Valor Mortis - İnceleme

İmkansız kelimesi Fransızca değildir fakat bu oyuna sinirlenmemek de imkansız değildir

Valar Morghulis’in Fransız kuzeni Valor Mortis… Tüm insanlar ölmeli midir, daha ilginç bir sorum var: Tüm insanlar dirilmeli midir? Peki Napolyon’un göz bebeği ordusu Grande Armée’nin savaş meydanlarında şehit olmuş askeri William Dowsett dirilmeli midir? İşte Valor Mortis William Dowsett’in dirilmesi fakat hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasıyla başlıyor. Napolyon Waterloo’daki zaferinin ardından Doğu Avrupa’ya ilerlemek istiyor fakat bu sırada bir salgın peyda oluyor. Eski askerler zombi gibi ama dünyanın en agresif zombileri ya, neyse… Napolyon’un aklında tek bir şey var: Doğu Avrupa’yı işgal etmek. Buna karşı bir direniş de hakim. Direnişin lideri Shrike lakaplı bir kadın işin içine dahil olunca ortalık iyice karışıyor. William, uğruna savaştığı Napolyon’un emirleriyle direnişin mücadelesi ve salgının yarattığı kaos arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Peki, artık neye inanmalı ve kimin yanında yer almalı?

Valor Mortis’i anlatırken hikayeyle başladım çünkü… Vallahi size karşı dürüst olacağım Valar Morghulis/Valor Mortis şakası yapmak istedim. Oradan ölü, diri derken laf lafı açtı gibi oldu biraz. Valor Mortis, tipik Soulslike oyunlara kıyasla hikâyesini anlatmaya daha fazla önem veriyor. Öyle ki isyanın lideri Shrike’yi Jennifer English seslendiriyor. Fakat her ne kadar önem verilmiş olsa da bir sorun var. Sorun hikâyenin kendisinden çok, anlatılış biçiminde. Louis_Moreau.blend modelinin Player adındaki fasulyeye ve kameraya bakıp ağzına lore kusmasından ibaret. Birtakım diyalog seçenekleri var ama bunlar tamamen göz boyamak için. Hiç ara sahne yok değil. Ki bazı boss’ları tanıtmak için öyle ara sahneler giriyor ki izlerken mest olmamak mümkün değil. Fakat oyuncunun dikkatini çekmek konusunda pek de yeterli değiller ne yazık ki.

“Sanat tasarımı bir ülke olsa başkenti Valor Mortis olurdu”

Valor Mortis’in bir Soulslike olduğunu söylemiştim ama ne olmadığını söylemek isterim öncelikle. Valor Mortis, Ghostrunner’lar neyse o değil. Ne alaka birden bire Ghostrunner değil mi? One More Level, Ghostrunner 1 ve 2 ile beni mest etmeyi başarmış bir ekip. Uzun uzun anlatmamak için ufak bir haksızlık edeceğim bu oyunlara: 3 boyutlu Katana Zero. Tek yiyip tek attığınız, atılma ve parkurla sürekli dinamik olduğunuz bir oyun kısaca. Valor Mortis’te tek yiyip tek atmadığınız, atılma ve parkura maruz kaldığınız bir oyun. Yani… Soulslike işte. Fakat Ghostrunner ile ayrıştığı çok önemli bir fark daha var: Düşman dizilimi. Ghostrunner’ın yapısında biraz daha “deneme-yanılma” olduğu için seviye tasarımında düşmanlar öyle rastgele yerleştirilmemişti. Önce sağa zıplayıp, sonra sola atıldığınız, uçtuğunuz kaçtığınız bir akışa giriyorsunuz. Valor Mortis (işleri zorlaştırmak için, Soulslike ya, zor olacak ya!) gıcık düşman tiplerini sıra sıra karşınıza çıkarıyor ki sinirden saçınızı başınızı yolun.

İyi bir Soulslike oyuncusu değilim ve bu işlerin biraz “yetenek meselesi” (skill issue işte) olduğunu biliyorum. Hatta kendime itiraf da ediyorum. Fakat peş peşe 3-5 atak yapan asker, ardından bomba spamlayan dev, onun da ardından koca kılıçlı şövalye abiyle dövüşmek insanın gözünün ferini s- söndürüyor. Koşarak bu “zorlukları” aşabildiğimi fark edince de bir kere daha denemedim bu macerayı. Nasıl ayarlanmış bilmiyorum ama stamina düşmanlarınızın yanından geçip gitmenize yetecek kadar var. Düşük seviye kalmak bir problem evet ama Dünya’nın sonu da değil. Bir sonraki boss savaşında toparlayabilir ya da Fener’e (Souls’ca konuşmak gerekirse bonfire’a) yakın bir yerde Katalizör (yine Souls’ca konuşacağım: Soul) farmlamak gayet mümkün.

Şunu demeye çalışıyorum ya aslında: Seviye tasarımları o kadar da iyi değil. Hele bir tane maden var ki biraz kafa karıştırıcı. Fakat öte yandan çevre tasarımları HA-Rİ-KA! Bir kere her şeyden önce oyundan sanat akıyor. Manzaralar, konseptler, tasarımlar kelimenin tam anlamıyla “güzel”. Birbirinden farklı mekânlar da bu görsel çeşitliliği destekliyor. Yıkık dökük köyler, mağaralar, madenler, yaylalar, ovalar ve spoiler vermemek için söyleyemediğim mekanlar oyundan sıkılmanızı büyük ölçüde engelliyor. 20 bin küsur Katalizör’ü kaybettikten sonra ALT+F4 atmamı engelleyen şeyin bu “Bir sonraki mekan nasıl gözüküyor acaba?” düşüncesi olduğunu söylersem belki ikna olursunuz.

“Dünyada yalnızca iki güç vardır: Kılıç ve Ellerinden Ateş Püskürmek”

Hikâye anlatımı, seviye tasarımı eh işte; çevre ve sanat tasarımı iyi. Peki bu Valor Mortis’in nesini oynayacağız biz? Tabii ki dövüş sistemini oynayacağız. Valor Mortis’in en büyük alametifarikası Soulslike yapısını birinci şahıs bakış açısıyla sunması. Bu kamera açısının çok büyük avantajları olduğu gibi dezavantajları da var. Fakat neyse ki Valor Mortis’in dövüş sistemi minör problemleri var. Dövüş sisteminin temelinde ciddi bir sorun olmaması, kamera açısının yarattığı pürüzleri görmezden gelmeyi kolaylaştırıyor. Çok gizemli konuştuğumun farkındayım, anlatıyorum.

Kullandığınız yakın ve uzak menzilli silahlar değişse de dövüş sisteminin temelini kılıç ve tabanca oluşturuyor. Tekrar yazmak istiyorum: Kılıç ve tabanca. Birinci kişi kamera açısında kılıçla dövüşmek inanılmaz keyifli. Hele düşmanın hareket kalıbını çözünce peş peşe attığınız savuşturmalar o kadar iyi hissettiriyor ki anlatamam. Kılıcın ufak kıvılcımı ve o ÇIIIINNNN sesi rakibinizin duruşunu da bozuyor, bitirici saldırı yapmanızı sağlıyor. İşte ilk minör problem de burada ortaya çıkıyor. Her ne kadar büyüler atabiliyor olsak da çoklu düşman gruplarına karşı savaşmak çok sıkıcı. Soulslike olmasından ötürü düşmanlar da agresif. O yüzden tek tek temizleyerek gidemiyorsunuz. Fakat 1v1’lerin tadı o kadar güzel ki… Bire bir dövüşler bu kadar iyi çalışınca, oyunun en başarılı karşılaşmalarının boss savaşları olması da şaşırtıcı değil. İnanılmaz yaratıcı tasarımlara ya da çözmesi zor saldırı kalıplarına sahip değiller belki ama ÇIN-ÇIN-ÇIN ettikten sonra hasar çıkartmak, sonra o aralıkta flask içmek ve bir sonraki “savuşturma kombonuza” hazırlanmak… Daha hangi kelimelerle bunun güzelliğini anlatabilirim bilmiyorum. Öylesine zevkli ki bayağı bildiğiniz bir boss için koca bir gecemi harcadım. Boss çok zor değildi, hatta çok saçma sapan hasarlar yiyordum ama o savuşturmayı tam zamanında atmak öyle bir dopamin salgılatıyordu ki pes etmeden devam etmeme yardımcı oldu.

Boss’a koca bir gece ayırdığımı söylemiştim fakat sorun yalnızca benim beceriksizliğim değildi ya. İkinci minör sorunumuz kamera açısı nedeniyle bazı hareketleri tam olarak okuyamamak. Expedition 33’te olduğu gibi (verdiğim örneğe ben de çok güldüm ama gerçek) bazı düşman tipleri sizi kandıran animasyonlar yapıyorlar. Çok yavaş başlayan bir animasyonun birdenbire çok hızlanarak kafanızda bitmesi gibi mesela. Bunlar aslında devasa problemler değiller, böyle ufak “adil olmayan zorluk” eklentileri biraz da Soulslike’ın esprisi. Fakat bu öyle bir şey değil. Derinliği tam anlayamadığınız için o vuruş size denk gelecek mi, ıska mı geçecek idrak etmek biraz zor.

“Çeşitliliği seviyorum. Ama onu bir sanatçının sevdiği gibi seviyorum”

Düşmanlarla dövüşmenin birçok yolu var. Kılıç, meç, tabanca, pompalı, tüfek, ateş atmak, dondurmak… Bunların farkları belirgin biçimde görülüyor. Doğru silahı doğru anda kullanmak da oyuncuya küçük bir taktik dehasıymış gibi hissettirebiliyor. Örnek vermek gerekirse meç, bloklamaların biraz daha zorlaştığı fakat rakiplerin hassas noktalarına direkt saplanabilen sivri uzun bir kılıç türü. Bir boss’un da ikinci fazında o “hassas nokta” açılıyor. Geçiyorsunuz meçe Allah ne verdiyse dalıyorsunuz. Meçle hassas noktasına vurduğunuz için hızlıca boss’u kesiyorsunuz ve “Vay be ne güzel akıl ettim bunu, helal olsun bana çok güzel oynadım, kendimi tebrik ediyorum.” diyorsunuz. Yani… En azından ben dedim.

Valor Mortis ile Expedition 33’ün ilginç benzerlikleri var. Mesela… İkisinde de bonfire var. Yok bu şaka ama mesela Jennifer English var. Sonra… İkisi de Fransa esintileri taşıyor öyle ya da böyle. Fakat en önemli benzerlikleri savuşturma odaklı oynanışları. Sekiro ve Expedition 33 için söylenen “Bu ritim oyunu abi!” abartısı Valor Mortis için %100 geçerli diyemem. Kaderleri de benzesin derdim normalde ama Valor Mortis’in GOTY olma ihtimali yok. Bu da Jennifer English’in olup da GOTY almayan ilk oyun mu olacak? Bu istatistiği şu an teyitleyemem ama teyitleyebileceğim bir şey var: Valor Mortis ufak problemlerin iyi bir işle sineye çekilebileceğini kanıtlıyor.

SON KARAR

Valor Mortis, bir oyunun iyi bir dövüş sistemine sahip olduğunda göze batacak kötü yönlerin hoş görülebileceğini bir kez daha kanıtlıyor. Mesela kılıçların çınladığı o birkaç saniye var ya… İşte o anlarda bütün bu sinir harbine neden katlandığımı hatırlıyorum.

Valor Mortis
İyi
7.5
Artılar
  • Birinci şahıs bakış açısından keyif veren, tatmin edici savuşturma mekanikleri
  • Özellikle bire bir karşılaşmaları ve boss savaşları
  • Birbirinden ayrışan silahlar ve anlamlı ekipman tercihleri
  • Etkileyici çevre tasarımı ve güçlü görsel atmosfer
  • İlerlemenizi sağlayan, doğru silahı seçmeye dayalı tatmin edici anlar


Eksiler

Zayıf hikâye anlatımı
Yer yer kafa karıştırıcı seviye tasarımı
Toplu düşman gruplarıyla savaşmak
Bazı düşman saldırılarını okumayı zorlaştıran kamera açısı
Zaman zaman adaletsiz hissettiren zorluk ve düşman yerleşimleri


YORUMLAR
Parolamı Unuttum