Over The Hill - İnceleme
Huzur, insanın kendi içiyle ve dış dünyayla kavga etmeyi bıraktığı o sessiz andır
Video oyunlarının geniş bir spektruma yayılıyor olması olayını çok seviyorum. Ben normal koşullarda "cozy" dediğimiz türü çok seven birisi değilim. Daha çok aksiyon olsun, rekabet olsun isteyen birisiyim. Bunu zaten incelediğim oyunlara baktığınızda da çok rahat fark edebilirsiniz. Battlefield, Call of Duty, EA Sports FC vs vs... Fakat sonuçta ben de bir insanım. Her zaman bu sinir stresi kaldırmak istemiyorum. Bazen işten gelince yapmak istediğim tek şey; ayaklarımı uzatıp arkama yaslanmak oluyor.
İşte bu gibi durumlarda genellikle oynayacak bir şeyler bulamıyorum. Çünkü bu türde olan oyunların çok büyük kısmı ırgatlık üzerine kurulu oluyor. Yahu ben 60 yaşında emekliliğim gelsin de Ege’nin köyünde domat yetiştireyim hevesinde olan biri değilim ki. Niye her “cozy” oyunun odak noktası burası? Neyse o başka yazının konusu olabilir aslında fena fikir değilmiş :p.
Over the Hill işte benim bu derdime çare olan oyun oldu. İşten eve geldiğim zaman veya EA Sports FC’ye ana avrat küfürler ettikten sonra arkama yaslanıp da HUZUR bulacağım bir materyal… Birbirinden tatlı off-road arabalarımı topladım, üzerlerine şirin şirin eşyalar ekledim ve sürdüm. Çok sürdüm. Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim sevgili Goyunlar. Bunu yaparken de rahatladım. Çok ihtiyacım varmış bu oyuna.
MOTORLARI ÇALIŞTIRIN!
Aslında temeline baktığınız zaman Over the Hill, Amerika’yı yeniden keşfeden bir şeyler yapmıyor. Eski bir 4x4 cipe atlayarak, tek başınıza çevreyi keşfediyorsunuz. Bunu da bir amaç doğrultusunda yapmıyorsunuz. Bir yolun, bir tepenin arkasının veya işte derenin diğer tarafında ne olduğunu görmek için yapıyorsunuz. Yani en azından ben öyle oynadım. Yoksa oyunun içerisinde hiç amaç yok gibi bir durum yok.
Tabii 4x4 cip dediğime bakmayın, oyunun içerisinde yer alan araç seçenekleri beklediğimden çok daha fazla. İşin daha da şaşırtıcı tarafı gerçekten farklı hissettirmeyi başarıyor bunlar. Yani bir İngiliz aracıyla, bir Japon aracının ağırlığını ufak detaylarda rahatlıkla fark edebiliyorsunuz. Aynı zamanda da araçların özelleştirme seçenekleri de çok güzel olmuş. Ben mesela aracın üstünü bavullarla doldurup, ayıcıklı anten falan taktım görsellerde de görebilirsiniz.
Ben her ne kadar burada araçları da övsem, çeşitliliği de övsem aslında önemli olan tek bir konu var bu tarz oyunlarda. Sürüş mekanikleri. Bence çok tatlı bir noktada yapmayı başarmışlar bu konuyu. İnsanı zorlayıp da terletecek kadar simülasyon değil, araçların teneke gibi hissettirmesine yol açacak kadar arcade de değil. Bu noktayı tutturmayı deneyen ve başarısız olan birçok oyun olduğunu düşününce yapılan işi takdir etmek gerekiyor.
Over the Hill bir arazi oyunu olduğundan dolayı her aracın iki tane devir sınırı modu var. Yüksek (H) ve düşük (L) olarak isimlendirilen bu modlar, oyun içerisinde en çok dikkat etmeniz gereken unsurlardan. H modunda kullandığımız araçlar, ulaşabileceği maksimum hıza ulaşıyor. Özellikle daha düzlük bölgelerde bu modu kullanmanız daha faydalı oluyor. L modunda ise araçlar, daha engebeli ve sürtünmenin az olduğu bölgelere tırmanabilmek için çabalıyor. Mesela çakıllarla dolu veya çamur kaplı yerlerde bu modu kullanmanız şart.
Ayrıca aracınız konusunda dikkat etmeniz gereken başka detaylar da var. Eğer çok fazla çarparsanız aracınız doğal olarak hasar almaya başlıyor. Belli bir noktaya kadar hasar alırsanız ise tamamen duruyor. Eğer yanınızda uygun bir ekipman yoksa, haritadan bir hızlı seyahat noktasına ışınlanmanız gerekiyor. Aynı durum motor konusunda da var. Özellikle nehir veya göl gibi bölgelerden geçerken, motorun içine çok fazla su kaçarsa olduğunuz yerde kalıyorsunuz. Bu arada içiniz rahat olsun. Çünkü özellikle zorlamadığınız sürece bunların yaşanması gerçekten zor. Ben mesela bir dağın tepesinden aşağı inerken 13 takla falan attım ve aracın hâlâ devam edecek kadar dayanıklılığı vardı.
Ekipman demişken, dağın başında yalnızca 4 tekere güvenecek halimiz yok tabii ki. Her bölge içerisinde yer alan kafadan kırık mekanikçi amcamdan hem ekipman alabiliyorsunuz hem de araçlarınıza yükseltmeler yapabiliyorsunuz. Özellikle tavsiye edeceğim iki ekipman çapa ve tahtalar olur. Çapa sayesinde, aracınızda bulunan çekme halatını etrafınızda bir şey olmadığı zaman dahi kullanabiliyorsunuz. Gerek takla attığınız zamanlarda gerekse de dik bir yokuşu çıkmaya inat ettiğiniz zamanlarda çok iyi iş çıkarıyor. Tahtalar ise biraz daha karşıdan karşıya geçerken aracın tekerleklerinin basma noktası olsun diye kullanılıyor. Tabii bu iki ekipmanın haricinde havayı değiştirmenizi sağlayan, gün döngüsüyle oynayanlar da var. Burada da güzel bir çeşitlilik var baktığınız zaman.
Hanım Çay Koyar Mısın Termosa?
Over the Hill 2 ana bölgeden ve bu bölgelerin küçük parçalarından oluşuyor. Bu küçük parçalar da aslında, bulunduğu ana bölgenin temasını taşıyor sadece. Yoksa her biri, bir diğerinden daha farklı hissettirmeyi rahatlıkla başarıyor. Bunu ise keza çevre detaylarıyla, keza da alan yoğunluğuyla yapıyor. Nedir bu alan yoğunluğumdan kastım? Bir bölgenin içerisinde daha çok dağlık alan oluyor, diğerinde daha fazla sulu alan oluyor gibi gibi.
Bu bölgeler içerisinde de oyunun amaçladığı “keşif” olayını geliştiren ilgi noktaları var. Öncelikle harita tuşuna basıp kağıt parçasına ilk baktığınız zaman, sis ile kapalı olduğunu göreceksiniz. Yani bu alanlar siz oralara gittikçe açılıyor. Birçok açık dünya oyun da bunu yapıyor zaten. Fakat bu sisin içerisinde göreceğiniz gibi “ev” logoları olacak. Zaten hedefinizi buralar seçerseniz, haritanın büyük bir çoğunluğuna ulaşmış oluyorsunuz.
Gelelim oyunun içerisinde etkinlik olarak yapılabileceklere. Az önce bahsetmiş olduğum ev logolarının yanı sıra, “soru işareti” olan noktalar da var. Buralarda da ağırlıklı olarak harcamak amacıyla kullanılan “çakıl taşı” sandıkları var. Tabii bu biraz daha sıkıcı olan tarafı. Büyük bir hevesle gittiğiniz yerde sandık bulunca biraz canınız sıkılabiliyor. Belki de yapımcıların amacı budur. Ulaşmak istediğiniz noktanın her zaman sizi tatmin edecek gibi bir gayesi yok sonuç olarak.
Neyse, bu soru işaretlerinin asıl keyifli olan etkinlikleri ise üç tane. Bunlardan ilki ve benim favorim olan, seyir noktaları. Bir hayal etsenize; aracınızla zorlu yolları aşmışsınız. Bir bakıyorsunuz karşınızda müthiş bir manzara var. Daha önce size büyük gelen, binbir türlü zorluk çıkaran o yol ve harita, aslında küçücükmüş. Çünkü şu an hepsinin tepesine çıkmayı başarmışsınız ve ayaklarınızın altında oralar… Kapatın sevgili Goyunlar kontağı, alın elinize çayınızı. Biraz da kafanızı dinleyin.
Ben huzur istemiyorum diyenlerden iseniz bir diğer etkinlik olan mücadele yolları tam size göre. Haritaların içerisinde, özellikle sizi zorlayacak şekilde hazırlandığı bariz olan bu yollar acayip keyifli. Hem bir yandan oyunun mekaniklerini en iyi şekilde kullanmaya çalışıyorsunuz hem de müthiş manzaralara tanıklık ediyorsunuz. İkinci bölgede yer alan şelale yolu mesela benim favorim…
Son olarak ise aslında etkinliğin kendisinden ziyade verdiği ödülden dolayı hoşlandığım araç kurtarma görevleri var. Yazının daha öncelerinde de dediğim gibi araçlarınızın bir halatı var. Bu halatla kendinizi sağa sola çekmenin yanı sıra, etrafta çamura saplanmış veya şarampole yuvarlanmış araçları da çekerek kurtarabiliyorsunuz. Tahmin edeceğiniz üzere de kurtarmış olduğunuz bu araçlar, artık sizin garajınıza ekleniyor.
Şimdi diyeceksiniz sevgili Erdem veya sevgili Çağdaş, artık hangi adıma alışkınsanız… Bu oyunun hiç mi kötü yönü yok? Maalesef ki var, o da ufak tefek buglar. Kesinlikle oyun çökerten tarzında değil bunlar. Fakat durduk yere tekerleğinizin taşın içine saplanması, halatınızın garip tepkiler vermesi gibi buglar. Tam yolun sonuna gelmişken bir anda böyle şeylerle karşılaşıp başa sarmak, özellikle benim gibi sabırsız birisi için çok can sıkıcı olabiliyor.
Bir diğer sıkıntı ise içerik ve müzik eksikliği. Tamam araç çeşitliliği olsun, özelleştirme seçenekleri olsun gayet çeşitliler. Fakat harita içerisinde yapabileceğiniz şeyler bu saydıklarımla sınırlı. “Cozy” bir oyun mantığı olarak baktığınız zaman aslında çok da göze batmayabilir çünkü zaten amacınız etrafı sakince keşfetmek. Ama işte o keşfedilebilir unsurların az olması da bazen kendinizi sorgulatabiliyor. Müziklerde de oyun içerisinde 3 tane albüm olsa bile sadece birkaçını güzel buldum. Maalesef hiçbiri yarın bir gün aklıma gelip de dinleyeceğim türde olmamış.
Sonuç olarak Over the Hill, rekabet ve aksiyondan dolayı bulanmış zihnime bir ilaç gibi geldi. Bazı günler sadece bir dağın tepesine çıkıp da manzaraya karşı çayımı yudumladığım bile oldu. Gerçekten o konularda çok iyi iş çıkarmışlar. Fakat maalesef ki içerik eksikliği ve ufak tefek buglar yüzünden ara ara yüzümü ekşittiği de olmadı değil. Kendisi senenin en iyi oyunlarından birisi mi? Hayır. Fakat kendisi deneyim olarak unutulmaz bir içerik mi? İşte orası kesinlikle evet…
Başlıklar
Irgatlık yapmak haricinde de Cozy oyunlar olduğunu hatırlatan, çok şirin bir deneyim olmuş Over the Hill .
- Sürüş mekanikleri
- Atmosfer ve manzaralar
- Araç ve özelleştirilebilir seçenekleri
- Huzur…
- Oyun kırmasa bile can sıkan ufak tefek bug’lar
- İçerik eksikliği
























