ZERO PARADES: For Dead Spies - İnceleme

Hamle sırası Robert Kurvitz ile dadaşlarında

“Oynamadım” diyenine mühlet verdiğim, “oynamam” diyenine bir daha asla aynı gözle bakamadığım az sayıda oyundan biri Disco Elysium. Edebi olmaya yeltenen oyunları geçtim, edebi olmayı başaran birçok kitaptan bile daha iyi yazılmış bir oyun. Komediyle dramı nükteli geçişlerle birleştirmiş, bunu yaparken kendi kendinin her an farkında olmasıyla ortaya eşsiz bir tat çıkarmış bir başyapıt. Böyle bir başyapıtı yakalamak değil yanına bile yaklaşmak, bizzat o başat eserin yaratıcıları için bile zor iş. Hadi diyelim benzer seviyelere çıktınız, aynı vurucu etkiyi yapmak imkansıza yakın çünkü böyle eserler spesifik hedefleri on ikiden vurmalarıyla bulundukları konuma erişirler. Devam oyunlarının anlamsızlığı da aynı hedefi tekrar vurmanın anlamsızlığıdır. Ya aynısının farklı rengini yapıp o ilk eserin biricikliğini yaralama riskine girersiniz ya da çok daha iddialı bir işe kalkışarak, kreatif bir düzlemde yepyeni ve harikulade bir başka alan açarsınız. Bunlar vermesi fazla zor kararlar, kalkışması fazla meşakkatli işler. Bir de böyle bir teşebbüs sırasında, mevzubahis muhteşem eserin ardındaki şirket olarak, beyin takımıyla olaylı bir ayrılık yaşadığınızı, kamuoyu gözünde esas işi yapanları sömürmeye çalışmış kapitalist zorbalar konumuna düştüğünüzü düşünün. Ne yapabilirsiniz?

ZA/UM gitmiş Zero Parades’i yapmış ve beklentilerin üstüne çıkmayı başarmış. Ancak içi boş, ölü doğmuş bir bebek olması beklenmiş bir projede bunu yapmak elbette kolay. Beklentilerin ne kadar üstüne çıkmışlar, eriştikleri irtifada zaman geçirmeye değer mi, onu konuşmak lazım.

Faşizm, komünizm ve kapitalizm bir gün bara gitmişler

Zero Parades her ne kadar sanat tarzından arayüz tasarımlarına, hık demiş burnundan düşmüşü olsa bile, Disco Elysium ile aynı evrende geçmiyor. Hatta ZA/UM, Zero Parades’in Disco’ya bir ruhani takipçi bile olmadığı iddiasında ama oyunların ne kadar fazla benzerlik taşıdıklarını düşündüğümde, bu açıklamaya direkt yalancı bir inkâr olarak bakamasam bile itimat etme şansım olmuyor. Öte yandan an itibariyle “Zero Parades Disco olmaya çalışıyor” kampında da ikamet etmiyorum. Zero Parades bence alttan alta bütün yeteneğin stüdyodan ayrılan tayfada olmadığını iyi bir iş çıkararak ve sırf farklı olmak için farklı olmaya kasmadan göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken başarılı olsa bile tam bocalamasını bekleyeceğiniz şekillerde bocalıyor.

Oyun bizim tarihimiz olmayan bir tarihin kendini tükettiği noktada, bizim doksan altımız olmayan bir doksan altı yılında, Portofiro isimli bir şehir devletinde geçiyor. CASCADE kod adlı karakterimiz Hershel Wilk, bundan 5 sene önce tam da bu şehir devletinde birlikte çalıştığı grubu yakalanınca sahadan çekilmiş ve gizli bir tesiste masa başı iş cezasına çarptırılmış başarısız bir casus. Bir gün “Freezer” yani “Derin Dondurucu” olarak adlandırılan bu tesisten salınıp, ne olduğu söylenmemiş bir görev için, ona atanan ortakla buluşmak üzere kariyerinin en kötü anlarını barındıran bu şehir devletine geri yollanıyor. PSEUDOPOD isimli ortağını katatonik halde bulunca merkezi arayıp durumu belirtiyor ancak merkez “bu görevden de senden de bir halt olmaz” çekince tasmasını koparıp işleri kendi başına kurcalamaya başlıyor. PSEUDOPOD’un dairesindeki ipuçlarını inceleyip, salıyoruz kendimizi Portofiro’nun keşmekeşine ve hikâyenin düğümünü iplik iplik çözmeye başlıyoruz.

Zero Parades’in dünyası, özellikle de oyuna arka plan olan Portofiro, üç büyük gücün birbirine surat yaptığı bir politik poker masası. Bunlardan ilki, bizim de emrinde çalıştığımız ve komünist devletlerden oluşma bir federasyon olan Superbloc. Bir diğeri kapitalist devletlerden oluşma “The Developed World” (Gelişmiş Dünya) ve bunları himayesi altına almış devletler üstü konumdaki banka EMTERR. Sonuncusu ise teknofaşizm & monarşi kombosuyla yönetilen La Luz İmparatorluğu. Birbirinin direkt düşmanı olan Superbloc ve The Developed World, yıllar içinde tembelleşip sıcak çatışmaları azaltmışken, La Luz dünyanın geri kalanını özellikle modası ve müziği ile domine edip Civilization kafası bir kültürel zafer kazanma peşinde. Biz de bu üç fraksiyonun istihbarat üçgenine neden geri döndüğümüzü anlamaya çalışıyoruz.

Zero Parades’in yazım tarzı için esin kaynağı olarak Thomas Pynchon ve John Le Carre romanları gösterilmiş. Le Carre okuma listemde yoktu, ekledim. Pynchon da aşağılardaydı yukarı çektim. Bu da böyle gereksiz bir bilgi.

Anksiyete lotosunu kim kazanıyor, stres kuşu kimin başına konuyor?

Zero Parades daha en başında, anksiyeteniz senaryo gereği tavan yaptığında ilk fark edeceğiniz şey, bu oyunun mekanik tarafında daha kompleks olduğu. Disco Elysium’da, Skill Check’lerde başarısız oldukça veya kimi diyaloglarda öğrendiklerimiz yüzünden boşalan, bir tanesi bile bitse öldüğümüz iki bara sahiptik: moral ve sağlık. Sağlık barı boşalırsa kalp krizi geçiriyor, moral barı boşalırsa da “üzüntüden” ölüyorduk. Zero Parades’de herhangi bir sağlık barı yok ve bu yüzden kimi özel durumlar dışında karakterimizi imamın kayığına bindiremiyoruz. Bu sefer boşalmasından değil dolmasından çekineceğimiz üç adet barımız var ve bunlar direkt olarak karakterimizin ana istatistiklerine bağlı. Fiziksel becerilerimizi temsil eden Faculty of Action istatistiği, pembe Fatigue(Yorgunluk) barını kontrol ediyor. Sosyal becerilerimizi kontrol eden Faculty of Relation, sarı renkli Anxiety(Anksiyete) barıyla ilişkili. Entelektüel becerilerimizi belirleyen Faculty of Intellect de mor Delirium(Hezeyan) barıyla haşır neşir. Bu kadar açıklamadan sonra işlerin en temel haliyle nasıl yürüdüğünü sanırım tahmin edebilirsiniz; kaybettiğimiz Skill Check’ler renklerine göre bu barları dolduruyor. Peki karakterimiz artık alelade şekillerde ölemiyorsa neden bu barların dolmasını istemiyoruz? Çünkü barlardan herhangi biri dolarsa, o renkteki becerilerimizden birinin seviyesini kalıcı olarak düşürmek zorundayız. Ayrıca Exert(kendini zorlama) isimli yepyeni bir mekaniğimiz var. Skill Check’ler sırasında tıpkı Disco Elysium’da olduğu gibi iki zar atılıyor. Eğer Exert seçeneğini seçersek üç zar atıp yüksek gelen iki tanesini skora saydırıyoruz ve karşılığında kullandığımız becerinin rengindeki bar birkaç birim birden doluyor. Ayrıca Disco Elysium’un aksine Zero Parades’de pasif Skill Check’ler artık iki çeşit. Hatırlarsanız DE’de üzerimize giydiğimiz kıyafetler vasıtasıyla kimi becerilerimizi geçici olarak yükseltebiliyorduk. Zero Parades’de bu aynen korunmuş ancak sadece standart Passive Check’lerde işe yarıyor. Bir de sadece becerinin kemiksiz halini dikkate alan Anti-Passive Check’ler var artık. Yani çarşı pazardaki bütün kıyafetleri alıp karakter yaratımını anlamsız kılamıyorsunuz ki bu oyunda Disco Elysium’a kıyasla çok daha fazla kıyafet var.

“Özel durumlar dışında ölemiyoruz” demiştim ya? Sayısı 14 olan ve her biri için birer başarım bulunan bu özel durumlar kimisi ciddi ama ezici çoğunluğu komik olaylar sonucunda kendilerini gösteriyor. Örneğin oyunda bir mekânda farklı farklı eşyalarınızı kendisiyle takas edebildiğiniz bir maymun var. Bu arkadaşla takas yaparken kendisine silah verirseniz çekip sizi vuruyor ve “geri zekalı maymuna silah verdi” şeklinde bir manşetle haberlere çıkıyorsunuz. Oyunun mizahı genel olarak Disco Elysium kadar güçlü değil ancak buralarda çok güldüm.

Neredesin Deniz Göktaş?

Peki hikâyenin başlangıcı ve üzerine kurulduğu temeller bir şekil, oynanış bir başka şekil. Üç farklı bar ve Exertion sistemi mekanik cephesinde Disco’nun üzerine koyulmuş net bir artı bana göre. Öte yandan sadece mekaniklerin gelişmesi elbette oyunu daha iyi yapmıyor. Sıfırdan yaratılmış evren ve derinlik kazandırılmış mekanikler yazım kalitesince nasıl birleştirilip parlatılıyor ona bir bakmak lazım. Bunu mizah ve politika üzerinden incelersek sağlıklı olur diye düşünüyorum.

Disco Elysium fazlasıyla politik bir oyundu ancak orada politika ya ana senaryoya maharetle “sızıyordu” ya da tarafsız ve aşırı uçlarının absürtlüğünün vurgulandığı bir mizah unsuru olarak kullanılıyordu. Günün sonunda Disco Elysium’un alametifarikalarından biri olagelmiş şey neşter keskinliğindeki, damar açan politik esprilerdi, politikanın ana senaryoya nüfuzu değildi. Zero Parades’de cinayet çözmeye çalışan bir polis değil, çok daha büyük ölçekli olaylarla ilişkili bir casus olduğumuzdan hikâye direkt olarak bahsettiğim üç devasa fraksiyonun çatışmaları üzerine kurulu ve bu bağlamda oyun da siz de politikayı daha ciddiye almak durumundasınız. Tarafların neyi, ne şekilde ve hangi ideoloji gereğince yapmaya çalıştığı sıklıkla hikâyenin düğümünü çözen şey oluyor. Elbette farklı politik görüşlere dair arka plan bilgisi veya argüman sunan karakterlerle hoşbeş ederken yine o ya da bu tarafa yönelim içeren yanıtlar verebiliyor, bu yanıtlar sayesinde burada adı değişip “Conditioning” olmuş düşünce dolabımıza “asmak” üzere yeni mantaliteler açabiliyoruz. Ancak Zero Parades’de Disco Elysium’a The Final Cut sürümüyle eklenen “Political Quest” isimli görevlerin muadilleri yok. Bizim karakterimizin politik yönelimi büyük resimde önemsiz ve bunun üzerinden hala bir mizah yapılıyor olsa bile bu mizah daha başarısız.

Mizahın daha başarısız olması Zero Parades’i benim için Disco’nun altında konumlandıran ana etmenlerden biri. Yazım tarafında, tamamen edebi niteliği ve dilinin çiçekli yapısı üzerinden ele aldığımızda Zero Parades Disco Elysium’dan daha bile ağır diyebileceğimiz bir oyun. Metaforlar, analojiler şelale; Perşembe pazarındaki düz satıcılar bile her an aforizma nöbetinden hastaneye kaldırılabilecekmiş gibi konuşuyor. Bunun oyununun inandırıcılığına bir darbe vurmadığını veya vursa bile harikulade seslendirmeler eşliğinde verdiği estetik keyfin karşılığında ödenmesi makul bir bedel olduğunu düşünüyorum. O yüzden inandırıcılıktan bağımsız olarak bu kendi başına değerlendirmek ve insanı yorduğunu itiraf etmek durumundayım. İşte Disco Elysium’un bu noktadaki mahareti, barındırdığı mizah ve drama etmenlerini edebi yönünü inceltip, rahat sindirilebilir hale getirmek yolunda incelikle anlatıya dokumasındaydı. Zero Parades hem metafor fetişi yüzünden daha ağır, daha “etli” bir oyun hem bu bahsettiğim yönden noksan kaldığı için kuru hissettiriyor. Aslında bu oyunda da insanı sesli güldüren yerler var, özellikle yukarıda bahsettiğim prematüre oyun sonu ekranları bu konuda çok başarılı. Ancak mizahta Disco seviyesine çıkamadığı gibi dramı kinaye ile tersine çevirip mizaha dönüştürmek gibi meziyetleri de pek yok, işin o kısmı herhalde Robert Kurvitz’de kalmış.

Bu arada Zero Parades oyuncusuna Disco’daki hafıza kaybı mevzusu benzeri bir yazım numarası çekmiyor. Ana karakterimiz adını ve önceki gün ne yaptığı hatırlamaktan aciz bir meczup olmadığı için dünya inşası için çok daha düz yollar izlenmiş. Ancak oyunun çok ama çok sağlam birkaç ters köşesi var. Bunlardan en önemlisinin geldiğini de sadece ve sadece oyunun dönüm noktalarından birinde iyi niyetli değil, zalim ve pragmatist bir seçim yaparsanız görebiliyorsunuz. Bu kadar cesur benden artı puan aldılar.

Unutmadan, Zero Parades müzik kullanımı konusunda Disco’dan çok ama çok daha konservatif bir oyun. Disco’nun muhteşem müzikleri vardı ve bunlarla insanı fazla fazla stimüle etmekten çekinmiyordu. Zero Parades böyle değil ve son kertede bu yararına olmuş diyemem. Anca seslendirme kısmında hemen herkes seslendirilmiş ve hemen her ses sanatçısı da döktürmüş. Sadece karakterimizin iç sesi olan abla başta epey kulak tırmalıyor ancak bir yerden sonra ona da alışıp çıkardığı işi takdir etmeye başlıyorsunuz.

Peki derleyip toparlayacak olursak, Zero Parades nasıl ve kimlere hitap edecek bir oyun? Kesinlikle çok iyi bir oyun, ilk iş bunu aradan çıkaralım. Disco Elysium kadar değilse bile çok iyi bir oyun ki Disco Elysium’un gelmiş geçmiş en iyi CRPG oyunlarından biri olduğunu düşündüğünüzde öncülünün seviyesine erişmeden çok iyi olacak alanının olduğunu da açık ve net görüyoruz. Ancak Zero Parades’in, yukarıda anlattığım şekilde mizah ve dramla yazımını seyretlememesi ilk on saat civarında bazı şeyleri sizden beklemesine sebep oluyor. Oyunu başlarda biraz ittirirseniz, emin olun pişman olmayacaksınız ancak “benim!” diyen kimi romanlardan daha ağır bir dilinin olması ve sadece beş dile çevrilmesi (Türkçe aralarında yok ama Disco’da olduğu gibi sonradan gelebileceğine inanıyorum) taleplerini karşılayabilecek insan sayısını azaltıyor maalesef. Eğer Disco Elysium’u oynayıp yazımına âşık olduysanız, sakın ZA/UM-Robert Kurvitz dramaları yüzünden bu oyunu es geçmeyin. Disco Elysium piyasadaki oyunların %99’undan daha kaliteli bir yazım sahipse, Zero Parades de bir %95’ini rahat tokatlıyor. Sakın yani.

SON KARAR

Stüdyo sahipleri ile stüdyodan ayrılanlar arasındaki dramalar yüzünden güme gitmesine izin vermemek gereken, kusurlu bir mücevher.

ZERO PARADES: For Dead Spies
Çok İyi
8.5
Artılar
  • Benim diyen kitaplarda göremeyeceğiniz çiçekli bir dil
  • Sanat tarzı hala on numara
  • En kenarda köşede kalmış karakterinden en şatafatlısına kadar herkesin seslendirmesi muhteşem
Eksiler
  • Mizah ve dramayı etli yazımın yarattığı yorgunluğu almak için kullanamıyor
  • Müzikler çok belli belirsiz
YORUMLAR
Parolamı Unuttum