Amanita Design’a hayranım. Oyun dünyasının en özgün ve en yaratıcı isimlerinden biri olan bu Çekya stüdyosu bugüne kadar birbirinden tamamen farklı ama hepsi de harika deneyimler sunan oyunlarla çıktı karşımıza… Botanicula’sı var, Machinarium’u var, favorilerimden Chuchel’i var, Pilgrims, Creaks… Say say bitmiyor. Şimdiyse bugüne kadarki en iddialı projelerinden biriyle karşımızdalar. Ölçek olarak değil, derinlik olarak değil, oyun motoru olarak değil, en yeni ışın izleme teknolojileri bakımından da değil. Bu, Amanita’nın geliştirmek için on yılı aşkın bir süre harcadığı bir oyun. Peki neden? Ortaya bir sanat eseri çıkarmak için.
Phonopolis’in grafik tarzı kartondan yapılma dioramalar gibi. Çünkü Phonopolis kartondan yapılmış bir oyun. Bakın bunu gerçekten de aklım almıyor, adamlar (ve kadınlar) oyundaki her şeyi ama her şeyi oturup kartonlara çizmişler, kesmişler, biçmişler, yapıştırmışlar ve bunları tarayarak oluşturmuşlar sahneleri. Halbuki deli misiniz arkadaşım? Hazırla bir asset, herhangi bir görsele kartondan kesilmiş efekti versin, tırtıklı bir doku uygulasın. İstediğin her görseli dijital olarak kartona benzeyecek şekilde hazırla. On yıl değil de bir yıl belki sürer, belki sürmezdi hem. Ama yok… Bu deliler tek tek, ince ince uğraşmış ve hayranlıkla izlenen bir sanat eseri çıkarmışlar ortaya. Oyunun ana menüsünden de bu yapım aşaması videolarını izleyebiliyorsunuz ve daha oyuna başlamadan ağzınız açık kalıyor.
Phonopolis distopik bir bulmaca oyunu. Totaliter bir rejimin içindeyiz, halk dev hoparlörlerden gelen sesler tarafından yönetiliyor. Burada özgür irade yok, hoparlör öttü mü görevini yapmak zorundasın. Dahası, Yüce Lider söz vermiş, çok yakında o hoparlörlerden Mutlak Ton sesi yükselecek ve o kusursuz sesi duyan zihinler tamamen arınacak ve herkes mutlak köle olacak.
Bu korkunç distopya içinde yaşayan bir çöpçüyüz biz. Adımız Felix. Ancak çöp toplamak için girdiğimiz bir harabede eski zamanlardan kalma çok önemli bir tarihi eser buluyoruz: Kulaklık! Haliyle kulaklık takmak demek hoparlörün verdiği emirlerden etkilenmemek demek ve böylece toplumun gerçek yüzünü de görmeye başlıyoruz. Bu dünyada sayıları az da olsa direnişçiler de var ve kendimizi onların arasında buluyor ve Mutlak Ton’u durdurmak adına acayip bir maceraya çıkıyoruz.
Phonopolis işte daha önce de benzerlerini duymuş olabileceğiniz bu distopyayı inanılmaz bir sunumla ve ekran ekran odaklanılmış bulmacalar eşliğinde anlatıyor. Oyundaki baskıcı rejimin görselliğinde Sovyet dönemi propaganda makinelerinin de etkisi var, oyundaki sınıflar olsun, posterler olsun, hatta bazı karakterlerin betimlemeleri olsun hep o döneme atıf şeklinde. Bu karton tasarım karakterlerin son derece özenli animasyonlarıyla birleşinceyse ortaya çok eğlenceli sahneler çıkmış. Hoparlörlere tıkladığımızda o hoparlörün ötmesini sağlayabiliyoruz ve hoparlörün sesinden etkilenenler görevlerini yerine getiriyor. Zaten çoğu bulmacanın çözülüş şekli bu mekaniğe yaslanmış; doğru hoparlörler ve doğru sırayla doğru işleri yaptırdığımız insanlar. Kölelerimiz, köleciklerimiz.
Amanita oyunlarında yer yer komik sesler ve şarkılar olmasına alışığız, ama ilk defa seslendirmeli bir oyunlarını oynamış olduk Phonopolis ile. Ama Amanita burada da şahsına münhasırlığını bozmamış çünkü oyundaki seslendirmeler, Creaks’in müziklerinde de imzası olan Joe Acheson’a ait. Acheson hem Felix’i, hem de diğer karakterleri seslendiriyor. Seth McFarlane’in Family Guy’da farklı farklı seslerinin olması gibi. Mesela Felix’in üç orkestra çalgısı direnişçiyle olan muhabbetlerinde kendisinden dört farklı ses duymak ilginç bir tecrübe ve bu seslendirmeler oyunun atmosferine çok özel bir hava katmış durumda.
Phonopolis’in bulmaca yapısı diğer oyunlarından farklı. Az önce de ipucunu verdiğim üzere belli kişilerin belli sırayla işler yapmasını sağlamak veya belli kollara veya belli düğmelere doğru sırayla basmak üzerine bulmacaların büyük çoğunluğu. Örneğin bir aracın içinde hapse götürüldüğümüz bir sahne var. Burada sarı düğmeye bastığımızda hortumdan yere su dökülüyor, kırmızı düğmeyleyse aracın tekerlerini paletle tekerlek arasında değiştirebiliyoruz. Önce teker moduna geçip sonra su dökersek araç suda dengesiz biçimde kaymaya başlıyor. Ama mesela önce sarı düğmeyle ateş moduna geçsek, paletleri de yukarı kaldırsak bulmacayı çözecek bir şey yapmamış oluyoruz ama ortaya çıkan animasyonlar ve olaylar yine de eğlenceli oluyor. Amacımız her ekranda karşılaştığımız bu tür bulmacaları çözerek bir sonraki ekrana geçmek.
Oyunun belki bir zayıf yanı bulunduğunuz ekranda ilk önce her şeye basarak neyin neyi değiştirdiğini görmeniz gerekiyor, sonrasında da bazen işiniz şansa kalıyor. Yani her bulmacayı mantık sıralamasıyla değil de bazen şansa çözdüğünüz oluyor. Bu demek değil ki bulmacalar mantıksız, hepsinin bir mantığı var ama bazen “oraya buraya tıklayayım” derken farkında olmadan sonucun bir kısmını bulmuş oluyorsunuz. Onun dışında bir de oyunun ortasında ve sonlara doğru fazlaca tekrarlanan farklı bir bulmaca tarzı var, o da bana biraz zayıf geldi açıkçası.
Bir de aralarda yine anlaşılması zor “sürreal” kısımlarla karşılaşıyoruz ki bunların da pek başarılı kotarıldığını söyleyemeyeceğim. Ne yapacağınızı, daha doğrusu ne yöne doğru ilerleyeceğinizi az çok tahmin ediyorsunuz ama ne bileyim, olmasalardı da olurdu.
Phonopolis çok uzun bir oyun değil, bazı başarımları toplamak için eski sahnelere de döndüğünüzü düşünürsek yaklaşık olarak 5 veya 6 saatlik bir deneyim sunuyor. Ama bu kadarcık süre içerisinde bile inanılmaz bir emeğin ürünü olduğunu, bir sanat eseriyle karşı karşıya olduğunuzu çok net hissediyorsunuz. Amanita gibi cesur geliştiriciler olduğu sürece bu sektörün sırtı yere gelmez, hiçbir zaman da yaratıcılık eksikliği çekmeyiz.
Başlıklar
Amanita, Phonopolis ile başarılarına bir yenisini daha eklemiş. Distopik bir geleceği böylesine canlı ve yer yer esprili bir macera eşliğinde sunmak kolay iş değil ama Phonopolis sanat eseri gibi görseller eşliğinde bunu çok iyi kotarıyor.
- Her sahnesinde inanılmaz el emeği var
- Seslendirmeler bence oyuna çok yakışmış
- Çok komik ve yaratıcı sahnelerle dolu
- Bulmacaların büyük çoğunluğu oldukça yaratıcı
- Bir bulmaca türü biraz fazlaca kullanılmış
- Sonu belki biraz daha tatmin edici olabilirdi
- Bazı bulmacaların çözümü biraz şans işi
























