Hyper Scape - İnceleme

Ya bakın Hyperspace değil, rica ediyorum...

Battle royale, battle royale, battle royale… Bırakın türe ilgi duyanları (ki kimi zaman battle royale oynamamış insan kalmamış gibi hissetsem de) türün sevdalıları bile piyasaya yeni bir battle royale oyunu çıktığı zaman “Yine mi?” diyor. Popüler bir türde sürekli oyun yapılmasını anlayabiliyorum, neticede bu firmalar bir iş yapıyor ve kâr amacı güdüyor. Eh takdir edersiniz ki bu başımıza gelen ilk “popüler oyun türünün sürekli oyunun yapılması” vakası değil. Zihnimi çok zorlamadan bile aklıma hemen hayatta kalma oyunları ve MOBA’lar geliyor mesela. LoL ve Dota’nın fitilini ateşlediği MOBA akımıyla birlikte büyüklü küçüklü herkes MOBA oyunu çıkardı. Öyle ki Batman’iyle, Superman’iyle bir DC MOBA’sı bile görmüştük. Fakat ne kadar durum öyle olduysa da şu an MOBA söz konusu olduğunda yine LoL ve Dota inanılmaz dominant ve diğerlerinin yerinde yeller esiyor.

İşin ilginç tarafı hayatta kalma oyunlardan doğan tür battle royale için bu kadar ezici bir “dominantlık” durumu söz konusu olmadı. Evet iyi oyunlar gördük, kötü oyunlar da aynı keza. Fakat günün sonunda insanlar tek bir oyunda toplanmadı ve çeşitli battle royale oyunlarını oynamaya devam ediyorlar. Söz konusu battle royale olduğu zaman PUBG, Fortnite, CoD: Warzone, Apex Legends, H1Z1 ve hatta türün en ilkellerinden biri olarak Minecraft: Hunger Games’in akıllara gelmesi mümkün. Eh bir de battle royale’lerin nispeten çabuk tüketilebilen yapısıyla birlikte aslında insanlar birden fazla battle royale’i oynayabiliyorlar. Şu an biraz türün bizzat kendisinden bahsederek konudan sapıyorum gibi görünebilir ama demek istediğim şey aslında Hyper Scape’in rakip olduğu bir-iki değil, nereden baksanız en kötü ihtimalle beş-altı tane oyun var. Durum bu şekilde olunca Hyper Scape de kendisini diğer oyunlardan ayırmak için ve çizgisini keskin bir şekilde çizmek için ortaya farklı oynanış elementleri koymak zorunda kalıyor.

Oyun kendini sunayazdı (?)

Hyper Scape’i ilk açtığım zaman Ubisoft Forward’ta göstermiş oldukları sinematik fragman karşıladı beni. Uçmayı beceremeyen pizza kuryesi drone’lardan, verimliliği artsın diye ineklere bile VR gözlüğü takmaya evrilen insanlık, teknoloji ve özellikle hologram üzerinde gelişince Hyper Scape adı verilen bir şekilde simüle bir battle royale etkinliği yaratır. Diğer battle royale’lerin aksine Hyper Scape’de sadece sona kalmaktan ziyade tacı ele geçirmek de çok mühimdir.

Daha öncesinde de bu sinematik fragmanı gördüğüm için çok etkilenmedim tabii ama yine de “İşte atlıyorsunuz, sonra birbirinizi vuruyorsunuz” deyip kestirip atmamaları bence çok küçük bir detay olsa da hoş. Ama asıl şaşkınlığım fragman bittikten sonra bana Katılımcı olarak hitap eden yapay zekanın sanal bir kimlik oluşturmamı istemesiyle olacaktı. Çünkü bana sunulan her bir sanal kimliğe baktığımda ırklarından gelir durumlarına, kimlerle sosyal bir ilişkileri olduğundan internette en çok ne arattığına kadar detaylı bir karakter hikayesi vardı. Hyper Scape’in Apex Legends gibi kahraman bazlı olmadığını düşünürsek bu kadar detaylandırılmış bir ekran bana bir anlığına oyunun kendisini anlatma kaygısı içerdiğini düşündürttü. Nitekim artık sadece battle royale’lerde değil tüm oyunlarda meşhur olan bu “sezon” mantığının Temel Prensip şeklinde isimlendirildiğini de görmüştüm. Fakat eğitim bölümünü geçince bütün bu anlatımlar birden bire değersizleşti. Böyle olacağını tabii ki biliyorum ama bana yaşattığı “Yoksa kendini ve evrenini anlatan bir battle royale oyunu mu?” illüzyonunu da sevmedim diyemem.

Hak yiyen hack yer!!1

Oyunun bana attığı bu küçük çaplı fake’ten sonra kendimi direkt çatışmanın kollarına atmak için hazır hissediyordum. Çünkü eğitici kısmı her bir silahı ve hack’i denemeniz için tasarlanmış ve az buçuk bütün mekaniklerin nasıl çalıştığını anlayabiliyorsunuz. Mesela bu kadar gelecek temalı bir oyunda duvardan koşma olmadığını eğitim bölümünden öğrendim, her ne kadar biraz hayal kırıklığına uğramış olsam da…

Hack’ler demişken, Hyper Space’in en farklılaştığı konu bu hack’ler olabilir. Hyper Scape’in Apex Legends gibi kahraman bazlı olmadığını söylemiştim. Fakat bu yetenek kullanmadığınız anlamına gelmiyor. Tıpkı bir silah loot’larmışçasına temin ettiğiniz hack adı verilen yetenekler oyun yapmanıza da imkan veren hoş eklentiler. Ayrıca kahraman bazlı olmamasından ötürü herkes bu hack havuzundan hangisine denk gelirse ya da hangisini kullanmak istiyorsa onu tercih edebiliyor. Oyunda şu an 11 adet hack bulunuyor, bunlar: Duvar, Mayın, Görünmezlik, Mıknatıs, Ortaya Çıkar, İyileştir, Dayanıklılık, Küre, Işınlanma, Şok Dalgası ve Çarpma.

Örneğin Duvar, belirlediğiniz kısma oldukça yüksek bir duvar örmeye yararken, Çarpma yerden oldukça yükselerek aşağıya yumruğunuzla çarparak hasar çıkarmanızı sağlıyor. Bu hack’lerin çok sevmiş olduğum iki yanı var: birincisi, birbirleriyle düşündüğümden de daha iyi kombolanabiliyorlar. Örneğin Işınlanma ve Çarpma hack’leriyle birlikte canımın az olduğu bir çatışmadan inanılmaz rahat bir şekilde çıkabiliyorum. Ya da Küre ve Dayanıklılık hack’lerinin yardımıyla nispeten daha tank bir oynanış sergileyebiliyorum. Aslında hack’lerin koordineli bir şekilde çalışması şaşılası bir şey değil, bunu kabul ediyorum. Lakin “ne çıkarsa bahtına” bir tür olan battle royale için bile çok saçma kombinasyonlar düşündüğümden daha iyi çalışıyor.

İkincisi ise birçoğunu isterseniz ofansif, isterseniz defansif kullanabilmeniz. Görünmezliği nasıl kullanmak istersiniz: Size ateş eden düşmandan kurtulmak için mi, yoksa düşmanınıza sinsice yaklaşıp pompalı tüfekle onu indirmek için mi? Ortaya Çıkar, Duvar gibi tamamen defansif; Mayın, Şok Dalgası gibi tamamen ofansif hack’ler mevcut olsa da oynanış tarzınız sizin istediğiniz gibi rahatlıkla şekillendirebiliyorsunuz. Bunu da sağlayan şey aslında her oyuncunun aynı anda iki tane hack taşıyabiliyor oluşu. Hem istediğiniz tarzda kullanımla, hem de çeşitli kombolarla birlikte hack’ler elinizde düzgün eşyalar olmasa bile bir şeyler yapabilmenize olanak sağlıyor. Bir battle royale oyunun en gıcık yönü hiç tartışmasız yere düşer düşmez daha elinizde doğru düzgün bir şey yokken en iyi ve güçlü silahları donanmış bir kişi tarafından öldürülmek ve dolayısıyla neredeyse sonuncu olmak. İşte hack’ler bunun da önüne geçiyor. Elinizde bir tabanca varken karşınızda otomatik tüfekli biri olduğu zaman ondan kaçabilmeniz ve hatta eğer haritayı güzel kullanabilirseniz oyun yapıp onu egale etmeniz bile mümkün. Bu da oyuncunun pes etmesini engelleyerek oyuna tutunmasını sağlıyor. Bence oldukça şık bir eklenti.

Hyper Scape yan gelip yatma yeri değildir!

Hyper Scape’in çatışma dinamikleri de mekanikleri de sanki kırk yıldır bu oyunu oynuyormuşum gibi hissettirdi. Şöyle ki, Hyper Scape’in dikey yönlü çatışmaları da içerdiğini duyunca biraz gerilmiştim fakat hiç de korktuğum gibi çıkmadı. Harita deyim yerindeyse ağzına kadar bina, heykel gibi yapılarla dolu. Çatılara çıkmak, hoplamak, zıplamak gerçekten önemli ve bu dinamik oynanış tarzını hiç yadırgamadım. İşin içerisine bir de alışılmışın dışında bir radar sistemi girince her daim tetikte olmak gerekiyor. Bir diğer deyişle Hyper Scape kös kös oturup kolaylıkla zafer alabileceğiniz bir oyun değil. Taç sistemi işin içine girdiği zaman bu dinamizm on kat falan da arttığı için durağan bir oynanış tarzını ödüllendirmiyor. Kimileri için bu eksi bir özellik olsa da benim için kocaman bir artı. Çünkü oyun oynuyoruz yani hani bırakın da biraz hareketli olalım. :P

Ancak, işin içine birkaç dengesiz silah ve hack girdiği zaman işler Arap saçı olabiliyor. “Dengesizlik” meselesi Hyper Scape’in kritik bir sorunu ne yazık ki. Güncellemeler ile illa ki çözülecektir ama beta sürecini bir kenara bırakın, yani hiç mi kimse test etmedi oyunu yahu?! Bazı silahlar güçlü, bazı silahlar daha da güçlü, bazı hack’ler o kadar güçlü ki sadece onları tercih etmek istiyorsunuz gibi gibi. Takdir edersiniz ki bu da oyunun yaratmak istediği dinamik akışı ister istemez baltalıyor. Örnek vermek gerekirse sniper’lar. Konsol sürümünde daha az karşılaştım ama PC sürümünde birçok kişi bir çatıya geçip sizin hiç beklemediğiniz bir yerden kafanıza tek bir mermi atarak sizi alt edebiliyor. Normal bir sıcak çatışmanın içerisinde ya da bir binanın içerisinden vursa büyük bir dert değil ama direkt çatıdan sizi indiriyor oluşu çok sinir bozucu. Başka bir örnek: Minigun. Oyunu kelimenin tam anlamıyla darmaduman ediyor, aşırı güçlü. Ya da hack’lerden örnek vermek gerekirse Dayanıklılık o kadar zırh artışı sağlıyor ki (yani aslında mermiye karşı bağışık olup hasar yemiyorsunuz) o sıcacık ve hareketli çatışmayı kelimenin tam anlamıyla durduruyor. Tabii sizin de eliniz armut toplamıyor, başka bir hack kullanarak pozisyon değiştirebilirsiniz fakat bu yine de çatışmaya zarar vermediği anlamına gelmiyor.

Tüm bu dengesiz elementlere rağmen Hyper Scape’de çatışmalar bence oldukça heyecanlı. Teke tek bir mücadelenin içinde olsam bile kalbim pır pır ediyor desem abartmam. Pompalı tüfek ile yanına sokul, ateş et, eyvah çok vurdu İyileştirme hack’imi kullanayım, mermim bitti otomatik tüfekle devam etmem lazım, kaçmaya başladı Küre ile arayı kapatayım derken bu sekansın nasıl geçiverdiğini anlamıyorsunuz bile. Zaten takımsal çatışmalarda hareketlilik bir cümbüşe dönüşüyor ama bu “kimin eli kimin cebinde” minvalinde bir cümbüş değil, neyin nasıl olduğu kolaylıkla anlaşılan bir cümbüş. Çünkü kolay okunabilirliği ile birlikte resmen oyuncu dostu. Kim düşmandan, kim dosttan geliyor görebilmek oldukça rahat.

Her yerde seni arıyorum…

Battle royale’lerde oyuncuyu sürekli bir şey arayışına sokmak için genellikle “nadirlik” seviyesi bulunur. Mesela yaygın bir silah ile başladığınız oyuna efsanevi nadirliğine sahip bir silah ile devam edersiniz. Ayrıca zırhlar ve can tamlayıcılar da sizi sürekli bir şeyler aramaya iter. Hyper Scape’de bunlar bulunmuyor fakat yine de oyuncuyu arayış içine sokmayı başarıyor. Bunu da “aynı silahtan ya da aynı hack’ten bulursan seviyesi yükselir” felsefesiyle sağlıyor. Halihazırda sahip olduğunuz bir silahın şarjör kapasitesinin artması, hack’in yeniden dolma süresinin kısalması gibi yükseltmeler söz konusu. Tabii ki direkt full güçlenmiş materyal bulmak da mümkün.

Bu sistemin aslında istediğiniz silahları kullanmanız yönünde bir konfor sağladığı gerçek. Örneğin diğer battle royale’lerde kullanmak istemediğiniz bir silah sırf efsanevi çıktı diye kullanmak zorunda kalabiliyorsunuz. Fakat Hyper Scape’de herhangi bir nadirlik seviyesi olmadığı için elinizde mevcut olan silahı aramaya devam edebilirsiniz. İlk başta gerçekten güzel bir özellik gibi gelse de etkinliklerden tam güçlendirilmiş bir silah temin etmeyi başarırsanız “Bunu mu alsam bu mu?” ikilemine giriyorsunuz ister istemez. Hele ki benim gibi sniper oynamayı hiç beceremeyen biriyseniz. :P

Taç başıma, taç başıma

Yazının başında battle royale’lerin “çabuk tüketilebilir” oldukları için tercih edildiklerini söylemiştim. Hyper Scape bu tüketimi daha da hızlandıran Taç Hücumu ile karşımıza çıkıyor. Mantığı oldukça basit. Her kim tacı elinde 45 saniye tutmayı başarırsa o kişi veya takım oyunu kazanmış oluyor. Tacı elinde tutan kişiyi öldürerek tacın düşürülebildiğini eklemek lazım. Taç Hücumu artık işlerin en kızıştığı yer. Haritanın en dar alanında hemen hemen her oyuncu orada aktif olmak zorunda.

Taç Hücumu ne sağlıyor derseniz, tek bir rakibi bile öldürmeden oyunu kazanabilmeyi sağlıyor. Bu ilk aşamada oyun için dile getirmiş olduğum “dinamik oynanış, oturarak kazanabileceğiniz bir oyun değil” bilgisiyle ters düşüyor gibi görünebilir ama tam aksine destekler nitelikte. Taç Hücumu o hareketliliği daha da harlıyor ve özellikle taç sizdeyken resmen adrenalin salgılıyorsunuz. Fakat şunu da belirtmek istiyorum ki Hyper Scape’i kazanmanın tek yolu Taç Hücumu değil. Eski usül herkesi öldürüp son kişi kalmak da hanenize zafer olarak yazılıyor.

Taç Hücumu’nu Hyper Scape harici bir battle royale’de görsem kesinlikle yadırgardım. Özellikle PUBG gibi nispeten oynaması ağır ve yavaş bir oyunda böylesine bir eklenti abes kaçardı. Fakat Hyper Scape’e çok yakışmış. Hoplamanın zıplamanın ne kadar önemli olduğunu söylemiştim zaten. Bir de işin içine güçlendirilmiş hack’ler ve onların kattığı mobilite de girince değmesinler keyfinize.

Etkinlikler ve yeniden canlanmalar

Sürekli Hyper Scape’in farklı olduğu noktaları, neden farklı olmaya çalıştığını ve bu farkları oyuna nasıl güzel bir şekilde yedirdiklerini anlattım. Şimdiyse farklı olmak adına beğenmediğim tasarım seçimlerden bahsedeceğim. Aslında hangi konularda sıkıntım olduğunu spot ele vermiş olsa da biraz daha derinleştirmek istiyorum takdir edersiniz ki.

Hoşuma gitmeyen şeylerden ilki etkinlikler. Oyun süresince hızlı can tazeleme, ekstra güçlü sandıklar, daha yükseğe zıplayabilme gibi oldukça kısa süren etkinlikler bizleri karşılıyor. Fikir olarak güzel fakat pratikte işlenişi o kadar da başarılı değil bence. Çünkü çok fazla şansa dayalı. Neredeyse zaferle ayrılacağım bir çok çatışmayı etkinliklerin vermiş olduğu avantajlar yüzünden ya sıkıntı çekerek kazandım ya da aleyhime döndü ve kaybettim. Özellikle sandık etkinliği tam bir baş belası. Bana en yakın sandığa doğru koşarken, resmen rakibin dibine düşen sandık, rakibime tam güçlenmiş bir Çarpıcı hack’i vermiş olacak ki beni oracıkta darmaduman etti.

Türlere yeni mekanikler eklemek güzel şeyler tabii ki, öyle ki bir oyun türünden yepyeni türler doğuyor artık. Fakat hemen hemen herkesin artık aşina olduğu temel oyun tasarım anlayışlarının değişmesi bence çok kafa karıştırıcı bir durum. Düşen bir takım arkadaşımı düştüğü yerde ya da sürünerek kendini güvene aldığı yerde kaldırırım ve olay biter. Bütün kırmızı varillere vurursam patlar hesabı. Fakat Hyper Scape onun yerine Echo sistemini tercih etmiş. Ölen takım arkadaşımın hâlâ daha etrafta dolaşabilmesi ve gerektiğinde rakibin konumu ve sayısıyla alakalı haber verebilmesi hoş olsa da benim onun için bir canlanma noktası hazırlamam ve onun içine girip beni beklemesini ben oldukça sıkıcı buldum açıkçası. Birlikte oynadığım arkadaşlarım daha rekabetçi oldukları için bu sistemi sevdiklerini dile getirse de ben onlara katılamadım ne yazık ki…

Bayılırım optimize oyuna

Oyunu hem PC’de hem de PS4’de oynadım. İlk başta görselliği, yüksek FPS gibi nedenlerden ötürü PC’yi seçmiş olsam da klavye/fare kontrollerine alışık olmayan bir oyuncu olduğum için gerçekten çok kötü performanslar sergiledim. Ardından sabrım taşmış şekilde “Bu böyle olmaz daha ilk 50’ye giremiyorum.” deyip konsolda da oynama kararı aldım ve Hyper Scape’in konsollarda da çok iyi çalıştığına tanıklık ettim. PS4’te bile 60 FPS almanın yanı sıra bir de bunu sabit bir şekilde bana yaşattığı için ne kadar mutlu oldum anlatamam. Ayrıca PS4 Pro ve Xbox One X için özel bir optimizasyonun olduğunu da biliyoruz. Konu battle royale olunca adı lazım değil baş harfi PUBG olan birtakım oyunların optimizesi artık bir şaka unsuru haline gelmişken optimizasyon da önemli bir kriter oluyor artık.

Optimizasyonun yanı sıra görsellik, sanat tasarımı gibi detaylar da bence çok hoş. Bir bölge yıkılırken üçgen detayların kullanılıyor olması gelecekte geçen bir hikaye için nispeten klişe olsa da ben çok sevdim. Ayrıca silahları yeniden elinize alırkenki animasyonlarına resmen aşık oldum. Bu arada oyunun tamamen Türkçe olması da büyük bir artı, kendi ana dilinizde oynamak bambaşka bir keyif veriyor.

Türkçe ve oynaması ücretsiz battle royale’lere erişmek artık zor değil elbette ama daha hareketli, kıpır kıpır, atmosferi kuvvetli ve çatışma esnasında farklı bir oynanış tarzı bekleyenler Hyper Scape’i hiç tereddüt etmeden deneyebilir.

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum