Kitapkolik* ve oyuncu dostlarım bugün bize, bizden, bizim için, bizce yazılmış Oyunların Oyuncusu'nu inceleyeceğiz. Bugün bizi hem bu dünyaya bağlayan hem de bu dünyadan uzaklaştıran iki tutkumuzu aynı anda deneyim ettiren kitabı konuşacağız.
*Kolik kitap hariç hangi kelimenin arkasına gelirse onu olumsuz yapıyor, çok ilginç. Ama düşünüldüğünde aslında her şeyin fazlası zarar. Suyun bile. Özellikle su zehirlenmesi çok fena şey. Gerçi tüm zehirlenmeler fena... ama yani... sudan da zehirlenmezsin...
Biliyorum biliyorum, şu anda heyecandan kalp atışlarınız hızlanıyor, elleriniz karıncalanıyor, gözleriniz sulanıyor ve kulaklarınız uğulduyor değil mi? Sakin olun ve endişeye mahal vermeyin, bu tepki çok normal. Kitabı ilk duyduğumda bana da böyle olmuştu.
Yapmanız gereken tek şey kitaba bir an önce sahip olmak. Kitabı elinize aldığınız an rahatlayacak, ilk sayfaların sonunda normale dönecek, kitabın ortalarında ise kitaptan aldığınız haz ile yeniden ilk durumunuza geri döneceksiniz.*
*Yani aslında bundan kaçış yok, siz en iyisi kabullenin gitsin. Size tedavi olarak sözcük dağarcığımızdaki her ortama uyan iki bitirişi yazıyorum: "Yapacak bir şey yok" ve "Hayırlısı." Her şeyin arkasına koyup muhabbeti tamamen bitirebilirsiniz.
O halde sadece adıyla beklentilerimizi Olimpos'a çıkartan kitap bu beklentilerimizi layıkıyla karşılayabiliyor diyebilir miyiz?
Evet efendim, hem de fazlasıyla karşılıyor. Kitap, adıyla neden heyecanlanıyorsak tam olarak onu sunuyor: Kitap okuyarak oyun oynamanın getirdiği heyecanı, stresi, gerilimi ve coşkuyu yaşatıyor ve iki bağımlılığımızı aynı anda deneyim ettirip bize çifte hazzı tattırıyor. Belki de bazılarımız için MUTLAK* hazzın ne demek olduğunu gösteriyor.
*Evet bu kelime buraya bazıları gibi özellikle yerleştirilmiştir.
Oyunların Oyuncusu aynı evrende geçen ama farklı kitaplarda birbirinden bağımsız hikayeler anlatan, tıpkı Le Guin'nin Hainli serisinde olduğu gibi, Kültür serisinin tekil kitaplardan bir tanesi. Kültür ise insanlığın en gelişmiş versiyonu, nihai ütopyası.
Kültür, evrenin bir bölümüne yayılmış ve yayılmaya devam eden çok üstün, gelişmiş ve son derece barışçıl bir medeniyet. Bu medeniyetteki insanlar istedikleri gibi yaşayabiliyor, istedikleri olabiliyorlar. Ve bu, kelimenin tam anlamı. Örneğin; cinsiyet değiştirme oldukça sıradan bir uygulama. Hayatınızın bir kısmını erkek bir kısmını kadın olarak yaşayabilir, hamile kalabilir ve sonra tekrardan erkek olabilirsiniz. Sosyallikten bunaldığınızda kendinize bir gezegen seçip oraya taşınabilir, dilediğiniz gibi dekore edebilirsiniz. Tekrar sosyalleşmek isteyip insan istemediğinizde* de gezegeninize yapay zekanın kopup gitmesiyle kişiselleşen dron arkadaşlar davet edip onlarla sosyalleşebilirsiniz. Elbette bunu kabul ederlerse...
*Hepimiz yaşıyoruz, bunu hepimiz. Hatta bazen insanlar olmasa hayat çok daha güzel bile diyoruz. Tamam belki demiyoruz, düşünüyoruz. Düşünüyoruz, değil mi? DEĞİL Mİ?
Teknolojinin ve yapay zekanın, ki bu noktadan sonra yapay demek ne kadar doğru emin değilim, bu kadar ilerlemesi ve insanlığın everenin kapılarını aralayıp evrenin kaynaklarını kullanmasıyla bu evrende çalışmak tabii ki artık söz konusu değil. İnsanlar, dronlar ve gemiler (evet düşünen gemiler*) arkalarında sınırsız bir kaynak ile paşa gönülleri ne istiyorsa onu yapmakta özgürler.
*Gördün mü Herbert hiç de öyle cihat falan çıkmıyor. Lütfen biraz sağduyu.
Ve ne yapıyorlar dersiniz?
Oyun oynuyorlar. Oyun oynamak, oyunlar üzerine konuşmak, makaleler yazmak, oyunlar yaratmak Kültür evreninin temelini oluşturuyor.* Kültür evreninde yaşayan insanların çoğu ölümsüzlük ile çalışma zorunluluğunun olmamasının birleşmesi sonucunda kendilerini sadece mutlu eden şeyleri yapmaya adıyorlar ve bunun da doğal sonucu oyun oynamak oluyor.*
*Nihai ütopya derken bunu kast ediyordum oyuncu dostlarım!
**Yok zararlı, yok bilmem ne! Alın buyrun, oyunlar sizin ölümsüzlüğünü kurtaracak haberiniz yok.
Kitabımızın ana karakteri Jernau Morat Gurgeh da işte bu doğal sonucun en iyisi, evrenin en büyük oyuncusu, oyunların oyuncusu.
Jernau Morat Gurgeh'ın hayatı; oyunlar oynamak, oyunlar hakkında makaleler yazmak, hayran mektuplarını ve çeşitli üniversite davetlerini görmezden gelmekle geçerken Kültür'ün yayılmacı politikalarının sonucu evrenin çok uzak bir köşesinden evrene yayılmaya başlayan Azad İmparatorluğunun keşfi ile adeta boyut atlar. İnsan kökenli olan Azad İmparatorluğu Kültür'ün "insancıl" yapısının tam tersi olarak kurulmuş olmasına rağmen Kültür gibi oyunları el üstünde tutmakta, hatta el üstünün çok daha ötesinde Azad oyununu kişilikleri haline getirmektedir. Öyle ki imparatorlukları ismini buradan almakta, imparator bu oyun sonucu tayin edilmekte ve imparatorluk bu oyun ile yönetilmektedir.
Azad tehlikeli ve vahşidir. Kültür ne kadar ütopyaysa, Azad da o kadar distopyadır ve tüm distopyalar gibi el altında, gizli, sinsi, tehlikeli ve bulaşıcıdır. Durdurulmalıdır. Ama neredeyse tüm evrene yayılmış teknolojik anlamda çok üstün olan Kültür tamamen barışçıldır ve gezegenlerce tebaaya sahip bu agresif ve saldırgan imparatorluğu yok etmek seçenekler arasında değildir. O halde tek seçenek kalmıştır. Kültür Azad'ı binlerce yıldır oynayıp ustalaştıkları kendi oyunlarında yenmeye çalışacaktır. Oyunların oyuncusu Gurgeh Azad'a gitmelidir.
Yazar Iain M. Banks kitabın giriş bölümünde işte bu altyapının kurgusunu oluşturuyor ve gelişme bölümüyle birlikte Azad oyunu oynayan Gurgeh'ın duyguları üzerinden bir yandan yukarıda bahsetmiş olduğumuz çifte hazzı* verirken, bir yandan da bize yaşadığımız kültürü veya böyle devam edersek yaşayacağımız kültürü yansıtmaya başlıyor.
*Reklam alabiliyor olsam buraya çok güzel dondurma reklamı alınırdı.
Önce ufak ufak üste görünen şatafat, görkem kazınıyor ve sayfalar ilerledikçe bu görkemin aslında ne kadar ince bir katmana sahip olduğu ve bu kadar ince bir katmanın bile tonlarca pisliği ne kadar iyi kaplayabileceği gösteriliyor. Sonra da tüm gerçeklik oraya dökülüyor: Bu imparatorlukta her şey çok yanlış!
Yanlışlar bir bir dökülürken gerilim tıpkı enflasyon gibi yavaş yavaş tırmanmaya başlıyor ve gerilim artık gidecek yer bulamayıp sınırlarına ulaştığında* ise yazar bu kez bize dehşeti sunuyor. Ve bu öyle bir dehşet ki, kitap boyunca hissettiğimiz tüm duyguları bir anda kavrularak bizi saf öfkenin eşiğine getirip uzunca bir süre orada bırakıyor, oturduğumuz yere çivilenmemize neden oluyor. Öfke adete çıkmamak üzere üstümüze siniyor.
*Bizim enflasyon gibi değilmiş demek ki. Bizimki sınırlarını hiç bilmiyor zira.
Çünkü bu dehşet engel olamadığımız, bildiğimiz bir dehşet.
Çünkü bu dehşet kimilerine göre kişiliğimizdeki dehşet.
Çünkü bu dehşet böyle devam edersek yaşayacağımız dehşet. Veya çoktan yaşanan, yaşadığımız dehşet...
Artık sinirlerimiz gergin, diken üstündeyiz. Ve yaşanan her bir olay ile gerginliğimiz artmaya da devam ediyor. Yavaş yavaş kopma noktasına yaklaşıyoruz.
Artık barışçıl Kültür'e mensup Gurgeh biz, biz Gurgeh'iz. Ve artık o kadar barışçıl değiliz.
Dahil edilen dehşetin kaçınılmaz sonucu olarak gelen şiddet ve savaşı kabulleniyor, hatta arzu ediyor, en nihayetinde de iyi hissediyor ve kitabı kapatıyoruz.
Oyunların Oyuncusu sadece adıyla en başta hissettirdiği duyguları katlayarak devam ettiren ve bunun üstüne ekleneceğini hiç tahmin etmeyeceğiniz başka duyguları da ekleyerek Kültür serisinin tüm kitaplarını okumak istemenize sebep olacak ve Iain M. Banks "İlk Defa Okuduktan Sonra Aşık Olup Tüm Kitaplarını Okuduğum Yazar"* kategorinize en tepeden giriş yapacak.
*Bir şeylere muazzam isimler vermem ile ünlü olduğumu söylemiştim.
Herkese iyi okumalar dilerim.




















