane Karayip Korsanları filmi izlemişliğim var.

E bir de Black Flag oynamışlığım. Çıktıktan birkaç sene sonra, o da hani Assassin’s Creed’in yüzü suyu hürmetine!

Ve zamanında bütün önyargılarıma, gemi kaptanlığındaki başarısızlığıma ve bu başarısızlığın ara sıra beni ayar etmesine rağmen Black Flag’in ikilemlerle dolu olay örgüsü ve renkli karakterleriyle aklımda kendine özel bir yer edindiğini itiraf etmeliyim. Bugüne bugün Black Flag hala Assassin’s Creed serisinin gerçek ruhunu yansıtan bir oyun. Edward Kenway de, eğer kendisiyle 13 yıl önce tanışmadıysanız, cazibesinden bir gıdım kaybetmemiş. Her ne kadar Assassin’s Creed serisinde ‘remake’ denince gönlümden geçen hala Ezio üçlemesi de olsa neden ilk yeniden yapım olarak Black Flag’in seçildiğini anlayabiliyorum, ki o nedenlere daha detaylı bakarak ilerleteceğim bu incelemeyi.

Bu hikayenin nereye vardığını belki de yıllardır biliyorsunuz zaten. Öbür yandan 13 yıl önce çıkmış bir oyunu oynamamış büyük bir kesimin de olacağını varsayan Ubisoft spoiler konusunda yeni çıkmış bir oyun gibi davranmamızı istiyor. Diğer bir yandan iki kere tecrübe ettiğim bir hikayede bir şeylere göz kırpmadan nasıl bu incelemeyi yazabilirim cidden bilmiyorum.

Sanırım… Evet. Şimdi bakın, sene 1715. Karayipler’in engin ve berrak sularında süzülüyoruz. Bir martı kadar şen şakrak, bir timsah kadar sessiz ve tehlikeli, bir kahverengi bobby kuşu kadar saçma sapan! (Çünkü basın koduyla gelen kozmetiklerimizi taktık. Evet!!) Dalgalandırdığımız bu siyah bayrak, kendine ülke deyip de başındaki üç beş semirmiş adamdan başkasının karnını doyurmayan, onlardan başkasının çıkarlarını gütmeyenlerin renkli paçavralarına benzemez. Bu bayrak, özgürlüğün bayrağıdır! İnsanlığın bayrağı!!

Çirkin olsan bu nazı Isu’lar bile çekmez yalnız

Edward olarak Havana kıyılarına ayak bastığımda gerçekten ilk düşündüğüm şu oldu; bu adamın hikayesine ne kadar gıcık ve çıkarcı bir tip olarak başladığını unutmuşum. Gerçi bu sefer uzun süredir görmediğim bir dostun nazını çekiyormuşcasına, verdiği boş sözlere ve atıp da tutamadığı yalanlara biraz daha dostane yaklaştığımı itiraf etmeliyim. İlk oynadığımda mı? Çok gıcık olmuştum. Feci gıcık olmuştum. Hatta Edward’a olan gıcığım ve gemi savaşlarına olan gıcığım az daha birleşip bana oyunu bıraktıracaktı.

Şimdi ise hem Resynced’e, hem de geri dönüp Assassin’s Creed serisine baktığımda Edward Kenway gibi bir karakterin kıymetini bilemediğimizi düşünüyorum. Ve Black Flag’in yeniden yapım için seçilmesindeki ana sebeplerden biri de bu bence. Evet, AC serisi gri alandaki karakterler konusunda hiçbir zaman elini korkak alıştırmamıştı. Öbür yandan, oyuncuların o dönemde Edward’la yakaladığı sinerjiyi başka bir karakterde yeniden yaratamadı Assassin's Creed, hele de son dönemlerde.

Her ne kadar Ubisoft’u serinin gidişatı konusunda eleştirip dursak da ben bu farkındalıktan o kadar da yoksun bir stüdyo olduklarını düşünmüyorum. Onlar da, oyunlar satmaya devam da etse, Assassin’s Creed’in kültürel etkisini yitirdiğinin farkındalar bence. Ve bence, bunda oyuncuların gönülden bağ kurabilecekleri bir ana karakter eksikliği çok büyük bir etmen. Alışkanlıktan gelen satışlar da bu ipin ucunu çok seneler evvel kaçırmış olan seriyi anca bir yere kadar taşır.

İş böyle olunca, Black Flag gibi köşe taşı bir oyuna, Edward Kenway gibi 40 yıl hatırı olan bir karaktere geri dönülmesi beni şaşırtmadı.

Neredeyd- Hah! Havana, evet. İkinci düşündüğüm de şu oldu; Ubisoft bu çevre tasarımı işini yapıyor! Gerçekten bir süre işi gücü bıraktım, ekran görüntüsü alıp alıp Can’a gösteriyordum. İncelemeyi kilitleyip kaçtı ama yani YİM’in de başını şişirmedik demeyiz.

Oyunun geri kalanında da bu düşüncem hiç değişmedi. Black Flag Resynced çok ama ÇOK güzel görünüyor. Bir o kadar da güzel gezdiriyor!

Black Flag’in orijinal ‘Advanced Parkour’ opsiyonları cilalanarak geri dönmüş. Manuel zıplama, yani zıplanacak bir yere geldiğinize zıplamak istediğiniz yöne doğru tuşa basma gerekliliği de her zamanki gibi işte… Ara sıra saç baş yolduruyor. Edward incecik bir daldan incecik bir dala atlamak yerine kendini tam altındaki timsahın önüne çlop diye bırakınca mesela.

Yerleşim yerleri ise rüya gibi. Parkur konusunda yani.

Yahu ne kadar özlemişim bir yerin camından girip öbür yerin damından çıkmayı, bir merdivene koştuğumda düz duvarla değil de kaçacak bir aralıkla karşılaşmayı… Serinin son oyunları parkur konusunda ellerinden geleni yapmış da olsalar, oyunların konu aldığı dönemlerin yapıları (işte Viking dönemi Britanya’sı olsun, Japonya’nın tarlalarla çevrili müstakil evleri olsun… çölde at koşturmaya değinmiyorum bile) Black Flag’deki gibi bir parkur ve gizlilik dizaynına çok müsait değildi.

Korsanlığın altın çağındaki Karayipler’de ise dip dibe dikilmiş kısa, balkonlu ve cundalı binalarıyla sahil kasabaları; özlediğimiz tarzdaki parkur keyfini bize yeniden yaşatıyor.

Bu gemide miço olarak kedi çalıştırılmaktadır

Lanet Havana’dan bir türlü çıkamadık, evet ne diyordum, HAVANA! Edward’ın hikayesi, kaçak bir Assasssin’i şişledikten sonra ona vaadedilen ödülü almak üzere Assassin kılığında Templar’larla buluşmak için Havana’ya gelmesiyle başlıyor. Ve başından büyük işlere karıştığını anlayamayacak kadar burnu havada olan Edward’ımız, o arşa varan burnuyla potansiyel altınların kokusunu alınca foyası ortaya çıktıktan sonra bile vazgeçmiyor. Herkesin peşinde olduğu The Observatory adındaki gizemli bir yapıyı aramak için yola çıkaaaa…mıyor.

Çıkamıyor çünkü o harita, o ufkun görünmediği deniz sizi yanıltmasın; Black Flag’in başı bir miktar lineer ilerliyor. Bu da iyi bir şey, çünkü o altımızdaki ceviz kabuğuyla bir başımıza engin denizlere açılırsak bizi daha çok da engin olmayan denizlerde balık yemi yaparlar. Hatta ve hatta oyun üstüne çıktığınız kara parçalarında dahi, ‘’Hoop kardeşim, buradan geçiş yok henüz,’’ demekten geri durmuyor.

Burada bir yerde Resynced’le ilgili ilk problemime denk geliyoruz. Biliyorsunuz, ben AC’nin modern zaman hikayesini seven, bu oyunun ana olay akışının da zaten modern zaman üzerinden ilerlemesi gerektiğini savunan bir zavallıyım. Orijinal Black Flag oyununda, henüz modern zamanın üç beş Codex girdisinden ibaret olmadığı o güzel zamanlarda, biz aslen günümüz Templar’ları olan Abstergo’nun geliştirdiği bir çeşit VR başlığı deneme vesilesiyle Edward Kenway’in hayatına kulak misafiri oluyorduk.

Bu çerçevede de oyunun bize ‘şuraya daha giremezsin’ demesinin bir mantıklı açıklaması vardı, çünkü oyunun içinde aslında bir ‘oyunun’ içindeydik. Şu anda ise tamamen ‘game logic’ yani ‘bu zaten bir oyun’ kafasıyla yaklaşıp giremediğinizi kabul etmeniz bekleniyor. Evet en başta Animus’umuzu kurcalayan bir ses, ara sıra sağda solda bazı ipuçları var tabii de…

Sevgili Oyungezerler ben yaşlanıyor muyum? Geri kafalı mıyım ben? Ben mi geçmişten kopamıyorum yoksa söylediklerimde bir kırıntı da olsa haklılık payı var mı?! (Bu noktada henüz oyunu bitiremediğimi ve içimde hala bir umut kırıntısı olduğunu da eklemek isterim. Ağustos sayısında yerle bir olmuş umutlarımla görüşmek üzere…)

Neyse, sonuç itibariyle geminize zabitlerinizi almadan (ki bunlardan biriyle çok olmadık bir yerde tanışacaksınız), Great Inagua’da üssünüzü kurmadan öyle her gördüğünüz açık dünya işaretine atlamayın. Söz veriyorum, oyun sizi saldığında yapacak bolca yan göreviniz olacak.

Çünkü Black Flag Resynced gene Animus Hub’a bağlı.

Shadows’la birlikte çıkan bu ‘hub’ sistemi yüklü AC oyunlarınıza tek bir yerden ulaşmanızı sağlıyor. Aynı zamanda oyunlarda gezip bulduğunuz anahtarları, bazı süreli yan görevlerden kazandığınız ödülleri burada kozmetiğe dönüştürmenizi de sağlıyor ama ben bunların hiçbirini yapmıyorum. Normal oyunumda karşıma çıktığı kadar anahtar topluyorum sadece. Zaten Shadows’da da yapmamıştım. Oyunun hikayesine ya da gidişatına bir katkıları da yok. Yapmıyorum yani itiraf edeyim ama gemime illa ki altın rengi kedi alacağım, 5 kuruş fazla olsun altın olsun diyorsanız o sizin bileceğiniz iş.

Vallahi Mega Über 4XL açık dünya CUK diye oturdu!

Evet, kozmetik kasmaya dayalı yan görevleri pek de iplemiyorum ben ama öbür yandan, Black Flag’in dünyasında da hiç sırıtmamış bu modern eklentiler. Ki bence Resynced için Black Flag’in seçilme sebeplerinden biri de bu. Yani deniz savaşlarında; gemiyle gezme, dalıp çıkma, balık avlama, başka gemileri avlama, sonra peşimize düşen diğer başka gemilerden kaçma döngüsüne eklenebilecek çok şey var.

Ve eklemişler de. Çok sözünü etmek istemediğim çevrimiçi bir oyunla bu korsancılık eğlencesini süzme yoğurt misali yoğunlaştırıp paketlemeye çalışmıştı Ubisoft. Beceremeyince de bir korkmuştuk açıkçası Black Flag’in yeniden yapılması düşüncesinden. Ama bu korku yersiz bir korkuymuş, o adını anmak istemediğim oyunda yapamadıkları her şeyi Black Flag’de yapmışlar. Geliştirme sürecinin nazarı çıkmış diyelim.

Ve ben bile, gemi savaşlarını sevmeyen ben BİLE keyif aldığımı itiraf etmek zorundayım. Evet, hala kötüyüm. Evet, bence gemiler hala çok yavaş ve hantal ve dönmüyor diyorum DÖNMÜYOOOOOOO-

Ama yeni silahlarımız var işte. Ateşli toplarımız, var olan silahlarımıza yeni güncellemeler, taret tipi silahlarımız derken biraz daha kolaylaşmamış değil işimiz.

İş böyle olunca yeni deniz savaşı kontratları, gezinirken tenhada kıstırdığınız yüklü bir gemiye sataşmak vesaire gibi yan aktiviteler de daha doğal hissettiriyor. Gemileri bangır gümbür denizin dibine göndermek yerine neyi var neyi yok soyup soğana çevirdikten sonra salmanız da kişisel tavsiyemdir. Neden diye sormayın.

Aynı yenilik ve akıcılık yakın dövüşte de mevcut. Mesela modern oyunlarda çok alıştığımız zırt pırt çömelebilme özelliğinin orijinal Black Flag’de olmadığını hatırladığımda çok şaşırdım. Bu ve benzeri mesela karanlıkta daha az görülme, yağmurlu havada daha az duyulma gibi yenilikçi özellikler de Black Flag Resynced’de mevcut. Benim gibi girdiğiniz her Hideout’ı falan ‘temizlemeye’ takıksanız, içim rahat söyleyebilirim ki gizlilik mekanikleri modernizasyonla birlikte gayet tatmin edici olmuş.

Tabii siz bir korsan ve isteseniz de istemeseniz de oyunun adı bu olduğu için bir suikastçisiniz. Öyle haldır huldur savaşamazsınız. Ama gelen saldırıları karşılayıp bıçağımızla düşmanların işine tekte son verebilmek, bu ansızın bıçaklamaları zincirleyebilmek ve gözünü sevdiğim duman bombalarıyla akıcı bir sinerji yakalamak fazlasıyla mümkün.

Ağır düşmanları da çekip vuruyoruz vallahi, yapacak bir şey yok.

Remake işine de girdik, sırada ne var Ubican?

Açık konuşayım, geçmişte modern zaman hikayesini oynanışa fazlasıyla entegre etmiş Black Flag gibi bir oyunun yeniden yapılıyor olması, kafamda bir ‘acaba’ düşüncesi uyandırmıştı. O ‘acaba’ suya düştü, bundan sonra da Edward Kenway dalsa çıkaramaz diye düşünüyorum.

Bence bu gidişat, Assassin’s Creed serisinin hayatına tarihin belirli dönemlerindeki suikastçileri ve düşmanlarını konu alan, birbirine bağı çok az olan tekli oyunlar olarak devam edeceğinin göstergesi. Ve diyebilirsiniz ki ablacım, o gidişat zaten senelerdir belli değil miydi?

Vallahi ne diyeyim Oyungezerler, sanırım en başından beri burada olanlarımız olarak biraz geçen zamanın bizi geride bıraktığını kabullenmekte zorlanıyoruz.

Assassin’s Creed Black Flag Resynced, kalbimi kıran kırpılmış kısımlarına rağmen çok güzel bir oyun. En başta serinin ruhunu yansıtan bir oyun demiştim, bu fikrimin hala arkasındayım. Edward’la birlikte çıktığımız yol çetin bir yol, her köşe başında bizi başka bir ikircikli durum, başka bir yaralayıcı tecrübe bekliyor. Hem Assassin’lerin hem de Templar’ların dünyasına konuk olan Edward’la yolun sonuna geldiğimizde ise emin olduğumuz tek bir şey kalıyor.

İnsan nereye giderse gitsin, hangi kostüme bürünürse bürünsün insan kalıyor.

SON KARAR

Assassin’s Creed Black Flag zaten orijinalinde hem karakterleri ve olay örgüsüyle, hem de çoğunluğu denizde geçen oynanışıyla iz bırakan bir oyundu. Resynced de orijinalinin günümüze gelmiş hali olarak hem tatmin edici ve akıcı bir oynanış, hem de akılda kalan bir hikaye sunuyor.

Assassin's Creed Black Flag Resynced
Çok İyi
8.5
Artılar
  • Bir remake olarak başarılı modernize edilmiş. Bkz. Deniz savaşları, yakın dövüş, yeni yan etkinlikler ve yeni görevler.
  • Çok güzel görünüyor! Her Assassin’s Creed oyununa yazıyor olabilirim ama altını çizmek istiyorum. Bkz. Karayipler’in şirin ve renkli sahil kasabaları, ışıl ışıl deniz.
  • Black Flag’i oynamış oyunculara da yeni tecrübeler sunabiliyor
  • Karakter listemiz biraz genişlemiş, pek de sırıtmamış sanki!


Eksiler
  • Homur homur sınıf sınıf modern zaman bi’ şeyler evet…
  • Animus Hub’la birlikte gelen süreli görevler. Normalde umrumda olmuyor ama zaten yeni bir kontrat sistemi varken üstüne bir de bu görevler oyunu çok şişiriyor bence. Shadows’da da aynı sistem vardı, keşke kontratlarla Animus Hub’ı birleştirseler.
YORUMLAR
Parolamı Unuttum