İlk olarak PS4’te.
Devamını okuWelcome to Elderfield - İnceleme
Bir Stardew Valley ve bir Welcome to Nightvale birbirini çok severse
İtiraf etmem gerek, genellikle başka oyunlardan ya da eğlence ürünlerinden ilham aldığını alnına keçeli kalemle alenen yazan oyunlara karşı biraz ön yargım oluyor. Özellikle de bu ilhamlar böyle çok kült şeylerse. Geçtiğimiz sene, Welcome to Elderfield’ı Portal’daki (benim tabirimle) BEŞ ŞEY kısmına yazdığımda da bahsetmiştim: “Welcome to Elderfield bir YouTube videosunda ilk gözüme çarptığında Stardew Valley ve Welcome to Nightvale’den ne kadar esinlendiği barizdi. Fakat yine de kendine has bir şeyleri olduğunu hissettiren bu oyunun alfa demosuna düştüm…” diyerekten.
O dönem demoyu oynadığımda oyunun görsel tasarımından ve genel tekinsizliğinden çok etkilenmiş fakat dengesiz düşman karşılaşmalarından birine kurban giderek kendi tarlamda birden beliren bir fare tarafından öldürülmüş, demoyu orada terk etmiştim.
Anlatmak istediğim, her ne kadar kuvvetli yönlerini kabul etsem de aradan geçen bir sene içinde kafamın içine Welcome to Elderfield’la ilgili ön yargılarımın turşusu kurulmuştu. Oyunun işi zordu yani… Bu incelemenin sonundaki puana bakarsanız fark edeceksiniz ki, ecnebilerin dediği üzere bu incelemede bizi bir “wild ride” bekliyor.
Fare görürsem elimin tersiyle çarparım, bana fare demeyin!
Solucan suratlı tarikat mensupları mı? Ne acayip kabustu lan… Neyse. İlhamlardan girdik konuya. İş böyle olunca Welcome to Elderfield’ın size neler sunduğunu genel hatlarıyla tahmin edebiliyorsunuzdur: Şahsına münhasır uğursuzlukta bir kasabada tarım yapacağız! Ama nasıl?
Okulun bitmesiyle birlikte bir boşluğa düşünce, bizim Tanner’dan kasabanın batısındaki çiftlikte iş olabileceğine dair duyumlar alır almaz kendimizi âtıl kalmış, ot bürümüş tarlaların arasında buluyoruz. Çiftlik evinin içinde Farmer Hans’la tanışınca da Welcome to Elderfield’ın oyun boyunca koruyacağı tonu elini çat diye açık ediyor. Meğer Hans, derisini çıkardıktan sonra iskeletinin büyümesi durmadığı için boyundan dolayı eve hapsolmuş da ondan çiftçilik yapamıyor! Bacım desene yav, tamam biz bak küçücüğüz şimdi hemen çeki düzen vereceğiz etr- NE! Ot yolma iksiri ELLİ PARA MI?! Oğlum bende sadece 3 kuruş ve çöpte bulduğum bir balık var lan?!
Ellerimle suladığım kafa bitkilerim kaçıyor şu an! Bildiğiniz kaçıyor!!?
Bir sene önceki demosundan bu yana feci şekilde dengeli bir oyun haline gelmiş Welcome to Elderfield. Oyuna meteliksiz ve envantersiz başlayışınız sizi korkutmasın, Elderfield kasabası tamamen her deliğe başınızı sokup “SELAAM BEN GELDİİM KİMSE VAR MIII??!” demeniz için yaratılmış.
Evet, bu ara sıra ölmenize sebep oluyor ama şahsen benim kayıplarım hiçbir zaman oyunun keşfetme hissiyatını baltalayacak kadar büyük olmadı. Aksine, Elderfield’da her düşman gibi görünen şeyin düşman olmaması ve her zararsız görünen şeyin de dost canlısı olmaması oyunun atmosferinin büyük bir kısmını yaratıyor.
Çünkü Welcome to Elderfield bir ekip biçme oyunu olduğu kadar da sıra-tabanlı bir hayatta kalma ve korku oyunu. Korku kelimesini burada Cadılar Bayramı havasında kullanıyorum tabii. Tarlanızda yetiştirdiğiniz sebzelerinizi pişirip, sağdan soldan eşya düşürüp kendinize erzak yapacak, o erzakları da kuytu köşeden karşınıza çıkmayı bekleyen düşmanları alaşağı edeceğiniz savaşlarda kullanacaksınız. Anlayacağınız, başka tarımsal oyunlara kıyasla Elderfield’da sizi çok daha fazla RYO ögesi bekliyor. Ve daha çok şans faktörü. Bir çöp karıştırsanız zar atılıyor. Bir kutu açsanız zar atılıyor. Uyuduğunuzda bir zar atılıyor.
Kaydetmek için uyumak ve günü bitirmek zorunda değilsiniz. Uyumadığınız ilk geceyi kazasız belasız atlatıyorsunuz. İkinci geceden itibaren üstünüze bir yorgunluk çöküyor. Uyumadığınız her gece daha da kötüleşen negatif etkiler bırakıyor üstünüzde. Uyuduğunuzdaysa atılan zarın sonuçlarına göre güçlendirmeler ya da lanetler ediniyorsunuz.
Öte yandan, uyumak canınızı ve mananızı doldurmuyor. Bunun için duş almanız lazım ve bunu yaptığınızda da Elderfield’da ortadan kaldırdığınız ne kadar haşere-düşman varsa yeniden canlanıyor. Oyunun ilerleyen safhalarına canınızı ve mananızı yenilemek için yiyecekleri tercih edip etmemek de bir oyun mekaniğine dönüşüyor. Fakat haşere-düşmanlar da bir loot kaynağı sonuçta… Bu noktada oyunun hangi kısımlarına ağırlık verdiğinize göre farklı yollar izleyeceksiniz şüphesiz.
Ben tarla sürüp maden kazmaktansa Elderfield’ı keşfetmeyi tercih ettim. İş böyle olunca vaktinden önce birçok boss savaşıyla karşılaştım ve şunu söyleyebilirim ki tarlamda Radish ve Celery (yani turp ve kereviz) yetiştirmeye başlayıp cebime bolca Light Sandwich ve Light Salad stokladıktan sonra uzun da sürse savaşları kotarabildim. Bu güven geldikten sonra kasabayı babam dikmiş gibi dolaşmaya başladım etrafta. Sağ olsun Elderfield da beni zaman zaman yerlere çalmayı hiç eksik etmedi.
Tuhaf bir ay yükseliyor…
Welcome to Elderfield, incelemesini yazana kadar her gizemini çözmeye asla vakit bulamadığım ve kesinlikle bu yazı bittikten sonra da bolca vakit gömeceğim bir oyun. Sonbahar gelsin, kahveler yapılsın, battaniyelere sarılınsın, korku filmleri açılsın, Elderfield oynansın… Anlatabiliyor muyum hissiyatı?
Elderfield kasabasında an itibariyle amaçsız ve geleceği de gayet belirsiz bir genç olarak atıldığımız bu hikâyeyi arkadaş edinmeyi seçtiğimiz kasabalılarla, dedektifliğini üstlendiğimiz gizemlerle ve takip etmeyi tercih ettiğimiz yüce güçlerle birlikte biz yazıyoruz. Daha doğrusu, bize izin verdikleri oranda, hikâyenin bize ayrılan kısımlarını gün yüzüne çıkarıyoruz. Ve bu da insanı zaman zaman kasaba çırağı, zaman zaman da tüm evrende iş bilen tek insan gibi, hissettiriyor. Tekinsizlik hissiyatıysa bizi kendi evimizde bile rahat bırakmıyor.
Evet, biliyorum. Şu aralar bolca yüksek bütçeli oyun çıkıyor. Fakat özellikle de Steam Deck’le, koltuğa kurulup “spooky” sonbahar ruhunu ölümüne yaşatacak bir oyun istiyorsanız Welcome to Elderfield dolu dolu dünyasıyla acayip, harbiden tekinsiz ve uzun soluklu bir macera vadediyor. Hani demiştim ya ilhamları diye, Stardew Valley’e ve Welcome to Nightvale’e şapka çıkarma işini çok iyi yapan, hele de hem oyunu hem de radyo tiyatrosunu (Evet, ne var! Bana podcast dedirtmeyin.) seviyorsanız kesinlikle oynamanız gereken bir oyun Welcome to Elderfield.
Başlarken bilseydim dediklerim, dizimi dövdüklerim
|
Başlıklar
İlham aldığı şeyleri yücelten bir oyun Welcome to Elderfield. Keşif hissiyatından görsel tasarımına ve üstü örtülü hikayesine; bu işi gerçekten seven insanlar tarafından yaratıldığı belli. Gizemli ve doğaüstü şeyleri seviyorsanız bu kasaba sizin ikinci eviniz olacak.
- Keşif hissiyatı muhteşem
- Ses ve görsel tasarımı çok iyi, yer yer şirin ama her zaman biraz… bi’ korkunçlu yani
- Düşman karşılaşmaları gayet dengeli, zorladığı zaman bile oyunun “cozy” hissiyatından götürmüyor
- Yahu oyunun Steam Deck desteği tam ama ben “koşma” butonunu kendim atamak zorunda kalıyorum… NEDEN?!
- Yine oyun kolu ya da Deck’te spesifik bir şeyi seçmek biraz zor olabiliyor

























