2. Dünya Savaşı, bugüne kadar oyunlarda yüzlerce kez ele alınmıştır herhalde. Söz konusu strateji oyunları olduğunda da akla gelebilecek serilerden birisi de Sudden Strike olsa gerek. 2000 yılında başlayan seri, uzun bir aranın ardından 5. oyununa da kavuşmuş bulunuyor. Serinin hayranları, bunca yıl bekledikten sonra nasıl bir oyunla karşı karşıyalar, buyurun hep beraber göz atalım.
Savaş değişmez…
Sudden Strike serisi 2. Dünya Savaşı’nın farklı cephelerindeki çatışmaları ele alan bir strateji serisi bildiğimiz gibi. Haliyle Sudden Strike 5 de aynı yoldan gidiyor. Senaryo modunda bu tarihi savaşlara odaklanırken, skirmish modundaysa bu çatışmaları isteğinize göre ayarlayıp ne kadar iyi bir strateji ustası olduğunuzu test edebileceğiniz bir alan sunuyor.
Skirmish modunda George S. Patton’dan Ervin Rommel’e, Bernard Montgomery’den Rodion Malinovsky’ye 2. Dünya Savaşı’nın ünlü komutanlarından birisini seçiyor, yanınızda yer alacak diğer komutana ve karşınızdaki 2 komutana karar veriyor, 2 oyun modundan ve bu modlarda yer alan 2 haritadan birisini seçip mücadeleye atılıyorsunuz. Harita ve mod sayısı kısıtlı tutulmakla birlikte, tercih ettiğiniz komutanlar ve mücadele etmeyi seçtiğiniz rakiplerle bir çeşitlilik sağlanmaya çalışılmış durumda.
Senaryo (campaign) modunda Müttefik Kuvvetler, Almanya ve Sovyetler Birliği için savaşın seyrinde önemli yerleri olan çatışmaları tecrübe ediyoruz. Kerç Yarımadası’nı Nazilerden geri alıyor, Sivastopol’u canla başla savunuyor, Girit’teki mücadeleye Almanlar cephesinden girersek adanın kontrolünü ele geçirmeye çalışıyor, Müttefik Kuvvetler tarafında girersek de adayı düşmana kaybetmemek için elimizden geleni yapıyoruz. Bunlar gibi 25 görev bizi bekliyor. Cepheler iyi seçilmiş, genel olarak görev çeşitliliğinin de yeterli olduğunu düşünüyorum. İşi stratejik anlamda renklendiren birçok detay da sunulduğundan, “görevler rutine bağlıyor” gibi bir eleştiriye çok da fırsat vermiyor.
Görevlere başlarken o göreve ne şekilde yaklaşacağınıza ve dolayısıyla kullanacağınız komutana karar veriyorsunuz. Savunma, hücum ve taktiksel olmak üzere 3 alanda öne çıkan kumandanlar arasından bir seçim yapmış oluyorsunuz.
Örneğin tarihe adını tank savaşlarındaki ustalığı ve “Blitzkrieg” doktrini ile yazdırmış Heinz Guderian’ı seçerseniz tanklarınız daha hızlı hareket ediyor ve yakınlarda bir tank bulunuyorsa birimlerinizin yapacağı atışlar arasındaki süre kısalıyor. Öte yandan Erwin Rommel ise taktisyen olarak öne çıkan isim. Düşman unsurların kanatlarından veya arkasından yapacağınız saldırılarda avantaj elde ediyorsunuz. Vereceğiniz hasar ve düşman zırhlılarını yıpratma oranınız artıyor. Müttefik kuvvetlere baktığınızdaysa Bernard Montgomery’nin savunmada, meşhur General Patton’ın hücumda, Bernard Freyberg’in ise taktik açıdan öne geçtiğini görüyoruz.
Elbette görevin yapısına göre bir seçim yapmak mantıklı. Mesela bir bölgeyi korumanız gerekiyorsa savunma yönüyle öne çıkan komutanı seçip bu alandaki bonuslardan faydalanmak işinizi bir miktar kolaylaştırabiliyor (Kolaylaştırıyor dediğime bakmayın, bir miktar katkıda bulunuyor demek daha doğru. Burada hiçbir şey kolay olmuyor çünkü). Tabii kendi oyun tarzınıza daha uygun bulduğunuz komutanı seçip öyle ilerlemek de bir seçenek. Sonuçta karar sizin kararınız.
Önceki görevlerden elde ettiğiniz puanları kullanarak doktrin seçimi de yapabiliyorsunuz. Bu doktrinler farklı alanlarda avantaj sağlıyor. Görevler esnasında sadece ana hedeflere ulaşmaya odaklanmayıp yan görevleri de yerine getirmek, daha fazla doktrin puanı elde etmenizi sağlayabiliyor ve böylece sonraki görevlerde daha fazla doktrini uygulamaya koyup daha avantajlı başlayabiliyorsunuz. Bence bu da güzel bir özellik. Hem bir süreklilik ve gelişim hissi veriyor hem de oyuna derinlik katıyor.
Savaş alanına adım atmadan aldığınız bu kararlar stratejinizin temellerini oluşturuyor. Ama işler orada bitmiyor elbette. Ne kadar iyi bir stratejist olduğunuz, sahaya ne kadar hâkim olduğunuzla da yakından ilgili bir durum. Bu yönüyle oyun haritasının bizatihi kendisinin de oynanışın önemli bir parçası olduğunun altını çizmekte fayda var diye düşünüyorum. Haritanın hangi köşesinde ne tür birlikler yer alıyor? Hangi bölgeyi ele geçirmek size ne gibi faydalar sağlar? Saldıracağınız bölgeye hangi taraftan, hangi birliklerle saldıracaksınız? Veya tam tersi durumlarda bölgenizi düşman birliklerine karşı nasıl savunacaksınız? Bu gibi kararlar da zafere uzanıp uzanmayacağınızı belirleyebilecek unsurlar.
Mesela haritada ele geçirebileceğiniz bölgelere bakalım. Radyo kulesinin bulunduğu bölgeyi ele geçirdiğinizde hafif hava desteğine kavuşuyorsunuz. Subay çadırlarını ele geçirdiğinizde haritayla ve görevinizle ilgili önemli bilgiler elde edebiliyor, yan görevler açabiliyorsunuz. Ele geçirdiğiniz ve kontrol altında tuttuğunuz askeri üsler size düzenli prestij puanı kazandırıyor. Limanlar ve demiryollarını kontrol altına aldığınızda da takviye birlikler çağırabilir hale geliyorsunuz.
Sadece barındırdığı askeri bölgeler açısından değil, coğrafi yapısı ve bitki örtüsüyle de harita çatışmalarda önemli bir işlev üstlenebiliyor. Örneğin, orman içlerine girdiğinizde birimlerinizin tespit edilmesi zorlaşıyor veya büyük çalılıklar arasında saklanmış birlikleriniz düşmanlarınıza sürpriz saldırılar gerçekleştirebiliyorlar. Aynı şey düşmanlarınız için de geçerli elbette.
Bir noktanın altını özellikle çizmekte fayda görüyorum. Bu oyun öyle “asker bas, düşmana saldır” tarzı oyunlardan değil. Adımlarınızı düzgünce planlamadan yaptığınız her hamle misliyle size geri dönüyor.
Bir kere öyle sınırsız bir kuvvetiniz yok. Üs kurup sürekli asker veya tank üretmeniz gibi bir durum söz konusu değil. Sınırsız şekilde takviye talebinde de bulunamıyorsunuz. Takviye talebinde bulunabilmeniz için yeterli prestij puanınız olması lazım. İşler burada da bitmiyor tabii. Emrinizdeki birimler için bir üst limit de bulunuyor. Bu üst limite kadar dayandı diyelim birimlerinizin sayısı. Bu da savaş meydanının dört bir köşesine gidip önünüze gelen düşmanı alt edebileceğiniz anlamına gelmiyor. Çünkü burada da başka faktörler devreye giriyor.
ZPT ve tanklarınız ilerleyebilmek için benzine, askerleriniz saldırabilmek için mermiye ihtiyaç duyuyorlar doğal olarak. Hal böyle olunca da lojistik önemli bir konu haline geliyor. Harita üzerindeki benzin depolarını ve mühimmat kasalarını kontrol altında tutmak, yer yer havadan mühimmat takviyesinde bulunmak, birlikleriniz arasına ikmal birimlerini de dahil etmek gibi hususları da değerlendirmeniz gerekiyor.
Çatışmalarda askerleriniz yaralanıyor, tanklarınız ve araçlarınız hasar alıyor. Bu gibi durumlarda sıhhiye birimlerinizle askerlerinizi tedavi etmeye, mühendislerinizle de araçları onarmaya çalışıyorsunuz.
Düşmanlarınız tarafından geride bırakılmış araçları da ele geçirip kullanabiliyorsunuz. Bu da mesela takviye motorize birlikler çağırmakta zorlandığınız anlarda başvurabileceğiniz bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
Oyunun strateji severlere hitap edecek bu tarz birçok detay barındırdığını söylemek mümkün. Bu yönüyle oynanış kısmından geçer notu alıyor.
Görsel yönden fena bir iş çıkarmamışlar. Çevredeki yıkım, birim ve çevre tasarımları, çatışmalardaki hareketlilik vb. güzel görünüyor. Birimlerin orijinal dillerinde konuşmaları da gerçekçiliği destekleyen bir unsur. Bu yönüyle beklentileri karşılayabilecek bir oyun olduğu söylenebilir. Öte yandan “Günümüzde çok daha iyi grafiklere alışmış durumdayız, daha iyisini de görmek isterdik” diyenlere de hak veririm. Aradan 9 sene geçmiş, ama 4. oyundan çok da farklı hissettirmiyorsa, bu noktada güvenli sularda yüzülmüş ve biraz tembellik yapılmış dedirtiyor doğal olarak.
Bir noktanın altını çizmek durumundayım. Belki eski oyuncular çok da eksikliğini hissetmeyebilirler, ancak eğitici bölüm faslını es geçmiş olmaları, en azından bir kısım oyuncu için oyunun eksi hanesine yazılabilecek bir durum. Öyle kolay bir oyun olmadığını, çok planlı programlı ilerlediğiniz bir görevde bile ufak bir hatayla tablonun tersine döndüğünü görebildiğinizi dikkate aldığımızda, bu tercih sorgulanabilir bir hale geliyor ister istemez.
Buna bir de bazı bölümlerdeki suni zorluğu ekleyebiliriz. Oyunun normal şartlarda da zaten zorlu bir mücadele vadettiğinin farkındayım. Ama bazı anlarda “Artık bu kadar da değil” dedirtiyor. Bu kısımların bir rötuşlanması iyi olur bence.
Bana göre eksi olarak değerlendirilebilecek bir diğer noktaysa oyunun fiyatı. 50$ bence yüksek bir etiket. Bu tarz bir oyunun daha erişilebilir bir fiyatla satışa sunulmasını beklerdim şahsen.
Özetle, Sudden Strike 5 ile geçirdiğim saatlerin sonunda ortaya çıkan tablo bu şekilde. Şahsen beni hayal kırıklığına uğratan bir yanı yok. Öte yandan muhteşem bir strateji oyunu da diyemeyeceğim. Kendisinden bekleneni sunan bir oyun olmuş.
Başlıklar
Sudden Strike serisi uzun bir aradan sonra gelen yeni oyunuyla, kaldığı yerden devam ediyor. Sudden Strike 5, tam da kendisinden beklendiği gibi bir tecrübe sunuyor, ne eksik ne fazla.
- 2. Dünya Savaşı’na dair birçok detayı başarılı bir şekilde oyuna aktarmışlar
- Komutanlar ve yetenekleri oyunu keyifli kılan detaylar arasında yerlerini almışlar
- Birim çeşitliliği ve tarihi tutarlılık açısından da iyi bir iş çıkarılmış
- Eğitici kısmı es geçmişler
- Bazı bölümlerde suni bir zorluk söz konusu
- Fiyatı bir miktar yüksek
































