Terrinoth: Heroes of Descent - İnceleme
'Ortalama'nın sözlük karşılığı gibi oyun
İyi gibi olup da olamayan oyunlardan nefret ediyorum. Evet, duygularım yoğun bu konuda. Hadi kötü oyun vardır ve gelişinden bellidir... Ya oynamazsın ya da ciddiye almazsın. Bazıları o kadar kötüdür ki çok iyidir. Ama bir de böyleleri var ki: "Aaa güzel oyunmuş ha!" diyorsun, heves ediyorsun; sınırlı vaktini bu oyuna harcıyorsun. Ve işin fenası, sanki biraz daha sabretsen güzel bir şeyler olabilecek gibi duruyor. Arkadaşların "Ya bilmem kaçıncı bölümden sonra açılıyor aslında" diye tavsiye ettiği diziler gibi. Terrinoth: Heroes of Descent de işte böyle bir oyun. Biraz umut veriyor... sonra hop geri alıyor!
Hikâyesini muhtemelen bir ay sonra tamamen unutmuş olacağım, zira aşırı derecede sıradan; akılda kalıcı hiçbir yanı yok. Hani Çinli mobil oyunlar vardır ya, altyapısı tamamen aynı, sadece isimleri ve konsepti azıcık değiştiriyorsun hop oluyor sana yeni oyun! Şimdi biz beş askeriz ve Nazi'leri dövüyoruz… Şimdi beş uzay korsanıyız ve uzay Nazi'lerini dövüyoruz... anladınız siz onu. Terrinoth'ta da bu potansiyeli görüyorum. Oyunun hikâyesi olsun, karakterleri olsun o kadar jenerik hissettiriyor ki sanki boş bir şablon gibi. Aynı tiplere parlak gri streç kıyafet giydir, olsun sana fütüristik RYO. Hikâye de değişmez; hikmetinden sual olunmaz kadim krallar/ tanrılar/ kahramanlardan kalan sihirli nesneyi çalmak isteyen kötü... amaç? KÖTÜLÜK! Ve tabii ki onları durdurmak için yoldan topladığımız kahramanlar…
Her haritaya 4 tanesini sürebildiğimiz ve bunu basit bir menü ekran yaptığımız kahramanların yetenekleri birbirinden farklı ve genellikle eğlenceli. İşte geldik umut vadeden tarafa! Çünkü ben Sıra Tabanlı Strateji ve RYO'ları seviyorum. Şöyle ekrana bir hâkim olayım, düşmanı büyücünün önünde toplayayım ki hepsini bir büyüde indirip neşemizi bulalım! Oyun bu şekil mekanikler açısından hiç fena değil, karakterlerin sinerjik güçleri olması da güzel. Hiçbir karakteri "Off bu da gereksiz olmuş, hiç kullanmadım" dedirtmiyor; hepsinin güzel bir yanı var. Favorim her yere zıplayabilen kaplancık! İsmini unuttum, zaten önemli değil. Okçumuz yüksek bir mekân buldu mu çift vurup tek sayıyor, Legolas'ın Terrinoth şubesi gibi kendisi ama düz yüzeyde tam bir etkisiz eleman. Orada da Celeborn'un Terrinoth… tamam tamam, gömmeyelim, kral adam. Bu kısmı redakte edelim lütfen. Yengeye de selamlar! Bu sayıda Lembas tarifi veriyorum zaten, yersiniz.
Neyse, bu kadar Orta-dünya muhabbeti yeter. İsmini hatırladığım tek karakter olan büyücü Elsa… yani Jaina… ay, yani Audra'ya tek bir repliği yakıştırıyorum: "Tam da ayağıma oturdu hergeleler!" Siz siz olun bir büyücünün önünde tek sıra dizilmeyin…
Savaşlarda tek sevmediğim şey düşmanı boşluğa ittirmenin her türlü kılıç, pençe ve büyüden daha fazla hasar verdiği gerçeği. Yani stratejinizi itişmek üzerine kurarsanız sırtınız yere gelmiyor. Bu da çok keyifsiz değil aslında ama bazı karakterleri tamamen metal konserlerinde pogocu olarak geliştirmeye başlıyorsunuz ve başka stratejiler cezalandırılıyormuş gibi hissettiriyor. Üstelik geliştiricilerin bunun farkında olduğuna da eminim, zira bazı karakterler direkt "ittirilemez" statüsüyle geliyor. Arkadaşım bunu bi’ ağırlığa, güce falan bir parametreye bağlayın. “İttirilemez" de nedir? Yapışık mı yere? Neyse bu çok ittirgeçli gömçürgeç ve bir de düşmanların her haritada tek tip olması savaşları bir süre sonra çok tekdüze hale getiriyor. Çılgın bir strateji kurmanıza falan gerek yok, çünkü standart taktik her zaman işe yarıyor. Düşmansa zaten asla size karşı strateji falan kurmuyor. Kendisini uçurumla aranıza aldığınızı göre göre orada mal mal durup saldırmaya devam ediyor mesela. Büyücünüz orada 5 canına bakmadan ölüm saçarken gidip üzerinde yaldır yaldır parlayan güç kalkanıyla arz-ı endam eden savaşçınıza dalıyor. Koskoca oyunda keyif aldığım iki tane savaş oldu: Bir tanesi vampir lord. Kabul ediyorum, beklenmedik ve güzel bir savaştı. Düşman sürekli kendini iyileştiriyor (haliyle), boss desen her tur birini gözüne kestiriyor ve dikkatini dağıtamazsanız feci hasar veriyor. Ve dikkatini dağıtabilecek nesneleri de düzenli olarak kırıyor üstelik! Öldüm öldüm dirildim o savaşta (kelime anlamıyla). Bütün eşya ve yeteneklerimi dibine kadar kullandım. Hoş, oyun savaşın ortasında bile kaydetmenize izin verdiği ve kendisi de sık sık otomatik kayıt aldığı için kazanamayacak bir noktada sıkışıp kalmak ancak aşırı talihsizlik sonucu olur. Keyif aldığım ikinci savaşı söylemeyeceğim, o da oynayacaklara sürpriz olsun! Yani bu incelemeyi okuyup da oynarım ben bunu diyen varsa... ki oynanır bence aslında... Bilemedim, siz bakıp karar verin artık anlattıklarımdan yola çıkarak.
Eşyalara gelince bence çeşitlilik tam kıvamında. Ne çok az ne de seçim bunalımına sokacak kadar fazla. Kararında ve en önemlisi de ilerleme hissini veriyor. Sandıklardan bulduğunuz ya da menüdeki marketten satın alabildiğiniz basit eşyaları oyunda ilerledikçe yine sandıklardan çıkan kristallerle geliştirmek de yepyeni ve eşsiz bir mekanik olmasa da güzel kotarılmış ve hoşuma da gitti. Ziyan olmasın diye birine takıştırdığınız dandik bir eşyayı biraz geliştirince nefis bir şeye dönüşebiliyor -ki elinizdeki çoğu eşyayı rahat rahat geliştirebilecek parayı ve kristali de buluyorsunuz zaten. Oyun pintilik etmiyor yani. Eğer haritalar gereksiz derecede büyük olmasaydı ve bir Chapter'da 5 bölüm yapacağız diye kasmak yerine 20 tane küçük bölüm yapsalardı tekrar oynanabilirliği de sağlam olurdu. Değişik takım sinerjilerini ve eşya kombolarını denemek isterdim. Ama şu anki haliyle bu imkânsız, çünkü haritalar büyük ve zamanınızın çoğu da deli danalar gibi koşturmakla geçiyor. O haritaları tekrar oynamak zorunda bırakılırsam klavyeyi kırarım!
Bazı savaşlar için de aynı şeyleri söyleyebilirim ama hiç olmazsa animasyonları hızlı hızlı geçebilmek gibi zekice bir ayar eklemişler. Çünkü bir haritada yüz tane düşmanla cebelleş olurken bir tane daha summon animasyonu izlemek zorunda kalsam sinir krizi geçirebilirdim! Hiç mi hiç sevmiyorum kalabalık savaşları, hamallık resmen. Doğru düzgün düşman yapay zekâsı geliştirememiş oyunların ucuz çözümü gibi geliyor bana. “On tane daha aynı düşmandan ekleyelim.” Tamam, ekleyin de onları da ittireceğiz işte, zaman sınırı da yok ki?
Bir de bu yavaşlıkta çok oyunculu oynamayı da denedim. Yaptım bunu. Teknik olarak çalışıyor ama pratikte kendimi camdan atsam daha az acı çekerdim diye düşünüyorum. Bu sefer sadece on bin tane düşmanı değil, bir de diğer oyuncunun turunu bekliyoruz, bekliyoruz... Yaşlandım burada beklerken! Benim Villain arc'ım başladı: Dünyayı ele geçirip uyuz uyuz ilerleyen oyunları tarihten sileceğim! Nihahahaha… Bu sıkıntım Can yavaş oynadığından falan da değil. (Steam Deck’te input lag var ya, ben n’apayım? -Can) Sadece yapacak bir şey yok, diğer oyuncu oynarken sizin de kartlarınıza bakıp strateji kurabildiğiniz Sunderfolk'un aksine… (Güzel oyundu o da, herkese tekrar tavsiye etmiş olayım!) Onun haricinde ufak tefek birkaç hatayla karşılaştık. Mesela benim açtığım kapı Can'ın karakterlerinde açık görünmediği için garip bir durumda kaldık. Ama boss savaşına geçince otomatik olarak hepimizi odaya aldığı için çok da uzun sürmedi bu durum.
Temel oyun mekaniklerine ve teknik detaylara doyduysak gelelim tekrar karakterlere... Yoksa gelmesek mi? Gelelim gelelim. Haklarını yemeyelim, oyundaki bütün diyalogları seslendirmişler. Her ne kadar çok yazılı eski RYO'lar gözümün bebeği olsa da yarısı seslendirilmiş diyalog görünce bir irkilmiyor değilim. Size söylüyorum Japonlar: Şu oyunları ya tam seslendirin ya hiç seslendirmeyin yahu! Neden ilk cümleden sonra kesiyorsunuz? (Japonlar şu an “Konu bize ne ara geldi?!” diye panikte… -Can)
Neyse, Baldur's Gate 3 bizi çok şımarttı çok. Yine de bu diyaloglarda seslendirmeye değer bir şeyler olsaydı daha iyiydi tabii. Daha ilk giriştekiler bile, nasıl anlatsam, eğitici çizgi filmler gibiydi. Hani "Bakın bu böyledir, anlattık bitti. Bir daha da sormayın bunu" der gibi bir anlatım, üstüne üstlük kâğıttan okuyormuşçasına bir monotonluk. Kaleye ejderhalar mı saldırıyor yoksa İzmir Hayvanat Bahçesinin sevimli bir konuğu mu var ayırt etmek mümkün değil. (Bence İzmir Hayvanat Bahçesinin sevimli bir ejderha konuğu var?! -Can) Ses tonu hiçbir ipucu vermiyor bu konuda. Şimdi hava durumu için Can'a bağlanıyoruz, sendeyiz Can.
(Yazıya bitiş yazmadan pat diye topu bana attığınız için teşekkür ederim öncelikle Burcu Hanım. Valla potansiyeli var aslında Terrinoth’un ama tasarım açısından da çok garip ve yanlış bazı tercihlerde bulunmuşlar. Bizim oynamaya çalıştığımız süreçte Co-Op’un çalışmaması, hatta Steam Deck’te oyunun açılmadığı bir dönem bile vardı. Haliyle çok gönül rahatlığıyla “Oynayın” denebilecek bir oyun değil. İndirimde yakalarsanız bir bakabilirsiniz ya da demosuna bir şans verip size hitap ediyor mu diye bir deneyebilirsiniz ama. -Can)
Başlıklar
Savaşlar fena değil, sadece mekanikler için oynanabilecek bir Dungeon Crawler. Ama onu rakiplerinin önüne çıkarabilecek herhangi bir artısı da yok. Bunun yerine neden Sunderfolk oynamayasınız?
- Eşya geliştirme sistemi tatmin edici
- Kahraman türlerinde çeşitlilik, yetenek ağacını kolay değiştirme imkânı
- Hayat kolaylaştırıcı ayarlar
- Hikâyeyi kötü adamlar çalmış!
- Düşman yapay zekâsı: Yok ki!
- Seslendirme ve diyaloglar hiç olmamış
























