Call of Duty: Modern Warfare 4 - İnceleme

Benim tanıdığım Price bu değil

Call of Duty için son 5-6 yıldır herkesin aynı fikirde olması konseptine bayılıyorum. Herkes hemfikirdi çünkü: CoD artık vasat. Özellikle son üç oyun, yani Modern Warfare III, Black Ops 6 ve Black Ops 7, gerçekten vasat oyunlardı. Fakat bu sene bir şeyler değişti… Bu sene insanlar her yerde Call of Duty: Modern Warfare 4'ü övüyor… Bunu başarmak için de öyle bir vudu büyüsü falan yapmadılar. Kim olduklarını hatırladılar.

Call of Duty her ne kadar senelik çıkan bir seri olsa da bu oyunları farklı farklı stüdyolara yaptırıyorlar. Böyle baktığınız zaman Modern Warfare 4, Infinity Ward’un son 7 sene içerisinde yaptığı 3. oyun. Zaten diğer ikisi de Modern Warfare (2019) ve Modern Warfare II… Bu oyunları da kısaca hatırlamak gerekirse, 2019 yılında çıkan oyunun senaryo modu gayet doyurucuydu. Devamında çıkardıkları Warzone da dönemin popüler akımı olan battle royale furyasını yakalamakla kalmamış; Fortnite ve PUBG Mobile’dan sonra günümüzde hâlâ oynanan bir mod olmayı başarmıştı.

Modern Warfare II’ye baktığımız zaman ise kafalar biraz daha burada ayrışmaya başlıyor. Şahsen ben bu oyunun hem senaryo modunu hem de multiplayer tarafını çok severim. Genele baktığım zaman en çok vakit geçirdiğim Call of Duty oyunu bile olabilir Modern Warfare II. Fakat sebebini çok da anlayamadığım bir şekilde çoğu insan bu oyunu tam olarak sevmiyor. Senaryo modunda farklı şeyler denenmesini rahatsız edici bulan ciddi bir tayfa vardı.

Sonrasında çıkan üç oyunda ise bu farklı şeyler deneme hevesi iyice çığırından çıktı. Aslında her birinin öne çıkan özellikleri vardı. Mesela Modern Warfare III, hikâye tarafında rezalet bir şeyler denerken multiplayer tarafı çok keyifliydi. Ama o kadar abuk şeyler denediler ki çabuk bir “paylaşımıma beğeni alayım kaçayım” kafasıyla tweet atmak çok kolaydı. Sosyal medyada da sesi en çok çıkanlar senaryo modundan şikâyetçi olanlar olunca, multiplayer tarafında keyifli işler yapsalar bile dalga konusu olmaktan kurtulamadılar. Tabii bu oyunlara bir paket olarak baktığınız zaman da “Aman, artık CoD böyle, yapacak bir şey yok.” deyip geçiyordunuz.

Peki günümüze, yani Modern Warfare 4'e geldiğimiz zaman durum nedir? Öncelikle ortak bir karara bağlamamız gereken bir konu var. EA Sports FC ve Call of Duty, yapımcıları ne kadar kötü oyun yaparsa yapsın kâr getirecek seriler. Çünkü sosyal medyayı çok kullanmayan ve sırf bu oyunları oynamak için konsol alan insan sayısı hayal edebileceğimizden daha fazla. Sadece bununla da kalmıyor olay, rakipleri de yok. Bundan dolayı da ne olursa olsun her sene bu oyunlar en çok satanlar listesinde kalmayı başarıyor.

Hesaba katmamız gereken bir diğer konu ise aslında yapımcıların psikolojisi ve vicdanı… Büyükbaşlar her ne kadar kazandığı paraya baksa da kendisine saygısı olan her yapımcı iyi bir oyun yapmak ister. Ellerinde 4 yıl gibi uzun bir süre olan Infinity Ward, oyunun senaryo tarafı için gerçekten kafa yormuş ve güzel bir sonuca varmış. Peki bu sonuç ne, biliyor musunuz sevgili Goyunlar? Call of Duty’yi eskisi gibi yapmak… Yıllardır insanların istediği o dümdüz aksiyon FPS oyununu sunmak… Yok işte şu görevde bu kadar çeşit var, şurada istediğin gibi dolaşabiliyorsun, buradan parendeler atıp zırhlı düşmanları daha kolay vuruyorsun vs. vs. yok.

İncelemenin kendisine geçmeden önce değinmem gereken son bir nokta daha var: Metacritic puanı. Bu puanlara ne kadar önem veriyorsunuz bilmiyorum ama ben son dönemlerde burayı aman aman kale almıyorum. Çünkü Portekiz’den, carttan curttan, sırf para için yazılmış yüksek puanlı incelemelerle dolu oluyor. Bu oyunun puanı ben yazarken 86'ydı. Yani 2026 yılı içerisinde çıkmış en iyi oyunlardan bir tanesi demek oluyor bu… Puanlara bakıp karar vermek yerine neden güvendiğiniz insanların incelemesini okumalısınız sorusuna cevap olacak nitelikteki yazımıza başlayalım mı o zaman? Bence başlayalım.

Price Abey Sen Nabarsın???

Senaryoya tam olarak geçmeden önce belirtmem gereken bir nokta var. Bu inceleme dört ana kısımdan oluşacak. Senaryoyla başlayıp oynanış/mekanikler ve çok oyunculu tarafla ilerleyip DMZ ile bitireceğim. Çünkü herkesin Call of Duty alma amacı farklı oluyor, bunun farkındayım. Yani ilginizi çeken konuya direkt olarak atlayabilirsiniz.

Call of Duty: Modern Warfare 4, kendisine çok güzel bir konuyu temel alıyor: Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaşı. Tahmin edebileceğiniz üzere bu işe bir şekilde Amerikalılar ve Ruslar da dâhil oluyor. Zaten öbür türlü bu ne bir Modern Warfare oyunu olurdu ne de Captain Price ve Ghost gibi ikonik karakterleri görürdük.

Oyun aslında epey sakin bir başlangıç yapıyor. Şehir içinde devriye atan Güney Kore askerlerinin bir noktada karınları acıkıyor. Bu sebeple de bir markete giriyorlar. Kendi aralarındaki şakalaşmalar, ekipteki Amerikalı asker Dunn’ın neşesi falan burada içinizi sıcacık yapıyor. Tam bu sırada ise şehrin elektrikleri kesiliyor. Telaş içinde dışarı koşturan ekibimiz fark ediyor ki Kuzey Kore kuvvetleri şehri işgal etmeye kalkışıyor. Güzel bir aksiyon sekansından sonra ise oyun bizleri işgal başlamadan 5 gün öncesine götürüyor.

Bu 5 gün öncesi, Captain Price’ın bir gece kulübüne baskına gitmesiyle başlıyor. Aldığı bilgilere göre Makarov’un da içeride olduğu bu gece kulübünde, senaryo tarafına özel “yakın dövüş” mekanikleri devreye giriyor. Bayağı bayağı “counter” ve “dodge” şeklinde olan bu mekanikler oyunun devamında da karşımıza hatırı sayılır sayıda çıkıyor. Adeta bir John Wick filminden alınmışçasına yakın dövüşle silahlı aksiyonun birleştiği gece kulübü sekansının sonunda ise Price, Makarov’u buluyor. Şehir içinde çatıdan çatıya harika bir kovalamaca sahnesi ve çok tatmin edici bir kavganın ardından da Makarov’u alt ediyor.

Makarov ölmeden önce kendisinden de büyük isimlerin olduğunu çıtırdan belli ediyor. Bu sahneden sonra ise Price’ın yolu, önceki oyunlardan da hatırlayabileceğiniz kartel lideri Valeria ile kesişiyor. Bence Modern Warfare serisinin hak ettiği değeri en az gören karakteri olan Valeria, Price’a bir teklif sunuyor. Makarov’un da üstünde olan Arrow’a bir ticaret için silah götürmesi gerektiğini, Price yardım ederse de parayı alır almaz Arrow’u öldürmesine izin vereceğini söylüyor. Tam bu noktada sınırlar aşılmalı mı yoksa her zaman korunmalı mı ikilemini yaşayan Price, çizgiyi geçme kararı alıyor ve Valeria’ya yardım etmeye başlıyor.

Oyun beklemediğim şekilde bu sefer de bizleri Kuzey Kore’nin perspektifine götürüyor. Burası, bariz şekilde Kim Jong-un’dan esinlenmiş olan diktatörün cenazesiyle açılıyor. Yerine ise hâliyle oğlu Ri Seung-Ho geçiyor. Ablası Ri Ju-Young ise Kuzey Kore silahlı kuvvetlerinin genel komutanı olarak rol alıyor. İkisinin arasında oyun boyunca güzel bir aile ve ülke draması yaşanıyor. Seung-Ho, babasının aksine ülkenin şefkatle yönetilmesi gerektiğini düşünüyor. Ju-Young ise tam tersine, babasının sert yönetim tarzının devam etmesi gerektiğini savunuyor. Tabii ülkenin başındaki kişinin Seung-Ho olduğunu düşününce kimin daha baskın olduğunu tahmin etmek çok da zor olmuyor.

Ayrıca bu Kuzey Kore bölümünde oyun dünyasında daha önce görmediğim bir kısım daha yer alıyor. Ju-Young’a, köylerden birinde vatan hainleri olduğu bilgisi geliyor. Bunun üzerine kendisi ufak bir ordu toplayarak köyü basmaya gidiyor. Rastgele bir Kuzey Kore askerinin gözünden oynanan bu sahnede isterseniz köyde karşılaştığınız herkesi öldürebiliyor, isterseniz de saklanan kişilerin yerlerini gizleyerek bazı köylülerin kurtulmasını sağlayabiliyorsunuz. Böyle yerlerde biraz daha rol yapmayı sevdiğimden dolayı her köylünün kafasına sıkarak gittiğim doğrudur…

Gördüğümüz bu üç perspektiften sonra ise olaylar geliştikçe gelişiyor. Hikâyedeki her bir parçanın birbirine bağlanışını çok güzel işliyorlar. Kuzey Kore’nin kendi iç çatışması, Güney Kore’nin işgale karşı planlar yapması, Price ve Task Force 141'in bir noktada karşı karşıya gelmesi gibi gibi… Bu arada inanılmaz bir fikirle falan bağlanmıyor. Bu alakasız ama aslında iç içe olan parçalar gayet basit, düz ama tatmin edici bir şekilde bağlanıyor.

Benim tam olarak anlam veremediğim bir yer varsa o da Arrow karakteri. Valeria’nın silahı satacağı kişi olan Arrow’u Mads Mikkelsen canlandırıyor. Oyunun senaryo modunda eleştirebileceğim noktalardan biri de aslında tam olarak kendisi. Rusya Savunma Bakanı olarak karşımıza çıkan Arrow, hikâye içinde biraz zorlama kalmış gibi hissettiriyor. Yaptığı tek şey, Kuzey Korelilere gidip “Aslında Güney Korelilere saldırsanız çok iyi olmaz mı ya???” diye fişteklemek. Bir de daha önce hiç görmediğimiz bu karakter yüzünden Price’ın bir anda çizgileri aşması falan yine zorlama kalan kısımlardan biri. Ha tabii Mads Mikkelsen müthiş bir aktör, o sayede ekranda gördüğüm her an tedirginlik yaşayabildim.

Hikâyedeki diğer karakterlerin tamamını ise çok sevdim. Eskiden beri tanıdığımız Price, Valeria, Ghost ve benzeri isimlerin senaryodaki rolleri gayet güzel işlenmiş. Özellikle Price ile Ghost’un fragmanlarda da görünen kavga sahnesi öyle güzel kuruluyor ki duygu patlaması yaşayarak oynadım o bölümü. Ghost’un ne kadar korkunç olabildiğini, Price gibi bir adamın bile bacaklarını titretebildiğini falan görebilmek epey güzeldi. Orijinal Modern Warfare serisinde sadece havalı bir maskesi olduğu için sevilen bu karakterin yeni seride gerçek bir kişiliğe kavuştuğunu görmek, zaten bütün seri boyunca beni memnun eden unsurlardan biri.

Fakat hikâye modu maalesef kusursuz değil. Senaryonun ikinci yarısı o kadar da iyi değil. Bu cümleyi bu sene oynadığım o kadar çok oyun için kurdum ki artık kendimi sorgulamaya başladım. Bilmiyorum, 2026'da benim mi içimde bir şeyler değişti, yoksa bu sene şanssız bir yıl mı? Ama oyunun ikinci yarısında hem tempo çok düşüyor hem de oyun sürükleyici unsurların tamamını ilk yarıda tükettiği için sizi ekrana aynı şekilde kilitleyemiyor. Gerçi baktığınız zaman yarısı dediğim şey zaten 3 saat kadar. Call of Duty bu, 6-7 saatten fazlasını beklememişsinizdir umarım :D

Kısaca buraları bir toparlamak gerekirse, son üç oyunun rezalet tek kişilik modlarından sonra köklerine dönmüş, sinematik aksiyon dolu bir Call of Duty oynamak beni çok iyi doyurdu. Bu tarz oyunların yapımı maliyetli olduğu için kimse bu işe yanaşmıyor. Böyle olunca da bu açlığımızı giderebilecek tek yapım CoD serisi oluyor. Bu arada her ne kadar memnun kalmış olsam da sosyal medyada övüldüğü kadar “efsane” olduğuna katılmıyorum. İnsanların biraz da bu açlıktan dolayı abartılı şekilde övdüğünü düşünüyorum. Birkaç sene daha üst üste böyle hikâye modu yapsınlar, o zaman da “Pfff, sıktı bu sinematik aksiyonunuz! Nerede Black Ops 6'daki gibi seçenekli bölümler?” diye mızmızlanmalar başlayacaktır. Oyuncu topluluğu bu kadar çünkü, yüzsüz…

Eee Silah Var İşte...

Call of Duty serisi her zaman oynanış tarafında iyi iş çıkarmıştır. Zaten bundan dolayı yıllardır piyasada tutunmayı başarıyor. Modern Warfare 4'te de bunun aksi bir durum yok. Hatta ufak geliştirmelerle birlikte epey sağlam bir ilerleme var. Aslında bakarsanız büyük bir değişiklik yapmaları da epey zor. Son yıllarda yapabildikleri tek şey “omni-movement” olmuştu ki o da Black Ops serisine özel tutulmuş... Yani bu oyunda maalesef yer almıyor.

Modern Warfare 4, oynanış tarafındaki en büyük değişikliği senaryo kısmında da bahsettiğim yakın dövüşle yaşamış. Çoğu FPS oyunu, ki buna tamamen yakın dövüş odaklı olanlar da dâhil, bu kadar doyurucu bir aksiyon sunamıyor. Karakterin salladığı her yumruk düşmana oturduğunda içinizden “OOOHHHHHHHH” diyorsunuz. Hatta bazen sesli... Bu mekaniğin özellikle Ghost ile Price’ın kavgası için yapıldığı da bariz. Çünkü reflekslerinizi cidden zorlayan, düşmanın hareketlerini çözmeniz gereken bir kavga yaşanıyor.

Tabii bir FPS oyununun kilit noktası nedir? Silahlar. Dediğim ufak geliştirmelerin tamamı da aslında bu alanda yaşanıyor. Yepyeni bir mekanik eklemek veya silahları farklılaştırmak gibi işlere girmemişler. Onun yerine mesela silahların seslerini daha tok hâle getirmişler. Zaten “iyi” seviyede olan sesler artık muazzam bir seviyeye ulaşmış. Namluya takılan her bir parçanın da bu seslerde kendi imzasını atması ayrı bir detay.

Bir de bahsetmem gereken TTK (Time to Kill / Öldürme Süresi) meselesi var. Buna çok oyunculu tarafta yeniden değineceğiz, burada söyleyeceklerim sadece senaryo modu için geçerli. Düşmanlar ortalama 2-3 mermide ölüyor ki bu da tek kişilik bir akış için çok doğru bir süre. İşin en güzel tarafı şu: ZIRHLI LAVUKLARI KALDIRMIŞLAR!!!!! Ne saçma bir şeydi o arkadaş ya? Ben bir Call of Duty oyununda neden bir düşmana koca bir şarjör boşaltmak zorunda kalıyordum? Dediğim gibi, hikâye tarafında mutluyum.

Son olarak ise en önemli kısım olan “tempo” konusu var. Omni-movement olmadığı için önceki iki oyun kadar hızlı olmadığını tahmin edebilirsiniz. Zaten Modern Warfare serisi, Call of Duty oyunları içinde ayağı en çok yere basan seri olmuştur. Bu oyunun da yeni serinin ayağı en sağlam basanı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Önceki oyunlar kadar hızlı olmasa da yorucu bir yavaşlığı da yok. Uçup kaçmak, yunuslama şeklinde “peek” atmak, duvardan duvara zıplamak falan burada yok. Her ne kadar tempoyu beğenmiş olsam da bunun yarattığı bir sıkıntı var: Karakterler fazla yavaş kalmış. Sanki sabah koşusu için sahilde debeleniyormuş gibi koşuyor karakterler... Onun dışında gözüme batan hiçbir hız problemi olmadığını da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Harita Yapmak Neydi? Harita Yapmak Bir Sanattı...

Gelelim işin bam teline, yani çoğunuzun bu oyunu alma sebebi olan çok oyunculu tarafa. Baştan söyleyeyim, bu kısım biraz sinirli geçecek. Senaryo modunda yüzümü güldüren Infinity Ward, multiplayer tarafında sanki bambaşka bir stüdyoymuş gibi davranıyor…

İşe en büyük dertten, yani SBMM’den (Skill Based Matchmaking / Yetenek Tabanlı Eşleştirme) başlayalım. Bu sistem neredeyse her Call of Duty oyununda vardı, olmaya da devam edecek. Ama Modern Warfare 4'te durum düpedüz rezalet. Ne kadar iyi oynarsam oynayayım, kendimi ne kadar geliştirirsem geliştireyim hiçbir şey fark etmiyor. Çünkü oyun sanki tek bir amaca kilitlenmiş gibi hissettiriyor: K/D oranınızın 1.00 civarında kalmasına özen göstermek. İyi bir maç mı çıkardınız? Tebrikler, ödülünüz bir sonraki maçta karşınıza dizilecek altı tane turnuva oyuncusu. Kötü mü geçti? Merak etmeyin, birkaç maç sonra yine aynı yere döneceksiniz. Bundan dolayı da her maç gereksiz derecede rekabetçi, terletici ve yorucu geçiyor. Akşam işten gelip iki el kafa dağıtayım diyorsunuz, kendinizi bir anda dünya şampiyonası finalinde buluyorsunuz. Üstüne bir de oyun çıkışta Open Matchmaking seçeneği sunmuyor. Yani kaçacak bir deliğiniz bile yok.

Bunun en can sıkıcı tarafı da gelişme hissini tamamen öldürmesi. Bir oyunda kendinizi geliştirdiğinizi görmek, başlarda zorlandığınız şeyleri zamanla rahatça yapabilmek, çok oyunculu oyunların en tatlı hislerinden biridir. Modern Warfare 4'te bu his yok. Çünkü siz geliştikçe karşınızdakiler de “gelişiyor”. Haftalarca kasıp aynı skor tablosuna bakmak bir noktadan sonra insanı “Ben burada ne yapıyorum ya?” sorusuna itiyor.

Senaryo kısmında TTK’yı övmüştüm, hatırlarsanız. Orada 2-3 mermide düşen düşmanlar tek kişilik akış için tam kıvamındaydı. Fakat iş çok oyunculu tarafa gelince bir şeyler ters gitmiş. Burada düşmanlar 4 mermiden aşağı ölmüyor. Kâğıt üzerinde “Ne var bunda, alt tarafı bir mermi fark” diyebilirsiniz. Ama hızlı tempoya sahip olması gereken bir oyunda bu fark aşırı hissediliyor. Biraz daha zorlasalar neredeyse The Finals kadar uzun olacakmış bu süre. Call of Duty oynuyorum ben arkadaş, bir düşmanı yere indirmek için strateji toplantısı yapmak istemiyorum! Yapmaları gereken şey aslında çok basit: TTK’yı azıcık, ne bileyim %15 kadar falan kısaltmak. Bu kadar. Ne fazlası ne eksiği.

Haritalara geldiğimizde ise… Ah haritalar… Bir tanesi hariç hepsi rezalet. Oynaması keyif vermeyi geçtim, çoğu oynamaya değer bile değil. Oyun 12 ana haritayla çıkıyor ve durumu şöyle özetleyeyim: 1 tanesi iyi, 3 tanesi vasat, 6 tanesi vasatın altı, kalan 2 tanesi de direkt olarak çöp. Bu oranla çıkan bir Call of Duty oyununun test sürecinde neler yaşandığını gerçekten merak ediyorum.

O tek iyi harita ise Nautical, yani gemi haritası. Bu harita gerçekten tam bir Call of Duty haritası. Her an arkanızı kollamanız gerektiğini hissediyorsunuz. Pusma noktalarının az olması sayesinde de gerçekten tempolu maçlar yaşanabiliyor. Nautical’ı oynarken “İşte bu!” diyorsunuz, ama sıradaki haritanın yüklenmesiyle birlikte o heves de uçup gidiyor. Bir haritayla bu kadarını yapabilen bir stüdyonun diğer on bir haritada neden bu kadar sınıfta kaldığını anlamak gerçekten zor. Üstelik sorun sadece tasarım da değil, görünürlük de berbat durumda. Ama ona birazdan oyuncu kitlesine geçince değineceğim, çünkü bu ikisi birbirine sıkı sıkıya bağlı.

Spawn, yani doğma noktalarının haritalardaki konumlandırması ise apayrı bir salaklık. Normalde öldüğünüzde biraz kendinize gelebilmeniz için daha güvenli bir alanda doğmanız gerekir, değil mi? Modern Warfare 4 bu konuda farklı düşünüyor. Çoğu zaman sizi direkt olarak düşmanın yanına atıyor. Daha ne oldu diyemeden de ölüyorsunuz, çünkü tepki vermeye vaktiniz bile kalmıyor. Ölüm kamerasını izleyip “Ben bu adamı hiç görmedim ki?” dediğim anların sayısını tutmayı çoktan bıraktım. Bir de her 3-4 maçın birinde spawn noktası kilitleniyor ve doğar doğmaz takımca avlanıyorsunuz ki bu da ayrıca can sıkıcı. İşin komik tarafı, Infinity Ward beta sürecinden beri spawn’ların düzeltilmesi gerektiğinin farkındaydı. Çıkış öncesi yamada üzerinde çalıştıklarını da açıkladılar. Sonuç ortada…

Asıl sorun da bu dertlerin tek tek değil, hep birlikte gelmesi. Düşünün: SBMM sizi ter kokan bir lobiye atıyor. Vasatın altındaki bir haritada, düşmanın burnunun dibinde doğuyorsunuz. Sahilde sabah koşusu yapar gibi koşan karakterinizle güvenli bir yere kaçmaya çalışırken, karanlık bir köşede pusan adam size 4 mermiyi boşaltıyor. Sonra tekrar doğuyorsunuz ve döngü baştan başlıyor. Tek başına her biri katlanılabilir sorunlar belki. Ama hepsi aynı maçta üst üste binince, “Bir maç daha atayım” demek yerine “Yeter bu kadar” deyip oyunu kapatıyorsunuz.

Silah geliştirmeleri gibi kısımlarda ise çok bir değişiklik yok. Eklentiler, seviye atlatmalar, kamuflajlar… Alıştığımız düzen devam ediyor. Bu tarafta sevdiğim tek yenilik Apex eklentileri. Silahınızı maksimum seviyeye çıkardığınızda gerçekten bambaşka bir şeye dönüşme şansı oluyor. Sonunda bir silahı saatlerce kasmanın gerçekten hissedilen bir ödülü var. Keşke multiplayer modunun geri kalanı da bu kadar düşünülerek yapılsaydı…

Oyun modlarına gelirsek, bildiğimiz klasik 6'ya 6 modların yanında birkaç yenilik de var. Ground War artık Combat Outpost adıyla karşımızda. 32'ye 32 oynanan, araçlarla piyadenin bir arada olduğu bu modda noktaları tuttukça kaynak biriktiriyorsunuz. Yani artık sadece bayrak kapmak değil, haritanın kontrolünü elinizde tutmak önemli. Search and Destroy tarzındaki Collateral moduna ise satın alma turları eklenmiş. Bu da işe biraz Counter-Strike tadı katıyor. Gunfight da tabii ki yerinde duruyor, kendine ait haritalarıyla birlikte.

Yeni modların arasında en çok konuşulanı ise Kill Block. Sürekli şekil değiştiren, modüler bir eğitim alanı gibi düşünebilirsiniz bunu. Açıkçası ilk birkaç seferde ben yenilikçi ve güzel buldum. Fakat elinize verdiği silahlar çok çabuk tekrara düşüyor ve birkaç maçtan sonra hep aynı şeyleri yapıyormuş gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu yüzden de uzun vadeli bir eğlence sunamıyor. İlk buluşmada harika, üçüncüde sıkıcı bir randevu gibi… Bunların yanında Hijack gibi yeni modlar da var.

Gelelim oyuncu kitlesine… Hem önceki oyunlara göre daha ağır bir tempo olmasından hem de haritaların sadece tasarım değil, görünürlük açısından da çok kötü durumda olmasından ötürü daha önce hiçbir Call of Duty oyununda görmediğim kadar pusan insan var. Karanlık bir pencere, bir varilin arkası, bir merdiven boşluğu… Tempo ağır olunca pusu kurmak cazip hâle geliyor. Görünürlük kötü olunca da köşede bekleyen adamı fark etmeniz neredeyse imkânsız oluyor. Sonuç olarak oyun bir Call of Duty’den çok, saklambaç turnuvasına dönüşüyor zaman zaman. Nautical’ın neden bu kadar iyi olduğunu da sanırım buradan anlayabilirsiniz: Pusacak yer yok, herkes hareket etmek zorunda.

Bir de dergide kutulardan birinde ayrıca değindiğim bir konu var (siteden okuyanlar, kusura bakmayın…). SBMM yüzünden neredeyse herkes bambaşka bir oyun oynuyor. Benim bütün maçlarım kan, ter ve gözyaşı içerirken millet lay lay lom şekilde çatışıyor. Biri gelip “Ya oyun çok rahat, maçlar gayet sakin” dediğinde yüzüne nasıl baktığımı tahmin edebilirsiniz. Aynı oyunu oynadığımız iki insanın bu kadar farklı deneyimler yaşaması da açıkçası sinirimi bozuyor…

Ben Call of Duty: Modern Warfare (2019)’dan sonra çıkan her oyuna yeni nesil ya da yeni seri gözüyle bakıyorum. Bunların içinde Vanguard hariç (Dünya Savaşı konseptini sevmiyorum, silahlar da bana çok yavan geliyor) her birinde ciddi vakit harcadım. Ve açık ara en kötü çok oyunculu deneyimi Modern Warfare 4 yaşatıyor. Birikmiş bir sinir de olabilir elbette, bunu kabul ediyorum. Ama düşüncem bu yönde. Şu tek kişilik moda yakışır bir şey yok karşımızda. Black Ops 6 ve 7 menekşeymiş, bilememişim ben…

Girişte Metacritic puanlarından bahsetmiştim ya, işte tam olarak bu yüzden. Eleştirmenlerin çoğu oyunun çıkışından önce ya da ilk günlerinde, henüz lobiler oturmadan, SBMM tam devreye girmeden oynadı ve incelemesini yazdı. Ama sizler bu oyunu haftalarca, aylarca oynayacaksınız. O yüzden çok oyunculu taraf için karar verirken puanlara değil, oyunu gerçekten uzun süre oynayan insanların ne dediğine bakmanızı tavsiye ederim.

Bu arada çok oyunculu taraf için söylediklerimin hiçbirine DMZ modunu katmıyorum. Orada diyeceklerim çok ayrı. Hatta uzatmadan konuyu oraya geçirelim.

Extraction Shooter Türünün En İyisi Olması??

Dergide bir süredir extraction shooter oyunlarını inceleme işi bana düşüyor. Bu süreçte Arc Raiders gibi çok kaliteli oyunlara da göz attım, ortalama diyebileceğim Marathon’a da… Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Call of Duty: Modern Warfare 4'ün DMZ modu, şu an piyasada oynayabileceğiniz en iyi extraction shooter deneyimi. Tabii Arc Raiders’ın son güncellemesinin epey övüldüğünü ve benim henüz denemeye fırsat bulamadığımı da belirteyim. Adil olalım, değil mi?

Önce DMZ’yi hiç bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim. Mantık klasik extraction shooter mantığı. Haritaya iniyorsunuz, görev yapıyorsunuz, ganimet topluyorsunuz ve en önemlisi sağ salim çıkmaya çalışıyorsunuz. Çıkamazsanız üzerinizdeki her şey haritada kalıyor. Bu sefer olayın geçtiği yer, Kore Yarımadası’nın sınırında, dış dünyaya kapatılmış bir bölge olan Hajin Exclusion Zone. Haritada 13 ana bölge, toplamda da 60'tan fazla isimli lokasyon var. Kuzey Kore tarafında bir hapishane ve bir hava üssü, Güney Kore tarafında köyler, tarlalar ve koca bir şehir, kuzeydoğuda da bir nükleer reaktör… Her maçta 3 kişiye kadar olan 20 ekip aynı haritaya iniyor. İsterseniz tek başınıza da girebiliyorsunuz. Solo oyuncular için “Stealth Meter” gibi ufak yardımlar da var. Bir de dinamik hava durumu meselesi var: Maç ilerledikçe yağmur ve kar şiddetleniyor. Yani haritada ne kadar uzun takılırsanız, işler o kadar zorlaşıyor. Bu arada Hajin, Season 1 ile birlikte Warzone’un da yeni haritası olacak. Yani Warzone oyuncuları, DMZ’de bu haritayı ezberleyenlerden korksun.

Maçlar arasında ise FOB (Forward Operating Base) adındaki kendi üssünüze dönüyorsunuz. Teçhizatınızı burada hazırlıyor, Vendor’dan alışveriş yapıyor, 3D Printer’dan ekipman üretiyorsunuz. Üs başta oldukça küçük, ama DMZ seviyeniz arttıkça yeni bölümler açılıyor. Bu seviye de çok oyunculu taraftan ayrı, 70'e kadar giden kendi ilerleme sistemine sahip. İşin en sevdiğim kısmı ise Operator’lar. Her Operator’ın Warfighter, Scout ve Survivalist adında üç ayrı Trait Tree’si var. Toplamda 66 Trait bulunuyor, ama bir Operator’a en fazla 18 Trait Point harcayabiliyorsunuz. Seçtiğiniz Trait de bir daha geri alınamıyor. Yani “Her şeyi açarım nasılsa” diyemiyorsunuz, gerçekten bir karakter inşa ediyorsunuz. Öldüğünüzde ise Operator’ınız MIA durumuna düşüyor. Ya DMZ Cash’le kurtarma ekibi gönderip onu Trait’leriyle geri alıyorsunuz ya da yüzüstü bırakıp sıfırdan başlıyorsunuz. Bir de diğer oyuncuları avladıkça “notoriety” seviyeniz artıyor ve haritada yeriniz belli oluyor. Yani etrafa saldırıp duran tipler de bir noktada kendileri av oluyor. Adalet bu olsa gerek…

Görevler tarafında ise iş epey dolu. FOB’daki dizüstü bilgisayardan aldığınız DMZ Orders, üçerli sayfalar hâlinde ilerliyor. Hem modu öğretiyor hem de hikâyeyi anlatıyor. Her bölüm de bir hikâye görevi ile bitiyor. Hikâye görevleri kendi brifingi, tehdit seviyesi ve ödülleriyle geliyor ve sizi direkt olarak görevin yakınına bırakıyor. Bunların yanında her maça özel üretilen Dynamic Operations ve hiçbir göreve bağlı kalmadan haritaya daldığınız Free Roam modu da var. Bir de işin boss tarafı var. Bölgeyi elinde tutan Hundred Spirits adlı örgütün Lieutenant’ları kendi özel ganimet odalarıyla haritada sizi bekliyor. FOB’daki Boss Board’dan bunların yerine dair istihbarat satın alıp ava çıkabiliyorsunuz. Ama asıl mesele onları öldürmek değil, düşürdükleri Dog Tag Case’le sağ salim çıkabilmek. Çünkü o çanta elinizdeyken herkesin hedefi sizsiniz. Bunların yanında haritada dolaşan Colossus gibi devasa Commander’lar da var. Onlarla karşılaştığınızda “Neden buraya geldim ki ben?” diye düşünmeniz çok olası…

Benim için DMZ modunu başarılı kılan ise haritaların doluluğu ve zorlayıcılığı. Yapay zekâ, senaryo modundaki düşmanlar kadar basit bir şekilde karşınıza çıkmıyor. Sizi gerçekten köşeye sıkıştırmaya ve çaresiz bırakmaya odaklanıyor. Taktik düşünmeniz gereken epey yer oluyor ki zaten extraction shooter’ın en özel yanı da budur. Sadece reflekslerinize değil, elinizdeki ekipmana ve beyninize de güvenmeniz gerekmesi. İşte bunu beklemediğim şekilde çok iyi yapmışlar. Çok oyunculu taraftaki pusucuların aksine, burada köşede bekleyen düşman size gerçekten bir şeyler öğretiyor. Açıkçası ben bu türün heyecanının yavaştan azaldığını düşünüyordum. Neden tanıtımlarda özellikle bu mod üzerine yoğunlaştıklarını DMZ’ye girdikten sonra anladım.

Bir de DMZ’nin kendine ait bir hikâyesi olduğunu belirtmem lazım. Bu hikâye, senaryo modunun bittiği yerden devam ediyor. Hâliyle spoiler olmasın diye detaya girmeyeceğim, ama senaryoyu bitirip “Peki şimdi ne olacak?” diyenler cevabı burada bulacak. Infinity Ward’un da yeni hikâye görevleri ekleyeceğini düşünürsek DMZ, Modern Warfare 4'ün uzun vadede en çok yaşayacak modu olmaya aday. Çok oyunculu tarafta canı sıkılan biri olarak söylüyorum. Bu oyunu bir şeyden ötürü alacaksanız, o şey DMZ olsun.

Sonunda Gerçek Bir YENİ NESİL Call of Duty!

Grafiklere geldiğimizde ise Modern Warfare 4 gerçekten göz dolduruyor. Kore’nin neon ışıklı şehir sokaklarından Kuzey Kore’nin kasvetli köylerine kadar her mekân ayrı bir özenle hazırlanmış. Senaryo modunda özellikle o açılış sahnesindeki market ve elektriklerin kesildiği an, ışıklandırmanın ne kadar iyi kullanıldığını gösteren güzel bir örnek. Benim bilgisayarımda AMD 7800 XT ekran kartı var ve oyunu her şey ultra ayarlarda gayet akıcı bir şekilde oynayabildim. Tabii bir istisna dışında: Ray Tracing’i açamadım. Çünkü oyunun performansını direkt olarak öldürüyor malumunuz... Ama dürüst olayım, Ray Tracing olmadan da oyun epey şık görünüyor, yokluğunu çok fazla hissettiğimi söyleyemem. Oyunun PlayStation 4 ve Xbox One nesline çıkmadığını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.

Fakat bu güzel grafiklerin bir bedeli de var ve o bedeli çok oyunculu tarafta ödüyoruz. Daha önce de bahsettiğim görünürlük sorunu tam olarak burada devreye giriyor. Haritalar o kadar detaylı, o kadar çok gölge ve dağınıklıkla dolu ki köşede bekleyen bir düşmanı fark etmek bazen imkânsız hâle geliyor. Senaryo modunda “Vay be!” dedirten bu detaylar, çok oyunculu tarafta “Bu adam nereden çıktı?!” diye bağırtıyor. Güzel olmak her zaman iyi bir şey değilmiş demek ki… Zaten bundan dolayı hiç kimse çok oyunculu tarafta grafikleri köklemiyor. Hepimiz en düşükte oynuyoruz :P. Yazı içerisinde bulunan bazı ekran görüntülerinin kötü gözükme sebebi de bu zaten.

Seslere gelince, silah seslerinden oynanış kısmında uzun uzun bahsetmiştim zaten. Tok, dolgun ve her eklentiyle değişen sesler bu oyunun en güçlü yanlarından biri. Bunun yanında çevre sesleri de oldukça başarılı. Uzaktan gelen patlamalar, helikopter pervaneleri, DMZ’de ne yönden geldiğini anlamaya çalıştığınız ayak sesleri… Hepsi işini gayet iyi yapıyor. Seslendirme tarafında da Mads Mikkelsen başta olmak üzere oyuncu kadrosu gerçekten iyi iş çıkarmış. Özellikle Price ile Ghost’un kavga sahnesinde seslendirmenin o gerilime ne kadar katkı sağladığını hissedebiliyorsunuz.

Paranızı Nasıl Harcayacağınıza Lütfen İyi Karar Verin!

Girişte ne demiştim? Bu sene herkes Call of Duty: Modern Warfare 4'ü övüyor. Peki haklılar mı? Yarı yarıya… Infinity Ward gerçekten kim olduklarını hatırlamış, ama sadece bazı modlarda. Senaryo modu, son üç oyunun rezaletlerinden sonra ilaç gibi geldi. Dümdüz, sinematik, bol aksiyonlu bir Call of Duty hikâyesi… İkinci yarısında tempo düşse de, Arrow karakteri biraz zorlama kalsa da Price ile Ghost’un o kavga sahnesi tek başına oyunun hakkını veriyor. DMZ ise tam bir sürpriz oldu. Uzun zamandır extraction shooter türüne bu kadar keyif alarak girdiğimi hatırlamıyorum. Üstüne bir de grafikler ve silah sesleri eklenince, kâğıt üzerinde gerçekten son yılların en iyi Call of Duty’si karşımızda duruyor.

Fakat iş çok oyunculu tarafa gelince o kâğıt yırtılıyor. SBMM, uzun TTK, 12 haritanın 11'inin sınıfta kalması, düşmanın kucağına atan spawn’lar ve her köşeden fışkıran pusucular… Bunların her biri tek başına katlanılabilir belki, ama hepsi bir araya gelince ortaya 2019'dan beri oynadığım en yorucu Call of Duty deneyimi çıkıyor. Ve unutmayalım ki bu serinin oyuncularının çoğu, oyunu tam da bu mod için alıyor. Senaryoyu bir hafta sonunda bitirip kenara koyuyorsunuz, ama multiplayer’a aylarca girip çıkacaksınız. İşte bu yüzden Metacritic’teki o 86'ya bakıp kararınızı vermemenizi bir kez daha hatırlatıyorum.

Kısacası Modern Warfare 4, aynı kutunun içinde iki farklı oyun gibi. Bir tarafta yıllardır beklediğimiz Call of Duty, diğer tarafta yıllardır kaçtığımız Call of Duty… Eğer senaryo ve DMZ için alıyorsanız gözünüz kapalı alın, pişman olmazsınız. Ama sırf multiplayer için alacaksanız, Infinity Ward’un önümüzdeki sezonlarda neler yapacağını görmek için biraz beklemenizi tavsiye ederim. Belki birkaç yamadan sonra o da toparlanır.

SON KARAR

Senaryo tarafında özlenen o Call of Duty hissini yaşasak bile, çok oyunculu tarafta yıllardır bunaldığımız oyunun aynısını yapmışlar. Hatta haritalar yüzünden daha bile kötüye gittiği söylenebilir...

Call of Duty: Modern Warfare 4
İyi
7.5
Artılar
  • Özlediğimiz saf aksiyon hikâyesi...
  • Grafikler gerçekten yeni nesil hissettiriyor, sonunda
  • DMZ modu tek başına bir oyun kadar doyurucu
  • Silahların tokluğu bir üst seviyeye ulaşmayı başarmış
  • Call of Duty serisinin geleceği hakkında ümit veriyor


Eksiler
  • Klasik çok oyunculu tarafı can sıkıcı durumda
  • SBMM denen illetin artık çıkarılması lazım
  • Haritalar çok kötü
  • Oyuncu kitlesi...


YORUMLAR
Parolamı Unuttum