Remothered: Red Nun's Legacy - İnceleme
Kuşanın makasları… Kırmızı başlıklı rahibeden kaçın!
Uzun zamandır oynadığım en iyi "klasik" hayatta kalma oyunlarından biriyle karşınızdayım. Oyun, çok temel ve ismini epeyce duyduğumuz oyun stüdyolarının işlediği “kilise, din, rahip ve rahibe” unsurlarını da içeren konuyu çok daha güçlü ve ayakları yere basan bir hikâyeyle anlatmış. Remothered üçlemesinin son oyunu olarak geliştirilen Remothered: Red Nun's Legacy ilk iki oyunda da olduğu gibi ana akım oyunlardan farklı olarak daha gerçekçi ve karakterimizin çaresizliğinin ön planda olduğu bir 'klasik' hayatta kalma korku oynanışı sunuyor, tıpkı Clock Tower veya Fatal Frame oyunlarında olduğu gibi. Oyunun açılış ekranında “makers of human horror” (insani dehşetin yaratıcıları) vaadiyle karşılayan Stormind Games geliştiricileri, oyunun gerçek anlamda gerici ve rahatsız edici yönünü güzelce özetliyor.
Tamamen bağımsız olan Stormind Games, Sicilya merkezli bir oyun stüdyosu. Daha öncesinde serinin Remothered: Broken Porcelain ve Remothered: Tormented Fathers oyunlarının da geliştiricisi. Bu üçlemenin dışında A Quiet Place: The Road Ahead ve Batora: Lost Haven adlı oyunları da var.
Dönelim Remothered: Red Nun’s Legacy’e…
Oyun, ana akım hayatta kalma korku oyunlarından biraz farklı. Türün belki de en bilinen örnekleri olan Resident Evil ve Silent Hill gibi serilerden farklı olarak gerçekten de hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Bu noktada oyunun Outlast serisine benzediğini söylemek yanlış olmaz. Elinizde silah olmadan, yalnızca kendinizi savunarak ilerlediğiniz bu taraf, Remothered: Red Nun’s Legacy’nin en güçlü tarafı, belki de kozu. Çünkü oyundaki gerici ortam tam da bu durumlarda sağlanıyor. Bizi 2013 yılına ışınlayan bu oynanış sekansı nefesimizi tuttuğumuz demir kapılı dolaplardan, Sicilya’daki devasa manastıra taşıyor.
Sicilya’nın o harika havası, yemekleri ve doğasınıysa bu karanlık oyunda asla görmüyoruz, aksine manastırın ve daha sonrasında ilerledikçe gördüğümüz müştemilatın iç tasarımı her ne kadar klasik İtalyan mimarisini yansıtsa da o karanlık, kan revan içindeki çürümüşlük, bulunduğumuz ortamın güzelliğini bir çırpıda siliyor.
Oyunda, çocuğu kaçırılmış bir anneyi yönlendiriyoruz. Susan, kaçırılan kızının peşine düşüyor ve aldığı video kasetle umutları yeniden yeşeriyor. Oyunun en başında eşimiz Angelo bizi güvenilmez olsa da bir şekilde umut aşılayan videodaki mekâna götürüyor. Videoda bahsedilen terk edilmiş manastıra gelerek kızıyla ilgili ipuçlarını bulmaya çalışıyoruz. Hatta buluyoruz da. Kızının birlikte yaptıkları bilekliğini bularak sadece umut yeşertmenin ötesinde, bu manastırda olabileceğine dair inancı artmaya başlıyor. Issız olan bu yerleşim aynı zamanda tekinsizliği artıran Etna Yanardağı’nın da dibine inşa edilmiş. Oyun boyunca Etna Yanardağı’nın köpürüp solan lavlarıyla uzaktan da olsa karşılaşıyoruz.
Kızımızı aramaya başladıktan kısa bir süre sonra kendimizi, merdivenle tek başımıza inmeye kalktığımız mahzen gibi karanlık bir yerin içinde buluyoruz. Kocamız yardım getirmek için gidiyor ve oyun burada başlıyor. İlk düşmanımızıysa ilerleyip hâlâ kullanılan bir oda bulduktan birkaç dakika sonra görüyoruz. Bu rahibe, küfürler ederek etrafta geziniyor, çok geçmeden bizim peşimize düşüyor ve ilk saklanma, kaçma sekansını deneyimliyoruz. Daha başlardayken metronom mekaniğiyle de tanışıyoruz. Bu, oyun boyunca bizim ‘kayıt alma’ noktalarımız olacağı gibi oyun boyunca toplamda 3 farklı yeteneğin açılmasını da sağlayacak kilit bir obje olacak.
Oyun anne ve kızının dışında ilk iki oyunda ana hikâyenin odağında olan Gloria’nın da hikâyesini bizlere aktarıyor arka planda. Burada oyunu Türkçe altyazıyla oynadığımı belirtmek isterim. Çeviri kabaca iyi olsa da bazı temel hataların olması gözümden kaçmadı. Yani konuşmaların altyazılarındaki hataları fark ettim ancak bazı metinlerin ana versiyonları İtalyanca olduğu için sadece Türkçe çevirilerini okuyabildim, o tarafta bir kıyaslama yapamıyorum. Seslendirme ve oyunculuklar oldukça başarılıyken, oyunun atmosferini daha da geren müzikleri de bir o kadar başarılıydı. Susan karakterini, Cissy Jones ve The Red Nun’ı ise Resident Evil Village’dan bildiğimiz Alcina Dimitrescu’yu seslendiren Maggie Robertson seslendirmiş. Oyunun müzikleri de Silent Hill serisinden tanıdığımız besteci Akira Yamaoka tarafından bestelenmiş. Öte yandan oyundaki ses efektlerinin de gergin atmosferi başarıyla sağladığını belirtmeliyim.
Red Nun’s Legacy’de bir diğer önemli detaysa etraftan bulduklarınız. Bazen günlük sayfaları size yol gösteriyorken, bazen de bir eşya ya da geçmişten bir gazete haberi size fikir veriyor. Ashman Villası’nda geçen hikâye, önceki oyunlardaki karakterlerin de şeceresini de sunuyor. Olaylar farklı yıllarda yaşanan çocuk kaçırmaları ve bir dizi cinayeti de bize sunuyor. Biz Susan olarak 2011 yılında kaybolan kızımızı 2012 yılında harabe bölgeye aramaya gidiyoruz. Ancak villada gezdikçe işlerin sadece bu yıllarla sınırlı değil, önceki yıllarda yaşanan olaylarla da bağlantılı olduğunu görüyoruz. Eski oyunların karakterleri ve hikâyeleriyle ilgili de detayları öğreniyoruz. Oyun her ne kadar üçlemenin son oyunu olarak tasarlansa da yeni oyunculara da dünyasını açıklıyor. Yani ilk iki oyunu oynamadan da bu oyunu anlayabiliyorsunuz. Çünkü topladığınız her yeni bilgi size önceki oyunlardaki bazı kişileri de tanıtıyor ya da olayların arka planını aktarıyor.
Oyunun karanlık atmosferi düşünüldüğünde silah olmadan, yalnızca etraftan bulduğumuz makas, demir çubuk ya da kozalak gibi nesneler bizim dayanağımız oluyor adeta. Bu nesnelerle, size saldıran rahibelerin vuruşlarına karşı kendinizi savunuyorsunuz ya da birkaç saniyeliğine de olsa vurup, kaçma şansı yakalıyorsunuz. Ama bu rahibeler birkaç kez vurup, öldürülebilecek cinsten değiller. Sadece size olan saldırılarını yavaşlatmış oluyorsunuz. Unutmadan söyleyeyim, üstünüzde en fazla dört eşya taşıyorsunuz, bu da bazen elinizdeki savunma aletlerini bırakarak taktik yapmanıza sebep oluyor. Bir diğer taraftaysa oyunun gerçekçi sunmaya çalıştığı bir çaba da var. Bunu atlamamak lazım. Öncelikle, oyunda harita dizaynı ya da pusula yok. Sadece villa kısmında odaların nerede olduğunu gösteren bir plan var. Onları toplarsanız bir kroki elde ediyorsunuz ama çok detaylı da değil. Yani sadece size fikir vermek için eklenmiş toplanabilir haritaları buluyorsunuz. Bunun yanında Susan, her düşmanla kapıştıkça üstündeki kıyafet zarar görürken, metronomla temasa geçtikçe ve yeni yetenekler kazandıkça gözlerinin etrafındaki siyah lekeler artmaya başlıyor, yani burada da dinamik bir tasarım işlenmiş.
Farklı düşmanlar oyun boyunca farklı sekanslarda bizleri karşılıyor. Ana düşmanlarımız rahibeler ve yüzleri dantellerle örülü bir maskeyle örtülü. Bu kostüm bana Handmaid’s Tale evrenindeki kırmızı cüppeleri anımsattı. ‘Acemi’ olarak sınıflandırılan rahibeler diğerlerine göre biraz daha kolay ve kaçması, saklanması zorlamıyor. Burada asıl büyük düşmanımız ‘Gelin’ adı verilen rahibe. Bu rahibe gelinlik giymiş hamile bir rahibe ve ana karakterimiz Susan’dan nefret ediyor gibi görünüyor. Elinde zincirlerden örülmüş bir çiçek buketi bile var. Buradaki kaçma, saklanma sekansları çok daha zor ve sizi yakaladığında elindeki zinciri kullanıyor ya da sizi öpüyor. (Şaka yapmıyorum!)
Bu oynanışla oyunun çok da zor olmadığını söyleyebilirim. Yani sizi büyük bir düşman zorluğu asla beklemiyor ama ortamın gericiliği ve karanlığı aynı zamanda en küçük ses veya ışıkta tetiklenerek üstünüze koşan rahibeler sizi yeterince geriyor. Bulmaca mekaniğiyse elbette üst düzey bir zorluk içermiyor aksine hikâyenin ilerleyişinde mihenk taşı olacak düzeyde, etkili olacak bazı objeleri toplamak için bulmacaları çözüyoruz. Bulmacaların ya da oyunun zorluk ayarı bulunmuyor yani otomatik normal zorluk seviyesinde başlıyorsunuz. Bu da oyunlarda ekstrem zorluklar isteyenlere basit kalabilecek bir detay aklınızda bulunsun.
Ha, mücadeleyi artırmak istiyorsanız geliştiricinin başarımlar kısmında sunduğu zorlukları üzerinize alınıp, oyunu sağlık veya savunma eşyası kullanmadan bitirmeye uğraşabilirsiniz. Saklanma alanlarında canınız belirli bir düzeye kadar dolduğu için bu imkânsız değilse de oldukça zor gibi…
Susan, ilerledikçe bazı yetenekler kazanıyor ki bu oyunun oynanışını inanılmaz etkiliyor. Geçmiş görü, aynadaki sırlar ve güve manipülasyonu adı verilen bu yetenekler; geçmişteki bazı olayları ilişkili nesneler aracılığıyla öğrenmemizi, aynalarla etkileşime girerek bazı ipuçlarını toplamamızı ve oyunun ana olaylarından biri olan ‘güve’ kontrolünü de kazanmamızı sağlıyor. Geçmişe bakış özelliğini ilk saatlerde kazanıyorken, ayna yeteneği oyunun ortalarında ve son birkaç saatteyse güve kontrolünü kazanıyoruz.
Oyunu zorlaştırmak ve aslında biraz da içine çekmek isteyen geliştiriciler, saklanma sekanslarını oyuncuyu yatıp beklemesi gereken alanlardan çıkartmak için de bir formül bulmuş. Bir düşmandan kaçıp, ahşap kakmalı bir kanepenin altına saklandığınızda sizin olduğunuz kısma eğilip bakmaya başlıyor. Kolaçan ederken, sizin de çıkan mini daire içindeki farenin kontrolünü sağlamanız gerek. Farenizle yanda çıkan mini dairenin belirlenen sınırlarından çıkmadan bu mini sekansı bitirmeniz gerekiyor eğer yapamazsanız rahibe sizi bulunduğunuz kanepenin dışına çekip atıyor ve yeni bir saklanma alanı bulana kadar kovalamaya başlıyor. Bu da dozunda tutulmuş olduğu için açıkça beni rahatsız etmedi. Çok sık olsaydı biraz sıkabilir bir yapısı var.
Özetleyecek olursam, oyun korku türüne yeni bir şey katmıyor ancak hikâye tarafında bu kadar güçlü ve ayakları yere basan bir oyun da çok kolay bulunmuyor. Özellikle kendine has bazı oynanış yenilikleri sunuyor. Tehlike unsuru oluşturan düşmanlar az sayıda olsa da bunların her birinin arka plan hikâyelerinin detaylandırılması güzel bir dokunuş olmuş. Oyunu toplamda 9 buçuk saatte bitirdim. Ana hikâyenin dışında oyunda fazla vakit geçirebileceğiniz bir alan da yok zaten. Öte yandan, serinin üçüncü oyunu olmasına rağmen ilk iki oyunu oynamadan da hikâyeyi takip edebilmek çok büyük bir lüks. Zira, epeyce bir oyunda devamlılık esas olduğu için önceki oyunların hikâyelerini okumanız ya da oynanış videolarına bir göz atmanız gerekiyor. Remothered: Red Nun’s Legacy’deyse bu bir sorun değil, oyunda toplanabilir nesneler ve notlar önceki oyunda kaçırdıklarınızı size anlatıyor. Oynadığım en iyi hayatta kalma, korku oyunları arasında yer alabilecek türde bir oyun. Eğer bütün oyunların Amerika’da geçmesinden ya da klişe hikâyeler anlatmasından sıkıldıysanız bu seriye bakmanızı net bir şekilde önerebilirim.
Özetle, Red Nun’s Legacy, bu yıl oynadığım en başarılı hayatta kalma korku oyunu oldu. Resident Evil: Requiem’de Leon taraflarındaki gibi elinize silahı alıp düşmanı taradığınız bir evren sunmuyor aksine kendine has yaptığı şeylerle türün belki de kült serilerinden biri olmaya aday. Zaten serinin ilk iki oyunu da gerçekten iyi ve güçlü hikâyeler sunuyor; üçüncü oyun da bu iki oyunda sunulan dünyaların hikâyelerini devam ettiriyor. Ben yatak altlarına, dolap köşelerine ya da bulduğum masaların altına saklanarak, keşfederek, bulmaca çözerek ve elimde kırık bir ahşap masa bacağıyla oyun oynamak istiyorum diyorsanız tam da size uygun bir oyun. Ancak oyundan beklentiniz az önce bahsettiğim Resident Evil: Requiem’deki Leon gibi hack and slash tarzına yaklaşan aksiyonsa size hitap etmeyebilir. Ama buna rağmen hikâye tarafında heyecan verici olmasının ve sürükleyici olmasının yanı sıra ters köşeleriyle de beni benden aldı. Bana kalırsa, korku oyunu severlerin gözden kaçırmaması gereken bir oyun olmuş.
Başlıklar
Remothered: Red Nun’s Legacy, sunmak istediği karanlık, zorlu hayatta kalma öğelerini çok iyi yansıtmış. Her ne kadar saklan, kaç mekaniğini benimsese de ‘saklanırken çözülen mini oyun’ farklılık katmış. Düşmanların, çeşitli olmaması bir eksi olsa da bu düşmanların hikayelerinin olması ve neden bu durumda olduklarının bize sunulması önemli bir detay. Hikâyesi oldukça kuvvetli bir oyun.
- Korku elementlerini çok iyi sunuyor
- Hikâye tarafı güçlü, anlattıklarıyla sonunu merak ettiriyor
- Kadın karakter olmasını sevdim
- Küçük detayların düşünülmesiyle atmosfer iyi sağlanmış
- Seslendirme ve müzikler çok başarılı
- Bazı sekanslarda, bug ve benzeri hatalar yaşanabiliyor, 1-2 defa karşılaştım ama kayıt dosyasını yeniden yükleyerek çözüldü
- Oyunun sonuna kadar silahımız hiç olmuyor, savunma araçları dışında
- Her ne kadar grafikler iyi olsa da görsellik bazı yerlerde bütçeyi belli ediyor
- Aynı bölgede tekrar tekrar dolaşmak sıkıcı hale gelebilir
























