Herkesin kendince çocukluğunda favori bir süper kahramanı olmuştur. Çizgi romanlara çok düşkün bir çocuk olarak ben hepsiyle bir dönem geçirdim herhalde. Okulda siyah önlüğümün içine Superman tişörtü giydiğim zamanlar da oldu, evde bulduğum çarşafları sırtıma bağlayıp Batman’in peleriniymiş gibi oynadığım zamanlar da. Hatta yazlıkta millete Gambit misali iskambil kartı fırlattığımı dahi hatırlıyorum. Ama bir kahraman hep diğerlerinden daha özeldi, daha favoriydi benim için: Spider-Man, yani Örümcek-Adam. Çizgi romanlar Marvel’ın editoryal ekibinin elinde tam bir tren enkazına dönmüş olsa, filmler Sony ve Marvel arasındaki marka hakları savaşları arasında gerilmiş olsa da Brand New Day için o çocuksu heyecanı hissettim yine filme girmeden önce. Çünkü ne de olsa bu Spidey için kendi ayaklarının üzerinde durduğu, “Iron Man Jr.” olmaktan kurtulduğu yeni bir başlangıcı temsil ediyordu.
Brand New Day, uzuunca ve çok başarılı bir kurgulanmış bir montaj sahnesiyle açılıyor. No Way Home’un sonrasında her şeyini ve herkesi kaybetmiş olmasının Peter üzerindeki etkilerini göstermenin yanında ufak tefek çok tatlı detaylarla o üç filmdir beklediğimiz “Mahallenin Dost Canlısı Örümcek-Adam” portresini çizmeyi de başarıyor aynı zamanda. Mesela artık “ısıtmalı Stark teknolojisine sahip” kostümü olmadığından kışın soğuğunda Scorpion’la kapışırken kostümünün üzerine bere ve mont giymesi gibi Spider-Man’in o kendine has cazibesini yücelten detaylar parlama fırsatı bulmuş hep.
Tabii herkes Peter’ı unutmuş olsa da o herkesi ve her şeyi hâlâ hatırlıyor. Sosyal medya üzerinden Ned ve MJ’in MIT’deki hayatını takip edip onlar adına mutlu olmaya çalışırken bir yandan da daha çok yalnızlığa ve depresyona batıyor. Peter’ın maske, Spider-Man’in asıl benlik olmaya başladığını gayet başarılı hissettiriyor bu sahneler. Kendini daha çok işe ve Spider-Man’liğe fırlatıp da özel hayatını tamamen boş vermesiyse filmdeki büyük problemlerden birisine, yani örümcek yanının ağır basmaya başlamasına sebebiyet veriyor. Açıkçası filmde tam teşekküllü bir Man-Spider görecek miyiz diye biraz heyecanlanmıştım ilk fragmanlar düştüğünde ancak işler oraya varmıyor. Tom Holland’ın çeşitli röportajlarda dediğine göre aslında Man-Spider ihtimalini de düşünüp konuşmuşlar ama stüdyo bunun bir korku filmi değil de çocukların da izleyebileceği bir film olması gerektiğini hatırlatınca o yola girmekten vazgeçmişler. Açıkçası 5 yaşında ve Spider-Man’i babası gibi çok seven bir oğlan sahibi olduğum için bu kararı bayağı iyi anlıyorum. Yine de bir gün Man-Spider’ı da beyaz perdede görürüz belki diye de umut ediyorum bir yandan…
Bu yalnızlık içerisinde Spider-Man’e ihtiyaç duyduğu sosyal dokunuşu verebilen tek bir karakter var -ki bence o da filmin gizli yıldızlarından birisi olmuş: The Bear dizisinde Tina rolünde izlediğimiz Liza Colón-Zayas’ın canlandırdığı polis şefi Jean DeWolff. Peter’ın sokakta yürürken sürekli DeWolff’la telefonda olması ve DeWolff’un da ona sürekli “Yahu senin özel hayatın yok mu? Git arkadaşlarınla takıl azıcık” diye akıl veriyor olması çok tatlı bir dinamik oluşturmuş aralarında. DeWolff’un çizgi romanlardaki hikâyelerine de girerlerse önümüzde çok şenlikli bazı Spider-Man – Punisher – Daredevil – Kingpin kesişimleri olabilir. Bence bu karakterin bu kadar üzerine düşüyor olmaları bunun hazırlığını yapıyor da olabilir diye düşünüyorum.
Tabii Spider-Man’in kimyasının aşırı uyuştuğu bir isim daha var, bahsetmemek olmaz: Punisher, yani Frank Castle. “Çocuklar da izleyebilsin” demişler tamam ama Punisher’ı gereksiz sulandırmadan bunu yapabilmiş olmalarını ayrıca takdir ettim. John Bernthal ve Tom Holland’ın gerçek hayatta da birbirlerinin rol seçme kayıtlarını yapacak kadar samimi olduklarını biliyoruz. O kimyayı filmde de somut şekilde görmek mümkün. Frank yine bildiğiniz Frank: “Önce vurayım, hayatta kalırsa soruları sorarım” mantığıyla hareket etmeye çalışıyor; Spider-Man ise tam tersi. Frank’in bütün maçoluğuna ve katılığına rağmen ister istemez doğru olanı yapmaya çalışan bu genç çocuktan etkilenmesi ve ona duyduğu sempati de filmin en akılda kalan, nefis bazı anlarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Spoiler vermemek için filmdeki Spider-Man gibi taklalar atıp havada acayip hareketler yapıyorum şu an inanın. Filmi izledikten sonra neyden bahsettiğimi anlayacaksınız ama.
Bu arada taklalar atıp havada acayip hareketler yapmak demişken… Ben filmi 3D izlemeyi tercih ettim -ki 3D’nin çoğu zaman filmlere pek katkısı olmadığını düşünürüm, bu seferse iyi ki böyle tercih etmişim dedim. Jon Watts’lı “Home” üçlemesini gömmek istemiyorum, zira onlarda da çok keyif aldığım tonla şey vardı ama şunu da demeden geçemeyeceğim: Vay arkadaş! Demek ki yapabiliyormuşsunuz! Filmde öyle bir vertigo hissi var ki, Raimi ve Webb filmlerinde bile böylesini yaşadığımı hatırlamıyorum. Tamam, o filmlerde de çok ikonik ve seyretmeye doyum olmayan ağ atarak gezinme sahneleri var ama bu filmde o yükseklik, devasa binaların arasında yalnız olma ve sanki sürekli düşecekmiş gibi hissetme hissiyatını hiç olmadığı kadar yaşadım filmi izlerken. Ayrıca dövüş sekansları da… muah! Jackie Chan’in dublör ve koreografi ekibi muazzam bir iş çıkartmış. Röportajlarda bolca Insomniac’ın Spider-Man oyunlarından da ilham aldıklarını söylemişlerdi -ki hakikaten bu filmde Spidey’in daha bir atletik, güçlerinin ve teknolojisinin sınırlarını zorlayan hareketler yaptığını görüyoruz. Bazı bitirme hareketleri direkt tanıdık da geliyor hatta.
Ha, unutmadan kostümü de övmem lazım! Açıkçası önceki üçlemedeki kostümlerden nefret etmeyen tayfadanım ama favorim olduklarını da söyleyemem. Öte yandan Brand New Day’in Spider-Man’in önceki tüm kostümlerinden bir şeyler alan ve CGI’sız, tamamen fiziksel ve pratik olan kostümü bence bugüne kadarki en iyi kanlı canlı Spider-Man kostümü olmuş. Hani “Ya kostüm işte, ne katabilir ki filme?” diyeceksiniz belki ama öyle değil işte, gerçekten çok şey katmış. Lenslere dikkatlice bakarsanız çoğu sahnede Tom Holland’ın gözlerini bile fark edebiliyorsunuz -ki bu filmin duygusal yükünün bayağı bir ağır ve de yoğun olduğunu hesaba kattığınızda muazzam bir artı.
Bu kadar yazdım ettim, daha filmin asıl konuşulan ana bazı hatlarına hiç değinmedim bile! Bruce Banner / Hulk filmde tahminimden az yer tutmasına rağmen Hulk’ın en başarılı tasvirlerinden birine imza atmışlar. Hatta açıkçası filmin Marvel’ın klasik olarak düştüğü “Bakın nasıl da cameo yapıyoruz!” hatasına düşmeden, çok fazla karakteri hikâyeye dahil etmelerine rağmen hepsine anlamlı ve önemli bir rol verilmiş olması gerçekten büyük bir başarı. Yakın tarihin en başarılı MacGuffin’lerinden birine sahip olmasını da sessizce alkışlıyorum buradan izninizle.
Gelelim odadaki file, yani Sadie Sink’in karakterine… Öncelikle hayır, kendisi Mammomax’i oynamıyor ve tabii ki kimi oynadığını da burada söylemeyeceğim. Ama kendisi hem rolüne çok yakışmış hem de tahminimden az olan ekran süresinin tamamını başarıyla doldurmuş, onu diyeyim. Kendisinden az bahsetmem, üzerindeki gizem perdesini aralamamak için yani; etkisinin az olmasından değil.
Son olarak da Ned ve MJ’e dönerek yazıyı artık sonlandırayım. Açıkçası Dr. Strange’in büyüsünün sonuçları bu iki karakterde beklediğimden çok çok daha iyi şekilde işlenmiş. Aslında detayına girmeyi çok istiyorum ama tadınızı kaçırmamak için giremiyorum. Tek diyeceğim, ucuza kaçmayıp Peter’ın seçimlerinin hepsinin hayatını sonsuza kadar değiştirdiğini, etkilediğini net bir şekilde göstermeleri bence cesur ve yerinde bir karar olmuş. Buna rağmen özellikle bu üçünün çok tatlı ve insanın içini ısıtan (ve aynı zamanda acıtan) bir sahneyi paylaştıklarını da eklemek istiyorum. Gelecekte bu üçünün nereye gideceğini görmeyi özellikle merak ediyorum doğrusu.
Bu kadar övdüm ettim ama kusursuz bir film mi Brand New Day? Hayır, değil. Filmin temposunu eleştiren bir sürü kişiyi de gördüm açıkçası ancak bence duygusal yoğunluk, aksiyon ve karakter draması dengesini sıkmadan gayet iyi kurmuştu. Hatta bu kadar çok fazla karakteri ve olayı filme bu kadar iyi yedirebilmelerine mucize gözüyle bakıyorum. Nitekim bunu deneyip de yapamayan bir sürü film oldu bugüne kadar. (Raimi’nin Spider-Man 3’ü geliyor akla hemen) Filmin net bir “kötüsü” olmaması da gördüğüm eleştiriler arasındaydı ama bence bu tema olarak da “Peter Parker vs. Spider-Man” filmi olduğundan benim yokluğunu hissettiğim bir şey değildi. Ama illa bir kötü karakter arıyorsak Marvel’ın reklam departmanı bence filmin gerçek kötüsü olmuş burada. Filmin çok ciddi bir kısmını fragmanlarda ve basın turnesi sırasında servis ederek filmin birçok sürprizini hiç etmişler; bazı sahneleri gereğinden önemli göstererek çoğu insanı gereksiz beklentiye bile sokmuş oldukları gerçeği var. (Hayır, filmde Matt Murdock yok. Hand ile ilgili neredeyse her şeyi fragmanda izlediniz zaten) Muhtemelen birçok şeyi filmde izlerken ilk defa görmüş olsak çok daha keyifli olurdu. Benim tadımı en çok kaçıran şey de bu oldu doğrusunu isterseniz.
Günün sonunda… Spider-Man seviyorsanız, bence Spidey’i en iyi anlayan ve yansıtan filmlerden birisi olmuş Brand New Day. Aksiyonsa aksiyon, karakter dramasıysa karakter draması, şehirde ağ atmacaysa şehirde ağ atmaca… Oyunculuklar falan zaten en üst seviye. Peter Parker’ı Peter Parker ve Spider-Man yapan her şey Brand New Day’de fazlasıyla var. Ama en önemlisi de ne var biliyor musunuz? Film bittiğinde Spider-Man’in neden “Iron-Man Jr.” değil de “Mahallenin Dost Canlısı Örümcek-Adam” olduğunu hatırlayacaksınız.
Editörün Notu: Bu kadar çok karakteri ve olayı birbirine karıştırmadan, anlamlı bir şekilde işleyebilmek büyük başarı. Hele ki güncel çizgi romanların bile Spider-Man’i anlamakta güçlük çektiği bir dönemde Brand New Day, Spider-Man uyarlamaları için gerçekten de yepyeni bir günün şafağı olmuş.
Filmin Notu: 4,5 / 5
Yönetmen: Destin Daniel Cretton
Oyuncular: Tom Holland, Zendaya, Mark Ruffalo, Jon Bernthal, Sadie Sink
IMDB Notu: 8,3























