Baldur's Gate Serisinin Hikayesi #1

Yeni oyun öncesinde hafızalarımızı tazeleyelim

Baldur’s Gate evrenini her detayıyla anlatmaya kalkmak epey zorlu bir iş. Bu işin layıkıyla altından kalkabileceğimden pek de emin değilim, bu nedenle böyle bir işe girişmeye de hiç niyetim yok :) Ama yine de üçüncü oyuna adım atmadan önce ilk iki oyunu şöyle bir hatırlamaktan kimseye zarar gelmez, öyle değil mi? Ben de hafızamı tazelemek için ilk iki oyunla ilgili kaynaklara şöyle bir göz attım, neler varmış neler yokmuş, neler neler yapmış, hangi yollardan geçmişiz ilk iki oyunda. Umuyorum sizler için de keyifli bir yolculuk olur.

Elbette 20 yıllık bir oyun için bu uyarıyı yapmak yersiz ama yine de aşağıda okuyacağınız özette Baldur's Gate oyununa dair çok sayıda spoiler olduğunu da hatırlatmış olayım.

Kılıç Sahili ve Baldur Geçidi...

Evvela şunu belirtmek gerek; Unutulmuş Diyarlar külliyatının tamamını elden geçirmek, Faerun evreninin her bir köşesine yelken açmak mümkün değil. Yine de en azından şöyle Sword’s Coast’a (Kılıç Sahili) doğru uzanmak gerek. Zira, maceramıza ev sahipliği yapan ve seriye de ismini veren Baldur’s Gate (Baldur Geçidi) bu bölgede yer alıyor.

Sword Coast, Batı Faerun’da, adının da çağrıştırdığı üzere Kılıçlar Denizi’nin yanı başında başlayıp karanın iç kısımlarındaki vadilere değin uzanan bir diyar. Kimileri isminin kaynağının yüzlerce kilometre boyunca uzanan keskin yamaçlarla bezeli Sword Hills (Kılıç Tepeleri) olduğunu söyler, kimileri ise barındırdığı tehlikeli ırklar ve bu ırkların mensuplarını bir elleri hep kılıçlarında olmak zorunda bırakan tekinsizliği olduğunu.

İşte bu muazzam coğrafyanın önemli bir sahil kenti Baldur’s Gate. Hatta bir şehir devlet olduğunu söyleyebiliriz. Sword Coast’un ticaret ağının düğüm noktası denilebilecek bu metropol, zamanla tüm Faerun’un en güçlü şehri haline geliyor. Böyle önemli bir merkez olunca, içinde nice maceralar barındırdığını belirtmeye herhalde gerek yok.

Baldur’s Gate'te bir isimsiz kahraman...

Şimdi dilerseniz coğrafyadan sıyrılıp, kahramanımıza ve onun başından geçenlere dönelim. Hikayemiz, 3. oyunun 100 yıl kadar öncesinde geçiyor. Demir konusunda bir kıtlık yaşanıyor ve bu da Baldur’s Gate ile komşusu Amn arasında gerilimi yükseltiyor. Bir kıvılcım bu gerginliği büyük bir yangına dönüştürebilecek durumda. O kıvılcımı ateşlemek isteyen birileri var ve felaketin eşiğindeyiz, henüz bunun farkında olmasak da.

Kahramanımız, macerasına Candlekeep’de sıradan bir karakter olarak başlıyor. Henüz Baldur’s Gate’in bin bir türlü tehlikeyle bezeli sokakları arşınlamaktan çok uzağız, kendi halimizde takılmakta, etraftakilerin öğütlerine kulak verip gün geçirmekteyiz. Elbette bu çok uzun sürmüyor.

Küçüklüğümüzden itibaren bize kol kanat geren, bizi koruyup kollayıp bir yandan da eğiten Gorion, acilen birlikte yola çıkmamız gerektiğini söylüyor ve bu yolculuğa çıkışımızın hemen ardından gizemli bir figür tarafından saldırıya uğruyor, Gorion’u oracıkta kaybediyoruz. Bu zırhlı gizemli figür, maceramızın ilerleyen dönemlerinde de başımızın belası olacak bir karakter. Gorion’ın sakladığı bir sır var ve o sırrı bizimle paylaşmadan göçüp gidiyor. Bu sır, kahramanımızın taşıdığı miras ile ilgili bir sır. Bu sırrı öğrenmek için önümüzde uzun bir yol uzanıyor.

Bu suikast girişiminin ardından hedefimiz Friendly Arm Inn oluyor (Çünkü Gorion bize ne olursa olsun buraya gitmemizi öğütlemişti. Zaten yapabileceğimiz başka bir şey de yok). Hanın merdivenlerinde bu sefer de Tarnesh isimli bir büyücünün saldırısına uğruyoruz. İşlerin iyice raydan çıktığını düşünmeye başladığımız, ama halen ne olduğuna anlam veremediğimiz bir noktadayız. Sonuçta üç defa öldürülmeye çalıştık ve her birisinde kıl payı kurtulduk. Ne düşünmemiz gerek? Handa Gorion’un arkadaşları Khalid ve Jaheira ile buluşuyor ve onların katılımıyla maceramızın sonraki duraklarına doğru yol alıyoruz. Bu yolculuğun sıradaki durağı Nashkel.

Bölgenin demir kaynağı Nashkel’de de gündem demir krizi. Bu kriz bir şekilde bize bağlanacak ama dur bakalım, bu ihale nasıl kalacak üzerimize :) Madenlerdeki işimizi bitirip Nashkel’i geride bıraktıktan sonra artık hedefimiz Baldur’s Gate.

Baldur’s Gate’te edindiğimiz bilgiler de demir krizinin ardında Iron Throne’un olduğunu destekliyor. Elde ettiğimiz bilgileri bu grubun rakibi Flame Fist lideri Duke Eltan ile paylaştıktan sonra tekrar hikâyeye başladığımız yere, Candlekeep’e dönüyoruz. Amacımız burada gerçekleştirilen gizli bir toplantıya kulak misafiri olmak, neler olup bittiğini anlamaya çalışmak. Ama Faerun üzerindeki en önemli bilgi merkezlerinden birisi olan ve bize de bir dönem ev sahipliği yapan kütüphanede keşfettiğimiz bir şey bizi bambaşka noktalara taşıyor.

Öğrendiğimiz kehanet, Felaket Zamanı’nda (Time of Troubles) Tanrı Bhaal’ın edindiği evlatlar ve bu evlatlardan en sona kalacak olanın yeni “Lord of Murder” oluşu hakkında. Sonrasında da Gorion tarafından kaleme alınmış bir mektup bulacak ve Bhaal’ın evlatlarından birisi olduğumuzu öğreneceğiz. (İşte bu zamana kadar oynadığım oyunlar içerisinde en hoşuma giden anlardan birisi :))

Burada Iron Throne liderlerinin katlinden sorumlu tutulup zindana kapatılıyor, Baldur’s Gate’e nakledilip infaz edileceğimizi günü beklemeye başlıyoruz. Bulunduğumuz zindanı ziyaret eden Tethoril sayesinde, daha önce karşılaştığımız Koveras’ın aslında Iron Throne liderlerinden birisinin üvey oğlu olduğunu öğreniyoruz. Tabii asıl adının Sarevok olduğunu, Gorion’un katlinden kendisinin sorumlu olduğunu ve bizi öldürmeye çalışanın da o olduğunu da.

Tethoril’in yardımıyla buradan kurtulup Baldur’s Gate’e dönüyoruz dönmesine ama bu sefer de bin bir türlü şeyle suçlanıyoruz. Amn Krallığı’nın talimatlarıyla demir krizine yol açmak mı dersiniz, şehrin yöneticisine suikast düzenlemek mi dersiniz, Duke Eltan’ı zehirlemek mi dersiniz… Haliyle gizli gizli ilerlemek durumundayız. Demir krizinin ardında Iron Throne’un olduğu konusunda artık şüpheye yer kalmıyor. Amaçları demir üzerinde hakimiyet kurmak, Amn ile Baldur’s Gate arasındaki gerilimden istifade edip demir stoklarını fahiş fiyattan şehre satmak, sonrasında da bu gerilimi düşürmek.

Keşfettiğimiz bir başka şey ise, hem bizimle hem de Sarevok ile ilgili. Sarevok da Bhaal soyundan geliyor. Baldur’s Gate ile Amn arasında güvensizliği körükleyen, bu iki şehir arasında bir savaş çıkarmaya çalışan da tam olarak kendileri oluyor. Savaşta binlerce kişinin ölmesini ve bu sayede yeni Lord of Murder olmayı hedefliyor. Bu ana kadar gördüğümüz bütün komploların ardında onun parmağı olduğunu da öğreniyoruz. Bizi öldürmeye çalışan, üvey babasını ve diğer Iron Throne liderlerini öldüren, Duke Eltan’ı zehirleyen hep o.

Ekibimiz, Sarevok’un Baldur’s Gate’in Büyük Düklerinden (Grand Duke) birisi olmak üzere taç giyme töreninin yapılacağı sarayı basıp onun planlarını ifşa edince Sarevok, Baldur’s Gate’in derinliklerinde yer alan eski bir harabeye kaçıyor. Ekibimizle birlikte peşine düşüyor, eski Bhaal tapınağında kendisini buluyor ve alt ediyoruz. Sarevok’un ruhu bedenini terk edip yer altında kendine ait bir heykeli yok ederken bunun gibi başkaca heykeller de olduğunu görüyoruz; Bhaal soyunun heykelleri. Ve böylece ilk oyunun sonuna geliyoruz.

Sonraki Yazı:Baldur's Gate 2'nin hikayesi.

Başa dön
YORUMLAR
e.g.e.61
11 Ekim 2020 01:19

1.oyunu oynamaya çalıştım ama gözüm dayanamadı kısmet 2.ye teşekkürler

MrSarmal123
7 Ekim 2020 18:10

Baldurs Gate 3'ün çıkışının yaklaşmasıyla böyle bir içeriğe ihtiyaç duyacağımı biliyordum. Hem mgs, hem witcher, hem de dark souls hikaye serileri ile bu içeriğin hakkını en iyi veren site sizsiniz. Devamını heyecanla bekliyorum. 

Engin Vural
MrSarmal123
7 Ekim 2020 20:46

Yorumunuz için çok teşekkürler.


Parolamı Unuttum