Neden önemli yatırımcılar ve biliminsanları yapay zekaya karşı bizi uyarıyor?
Devamını okuÇocukluğumdan beri izlediğim tüm Spielberg filmlerinde başka bir yönetmende pek de görmediğim şöyle bir detay var. Hemen tüm duygular oyuncuların gözlerindeki tek bir anda saklı oluyor. Jurassic Park’ta Dr. Grant’in dinozorları ilk gördüğü andaki o bakışı tüm filmin mucizelere inandıran havasını içinde saklar. Üçüncü Türle Yakın İlişkiler’de Roy’un finalde verdiği kararın bakışı seyircinin de hislerine tercüman olur ve Amistad’da Anthony Hopkins’in mahkemedeki tiradı köleliğin ipini çekerken zincirlerin tek tek kırıldığını yüreğinizde hissedersiniz. Onun filmlerde kurduğu dünyalar hep kendi idealizmini, umuda ve insanın iyiliğine olan inancı sergiler ve bu zaman zaman “aşırı duygusallık” olarak eleştirilir de. Çünkü çoğumuza göre dünya iyi bir yer değildir, insanlar günaha daha meyilli ve siniktir. Ben kendi adıma Spielberg’ün iyimserliğini her aşamada Gaspar Noe’nin vahşi gerçekçiliğine tercih ederim ve bunun için eleştirilebilirim de. Ama bu hiç sorun değil.
İşte büyük ustanın son filmi Disclosure Day(bence hayli iyi bir çeviriyle İfşa Günü) hemen her şeyin anlamının yittiği, birbirine karıştığı ve yer yer su buharı olup havaya uçtuğu bir dönemde görücüye çıkıyor. İlk bakışta demode gözükebilecek bir kaçıp kovalamaca öyküsü deyip başınızdan savabilirsiniz filmi. Ama işin derinine indiğimizde yönetmenin banko senaristi David Koepp’in satır aralarında farklı bir şeyler söylemeye çalıştığını da görüyoruz. 1947’den bu yana toplanan tüm UFO dosyaları hükümete yakın çalışan özel bir güvenlik kuruluşundan çalınmıştır ve çalanların amacı bunları sansürsüz şekilde tüm insanlığa yaymaktır. Tabii karşı tarafın eli de armut toplamadığından bu bilgiler halka ulaşmadan geri ele geçirmeye çalışırlar. Tam da bu noktada Kansas’lı sıradan bir hava durumu sunucusu olan Margaret tüm bu olayların bir parçası olduğunu öğrenecek ve bulmacanın çözümünde önemli bir role bürünecektir.
Tam da bu noktada Emily Blunt’un böylesi bir blockbuster film için oldukça iyi olduğunu düşündüğüm oyunculuğunu övmesem olmaz. Hani başta dedim ya Spielberg bizi kurduğu dünyalara oyuncularının gözünden inandırmayı başarır. İşte Blunt’ın bakışları da filmin bu işlevini sonuna kadar yerine getiriyor. İzlemesi gerçekten bir keyif. Disclosure Day’in iyi yaptığı diğer şeyse spekülatif bir bilim-kurgu olmak. İnanç, inkâr, bilginin yükü ve insanlığın kainattaki yeri kadar kendi gezegenindeki yerine ve amacına dair de bolca önemli diyalog var filmde ve bence hepsi de üstünde düşünmeye değer. UFO’lar tamam varlar ama onların olduğunu bilmek örneğin Tanrıya inanan bir insanı nasıl etkilerdi? Veya kendileri de halihazırda tanrısal varlıklar olan bu canlıların aramızda yaratacağı infial bizim dengelerimizi temelden bozar mıydı? Belki de duvarlar yıkılmalı, taşlar artık yerinden oynamalı ve insanlık bir değişim çağına girmelidir diyor yönetmen burada. İster dindar olsun ister inançsız biri herkes bu yeni gerçekliğe adapta olabilmeli, çünkü mahremiyetin içinden geçildiği bir post-gerçek çağında madem bilgi hem altın hem de çöplük o halde önemli olan, gerçekliğin muhteviyatı değil de bizim o gerçekliğe ne anlam verdiğimiz olur.
Sözgelimi uzaylılar gelip elimizi sıksa dahi onlara olan inancımız o güne kadar getirdiğimiz inançlarla ne derece çakışacak? Bir şeyin var olduğunu bilmenin yükünü herkes elbette aynı vakarla sırtlanamayacak, ama tüm patırtı gürültüden sonra kazanan insan ırkının geleceği mi olacak? Spielberg öyle düşünüyor ve bu düşüncesini en yüksek perdeden dile getirmeyi de ihmal etmiyor filminde. Çünkü onun penceresinden baktığımızda umut hep var orada bir yerde ve onu paylaşıp büyütmeye değer.
Yoksa diğer yandan baktığımızda, filmin yer yer bazı mantık hatalarına ya da kolaycı çözümlere başvurduğunu görüyoruz. Veya merkezdeki karakterlerden birinin tüm film boyunca yaptıkları mücadeleden sonlara doğru vaz geçmesi kimisine “bu ne yaa?” dedirtebilir. Ama vaz geçmek bazen mücadelenin kazanılmasıdır da. İnsan merakı kişisel hırsların ve açgözlülüğün ötesine geçtiğinde tüm hükümetlerin, sırların, gizlerin ifşa olmasının getireceği tatminini doyasıya yaşar. Ve bencil özne kendini aslında ait olduğu topluluğun bir parçası olarak görmeye başladığı anda aslında kendi değerini ve potansiyelini de ortaya çıkaracak bir yöne adım atmış olur. Her anında fazlasıyla iyimserlikle dolu yapım bu açıdan günümüzün hep negatifle doyurulan zihinlerine pek inandırıcı gelmeyebilir. Ama belki Spielberg de tam olarak bunu görüp, sürekli karanlığa doğru gidiyormuş gibi görünen dünyaya son bir umutla selam etmiş olabilir. Kaldı ki bizi negatif enformasyonla sulayanın algoritma olduğunu da unutmayalım. Spielberg’ün bu bahçeye daha insani, daha pozitif bir algı tohumu ekmesi çok mu kötü gerçekten?
Disclosure Day’in zihnimize saldığı tüm bu merak ve bilginin sorumluluğu temaları bir noktada elbette yükselişe geçen ABD’nin Demokrat kanadının yeni ajandalarına da hizmet ediyor. Her ne kadar Trump’ın açıkladığı UFO dosyaları büyük oranda fos çıksa da bilincimiz bunca yıl öyle bir algıyla yönlendirildi ki; “kesin sakladıkları çok daha önemli ve çığır açacak kanıtlar vardır” demekten geri duramıyor insan. Zira içimizdeki sonsuz merak ve önümüzde uzanan daha da sonsuz kâinatın içindeki tek başınalık duygusu cidden korkutucu. Yer yer inanç sistemlerine sert kroşeler de vuran film elbette bir sahnesinde “ne şiş yansın, ne kebap” tavrını ortaya koyuyor ama o noktaya kadar sorduğu sorular çoktan beynimizi meşgul etmeye başlamış oluyor zaten.
Bunlardan birisini direkt sorayım örneğin; ya bizim Tanrı olarak düşündüğümüz varlık da çok gelişmiş bir uzaylı medeniyetine mensupsa ve hatta yeryüzündeki geçmiş gelecek tüm inançlar aslında onu takdir amacıyla var olmuşsa? Oldukça Tanrıların Arabaları sularına yaklaşan bu önerme filmde direkt olarak yer almasa da ipuçlarının vardığı noktalardan birisi bu, çünkü bolca verilen masalsı ve mitolojik göndermelerin esas gayesi oraları da eşelemek biraz. Yani bizim varoluşumuzdan beri ilahi/UFO kaynaklı bir müdahaleye maruz kaldığımız ve belki de yönlendirildiğimiz duygusu. Bu herkes için subjektif bir bakışa mazhar olan bir durum, fakat bunun objektif bir gerçek olacağı günde nasıl bir kızılca kıyametin kopacağını varın siz düşünün. İşte İfşa Günü tam olarak böyle bir “bilgi kıyametinin” öncesini son derece gerilimli ve tempolu bir şekilde anlatmayı başarıyor. Sırf Colin Firth ve Emily Blunt’ın oyunculukları için bile gidilir ki BONO’nın kızı Eve Hewson’ın da Jane olarak rol çaldığını belirtmeliyim.
Son bir not da Colin Firth’ün her noktada kahramanlarımızı durdurmaya çalışan Noah rolüyle ilgili. Dini öyküler perspektifinden baktığımızda Nuh belki bir kurtarıcıdır ama bu kurtulma işi yalnızca seçilmişler içindir. Filmdeki Noah da kıyameti getirecek bilgiden insanlığı sakınma görevinde ama seçilmişler yine de onun korumasındaki bilgiye ulaşabiliyorlar. Yani artık seçilmişlerin çağı bitsin, taşısın ya da taşıyamasın herkesin sırtında kopsun bu tufan ki insanlık olarak kısır iç çekişmeleri bırakıp türsel sorumluluklarımızı hep birlikte oturup konuşacağımız yeni bir düzen kurulsun.
Buna hazır olmasak bile olsun, çünkü göklerin sel olup yağmadığı her gün biz kendimizi yok etme yolunda bir adım daha atıyor olacağız insanlık olarak…
Dip Not: Film bizde 10 Haziran Çarşamba günü yani ABD’den iki gün önce vizyona girecek, bu da böyle hoş bir detay. :)
Editörün Notu: Bu kendinizi her yönden inanç ve inkâr arasında bulacağınız bir film. Spielberg halen iyi bir yönetmen mi, UFO’lar yarın çıkıp bize canlı yayında el sallasa dahi inanır mıydınız? Hepsinden öte inancın ve inkârın halen bir anlamı var mı? Spekülatif bilim-kurguda özlediğimiz bir tat geri dönmüş.
Filmin Notu: 4 / 5
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Emily Blunt, Josh O’Connor, Colin Firth, Eve Hewson























şu ekşi suratlı kadını da hiç sevmem, hep aynı ifade