STAR WARS Zero Company - İnceleme

Yüzdelere ve ihtimallere takılmayalım…

Disney sonrası dönemde Star Wars sevmek ve takip etmek zor iş gerçekten. Son üçleme hayranların ciddi bir kısmını öyle bir soğuttu ki, adını bile anmak istemediğim o rezil filmin üzerinden 7 sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ Star Wars denilince bir duygu karmaşası yaşıyoruz. Ondan bir sene sonra finalini yapan nefis Clone Wars animasyonu da olmasa n’aparız bilemiyorum. Bu vesileyle serinin özellikle en iyi anlarının hep traJEDİler üzerinden ilerlediğini fark ettim bu arada.

…şakası bir yana, gerçekten de film olarak çok parlak olmasa da Klon Savaşları dönemi anlatılacak yan hikâyeler açısından tam bir derya deniz. Order 66’i herhalde 66 farklı bakış açısından görmüşüzdür bugüne kadar ama her seferinde kafamın içinde çalmaya başlayan Anakin’s Dark Deeds eşliğinde bir hüzünleniyorum 67. seferde bile. Bize başta savaşta harcanmak üzere üretilmiş askerler olarak tanıtılan devasa bir satranç tahtasındaki bu milyonlarca piyonu yakından tanımaya başladıkça mevzu gitgide daha trajik bir hal alıyor. Bu madalyonun tek bir tarafı üstelik; diğer yüzünde bir de Jedi bakış açısı var daha. Hele bir de işin içine Cumhuriyet ve Konfederasyon’un her birinin kendi perspektifi, feda ettikleri ve yaşadıkları girince trajedinin boyutu bir anda koca galaksiyi kapsayan bir küme haline geliveriyor. Yani George Lucas’ın gerçekten eleştirilecek çok fazla şeyi olsa da, 1977’de diyalog arasında geçen mevzudan bu kadar büyük ve zengin politik bir arka plan çıkartmasına da şapka çıkartmak lazım bir yandan.

Neyse, ben bu konuda bıraksanız daha sayfalar ve saatlerce konuşabilirim ama muhabbetin o kısmı başka bir yazıya kalsın, biz asıl konumuza dönelim: Tutup da XCOM, Midnight Suns gibi oyunlarda çalışmış eski Firaxis çalışanlarının eline bu koca galaksiyi tutuşturup da “Bize bir Star Wars oyunu yapın, XCOM 3 aromalı olsun” derseniz, tabii ki tutup da Klon Savaşları dönemini seçeceklerdir; ben olsam ben de bu dönemi seçerdim. O yüzden de Zero Company’nin tam olarak savaşın alacakaranlığında, artık tahtadaki son hamlelerin yapıldığı bu döneme tezgâh açmasına zerre şaşmamak gerek.

Bu arada “XCOM ama Star Wars” benzetmesi %95 tutarlı. Ama tabii XCOM’cuysanız yüzdelerin ve ihtimallerin anlamsızlığına aşina bir şekilde kaş kaldırmanız olası. O yüzden detayına ineceğim… Zero Company’ye öncelikle kendi karakterimizi yaratarak başlıyoruz. Belli bir “kumandan” avatarımız var yani, adı da Tesh Keff Hawks. Kendisi Cumhuriyet ordusundan ihraç edilmiş ve paralı askerliğe yönelmiş eski bir yüzbaşı. Savaşın başlarında belli bir uğurda ve tarafta savaşmış olsa da hayat şartları onu günü kurtarıp ekibini hayatta tutabilecek kredileri verecek olan tarafın safını tutmaya zorlamış. Bu uğurda da Hutt’larla iş birliği yapıp boğazına kadar borca girmiş bir haldeyken tanışıyoruz zaten kendisiyle. İşler çirkinleşecek gibiyken Cumhuriyet İstihbarat Subayı Bennic Halloren ve Shu-Torun maden-baronesi Jae Mordant’ın getirdiği teklifle hem Hutt’lara olan borcumuzdan kurtulup hem de yeni bir amaca hizmet etmeye başlıyoruz: Infinite Coil adındaki garip ve tehlikeli tarikatın amaçlarını keşfedip onları nihai olarak durdurmaya.

Bunu yapmak için de Hawks’ın eski birliğinden den kalanlardan başlayarak yeni bir ekip kurmaya başlıyoruz. Genel olarak Zero Company’nin karakterleri pek bir şenlikli ve muhabbetli. Ana ekibe dahil edebileceğimiz, kendi hikâyeleri ve görevleri olan yedi karakter var. Bunların çoğu kendine has yetenekler ve sınıflara sahip olduğundan “özel” hissettirmeyi de başarıyorlar. Ekibin kalanınıysa sağdan soldan kiraladığımız paralı askerler dolduruyor -ki ana menüdeki Character Databank altından ismini cismini kendiniz belirleyebildiğiniz karakterler de bu alana düşüyor tam olarak. (Şahsen ben XCOM 2’den beri kedilerimi temsilen oyuna ekleyip sonra da “Aman başına bir zeval gelmesin!” diye ekstra özen gösteriyorum. Askerlerinize bağlanma işini de ekstra pekiştiriyor. Tavsiye ederim!)

Oyunu oynamadan önce özellikle merak ettiğim bir konu bu “isimli” ve hikâyede yeri olan karakterlerle bizim kiraladığımız standart askerlerin nasıl bir potada eriyeceğiydi. Belli görevlere çıkarken oyun size “Hawks ve Jae bu bölümde hayatta kalmalı” diye şart koşabiliyor. Haliyle karakterlerin özel görevlerinde onları hayatta tutmanız beklense de, başka zamanlarda (Hawks hariç) herkesi harcanabilir yapmışlar. Yani Jae’yi kaybederseniz, onun görevi ve hikâyesi o noktada tıkanmış oluyor. “Yaşasaydı nereye gidecekti acaba hikâyesi?” diye merak ediyorsunuz ister istemez. Hatta bu durum sadece birimi kaybetmeye de dayanmıyor aslında. Aynı zamanda sizden talep ve isteklerini zamanında karşılamazsanız devamını getirme şansını hiç bulamayabiliyorsunuz. Ben bir noktada iki karakterin görevi zaman kısıtlaması sebebiyle çakıştığında Luco’nun görevine gidemedim mesela. Sonra Luco bir süreliğine ortadan kayboldu, görevi kendi kendine halledip geri geldi. Oyunun sonuna kadar da “Tabii sen hiç yardım etmedin ama ben kendim hallettim o işi…” diye kafama kakmaya devam etti. Bu da güzel ve organik bir olay akışı yaratmış aslında. Tek şikâyetim, bazı zamanlı görevlerin biraz fazla üst üste denk gelebilmeleri ve bunu özellikle ilk oynadığınızda herhangi bir öngörme şansınız da olmadığından FOMO’dan (bir şeyleri kaçırmaktan rahatsızlık duymaca) mustarip bir insansanız gereksiz stres yaratması.

Mekanikleri astromech droidlerine bırakalım…

Mekanikler açısından türle ilk defa tanışıyorsanız oyun her şeyi güzel bir şekilde açıklıyor. XCOM veteranıysanız… sanki 10 senedir oynuyormuşçasına her şeye hâkim oluyorsunuz zaten. Hatta özellikle de War of the Chosen eklentisini oynadıysanız iki oyunun kaputun altında aynı motora sahip olduğunu fark etmeniz sadece birkaç tur alıyor. XCOM 2’de düşmanın belli hamlelerden sonra anlamsız bir şekilde birkaç saniye beklemesinden tutun da Resonance aktarım efektinin uzaylıların Mind Control efektiyle neredeyse birebir aynı olması gerçekten fark edilmeyecek gibi değil.

Bu aslında hem iyi hem de benim oyuna karşı hevesimi biraz kıran bir durum oldu. İyi, çünkü bünye XCOM’a aşeriyor ve belli ki XCOM 3’ün de yakın zamanda geleceği yokken konseptin Star Wars gibi popüler bir markada karşılık bulmuş olması… tartışmasız bir şekilde iyi yani.

Kötü olan yanıysa Zero Company’nin çok “güvenli” sularda yüzmeyi tercih edip herhangi bir risk almayı reddetmesi. Hele ki arada ekibin bir kısmının Midnight Suns’ta da çalışmış olduğu düşünülürse bu sıfır risk yaklaşımını gerçekten anlamlandıramadım ben. Hadi hepsi bir yana, aradan geçen 10 yılda benzer şekilde çıkan onca oyun bu mevzuyu artık çözmüşken burnuna silah dayadığımız düşmanı %95 şansla da ıskalamayalım artık, di mi? Ya da mesela oyunun taktik ve aksiyon aldığımız kısımları bana çok keyif verse de genel görev seyrinin “Bütün düşmanları öldür” ile “Şu konsola ulaş, üç tur o bölgeyi tut, sonra herkesi tahliye alanına getir” arasına sıkışmış olmasını üzücü ve tembel buldum. Bu tür oyunları zaten seviyorsanız yine sever ve ayıla bayıla oynarsınız tabii ama Midnight Suns nasıl şımarttıysa artık, onun ardından çeşitlilik olarak biraz zayıf ve sığ hissettirdi Zero Companyi.

Yine de bitirene kadar başından ayrılmadan ayıla bayıla oynadım tabii, çünkü hikâye departmanında oyun sağlam. Star Wars ve bilhassa da Klon Savaşları dönemi hastası bir insan olarak senaryonun ağzıma seri şekilde çaldığı ballardan mest oldum. Her ne kadar fragmanlarda gösterilmiş olsa da sürprizini bozmak istemediğim nefis anlarla bezenmiş olması bütün can sıkıntılarına rağmen beni günün sonunda güzelce ihya etti.

Bundan sonrası için en büyük beklentim, formülü Star Wars’a da başarıyla uygulamış olduktan sonra artık daha ciddi ve büyük, hatta belki de riskli adımlar atması Bit Reactor’ün. Temeli başarıyla atmışlar çünkü, artık tek yapmaları gereken bu sağlam temelin üzerine güzelce kat çıkmak.

SON KARAR

XCOM aşeriyorsanız ama Star Wars soslu olsun istiyorsanız Zero Company açlığınızı çok güzel bastıracak. Keşke biraz daha cesur ve değişik yönlere doğru da açılsaymış ama artık o da belki sonraki oyunda olur…

STAR WARS Zero Company
Çok İyi
8.0
Artılar
  • Taktik-strateji açısından bir hayli zengin
  • Karakter kişilleştirmeye bol bol imkân veriyor
  • Karakterler ve hikâye çok başarılı
  • Star Wars ve Klon Savaşları’nı nefis işliyor
Eksiler
  • XCOM2’nin teknik aksaklık ve sıkıntılarını aynen devam ettiriyor
  • Zaman sınırlı görevler bazen fazla üst üste biniyor ve bunu öngörmenin bir yolu yok
  • Üs geliştirme işi daha detaylı ve anlamlı olabilirmiş
  • %95 ihtimalle burnunun dibindeki düşmanı 3 kere üst üste ıskalama işini bitirebilir miyiz artık?
YORUMLAR
Parolamı Unuttum